Arkadaşlar aranızda meditasyon yapan var mı?(ama benim sorduğum daha çok Hinduizm ve Budizmdeki meditasyon türü veya Jainizm) Bir de daha çok Hindistan ve Çin yani Doğu felsefelerinin konuşulduğu oluşum veya platform var mı bildiğiniz?
Aslında piyasada bu konuyla ve komplo teorisiyle alakalı tonlarca kitap var ama en sağlamı ve düzgünü bu sanırım. Amacım yazarı kötülemek kesinlikle değil muhtemelen yazar sağlam bir araştırmacı. (kkaldı ki Lucid Project vs. farklı bir sürü kitabı var) Ama İlluminati…devamıAslında piyasada bu konuyla ve komplo teorisiyle alakalı tonlarca kitap var ama en sağlamı ve düzgünü bu sanırım. Amacım yazarı kötülemek kesinlikle değil muhtemelen yazar sağlam bir araştırmacı. (kkaldı ki Lucid Project vs. farklı bir sürü kitabı var) Ama İlluminati adlı örgütün niçin gerçekte hala yaşamadığını ancak yaşıyormuş aktifmiş gibi gösterildiğini, kısacası nasıl bir yanılsama içinde olduğumuzu şu cümle çok güzel bir şekilde özetliyor:
Çoktan yok olmuş bir örgüt ama sırf oyalanıp tepkimizi bir yere kanalize edelim diye hayaleti kovalamamız sağlanıyor.
Ve kitabın içeriğine baktım bu adam da aynı yanılgıya düşüyor aslında böyle bir örgüt şu anda yok ama öyle inanmamızı istiyorlar. Yalnız emelleri gerçek. (dünya nüfusunu robotlar vee yapay zekalar geliştikten sonra 2 milyarın altına düşürmek, bu hedefleri 10 milyara ulaştığında yapacakları eylem ama önlerindee çokk büyük bir tehdit var: doğa veya iklim krizi bizi ilaç şirketlerine bağımlı hale getiriyorlar depresyon ilaçları vs psikotik ilaçlar alıyoruz ve onlara tonlarca para kazandırıyor ve farkında olmadan emellerine alet oluyoruz. Nasıl bir cendere içinde olduğumuzu siz düşünün!)
El özet: bilderberg, masonlar vs. bunlar sizin zihninizi meşgul etmek için uydurulmuş hayali oluşumlardır. Ve bu gerçeği (anlattığım gerçeği) bilen dünya nüfusunun sadece %5'i kalanları bir şekilde uyutuluyor. O yüzden durum çok vahim. Gelecek kimin elinde bilinmez ama ancak doğa ana bu kötü emelleri engelleyebilir gibi duruyor. Ama siz yinede masal niyetine veya hobi niyetine okursanız okuyun tabi orası ayrı dava.. AYRICA GERÇEK İLLUMİNATİNİN (9SENE YAŞAYIP DAĞĞILAN) SİMGESİ TEK GÖÖZLÜ PİRAMİT DEĞİL MİNERVA'NIN BAYKUŞUDUR.(bu sınıf savaşından da öte bir olay herkesin aydınlanması lazım)
Ve son olarakta bu kitaptan öte daha kapsamlı ve gerçek bilgiler öğrenmek istiyorsanız; Gerçeği Bul adlı kanalın İlluminati: Komplo Teorisi mi Yoksa Gerçek mi? adlı videosunu öneririm. (zaten bende oradan aydınlandım)
Başlangıçta hangi Apollo görevinde Ay'a gidildiğini unuttuğumdan Neil Armstrong'lu Ay'a inişi canlandıracaklar snamıştım. Ama bakınca anladım ki o misyon çoktan gerçekleşmiş. Ama spoiler vermemek adına bu film hakkında bir şey söylemiyorum. Tarihi ve gerçek bir olay olduğundan bilen biliyordur zaten…devamıBaşlangıçta hangi Apollo görevinde Ay'a gidildiğini unuttuğumdan Neil Armstrong'lu Ay'a inişi canlandıracaklar snamıştım. Ama bakınca anladım ki o misyon çoktan gerçekleşmiş. Ama spoiler vermemek adına bu film hakkında bir şey söylemiyorum. Tarihi ve gerçek bir olay olduğundan bilen biliyordur zaten ama ben bilmeden izledim ve çok keyifli geçti. Ara vererek izledim güzel bir filmdi. En iyi uzay filmi olabilir bu arada kesinlikle.(Bence Agartalılar veya Osirisliler bu kazadan sağ kurtulmaları için insanlığa yardım etti)
