Sevmek benim elimde ama sevilmek diğer kişilerin kendi öz kararları. Kendimi sevdirmek için çaba harcadığım miktarda acı çekeceğim. Çocuklar bizim çocuklarımız değil, yaşamın çocuklarıdır. Biz onlara sadece eşlik ederiz. (stoacılardan tavsiye)
Spoiler içeriyor
Benzer biçimde, donmuş gibi hareketsiz duran, aynı hareketi aynı anda yapan, koşan, sıçrayan, ateş eden, haykıran, genelde de imparator ve kralların zevkle izledikleri ve birbirlerine övündükleri şu güzel geçit törenlerini ve tatbikatları yapan üniformalı insanları gördüğümüzde de aynı şeyleri anlarız.…devamıBenzer biçimde, donmuş gibi hareketsiz duran, aynı hareketi aynı anda yapan, koşan, sıçrayan, ateş eden, haykıran, genelde de imparator ve kralların zevkle izledikleri ve birbirlerine övündükleri şu güzel geçit törenlerini ve tatbikatları yapan üniformalı insanları gördüğümüzde de aynı şeyleri anlarız. İnsandan insanca olan her şeyin alınması ve onun bir makine konumuna getirilmesi; ve tüm bunların ona acı çektirilmeden ya da sert ve acımasızca acı çektirildiği gibi üstelik onu aldatmadan başarılabilecek şey değildir.
Nasıl bir Amerikalı kendi ülkesinin diğer halklar karşısında güçlü ve refah içinde olmasını istiyorsa nu bir İngiliz, Rus, Türk Hollandalı, Habeş, Venezüellalı, Transvaal vatandaşı, Ermeni, Polonyalı, Çek de arzuluyor; bu isteklerin gizlenmesi ve bastırılmasına değil onlarla gurur duyulmasına ve içlerinde geliştirmesi gerektiğine inanıyorlar; eğer bir ülkenin ya da bir halkın gücünün ve refahının başka bir ülkenin ve halkın, bazen de birçok ülkenin ve halkın zarar görmesiyle elde edilmesinden başka bir yol yoksa, savaş kaçınılmaz hale gelir. İşte bu nedenle, savaşın olmaması için vaaz okumak ve barışın olması için tanrıya dua etmek, diğer halkları yönetebilmek için İngilizce konuşan halkları barış içinde yaşamaları konusunda ikna etmek, birbirine karşı ikili ve üçlü birlikler kurmak, prensleri diğer halkların prensesleri ile evlendirmek değil, savaşı yaratan olguyu yok etmek gerekmektedir. Savaşa yaratan şey ise, yurtseverlik olarak adlandırılan, yalnızca kendi halkı için olağanüstü refah arzusudur. Dolayısıyla, savaşı yok etmek için yurtseverliği yok etmek gerekmektedir. yurtseverliği yok edebilmek için her şeyden önce onun kötülük olduğuna inanmak gerekir ve bunu gerçekleştirmek de çok güçtür.
Tolstoy'un 'Savaş ve askerlik üzerine' yazdığı roman. Savaşı kazanmak için tek koşulun moral yani inanç olduğunu vurgulayan yazar; aynı zamanda savaşı da sert bir dille eleştirmekte, yurtseverlik sonlandırılmadıkça savaşın kaçınılmaz olduğunu söylemektedir.
Açıkçası yazarı pek tanımadığımdan (sanırım bir eserini okudum) askerlik hakkında bilgi veriyor sandım ve aldım ama kendisi tam bir savaş karşıtıymış. (savaş ve Barış'ın yazarı olduğundan anlamalıydım)Benim için inanılmaz ufuk açıcı ve bilgilendirici bir kitap oldu. Şiddetle tavsiye ederim.(ayrıca son sayfalarda yazarın savaş temalı eserlerine ve yaptığı eleştirilere dikkat çekilerek kitap sonlanıyor)
Spoiler içeriyor
"İnsana lüzumlu olan tek şey, onu nereye sürükleyeceği belli olmayan hür bir iradedir." Kitapta Dostoyevski, "Yeraltı" diye adlandırdığı bir toplum kişisini anlatıyor. Bu kitabı da çok uzun zaman önce okumuştum. Dostoyevski çok sevdiğim bir yazardır. Tekrar tekrar okunabilecek bir kitap,…devamı"İnsana lüzumlu olan tek şey, onu nereye sürükleyeceği belli olmayan hür bir iradedir."
