"..bal yusuf için mutluluk, tümlük, lezzet demek; çocuğun babasıyla birlikte, babasından güç alarak doğanın dilini öğrendiği, bir yandan da başka bir imgelem dünyası yaratmanın imkanlarını sezinlediği dönemi tanımlayan motif." (asuman suner)
Spoiler içeriyor
"bal, babanın kaybına dair bir öyküyü anlatırken, süt'ün merkezinde anneden kopuş, kaplanoğlu'nun ifadesiyle sütten kesilme var. aslında süt'te ilk gençliğini süren bir erkek olarak gördüğümüz yusuf için bu beklenen hatta belki arzulanan bir kopuş. burada yusuf'u sarsan, kopuşun gerçekleşme şeklinin…devamı"bal, babanın kaybına dair bir öyküyü anlatırken, süt'ün merkezinde anneden kopuş, kaplanoğlu'nun ifadesiyle sütten kesilme var. aslında süt'te ilk gençliğini süren bir erkek olarak gördüğümüz yusuf için bu beklenen hatta belki arzulanan bir kopuş. burada yusuf'u sarsan, kopuşun gerçekleşme şeklinin beklenmedik oluşu; oğul anneyi terk etmeye hazırlanırken, annenin oğulu terk etmesi."
(asuman suner, s.61)
Spoiler içeriyor
**babam çiçek açmış!** "bal ve süt'teki eksilme/ kayıp/ kopuş hikayelerinin ardından yumurta bir tümlenme/ çoğalma hikayesi anlatıyor. ..yumurta kapalı bir kutu. içinden ne çıkacağını, yusuf'u nereye götüreceğini bilemiyoruz tam olarak. bir yandan kendi içinde mükemmel bütünlüğe sahip bir form diğer…devamı**babam çiçek açmış!**
"bal ve süt'teki eksilme/ kayıp/ kopuş hikayelerinin ardından yumurta bir tümlenme/ çoğalma hikayesi anlatıyor. ..yumurta kapalı bir kutu. içinden ne çıkacağını, yusuf'u nereye götüreceğini bilemiyoruz tam olarak. bir yandan kendi içinde mükemmel bütünlüğe sahip bir form diğer yandan çoğalmak, hayatın devam etmesi, yeni başlangıç demek. bu haliyle öyküyü başladığı yere, ana rahmine götüren bir unsur."
(yusuf'u yanlış anlamak, asuman suner )
özgür olmak- antisemit'in portresi'ni okuyorum jean paul sartre'dan. yüz küsür sayfa ve her anlamıyla çok değerli. üslup olarak biraz dinle küçük adam(wilhelm reich) metnini çağrıştırdı, ki o da bir başucu niteliğinde benim icin. antisemit'in psikanalizi başlığıyla ele almış okuduğum ilk…devamıözgür olmak- antisemit'in portresi'ni okuyorum jean paul sartre'dan. yüz küsür sayfa ve her anlamıyla çok değerli. üslup olarak biraz dinle küçük adam(wilhelm reich) metnini çağrıştırdı, ki o da bir başucu niteliğinde benim icin.
antisemit'in psikanalizi başlığıyla ele almış okuduğum ilk bölümü. aklıma hep melanie klein'ı getirdi. hasetlik, yıkıcılık nefret dürtüsü ne kadar baskın insan güruhunda ve kapılması ne kolay bayağı bir tutku. düşmanı dışarıda aramak sürekli. klein'ın paranoid şizoid pozisyonunda kalmış bebek tanımı gibi. ortalamanın insanı/ söylemi bu nesneyle ilk ilişkide ölümcül kavşağı gecemeyenlerden oluşuyor sanırım çoğunlukla.
kendi olmak bütün olmak ne önemli, sevgi ve nefreti iyi ve kötüyü birleştirebilmek. şeytan ve melek savaştırmadan.
"sanat salt doğayı taklit etmez, sanat yaratılmış her şeyi taklit eder. bunu da bazen başka bir dünya önermek bazen de doğanın insana sunduğu o bir anlık umudu çoğaltmak, doğrulamak ve toplumsallaştırmak için yapar. sanat, bize doğanın arada bir görme fırsatı…devamı"sanat salt doğayı taklit etmez, sanat yaratılmış her şeyi taklit eder. bunu da bazen başka bir dünya önermek bazen de doğanın insana sunduğu o bir anlık umudu çoğaltmak, doğrulamak ve toplumsallaştırmak için yapar. sanat, bize doğanın arada bir görme fırsatı verdiği şeylere karşı örgütlenmiş bir tepkidir. sanat, bizde var olan bir şeyi tanıma potansiyelini sürekli bir güce dönüştürme girişimidir. sanat, insanın doğadan daha kesin bir karşılık bulma umudunu gösterir.. sanatın aşkınsal yanı her zaman bir yakarıştır."