Aşk Seni düşünmek geceler boyu, Ve yanmak sana, Anlatmak sağa sola, Dayanamayıp yazmak sayfalara, Gözlerinin kahvesini anlatmak, Ve bakarsam yüzüne, Saçının her bir telini saymak, Akan zamana inat, Hep içimde saklamak seni, Ve arındırmak seninle kendimi, Güne güzel başlamak, Yüzün…devamıAşk
Seni düşünmek geceler boyu,
Ve yanmak sana,
Anlatmak sağa sola,
Dayanamayıp yazmak sayfalara,
Gözlerinin kahvesini anlatmak,
Ve bakarsam yüzüne,
Saçının her bir telini saymak,
Akan zamana inat,
Hep içimde saklamak seni,
Ve arındırmak seninle kendimi,
Güne güzel başlamak,
Yüzün hafızama gelince,
Kim olduğumu unutmak,
Gönlümdeki tazeliğine aldanmak,
Ve adını aşk koymak,
Aşkla devam etmek yoluma.
Haziran Yağmurları
Hani bazınsanlar vardır,
Yaptıkları her şey biraz eksik kalır,
İşte sen onlardansın,
Darmaduman edersin insanı,
Hep bir yanını eksik bırakırsın,
Tam anlamıyla seni düşünmek de,
Tamamen yok etmek de mümkün değildir,
Haziran yağmurları gibisin,
Ne yağdığın belli ne yağmadığın,
Önce hafif hafif serinletirsin insanın içini,
Sonra tek bir damla düşmemişçesine,
Yakar kavurursun.
Hal böyle olunca,
Sen bende eksik, sen bende ukde,
Sen bende düşlenen ama asla,
Beklenmeyensin artık...
Dabbe Hasan Karacadağ'ın ilk filmidir. Pardon ikinci filmiymiş. Ama (şu meşhur 3 harfliler) inanırsınız ama inanmazsınız orası beni bağlamaz ama bir gerçek var ki adamın bu filmi yapmak için kültürümüzün üzerinden güzel bir çığır açtığı ve mükemmel bir gerilim yarattığı.…devamıDabbe Hasan Karacadağ'ın ilk filmidir. Pardon ikinci filmiymiş. Ama (şu meşhur 3 harfliler) inanırsınız ama inanmazsınız orası beni bağlamaz ama bir gerçek var ki adamın bu filmi yapmak için kültürümüzün üzerinden güzel bir çığır açtığı ve mükemmel bir gerilim yarattığı. (tabii yaptığı güzel pazarlamayı da sayalım nedense başarılı işler yapanlar hep Fetöcü çıkıyor 😂) Zaten bilen biliyordur bu film Kairos adlı Japon filminden esinlenilerek yapılmış bir filmdir. (Hasan Karacadğ'ın da Japon edebiyatı mezunu olduğunu düşğnecek olursak pardon Japonya'da sinema yönetmenliğini) İşte bende bu filmi zaten uzun zaman önce devamında da bi kaç sene önce izlemiştim sanırım. Ama esas yapım olan Kairos' u izlememiştim yaz okuluna gidecek olursam orada bir gece tek başıma o filmi izlemeyi düşünüyorum. Bakalım o kadar başarılı bir yapım mıymış değil miymiş? Aslında gönderiyi o filmi izleyeceğim için oraya da atabilirdim ama hem bu film ve yönetmeni hakkında bilgi verdiğim için hem de izlemesini ve yoruöunu sonraya ertelediğim için buraya yaptım. Öbür yorumum için beklemede kalın! Esenlikler efenm
Spoiler içeriyor
Epistemolojik şovenizminizi seveyim. Doğanın ne olduğu konusunda batı felsefesi tarihinde ğç gelenekten söz edilebilir: 1) Geleneksel olarak en çok etkiye sahip görünen ve Avrupa tektanrıcı teolojisine sızan Platoncu görüşe göre doğa, bağımsız bir doğaüstü aleme göre ikincil olarak görülür. 2)…devamıEpistemolojik şovenizminizi seveyim.