Kitapta Dostoyevski, "Yeraltı" diye adlandırdığı bir toplum kişisini anlatıyor. Bu kitabı da çok uzun zaman önce okumuştum. Dostoyevski çok sevdiğim bir yazardır. Tekrar tekrar okunabilecek bir kitap, ki bende ilerleyen zamanlarda öyle yapacağım. (bu arada çok sık değil hatta nadiren bir kitabı tekrar tekrar veya ikinci sefere okurum)
Filmin biyografik bir film olduğunu sonuna gelince öğrendim. Film aşk olmadan dram konusunu işlediği için kaliteli ve iyi bir film olduğunu gösteriyor. Polanski yine kaliteli bir film yapmış.
Spoiler içeriyor
Kitabı yeni bitirdim ve şunu söylemeliyim ki kitap her ne kadar özellikle öğrenciler adına yazılmış olsada yetişkin bir bireyinde okuyabileceği bir kitap. Dili zor sanmıştım, gayet akıcı ama bölüm bölüm olduğu ve bazı yerlerde tekrara düştüğü için entelektüel birikimi fazla…devamıKitabı yeni bitirdim ve şunu söylemeliyim ki kitap her ne kadar özellikle öğrenciler adına yazılmış olsada yetişkin bir bireyinde okuyabileceği bir kitap. Dili zor sanmıştım, gayet akıcı ama bölüm bölüm olduğu ve bazı yerlerde tekrara düştüğü için entelektüel birikimi fazla olan ve okumayı seven daha çok sever gibi bir vibe aldım. Kitapta özellikle irade eğitiminde en büyük engel olarak şehvetli düşüncelerden(gündüz düşleri) ve tembellikten yakınılıyor. Bu en büyük engeller karşısında mutlak bir zafer elde etmenin imkansız ama deneyerek direnç göstermenin de bir başarı olduğu söyleniyor.
Kitaptan çok faydalandım ama bana çok kelime de kattı. Buna mukabil şu pasajı buraya atmamda bir sakınca görmüyorum kapanış babında:
Öte yandan gelişimimiz yeniliklere olan ilgisini kaybetmeye başlayıp da hayatın zorlukları gücümüzün sınırlarını bize öğrettiğinde ve sadece şimdi değil, gelecekte monoton göründüğünden hayat gidişini daha da hızlandırır ve geçmiş bir düşe dönüşür ve şimdiki zaman bir yanılsamadan ibaret hale gelir. Tembellik ya da toplumsal yahut iş hayatının zorunluluklarından nasıl üstesinden geleceğini bilmeyenler için bu yanılsama onlara çaresizlik dolu bir his verir. Koşarak kaçan ve iradelerine karşı gelen mahkumlar gibi zincirlerini yanlarında taşırlar. (yanılsamasız bir hayat geçirmemiz dileğiyle)
(kitabın özetini de atabilirdim her zaman yaptığım gibi alıntılarla ama özet yerine bu sözler kitaba olan ilginizi daha da cezbeder diye düşündüm. Gerçekten altı çizilebilecek, çoğu sayfasından neredeyse ayrı ayrı bir ders çıkarılabilecek bir yapıt. Özellikle tefekkür ve eylem hakkında yazdığı yerde güzeldi. Genç yaşta bu kitabı okuyabilirseniz hayatınızı düzene sokmanız daha olası ama dediğim gibi her yaştan insan okuyabilir ve ders çıkarabilir. Ayrıca Cenil Meriç'in etkilendiği kitap bu değil Ethem'in yazdığı terbiye-i iradedir.)
Arkadaşlar günümüzde yapay zeka popüler ancak ileride de cyborgların varlığı veya var olup yaygınlaşabileceği yadsınamaz. Peki size bir soru sizce ne kadar süre içinde cyborglar hayatımıza girecek? Cahtgpt buna 2084 demiş sanırsam. Ama bence daha kısa bi sürede gerçekleşir. Yaygınlaşmasını…devamıArkadaşlar günümüzde yapay zeka popüler ancak ileride de cyborgların varlığı veya var olup yaygınlaşabileceği yadsınamaz. Peki size bir soru sizce ne kadar süre içinde cyborglar hayatımıza girecek? Cahtgpt buna 2084 demiş sanırsam. Ama bence daha kısa bi sürede gerçekleşir. Yaygınlaşmasını bilemem ama. Kansere çare bulunmasına da 2031 demiş sanırsam.