(s. 84, çev. cevat çapan)
Spoiler içeriyor
savaş zamanlarının insanların gündelik hayatlarını nasıl perişan ettiğini, yoksulluk, sefalet ve ölüm korkusuna rağmen bir biçimde insan kalma çabasını anlatan güzel bir film. faşizmin insanı nasıl insanlıktan çıkardığını nazi dönemi ile gösteriyor. her şey öyle zor ve yasak ki çocuklar…devamısavaş zamanlarının insanların gündelik hayatlarını nasıl perişan ettiğini, yoksulluk, sefalet ve ölüm korkusuna rağmen bir biçimde insan kalma çabasını anlatan güzel bir film. faşizmin insanı nasıl insanlıktan çıkardığını nazi dönemi ile gösteriyor. her şey öyle zor ve yasak ki çocuklar ailelerinden babalarından koparıldıkça ideolojik olarak ne denli nazi sempatizanı yapılmaya çalışılsalar da aslında kötü bir şey yaşadıklarını sezer ve itiraf ederler birbirine. hitler'den nefret ediyorum diye bağırırlar kimsenin duymayacağı nehir kıyısında. en özgür hissettikleri andır bu..
yaşatmayan nefes aldırmayan bir ortamda kız çocuğu kelimelere tutunur. tutkuyla okumayı ve dünyayı kendi gözleriyle tanıklığıyla görmeyi ifade etmeyi öğrenir. sanat nasıl ortaya çıkıyor? en çok da böyle zamanın ağırlaştığı yaşamın imkansıza yakın olduğu anlarda belki de. üzerine bombalar yağarken bir sığınakta akordiyon çalmak veya güzel bir hikaye anlatmaya dinlemeye koyulmak gibi. o an hava gibi su gibi gelir işte sanat. geçenlerde suriye iç savaşında yıkık dökük şehirlerde hala okula giden gitarını kemanını alıp çalmak için çabalayan çocukların motivasyonunu düşünüp durmuştum nasıl oluyor diye. demek ki böyle. insanın elinden hiçbir şey gelmezken düşüp yara alırken bile eline tutuşturulan bir çiçek gibi yaşam simidi gibi olur müzik, edebiyat, sanat hatta felsefe. ölüme ve faşizme karşın sonsuzca özgür ve insan kalınan tüm zamanlardan azade bir araya getiren kimsenin öteki/ düşman olamadığı büyülü ve güzelin ta kendisini anımsatan iyileştiren yegane sığınak.
hem tanık olmanın hem de kötüye direnişin simgesi.
Spoiler içeriyor
bir roman ama aynı zamanda roman denemesi, romanın yazılma süreci ve sanat anlayışını da irdeleyen tartışan bir eser. romanın konusu gerçeklik ile romancının/kurgunun çatışması bizzat. nedense en aklımda kalan cümlesi şu: "gelecek piçlerindir. ..ancak bir piç doğal olabilir." "bir roman…devamıbir roman ama aynı zamanda roman denemesi, romanın yazılma süreci ve sanat anlayışını da irdeleyen tartışan bir eser. romanın konusu gerçeklik ile romancının/kurgunun çatışması bizzat. nedense en aklımda kalan cümlesi şu: "gelecek piçlerindir. ..ancak bir piç doğal olabilir."
"bir roman yazmak için, başkalarının yaşamını yeterince tanımıyorum. kendim de yaşamadım daha. şiir canımı sıkıyor. bugün bana yeterli gelen tek ozan rimbaud.. bazı bazı yazmak yasamaya engel olurmuş, insan ancak eylemleriyle kendini sözcüklerle anlatacağından daha iyi anlatırmış gibime geliyor. rimbaud'da en çok hayran kaldığım şey de bu; yaşamı yeğlemiş olması."(bernard)
~
"gerçek budala, kendi düşüncesinden öte bir düşüncenin bilincinde değildir. ben öte'nin bilincindeyim. ama gene de bir budalayım, öyle ya, bu öte'ye hiçbir zaman erişemeyeceğimi biliyorum. ...başkaları ellerinde bulunanı duyarlar, ben yalnız eksikliklerini duyuyorum. para eksikliği, kafa eksikliği, aşk eksikliği.. hep açık veriyorum, hep geride kalacağım.. şu son günlerde bir deneme düşünüyorum, yetersizlik üstüne deneme diye adlandirabileceğim bir deneme. ama elbette bunu yazmak için yetersizim."(armand)
~
"nasıl yaşamanız gerektiğini de ancak yaşayarak öğrenebilirsiniz.
nasıl yaşayacağım konusunda karar verene kadar ya kötü yaşarsam?
bu bile aydınlatacaktır sizi. kendi eğilimine uymak iyi bir şeydir; yeter ki yukarı doğru olsun."
iyi kitap başka kitaba yönlendiren kitaptır, derler. kaygusuz'u deneme kitabı aramızdaki ağaç ile tanıyıp sevince yere düşen dualar romanıyla okumaya devam etmek istedim. ve yanıltmadı, keyifle okudum. kültürlü, politik bilinç düzeyi yüksek, edebî dağarcığı zengin, okuması şiirsel ve estetik. "biri…devamıiyi kitap başka kitaba yönlendiren kitaptır, derler. kaygusuz'u deneme kitabı aramızdaki ağaç ile tanıyıp sevince yere düşen dualar romanıyla okumaya devam etmek istedim. ve yanıltmadı, keyifle okudum. kültürlü, politik bilinç düzeyi yüksek, edebî dağarcığı zengin, okuması şiirsel ve estetik.
