Her gün sahilde tek başına oturan Mio ve onu merak eden Shun... Mio yıllar önce anne babasını kaybetmiştir. Yalnız kalınca her gün sahile gelip aynı banka oturup uzaklara dalar. Bunu gören Shun ise Mio'yu merak edip ona karşı bir adım…devamıHer gün sahilde tek başına oturan Mio ve onu merak eden Shun...
Mio yıllar önce anne babasını kaybetmiştir. Yalnız kalınca her gün sahile gelip aynı banka oturup uzaklara dalar. Bunu gören Shun ise Mio'yu merak edip ona karşı bir adım atar. Aralarında bir şeyler alevlense de Mio'nun gitmesi gerekir.
Peki Mio üç yıl sonra dönünce neler olacaktır?
Konusu olsun, karakterleri olsun, çizimleri olsun, verdikleri mesajlar olsun severek izlediğim bir film oldu.
Mio ile annesinin birbirine olan bağlarını, Mio'nun yalnızlığını, Mio ile Shun arasındaki ilişkiyi, Shun'un uğradığı zorbalığı güzel bir şekilde aktarmışlardı.
Sevginin cinsiyete bağlı olmadığını, sevdikten sonra hiçbir şeyin öneminin kalmadığını da biz izleyicilere göstermiş oldular.
Ayrıca filmdeki minik detaylar, Mio'nun bileklikleri gibi, ve geriye dönüşler de kalbimi ısıttı.
Sadece bazı yerlerdeki geçişler yüzünden boşluklar oluşmuş gibi hissettim. Onun dışında gerçekten çok güzeldi. Devam etmesini isterdim.
.
"Bir gün birini sevebilmek, birine sıkıca sarılabilmek... Bunların hiçbir zaman olmayacağını düşünüyordum."
Yeni bir okula başlayan Nathan partide bir erkekle öpüşür. Bu öpüşmenin fotoğrafı çekilir ve iki erkeğin öpüştüğü bu fotoğraf tüm okula yayılır. Haliyle Nathan'ı ve sonradan açığa çıkan gizli aşkını zor günler bekliyordur. Konusu klasik LGBT filmleri gibi olsa da…devamıYeni bir okula başlayan Nathan partide bir erkekle öpüşür. Bu öpüşmenin fotoğrafı çekilir ve iki erkeğin öpüştüğü bu fotoğraf tüm okula yayılır. Haliyle Nathan'ı ve sonradan açığa çıkan gizli aşkını zor günler bekliyordur.
Konusu klasik LGBT filmleri gibi olsa da kendini izlettiren ve dersler verip duygulandıran bir filmdi benim için. Nathan'ın lisede yaşadığı zorbalıklar olsun, babasının kabullenmesi olsun, aşık olduğu çocukla arasındaki ilişki olsun hepsi güzel işlenmişti ve izleyiciyi etkiliyordu.
Ayrıca homofobinin LGBT bireyleri üzerinde nasıl etkilere yol açtığını, insanların bu konuda bilgilendirilmesi gerektiğini, her şeye rağmen ailenin sıcak kucaklayışına olan ihtiyacı da çarpıcı bir şekilde ele alıyordu.
Ben izlerken ağlamamak için kendimi zor tuttum. Film bile olsa LGBT bireylerine yapılan zorbalıklar benim de canımı acıttı.
Umarım homofobik insanlar da izler ve homofobinin bir nefret olduğunun, kişiler üzerinde derin ve kalıcı yaralar açtığının farkına varır.
Din, dil, ırk, cinsiyet, yönelim ayrımı gözetmediğimiz, herkesin eşit olduğu, nefretin olmadığı yarınlara... 🌈
Kendilerini paralel evrende bulan bir grup insanın hayatta kalmak için oynadıkları oyunların, verdikleri mücadelelerin öyküsü... Arisu ile arkadaşları Karube ve Chota bir gün kendilerini yaşadıkları şehrin paralel evreninde bulurlar. Bu paralel evrende ilk başta kimseyi göremezler fakat hayatta kalmak için…devamıKendilerini paralel evrende bulan bir grup insanın hayatta kalmak için oynadıkları oyunların, verdikleri mücadelelerin öyküsü...
Arisu ile arkadaşları Karube ve Chota bir gün kendilerini yaşadıkları şehrin paralel evreninde bulurlar. Bu paralel evrende ilk başta kimseyi göremezler fakat hayatta kalmak için oyunlara dahil oldukça yeni kişilerle tanışıp yeni maceralara atılırlar.