Doğanın ne olduğu konusunda batı felsefesi tarihinde ğç gelenekten söz edilebilir: 1) Geleneksel olarak en çok etkiye sahip görünen ve Avrupa tektanrıcı teolojisine sızan Platoncu görüşe göre doğa, bağımsız bir doğaüstü aleme göre ikincil olarak görülür. 2) İkinci geleneğe göre doğa tümüyle maddidir, maddi olarak ya da maddi süreçlerle açıklanabilir. Eski Yunan materyalistlerinde, Hobbes ve Aydınlanma'da da görülen bu indirgemeci görüş, yirminci yüzyılda da yaygın olmuştur. 3) Üçüncü geleneksel görüşe göre ikinci görüşten farklı olarak, doğa hareket halindeki maddeden fazlasını içerir. Spinoza ve kısmen Aristoteles'te görülür. Aristoteles'te töz hem maddeden ve hem de formdan oluşur. Bir varlığı o varlık yapan şey, madesi değil formudur.
Crick'in ve James Watson(d. 1928)'un birlikte yapısını keşfettiği DNA hakkında sonradan yapılan araştırmalar, Flew' u Tanrı'nın var olması gerektiği sonucunu kabul etmeye zorlamış görünüyor. İnsan beynindeki genetik bilginin dünyanın büyük kütüphanelerinin tümündeki bilgiden daha fazla olduğunu ve tek anlamlı cümledeki bilgiyi üretmenin aklı gerektirdiğini biliyorsak, DNA'daki bilginin ve ilk canlı hücrenin nedeni olarak niçin bir Aklı "bilimsel olarak" düşünmemeliyiz? Hayatın kendiliğinden ortaya çıkma şansı, kullanılmış eski demir parçalarını muhafaza eden bir depoda çıkan şiddetli bir kasırga sonucunda, bir Boeing 747'nin meydana gelmesindeki şans oranı kadar ise neden "bilimsel olarak" Tanrı'yı düşünmek yasaktır? Öyle anlaşılıyor ki empirik bilimden ziyade metafizik naturalizm, hayatın görüşüne ciddi bir temel sağlamaktadır.
Aslında meselenin can alıcı noktası şu: Zihni, bilinci olmayan bir robot araç olan insanın cömertlik gibi ahlaki değerlere sahip bir varlık olarak düşünülmesi, Bencil Gen'i sadece başarısız bir açıklama yapmaz; aynı zamanda tutarsız bir açıklama yapar. Fizikalist, naturalist isek teleolojik bir açıklamayı tutarlı bir biçimde savunamayız. Bilinci olmayan bir varlık, nasıl bilinç değerlerine sahip olabilir? İndirgenemez "iyi" yoksa, etik motivasyon da olmayacaktır.
Naturalizmin savunucuları, naturalizmin doğru olduğuna "inanırlar" ve bu görüşün doğruluğu konusunda bizi ikna etmeye çalışırlar. Ancak naturalizm "doğru" ise, nihai olarak bu görüşğn "doğru olduğuna inanmak" gibi bir şey olmayacaktır; çünkü naturalistlere göre nihai olarak herhangi bir tür psikolojik hadise yoktur ya da sadece halk psikolojisine ait, aslında var olmayan halkça konuşma biçimlerdir.