Uyarı! Arkadaşlar bir öneri yapacağım ama koyu ateist, inançsız olanların dikkat etmemesini öneririm. Bu öneriyi yapma amacım sizinde aynı hataya düşmemeniz. Yani bir çıkar gözetiyor, size bi çıkar yol sunuyorum. Arkadaşlar bugün dini kanal veya hoca önerisi yapayım diyorum(din felsefesi…devamıUyarı! Arkadaşlar bir öneri yapacağım ama koyu ateist, inançsız olanların dikkat etmemesini öneririm. Bu öneriyi yapma amacım sizinde aynı hataya düşmemeniz. Yani bir çıkar gözetiyor, size bi çıkar yol sunuyorum. Arkadaşlar bugün dini kanal veya hoca önerisi yapayım diyorum(din felsefesi yapanlar bu kategori dışında). Ve yapmadan önce bir ön bilgilendirme yapmak istiyorum. Bir hocaya bakarken üslubunu başta dikkate alırsınız herhalde, yani önem arz eder. Ama bundan öte o hocanın ya da kendini hoca-öğretmen diye tanıtanların- ne anlattığı, içerikleri yani niteliğidir önemli olan. Öncelikle binlerce saatinizi verdiyseniz bir hocaya o hocanın niteliğini anlatmaya çalıştığı şeyleri ve nereden konuştuğunu yani kaynağını bir gözden geçirin derim. Hatta yıllarını verenlere geçmiş olsun diyebilirim. Ben kendimden örnek verecek olursam; hep Cübbeli Ahmet Hoca'yı dinlerdim bir zamanlar ama şükür olsun, bereket versin ki 1000'lerce saati bulmadı izlemelerim. Popüler bilinen kanalları sayacak olursam: Nureddin Yıldız, Cübbeli Ahmet, Kerem Önder bu tiplemeleri izlemeyin demiyorum ama ne anlattığına bi bakın sonra kararınızı verin.(bu arada bu tip hocaların hiçbirini dinle(ye)miyorum) Zira aksi taktirde yıllar boyu beyniniz yıkanabilir. Gelelim diğer namı diğer modern hocalara(çoğunluğun dediği modern hocalara) . Bu hocalarsa çok açık ve bilgilendirici konuşur ve genellikle Kutsal kitap kaynaklı konuşur. Bu hocalarda-özellikle bilinenleri- Mehmet Okuyan, Mustafa İslamoğlu'dur. Mustafa Öztürk'de vardır ama o biraz daha spesifik konuşabilir ama bence sohbeti hoş. Sürekli bir hocada bağlı kalmaksa sizin bileceğiniz iş. Tavsiyem hem kitapları karıştırmanızz, hem de hocaları. Dediğim gibi ateist veya bir inancı olmayan veya başka din mensubu olan bu gönderiyi görmezden gelebilir.
(birdiğer başka hocalar: Cemil Kılıç, İhsan Eliaçık, aklıma geldikçe burayı güncellerim en büyük hoccayı unutmuluz gaw Yaşar Nuri.. Artık hoca falan dinlemiyorum level atladım sanırım Bilimveyarailisagaci ve Nursel Durabay Hanımın blogunu takip ediyorum bu arada namaz 3 vakittir)
İncelenen kitap: Türkiye'de Okuma Alışkanlığı Yazarın adı: Ferhat Özen Yayının adı: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (kitabı ekletmek için istekte bulunmuştum ancak askıya alınmıştı. Ben de buradan paylaşayım dedim.) Öncelikle kitap müko. Üzerinde ilköğretimden başlamak üzere(9yaş ve üstü)lise…devamıİncelenen kitap: Türkiye'de Okuma Alışkanlığı
Yazarın adı: Ferhat Özen
Yayının adı: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları
(kitabı ekletmek için istekte bulunmuştum ancak askıya alınmıştı. Ben de buradan paylaşayım dedim.)
Öncelikle kitap müko. Üzerinde ilköğretimden başlamak üzere(9yaş ve üstü)lise sona kadar yaş gruplarına önerilen kitap listeleri var. Sonra sinema ve televizyonun kitabın yerini alamayacağı söyleniyor. O pasaj çok güzeldi. Ki bencede öyle sinema hiçbir zaman kitabın yerini tutmaz alamaz.
Eğitilmiş nüfus arttıkça "okuyan" nüfus azalıyor.
Demek ki eğitim sistemi sorunlu.
Devlet kitaba yasakçı hatta dönem dönem düşmanca yaklaşıyor.
Aileler "ders dışı kitap" okumayı engelliyor.
Televizyonlar da tam bir aptal kutusu gibi, "yarışmacılara" anasının adını soruyor.
Okuyanlar okuduklarını paylaşamıyor, giderek yalnızlaşıyor.