Bu oyunlar iskambil kağıtları ile zorluk seviyesi ölçülen, oyun sonunda iskambil kağıdı ve ona eşdeğer vize kazanılan ve gerçekten zekice geliştirilmiş oyunlardır.
Peki Arisu ve arkadaşları bu oyunları kazanıp paralel evrenin şifresini çözebilecek midir?
Her şeyden önemlisi eve gitmenin bir yolu var mıdır?
İzlerken gerilimi bana üst seviyede hissettiren bir dizi oldu. Tasarlanan oyunları gerçekten çok beğendim ve verdikleri mücadele kayda değerdi. Bunların dışında yaşamanın amacı, dostluk, aile bağları, yardımlaşma gibi konuları da çok güzel işlerken izleyiciyi de kendine dair sorulara cevap vermeye davet ettigini düşünüyorum.
Geçmişe dönüp karakterlerin hayat hikayelerini görmek de beni etkileyen sahnelerden oldu.
Sadece duygusal sahneler biraz başarısızdı ve bazı oyunlarda hafif mantık hataları vardı diyebilirim. Onun dışında gerçekten çok beğendim. İzlemediyseniz izleyin derim.
Benim favorilerim arasında yerini aldı.
!!! SPOILER !!!
Diziyi aşırı beğendiğim için sezonları ve karakterleri de biraz spoiler vererek yorumlamak istiyorum.
Diziye ilk başladığımda beğeneceğimi anlamıştım ve öyle de oldu. Çünkü benim sevdiğim tarzda bir diziydi.
İlk sezonda iskambil kağıtlarından sadece sayılı olanların kazanıldığı oyunları görüyoruz. Bu oyunların bazıları zeka, bazıları fiziksel güç, bazıları grup çalışması gerektirirken bazıları da karşındaki kişiyi kandırman gereken oyunlar. Bu sezondaki oyunların hepsini beğendim diyebilirim. Benim için nefes kesen oyunlardı. Ve karakterlerin çoğunu da bu sezonda tanıdık. Hatta tanıdığımız karakterlerden kaybettiklerimiz de oldu.
İlk sezona dair beğenmediğim şeylerden bir tanesi oyuncuların 'Sahil' adı verilen toplanma mekanı oldu. Arisu ile Usagi oraya gittiği için ilk olarak onlara kızsam de sonradan gittikleri daha iyi oldu diye düşündüm. Çünkü çok sevdiğim Kuina ve Ann gibi karakterleri Sahil aracılığıyla tanıdık. Diğer çok sevdiğim Chishiya ve Aguni gibi karakterleri de zaten 'Elim Sende' oyunu aracılığıyla tanıyorduk.
İlk sezona dair beğenmediğim bir diğer şey ise son oyun olan 'Cadı Avı' oldu. Aslında sorun oyunda değildi. Niragi'nin ölmeyip gelmesi, hatta Aguni'nin onunla birlikte ateşe atlamasına rağmen ikisinin de yine hayatta kalması benim için biraz olağanüstü oldu. -Aslında onca şeye rağmen çoğunun ölmemesi de çok olağanüstü.-
Fakat yine de ilk sezon benim için nefes kesiciydi diyebilirim.
İkinci sezona gelince... İlk sezonda tüm sayılı iskambil kağıtları toplanınca bu sezonda da resimli iskambil kağıtları toplanmaya başlanıyor. Bu oyunlarda ilk sezondaki çoğu oyundan farklı olarak geldikleri paralel evrenin vatandaşlarına karşı oynuyorlar. Kazanılan her oyun sonucu resimli iskambil kağıdı taşıyan zeplin alev alıyor. -Bu detay benim için güzel bir detaydı. Çünkü oyunu kazanan kişilerin arkasında zeplinin alev aldığı sahneler aşırı hoştu.-
İkinci sezonda beğenmediğim şey 'Maça Papazı' oyunu oldu. Bu oyunda maça papazı karşısına çıkan herkesi öldürürken insanlar sadece kaçıyordu. Son iki bölüme kadar hiçbiri silah vs. alıp saldırmaya kalkışmadı bile.
Ayrıca ilk sezonun oyunlarının daha güzel olduğunu düşünüyorum. Çünkü ikinci sezondaki oyunların çoğu zeka ve sabır gerektiren oyunlardı.
Sezonlarda dair yorumlarım bu şekildeydi. Biraz da karakter yorumu yapmak istiyorum.
• Arisu
Dizinin başrolü. Gerçek hayatta bilgisayar oyunu oynamaktan başka bir şey yapmayan Arisu, Karube ve Chota ile çok iyi dosttur. İlk başlarda oyunlara onlarla katılsa da 'Saklambaç' oyununda ne kadar istemese de onların ölümüne neden olur. Böyle olsa bile ben aralarındaki dostluğun çok iyi olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Arisu çok zeki ve tatlı bir karakterdi benim için. Bazen sinir etse de yine de seviyordum.