Çünkü bu bilimci tezin kendisi, "a posteriori bir metafiziğe" dayanmaz. Zira bilimci naturalizmin, daha önce değindiğimiz, "her gerçek varlık" ve "her meşru metot" hakkındaki tekelci iddialarının empirik bilimler tarafından savunulan bir tez olmadığı görülüyor. Empirik bilimler, Tanrı'nın varlığı, zihnin varlığı, değerlerin ve ahlakideğerlerin varlığı gibi konularda mantıksal olarak tarafsızdır. Bu nedenle, bilim ya da empirik bilimler, doğanın dışında olarak görülen varlıkların gerçekliği hakkında bir olasılığı daima korurlar. Aksi takdirde empirik, deneysel bilim, deneyimlemediği bir alanla ilgili pozitif ya da negatif konuşmuş olur. "Bütün" nesnelerin neden var olduğu ile ilgili bir soru, bilime ait değil İlk Felsefe'ye ait bir sorudur. Görülüyor ki, metot, bilgi, ontoloji konusunda bilim tek kılavuzdur, diyen bilimci naturalizm, empirik bilimlerden kaynaklanamayacak, bu bilimlerden daha güçlü, iddialara sahiptir. (çok ironik)
Bilimci naturalizm tezi, kendisi empirik bilimlere dayanmadığı halde, empirik bilimlere dayanmayan varlıkların ve metotların reddedilmesini istiyorsa, ancka kendisini iotal eden, çürüten bir tez olabilir.
"Doğanın dışında başka hiçbir şey yoktur." şeklindeki "kapsamlı" naturalist iddiaya doğanın içinde kalarak ulaşma imkanı yoktur. Bu iddia, fiziksel gerçeklerin terkibinden daha fazlasını, bir tür felsefeyi, metafiziği içerir. Dawkins ve Dennett gibi naturalistlerin yaptığı, bilim değil, bilimciliktir. Bu bilimci naturalizm, onları, Tanrı, zihin ve değer gibi doğal olmadıklarını düşündükleri konularda, kötü bir felsefeci ve teoloji okumamış kötü bir teolog yapmaktadır.
Çünkü mantıksal pozitivistler, Tanrı kavramına bilimsel bir hipotez gözüyle bakmamış ve bu kavramın bilimsel olmadığı için anlamsız olduğunu savunmuşlardı.
Hipotetik ateizm anlamına gelen metodolojik naturalizm varsayılmazsa ve bilfiil ateizm anlamına gelen felsefi/ontolojik/metafizik naturalizm varsayılmazsa, bilim ve din çatışmaz, uzlaşır, pek çok konuda ahenkli görünür.
Kitabı okuyunca anladım ki Marx'ın da bariz yanlışları vardı. Aslında eserin sonunu okumadan önce kafamda belli başlı şeylere değinmek gelmişti ama alıntılarla anlatmak, göstermek daha etkili sanırım. Reis bi yerde Adam Smith e iyi gömüyo. Slim gibi milyarderlerin nasıl milyarder…devamıKitabı okuyunca anladım ki Marx'ın da bariz yanlışları vardı. Aslında eserin sonunu okumadan önce kafamda belli başlı şeylere değinmek gelmişti ama alıntılarla anlatmak, göstermek daha etkili sanırım. Reis bi yerde Adam Smith e iyi gömüyo. Slim gibi milyarderlerin nasıl milyarder olduğundan falan bahsediyor zamanunda(bkz: Enoliberalizm). Fena bir kitaptı altını çizmediğim yer kalmadı. Benxe Marxı analiz eden kitaplar arasında en iyisi. Uzun bir süreç sonunda bitti. (kaptializmin özeti: büyüme aşağı büyüme yukarı)
Her şey ilk cildi anlamada bitiyomuş bende daha zorlayıcı bir eser bekliyordum. Sadece Karl Marx'ın dili bunu biraz zorlaştırıyor. Yazar arka kapakta Kapital'le birlikte analizi okumamızı istemiş ama benim elimde hem kitabı olmadığından hem de altını çizerek not alarak okuduğumdan öyle yapmadım. Adam nerden baksan 40 yılın emeğini çıkarmış. Bize de önünde saygıyla eğilmek düşer. (zaten okumamı bi3*4 sene sonraya erteliyorum)
El özet: vahşi kapitalizm neredeysebütün dünyayı sarmış. bütün ülkenin proleterleri birleşin!