"biri sizin hakkınızda bir şeyler geveliyorsa az çok kendisinden bildiği her neyse onu dile getiriyordur. kendinde olmayan bir şeyi başkasında göremezsin. bunun altında düşmanca da olsa bir kardeşlik bağı vardır." s. 18
"haftalardır dokunmamışsın bana, çok özlemişsin. beni istediğini söyleyince, birdenbire köleleştirdin beni. seni yüceltene mutlaka hizmet etmelisin çünkü. ...öte yandan, dokunulmamak mahvediyor insanı. yavaş yavaş görünmezleşiyorsun. sen beni görünür kılmasaydın o aç bakışınla, çarşının içinde gezinirken kalçalarıma dikmeseydin gözünü, yemin ederim silinecektim dünyadan." s. 68
"taşra iyimserler cehennemidir. üstünkörü iyimserliğiyle sarhoş edip içten içe tüketir insanı. gidecek yeri olmayanların biricik hapishanesi, taşrayı terk etmiş olanların kurtulamadıkları esaretidir." s. 82
sema kaygusuz, metis yayınları
Spoiler içeriyor
"halka yapılan baskılar yüzünden burjuvaziye nefret beslemişse de, aslında halk da yabancıdır ona; karşıtlığını belirttiği hiçbir sınıfa girmez sade, kendisinden başka benzeri olmayan biridir." "tehlikeyle oynarken kendini daha hâkim plânda sanıyordu. ama toplum gözlüyordu onu; toplum her türlü bölünmeyi yadsıyordu;…devamı"halka yapılan baskılar yüzünden burjuvaziye nefret beslemişse de, aslında halk da yabancıdır ona; karşıtlığını belirttiği hiçbir sınıfa girmez sade, kendisinden başka benzeri olmayan biridir."
"tehlikeyle oynarken kendini daha hâkim plânda sanıyordu. ama toplum gözlüyordu onu; toplum her türlü bölünmeyi yadsıyordu; her birey kayıtsız şartsız onun olsun istiyordu. sade'ın gizini ele geçirmekte de gecikmedi; suç bağıyla kendine bağladı onu."
"kendisini toplumdan koparan işlemden çok acı çekmişti; bireysel zevkleriyle çatışmayacak bir toplumun özlemini çekiyordu. aslında bu zevklerin aydınlanmış bir toplum için önemli bir sakınca yaratmayacağı inancındaydı."
"sade'a göre kurallar görece ise, bu onların keyfi olduğunu gösterir."
"yerleşik adaletsizlikler, resmi yolsuzluklar, anayasa suçları... işte asıl baş belaları bunlardı. suçu, eşitsizlikler ve gereksinmeler doğurduğundan ve suç kendini yaratan nedenlerle birlikte ortadan kalkacağından, adil bir ekonomik düzen bütün yasaları ve bütün mahkemeleri işe yaramaz hale sokabilirdi."
"şu halde yalvarırım söyleyin bana, bir varlığı salt var olduğu için mi yoksa bana benzediği ve yalnız bu bağlantı dolayısıyla seçtiğim için mi sevmeliyim? bir yandan ezilenlerin koşullarını bayağıca kabul ederken, öte yandan insanseverlik üstüne söylevler çeken ayrıcalıklı kişilerin iki yüzlülüğüne şaşıyorum doğrusu.."( marquis de sade)
"ya yoksulları ortadan kaldırınız ya da yoksulluğu, ezilmeyi ve adaletsizliği yarım çarelerle sürdürmeyiniz; ..sade'ın kişileri küçük bir sadakayla savmak yerine bir zavallıyı açlıktan ölüme terk ediyorlarsa; bu, vicdanlarını ufak bir bedelle yatıştıran şerefli baylarla aynı hizaya gelmek istememelerindendir."
"sade'a göre öldürmek var, yargılamak yoktur. sade'a karşı en inandırıcı itirazların birey adına yapılabileceğini varsayabiliriz: çünkü birey koyu bir gerçektir ve suç gerçek bir şekilde örselemektedir onu. sade'ın düşüncesindeki aşırılık işte burada doruğuna ulaşıyor: "benim için başkasının varlığı önemli değil, bana hiçbir ödev yükletilemez." der.
"sade; bayağı cinsten suçları mahkum edip, yalnız ben'deki devrimi tamamlayan suçları öğütleyen stirner'la benzerlik gösterir. erdemin hiçbir teşekküre değmediğini düşünür. çünkü erdemi ileri sürenlerin çıkarına yaramaktan ibarettir, erdem."
"suçlu bir toplumda suçlu olmak gerekir. bu formül sade'ın bütün ahlakını özetliyor."
"kara roman edebiyatının öncüsüdür. ..ne söylemişse kendi zevki için söylemiş, bunları okura kabul ettirmek konusunda hiç kaygılanmamıştır. ..cinselliği; bencillik, kıyıcılık, zorbalık olarak ilk ele alan sade olmuştur."