• Usagi
Babası dağcılık yapan Usagi, onun sayesinde fiziksel güç anlamında baya yetenekliydi. Bu yönüyle de çoğu oyunda başarılıydı. Babasının ölümüne üzülsem de bunun ona çok şey kattığını düşünüyorum. Ayrıca Arisu ile çok yakışıyorlardı.
• Kuina
En sevdiğim karakterlerden bir tanesi. Babası karate öğretmeni olmasına rağmen kendisi karatede pek iyi olmayan ve cinsiyet değiştiren, bu yüzden de evden ayrılan birisi. Geçmişine dair acılar taşısa da yine de anne babasını ne kadar sevdiğini ve gerçekten iyi bir dövüşçü olduğunu görüyoruz.
• Ann
Gerçek hayatta adli tıp uzmanı olan Ann paralel evrende de bu konuda ustalığını bizlere gösteriyor. Fiziksel gücü, güzelliği ve zekasıyla beni etkileyen; hatta en çok sevdiğim karakter.
• Chishiya
Gerçek hayatta -her ne kadar şaşırsam da- doktor olan Chishiya ilk başlarda bana soğuk gelse de sonradan sevdiğim bir karakter oldu. Zekası, soğukkanlılığı ve insanları okuma yeteneği etkileyiciydi.
• Aguni
Kaslı vücudu ile güçlü bir görünüme sahip olsa da aslında kalbi temiz olan birisi. İlk başlarda kötü biri olduğunu düşünsem de sonradan sevdiğim bir diğer karakter. Arkadaşı Şapkacı'yı öldürmesini ilk başlarda yanlış bulsam da sonradan hak verdim. Kendisi de zaten Arisu gibi bunun acısını çektiğini bizlere gösterdi.
Dizi hakkında spoiler içermeyen ve içeren yorumlarım bu şekildeydi. Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim. ♥️
Diziyi izlemediyseniz de bir şans verip izleyin derim. Şimdiden iyi seyirler. 💐
Savaş karşıtı bir yazar olan Stefan Zweig'den, askere çağrılan Ferdinand'ın öyküsü. Savaş sırasında İsviçre'ye kaçan ve en sonunda tekrar çağrılan ressam Ferdinand gidip gitmeme konusunda zor bir kararla karşı karşıya kalmıştır. Bir taraftan vatanı için kendini mecbur hissederken diğer taraftan…devamıSavaş karşıtı bir yazar olan Stefan Zweig'den, askere çağrılan Ferdinand'ın öyküsü.
Savaş sırasında İsviçre'ye kaçan ve en sonunda tekrar çağrılan ressam Ferdinand gidip gitmeme konusunda zor bir kararla karşı karşıya kalmıştır.
Bir taraftan vatanı için kendini mecbur hissederken diğer taraftan da bu cinayetin bir ortağı olmak istememektedir.
Vatanı ile ailesi, özgürlüğü arasında bir seçim yapmak zorunda kalan Ferdinand ile biz de bazı sorulara maruz kalıp kendimizce cevaplar arıyoruz.
Benim severek bir çırpıda okuduğum bir eser oldu.
.
"Tek bir birey herhangi bir kavramdan daha güçlüdür her zaman fakat kendisine inanmalı, iradesine sahip çıkmalıdır."
Stefan Zweig'in mini öyküler barındıran bu eserinde çeşitli insanların hayatlarına tanıklık ediyoruz. Fransa'nın bir liman kentinde duyduğu Alman ezgisine kulak verip tanımadığı insanların öykülerine dahil olan bir adam. Çalıştığı işler yüzünden kadınlığını ve duygularını yitiren, sonunda patronuna bağlanan bir kadın.…devamıStefan Zweig'in mini öyküler barındıran bu eserinde çeşitli insanların hayatlarına tanıklık ediyoruz.
Fransa'nın bir liman kentinde duyduğu Alman ezgisine kulak verip tanımadığı insanların öykülerine dahil olan bir adam.
Çalıştığı işler yüzünden kadınlığını ve duygularını yitiren, sonunda patronuna bağlanan bir kadın.
Düşman topraklarında, sahip olduğu tek şey olan onur nişanıyla hayatta kalmaya çalışan bir albay.
Yurt ve aile özlemiyle kaçıp tanımadığı, dilini bilmediği bir yere gelen, Leman Gölünde bulunan bir savaş esiri.