Papalık affı satışı kimi zaman ilk büyük kapitalist metalaştırma dalgası olarak görülür. Gerçekten de Vatikan'da gömülenen tüm zenginliğin temeli bu satışlardır. İşte size vicdan ve onurun metalaşması!
Neticede kapitalistler emekçileri istihdam ettikleri iddiasına dayanarak artık değerde hak iddia edebiliyorsa, emekçiler kendi çabaları olmaksızın kapitalistin elindeki değişmez sermayenin tamamının değersiz hale geleceğini söyleyerek artık değeri hak ettiklerini niçin öne süremesinler?
Burjuva savunucuları bu gerçek karşısında soylu bir kurmaca yaratmıştır. Kapitalistler, derler, sermaye yaratır ve Mar'xın bile onların kaçınma (perhiz) yoluyla gösterdikleri çabanın ürünü olabileceğini itiraf ettiği "daha ileri bir toplum biçimini" yaratmak gibi soylu bir görevi yerine getirirler! New Yotk'ta yaşayan bir kişi olarak kapitalist sınıfın pek de tüketimden kaçındığına şahit olmadığımı belirtmeliyim. Ama marx kapitalistlerin Faust'taki ikileme düştüklerini söyler. Hatta Faust'u doğrudan alıntılar: "İki ruh, heyhat, göğsünde bağdaş kurmuş; biri durmadan diğerinden ayrılıyor" (610). Kapitalistler bir taraftan rekabetin zorlayıcı yasaları yüzünden biriktirmeye ve yeniden yaratmaya mecbur edilir, diğer yandan da tüketme arzusundan mustariptir. Bu ikinci arzuyu dizginleme zorunluluğu daha sonra gönüllü burjuva erdemi ideolojisine çevrilmiştir. Hatta kâr da erdemin karşılığı olarak yorumlanmıştır! Bu masala göre yeniden yatırım erdemdir(örneğin istihdam yaratır) ve bu yüzden de hayran olunmaya ve ödüllendirilmeye layıktır. George W. Bush'un başkanlık döneminde ultra zenginlere yaptığı tüm vergi indirimleri, güya tüketimden kaçınmaları sayesinde istihdam yaratılmasında ve ekonomik büyümede önemli rol oynayacak erdemli yatırımcılara ödül olarak açıklanmıştı. Zenginlerin kısa sürede çocuklarının mezuniyet partileri ya da genç karılarının doğum günleri için on milyon dolarlık partiler yapma alışkanlığı edinmeleri bu teoriye hiç de uymuyordu. Ancak Marx yine burada da Manchester kapitalizmi hikâyesinden çok etkilenmiş olduğu içindir ki kapitalistin göğsüne bağdaş kueup oturmuş "iki ruh" arasındaki mücadelenin tedricen evrilmekte olduğunu belirtir. İlk evrelerde kapitalistler gerçekten de tüketim perhizi yapmaya zorlanıyorlardı(İngiltere'de ilk kapitalistler arasında Quaker ideolojisinin önemi buradan gelir). Ama birikim sarmalı gittikçe yükselen bie ölçekte ilerledikçe, tüketim kısıtları da azaldı. 1795'teki bir rapordan alıntı yapan Marx, "Manchester'da 18.yüzyılın son otuz yılında...lüks ve israf büyük gelişme göstermiştir" der (611).bu koşullsr altında "üretim ile yeniden üretim, gittikçe artan boyutlarda, o garip evliyanın, o hüzün verici sövalyenin, yani" perhizci" kapitalistin müdahalesi olmadan devam eder gider"(615).
