İnsanlık bazen sorun çözmek yerine sorunun kaynağını kesip atmayı tercih ediyor. Löbotomi de tam olarak böyle bir “çözüm”. Kulağa bilimsel geliyor, ama içine girdikçe insanın içini sıkan bir hikâyeye dönüşüyor. Löbotomi, 20. yüzyılın ortalarında özellikle ağır psikiyatrik hastalıkları “tedavi etmek”…devamıİnsanlık bazen sorun çözmek yerine sorunun kaynağını kesip atmayı tercih ediyor. Löbotomi de tam olarak böyle bir “çözüm”. Kulağa bilimsel geliyor, ama içine girdikçe insanın içini sıkan bir hikâyeye dönüşüyor.
Löbotomi, 20. yüzyılın ortalarında özellikle ağır psikiyatrik hastalıkları “tedavi etmek” amacıyla kullanılan bir beyin ameliyatıydı. Temel fikir basit ve bir o kadar ürkütücü: beynin ön kısmı olan prefrontal korteks ile diğer bölgeler arasındaki bağlantıları kesmek. Bunun sonucunda hastanın yoğun duyguları, kaygısı, saldırganlığı azalacaktı.
Yani insanın sorunları çözülmeyecek, sadece hissetme kapasitesi törpülenecekti. Bugün kulağa distopik bir deney gibi geliyor ama o dönemde bu yöntem ciddi ciddi umut olarak sunuluyordu.
Bu yöntemi popülerleştiren kişi António Egas Moniz. 1930’larda geliştirdiği bu teknikle psikiyatrik hastalıkları kontrol altına alabileceğini iddia etti. Hatta işin en tuhaf kısmı, bu çalışmaları sayesinde 1949’da Nobel Ödülü aldı. Evet, yanlış duymadın, insanların beyin bağlantılarını keserek “iyileştirdiğini” söyleyen bir yöntem ödüllendirildi.
O dönem psikiyatri alanında çaresizlik çok büyüktü; ilaçlar yetersizdi, hastaneler doluydu ve doktorlar bir çıkış yolu arıyordu. Löbotomi de bu boşlukta parlayan tehlikeli bir fikir oldu.
Zamanla yöntem daha da “pratik” hâle getirildi.
Özellikle Walter Freeman adlı doktor, işi bambaşka bir noktaya taşıdı. Onun geliştirdiği “transorbital löbotomi” yöntemi, ameliyathaneye bile ihtiyaç duymuyordu. Göz çukurundan ince, buz kıracağına benzeyen bir alet sokuluyor, ince kemik tabaka kırılıyor ve beyin dokusu içinde hareket ettirilerek bağlantılar koparılıyordu. Çoğu zaman lokal anestezi bile doğru düzgün uygulanmıyordu. İşlem dakikalar içinde bitiyordu.
Hızlı, ucuz ve korkunç derecede kontrolsüz.
Peki sonuç? Bazı hastalarda gerçekten sakinleşme görülüyordu. Ama bunun bedeli ağırdı. İnsanlar duygusal olarak düzleşiyor, kişilikleri silikleşiyor, karar verme yetileri bozuluyor, hatta çocuklaşmış gibi davranmaya başlıyorlardı. Kimi hasta konuşma yetisini kaybediyor, kimi temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hâle geliyordu. Yani “iyileşme” diye sunulan şey, çoğu zaman insanın kendisinden geriye çok az şey kalmasıydı.
Depresyonu olan biri artık üzülmüyordu belki, ama sevinemiyordu da. Sorun yoktu çünkü his de yoktu.
Bu operasyonlar sadece gerçekten ağır vakalara da yapılmadı. Dönemin bakış açısı o kadar sorunluydu ki, “uyumsuz”, “asi” ya da “topluma ayak uyduramayan” insanlar bile bu yönteme maruz kaldı. Kadınlara daha sık uygulanması da ayrı bir mesele. Toplumun beklentilerine uymayan davranışlar bile tıbbi sorun gibi görülüp beyne müdahale edilmesi normalleştirildi. Yani mesele sadece tıp değil, doğrudan sosyal kontrol.
1950’lerden sonra durum yavaş yavaş değişmeye başladı. Psikiyatrik ilaçların gelişmesi, özellikle antipsikotiklerin bulunmasıyla birlikte löbotomiye olan ihtiyaç sorgulanır hâle geldi. Aynı zamanda bu operasyonların sonuçları daha açık görülmeye başlandı: geri dönüşü olmayan hasarlar, kalıcı kişilik değişimleri ve ciddi etik problemler. Tıp dünyası da nihayet “bir dakika biz ne yapıyoruz” demeye başladı. Löbotomi büyük ölçüde terk edildi ve modern psikiyatride neredeyse tamamen yasaklandı.
Bugün löbotomi, tıp tarihinin en tartışmalı uygulamalarından biri olarak anılıyor. Bir yandan dönemin çaresizliğini ve çözüm arayışını gösteriyor, diğer yandan da kontrolsüz bilimin ne kadar tehlikeli olabileceğini. İnsan zihnini “tamir edilecek bir makine” gibi görmek kolay, ama o makineyi parçalayınca geriye çoğu zaman insan kalmıyor.
Sonuç olarak löbotomi, bilimin etikle sınırlandırılmadığında neye dönüşebileceğinin net bir örneği. İnsanlar sorunları çözmek yerine bazen sadece susturmayı seçiyor. Ve bu “sessizlik”, çoğu zaman sandığımızdan çok daha pahalıya mal oluyor.