Yaşıtları üniversiteye giderken öğretmeni yüzünden kendisi hâlâ lise sıralarında olan bir öğrenci.
Her öykünün derinlerinde o kadar güzel anlamlar yatıyor ki aslında.
Ay Işığı Sokağı; bizlere ilişkilerde nasıl davranılması gerektiğini anlatırken, Leporella; bir bağlılık sonucu insanın gözünün kör olduğunu gösteriyor. Nişan; zorlukları gösterip vatan sevgisini aşılarken, Leman Gölü Kıyısında Olay; bizlere aile özlemi için göze alınanları sunuyor. Avare ise alınan kararların insanlar üzerinde nasıl etkiler yaratabileceğini bizlere gösteriyor.
Öykülerin hepsi birbirinden güzeldi benim için. Bir günde okuyup bitirdim. Sizin de sıkılmadan, bir çırpıda okuyacabileceğiniz bir eser.
.
"Mutlu olup olmadığını kimse bilmiyordu, belki kendi bile bilmiyordu."
Dostoyevski'nin kaleminden, iç çatışmalar yaşayan birine tanıklık ediyoruz. Kendini gerçek dünyadan soyutlayıp 'Yeraltı' dediği evinden; duygularını, düşüncelerini, yaşamını bizlere aktaran anlatıcı aslında bizden de kesitler sunuyor. Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde sohbet edasıyla sadece anlatıcının düşüncelerine yer verilmişti. Bu…devamıDostoyevski'nin kaleminden, iç çatışmalar yaşayan birine tanıklık ediyoruz.
Kendini gerçek dünyadan soyutlayıp 'Yeraltı' dediği evinden; duygularını, düşüncelerini, yaşamını bizlere aktaran anlatıcı aslında bizden de kesitler sunuyor.
Kitap iki bölümden oluşuyor.
İlk bölümde sohbet edasıyla sadece anlatıcının düşüncelerine yer verilmişti. Bu benim için sıkıcıydı ve anlaması güçtü açıkçası. Çünkü ben daha çok olay örgüsü olan eserleri beğeniyorum.
İkinci bölümde ise anlatıcının duygu ve düşünceleri 'Sulusepkene Dair' adıyla, olay çerçevesi etrafında anlatılmıştı. Bu bölüm benim için daha okunası ve akıcıydı.
Okurken kendimden izler bulsam da hiç katılmadığım konular ve sinir olduğum yerler de oldu.
.
"İnsan önce kendisi yaşamayı öğrenmeli, ondan sonra başkalarını kınamaya kalkışmalıdır."
Agatha Christie'nin romanından perdeye uyarlanan çarpıcı bir film. Linnet Ridgeway istediği her şeye sahip birisidir. En yakın arkadaşı Jacqueline de Bellefort'un nişanlısı Simon'a da sahip olur. Linnet ve Simon balayına giderler fakat güzel olması gereken bu günler hiç de bekledikleri…devamıAgatha Christie'nin romanından perdeye uyarlanan çarpıcı bir film.
Linnet Ridgeway istediği her şeye sahip birisidir. En yakın arkadaşı Jacqueline de Bellefort'un nişanlısı Simon'a da sahip olur.
Linnet ve Simon balayına giderler fakat güzel olması gereken bu günler hiç de bekledikleri gibi olmaz.
Kitap ile farklılıklar gösterse de benim için etkileyici bir filmdi. Olaylar geliştikçe ve onlara tanıklık ettikçe tüylerimin diken diken olduğunu hissettim.
İzleyiciye aktarılan ve aslında filmin temelini oluşturan aşk duygusu çok güzel işlenmişti.
Ayrıca manzaralar da çok hoştu.
Ve yine Hercule Poirot'a hayran kaldım.
Armie Hammer'ın burdaki oyunculuğunu beğenemedim.
Jackie karakteri ise çok güzeldi benim için.
Sadece filmin süresi bana biraz uzun geldi ama olaylar gelişmeye başlayınca zaman da su gibi akıp gidiyor.
.
"İnsanlar aşk için öldürür."
Kral tarafından Normandiya'ya sürülen Madame de Prie'nin çöküş öyküsüne tanıklık ediyoruz. Madame de Prie paraya, üne, erkeklere kısaca istediği her şeye sahip birisidir. Fakat işler pek yolunda gitmez ve kral tarafından sürgün edilir. Sürgün edilen Madame de Prie'nin hayatı alt…devamıKral tarafından Normandiya'ya sürülen Madame de Prie'nin çöküş öyküsüne tanıklık ediyoruz.
Madame de Prie paraya, üne, erkeklere kısaca istediği her şeye sahip birisidir. Fakat işler pek yolunda gitmez ve kral tarafından sürgün edilir.