Yönetici sınıflar açısından bu bilinçli bir projeydi. 1979'dan itibaren ABD'de faiz oranlarını çarpıcı bir şekilde artıran "Volcker şoku" bir işsizlik dalgası üretti; Başkan Reagan'ın örgütlü işçi sınıfına saldırılarıyla(1981'deki grevde hava tarfik kontrolörleri sendikasıyla çatışması başlangıç oldu) birlikte emeği disipline etmeye yönelik bariz hamlelerdi bunlar. Margaret Thatcer'ın iktisadi başdanışmanı sıfatıyla deneyimlerini daha sonra yorumlayan İngiliz iktisatçı Alan Budd, komşularından ne kadar utandığını itiraf ediyordu : "Ekonomiyi ve kamu harvamalarını daraltarak enflasyonla mücadele ermeye yönelik 1980'lerdeki politikalar işçileri bastırmak için bir paravandan ibaretti. İşçi sınıfının gücünü azaltmak için işsizliği artırmak çok arzu edilir bir yöntemdi. Yapay olarak yaratılan (Marksist terimlerle söylersek) kapitalizmin bir kriziydi. Bu sayede bir yedek sanayi ordusu yeniden oluşturulmuş oldu. Bu da o zamandan bu yana kapitalistlerin yüksek kâr elde etmesini olanaklı kıldı. " Tıpkı Reagan gibi Thatcher'da sendikalara saldırarak 1980'lerdeki maden ci grevini şiddetle bastırdı. Buradaki amaç da kârları ve sonsuz birikimi güvenceye almak için emeği disipline etmekti. Marx'ın analizinde dehşet verici olan yön, böyle bir sonucun tamamen öngörülebilir ve Marksist terimlerle kolayca dile getirilebilir olmasıdır.
Marx'ın düşünce tarzını yansıtan (Marx'tan alınıp alınmadığını bilmiyorum) ilginç bir pratik plan örneği bardır. Rudolf Meidner adlı, 1960'larda ve 1970'lerin başında çok başarılı İsveç refah devletinin inşasında önemli rol oynayan İsveçli bir çalışma ekonomist uzmanı Meidner Planı diye bilinen bir plan hazırşamıştı. Enflasyon karşısında güçlü sendikalar toplu ücret kesintisi uygulamaya çağrılıyordu. Karşılığında, kesinti sebebiyle sermayeye akacak olan ilave kârlar(artık değer) vergi olarak alınacak ve işçilerin kontrol ettiği bir sosyal yatırım fonuna aktarılarak bu parayla kapitalist şirketlerin hisseleri satın alınacaktı. Alınan hisseler tekrar satılamayacaktı ve zaman içinde (Marx'ın örneğindeki 5 ykldan daha uzun bir zamanda) şirketin kontrolü sosyal yatırım fonuna geçecekti. Bir başka deyişle, kapitalist sınıf zaman içinde kelimenin tam anlamıyla(barışçıl yoldan) satın alınacak ve yatırım kararları üzerinde tam işçi kontrolleri sağlanacaktı. Kapitalist sınıf bu plan karşısında dehşete düştü(ama aynı kişiler Friedrich Hayek ve Mişton Friedman gibi neoliberallere Nobel iktisat ödülü diye bilinen ve aslına Nobel'le hiçbir ilgisi olmayan ödülü vermekte beis görmemiş, sendika karşıtı beyin takımları kurmuş ve medyada sert bir muhalefet başlatmışlardı). Dönemin sosyal demokrat hükümeti sindi, planı uygulamaya hiç girişmedi. Ama şöyle bir bakınca bu fikir (ayrıntıları çok daha karmaşık olmakla birlikte) genel olarak Marx'ın argümanıyla uyumlu görünüyor ve aynı zamanda kapitalist sınıfın iltidarını satın almanın barışçıl bir yolunu gösteriyor. Niçin üzerinde daha fazla düşünmeyelim ki?