Sürgün edilen Madame de Prie'nin hayatı alt üst olmuştur. Sahip olduklarının özlemini çeker. Bu özlem ve yalnızlık duygusu ise onun çöküşünün temelini oluşturur.
Okurken bir yandan Madame de Prie için üzüldüğüm bir yandan da hak ettiğini düşündüğüm bir eserdi benim için.
Stefan Zweig yine insanların duygularını çok güzel bir şekilde biz okurlara aktarmış. Yalnızlık, ölüm gibi konuları başarılı bir şekilde anlatmış.
.
"İnsanlık tarihi davetsiz misafirleri sevmezdi; kahramanlarını kendi seçer, ne kadar usandırıcı bir çabaya girerlerse girsinler hakkı olmayanları acımasızca geri çevirirdi; talihin ilerlemekte olan arabasından bir kez düşen kişi, arabaya bir daha yetişemezdi."
Uzun süre Hollanda Hint Adaları'nda çalışan bir doktor ve doktorun hayatını tamamıyla değiştiren bir kadın... Doktor, Hollanda Hint Adaları'nda görev yapmaktadır ve Avrupalı beyaz insanlara hasret kalmıştır. Bir gün beyaz bir kadın kliniğine gelir ve doktordan yardım ister. Olaylar da…devamıUzun süre Hollanda Hint Adaları'nda çalışan bir doktor ve doktorun hayatını tamamıyla değiştiren bir kadın...
Doktor, Hollanda Hint Adaları'nda görev yapmaktadır ve Avrupalı beyaz insanlara hasret kalmıştır. Bir gün beyaz bir kadın kliniğine gelir ve doktordan yardım ister. Olaylar da bu şekilde başlar.
Anlatıcının gemide karşılaştığı doktor üzerinden olaylara tanıklık edip onla birlikte yaşadığı duyguları hissettiğimiz güzel bir eserdi benim için.
Doktorun içinde bulunduğu durum ve bu durumun sonuçları çok güzel yansıtılmıştı.
Ayrıca Stefan Zweig'in okuduğum sekizinci eseri ve yazarın beğendiğim eserleri arasında yerini aldı.
.
"'Amok'un ne olduğunu biliyor musunuz?'
'Amok mu?.. Sanırım hatırlıyorum... Malezyalılarda görülen bir tür sarhoşluk...'
'Bu sarhoşluktan daha fazla bir şey... bu delilik, bir tür insan kudurması...'"
Güzelliğe, paraya, üne, kısaca her şeye hatta en yakın arkadaşının sevgilisine bile sahip Linnet... Linnet Ridgeway genç ve güzel bir kızdır. Ailesinden kendisine yüklü miktarda bir servet kalmıştır ve kendisine bir malikâne yaptırmaya karar verir. En yakın arkadaşı Jacqueline de…devamıGüzelliğe, paraya, üne, kısaca her şeye hatta en yakın arkadaşının sevgilisine bile sahip Linnet...
Linnet Ridgeway genç ve güzel bir kızdır. Ailesinden kendisine yüklü miktarda bir servet kalmıştır ve kendisine bir malikâne yaptırmaya karar verir. En yakın arkadaşı Jacqueline de Bellefort ise bunu duyunca durumları kötü olduğu için sevgilisi Simon Doyle'u işe almasını ister. Linnet bunu kabul eder fakat zamanla Simon ile aralarında bir şeyler başlar ve bu ilişki evliliğe kadar gider.
Linnet ve Simon balayında Mısır'a giderler ve gemiyle Nil Nehri üzerinden seyahat ederler. Fakat bu güzel günlerinde beklenmedik olaylar başlarına gelir...
Yine Agatha Christie yine Hercule Poirot ve yine mükemmel bir eser.
İlk başlarda Linnet'i bize tanıtan ve daha sonra başlarına gelen olaylara tanıklık ettiğimiz bu eserde Hercule Poirot ve albay Race ile birlikte olayları çözmeye çalışıyoruz. Tam buldum diye düşünürken başka bir detay ile aslında nasıl ters köşe olduğumuzu görüyoruz. Ve en sonunda olaylar sonuca ulaşınca hiçbir şeyin beklediğimiz gibi olmadığını anlıyoruz.
Benim için aşırı sürükleyici bir eserdi. Severek okudum. Siz de kesinlikle okuyun derim.
.
"Evet, geçmişi değiştiremezsiniz. Gerçekleri oldukları şekliyle kabul etmek gerekir. Ve bazen, yapılabilecek tek şey de budur; geçmişteki hataların sonuçlarını kabullenmek."