Kapital'in 1.cildinde Marx'ın yaptığı şey, klasik siyasal iktisatçıların sözlerini ve teorilerini ciddiye almak ve sonra sormaktır: Kusursuz işleyen piyasalar, kişisel özgürlükler, özel mülkiyet hakları ve serbest ticareti kapsayan ütopyacı liberal vizyonun hayata geçirilmesi halinde nasıl bir dünya çıkar ortaya? Bu şekilde inşa edilmiş bir dünyada neler olacağını adım adım ilerleyerek keşfeder. Adam Smith'in hesabına göre milli servet büyüyecek, merkezsizleşmiş ve serbestçe işleyen piyasaların bulunduğu bir dünyada herkesin durumu iyileşecek ya da iyileşmesi mümkün olacaktı(gerçi takipçilerinin aksine Smithin kendisi servetin daha eşit şekilde bölüşülmesinde devleti sorumluluklarından azletmiyordu). Marx ise saf laissez-faire çizgisinde inşa edilmiş bir dünyanın bir kutupta artan servet birikimi diğer kutupta ise gittikçe büyüyen sefalete yol açacağını göstermektedir. Peki, dünyayı bu kurallarına göre inşa etmeyi kim ister? Cevap çarpıcı ölçüde barizdir: Kapitalidt sınıfın en zengin üyeleri! Peki o zaman ütopyacı serbest piyasa vizyonunun erdemleri hakkında vaazlar verip bizi çağdaş neoliberal yola sokan kimdir? Aman, ne sürpriz! Piyasanın daima haklı olduğuna ve Marksist teorinin saçmalık olduğuna bizi inandırmak için para gücünü kullanan zenginler.
Bureformun yolu toprak sahibi orta sınıflardan ve (eğitimsiz emekçi kitlesinden ayrı olarak) derdini anlatabilen, kendini eğitmiş, zanaatkârlardan oluşan işçi sınıfından destek almaya çalışıyorlardı. Kısacası sanayi burjuvazisi toprak aristokrasisine karşı zanaatkâr işçi sınıfı hareketleriyle ittifak arayışına girdi.
İşte bu noktada uygun bir vesile bulnuş olsaydı, Marx kesinlikle, rekabetin zorlayıcı yasalarının yalnızca kapitalizmin Bir başka deyişle, kapitalizmin ayakta kalması için rekabetin zorunlu yasalarının korunması, böylece din üretilen fazlayı emmenin bir yolu olarak yarınki artık değer üretiminin artırılmaya devam etmesi gerekir. Buradan şu sonuç çıkar: Bu zorlayıcı güçlerde örneğin aşırı tekelleşme sebebiyle zayıflama olması kendi içinde kapitalist yeniden üretim krizinin ortaya çıkmasına yol açacaktır. Monopoly Capital'de (Tekelci Sermaye) Baran ve Sweezy'nin söylemeye çalıştığı tam olarak buydu (Detroit'teki Üç Büyükler otomobil firmaları gibi tekellerin giderek önem kazandığı bir dönemde yazılmıştır bu kitap). Onların açıkça öngörmüş olduğu gibi, teklleşme ve sermayenin merkezileşmesine doğru gidiş zorumlu olarak 1970'lerde başa bela olan stagflasyon (enflasyonun ivmelenmesiyle birlikte işsizliğin artması) krizini üretmiştir. Bu krize yanıt olarak başlayan neoliberal karşı devrim işçi sınıfının gücinü kırmakla kalmamış, aynı zamanda her türlü stratejiye(daha açık dış ticaret, kuralsızlaşma, özelleştirmeler, vb.) başvurarak rekabetin zorlayıcı yasalarını kapitslist gelişim yasalarının "icracısı" olmaları için fiilen serbest bırakmıştır.