Christopher Morley(1890-1917)şöyle yazar: Bir insana kitap sattığınız zaman, ona yalnızca, kağıt, mürekkep, zamk ve cilt satmış olmazsınız, o insana yeni bir hayat satmış olursunuz.
"Kitaplar, ömür boyu yanı başımda elimin altındadır. Yaşlılığımda ve yalnızlığımda avuturlar beni. Sıkıntılı bir avareliğin baskısından kurtarır, hoşlanmadığım kişilerin havasından dilediğim zaman ayırıverirler beni. Fazla ağır basmadıkları, gücümü aşmakdıkları zaman acımı törpülerler. Rahatımı kaçıran bir saplantılı başımdan atmak için kitaplara başvurmaktan iyisi yoktur; hemen beni kendilerine çeker, içimdekinden uzaklaştırılan... İnsan hayatı denen bu yolculukta benim bulduğum en iyi nevale kitapları ve ondan yoksun anlayışta insanlara çok acırım. "
Montaigne
Edebiyat derslerinin amacı kronolojik sırayı ezberlemek midir, yoksa edebiyat zevki aşılayarak bilgilendirmek midir?
Canım Kitap
Suat Kemal Yetkin, "Canım Kitap" adlı denemesinde, "Niçin Okumalıyız?" sorusuna yanıt arıyor:
Nedir insanların kitaplara olan bu düşkünlüğü? Kitaplar, hele romanlar, şiir kitapları, neden insanların hayatında bu derece büyük bir yer alıyor? Bence bunu cevaplandırmak için, "İnsan niçin okur?" sorusunu ilkin cevaplamak gerekir. İnsanlar toplu olarak yaşadıkları halde, gene de yaratıkların en yalnızlarıdır. Sıkıntımızı unutmak, donuk hayatımıza biraz renk, biraz ışık vermek, daracık dünyamızda bulamadığımız şeyleri yaşamak için tek çaremiz; kitaplara sarılmaktır. Bırakınız ıssız bir adaya gitmeyi, herhangi bir yolculuğa çıkarken bile hangi okur yazar yanına bir roman, bir iki şiir kitabı almayı düşünmez! Yolculukta, çoğu zaman olduğu gibi çevremize bakıp kalmaktan yanımıza aldığımız kitapları okuyamazsak bile, onları gene de elimiz altında bulundurmak isteriz. Çünkü onların can yoldaşı olduğunu biliriz.
Düşünmeden öğrenmek yararsız, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir.
Konfüçyüs
Okuma onun için "hobby" olmaktan çıkmış, hayatın bir nimeti olmuştur. Kitapları elinin altındaki en yakın dostlardır. Onun kitaptan duyduğu tadı belki bir müzik parçası çalanın, açık havada bir gezi yapanın ya da bahçeyi seyre dalanın zevkine benzetebiliriz. Bu anlamda bir okuma iki insan ruhunun en yakın teması demektir. Okuyucu "güzel"in yetiştirici etkisi altında, dünya üzerine bilgisini arttırmak ve derinleştirmek amacıyla yanar. Fikirlerinde yanılmadığını görür. Çevresindeki insanlarda bulamadığı anlayış, olgunluk ve avunmayı kitaplarda bulur. Kendini tartar. Kişiliğini ve kaderini tanır.
Okuma alışkanlığını sürdüren gençler gözlemci, araştırıcı, eleştirici bir kafaya sahip olur. Böyle kafalardan ilerde yalnız yazınsal alanlarda değil meslek dallarında da kitap yazan insanlar ortaya çıkar.
Kütüphane Biliminin Beş Yasası
1- Kitaplar okumak içindir.
2- Her okuyucuya göre bir kitap vardır.
3- Her kitaba göre bir okuyucu vardır.
4- Okuyucunun zamanını boşa harcamamak gerekir.
5- Kütüphane gelişen bir organizmadır.
S. R. Ranganathan
(Ray Bradburry) Bu kitabın yazılışından 40 yıl sonra 1993'te yazdığı önsözde, kitapların kibrit veya ateş olmadan da yakılabileceğini söyler ve bunu şöyle açıklar:
"... Çünkü, eğer dünya kitap okumayanlarla, öğrenmeyenlerle, bilgisizlerle dolmaya başlarsa, kitapları yakmak zorunda kalmazsınız, değil mi? Eğer dünyanın geniş ekranı basketbolla ve futbolla dolar ve MTV içinde boğulursa, gazyağını ateşleme veya okuyucu avlamak için Beatty'lere gerek kalmaz. Eğer ön bilgiler okul odalarının çatlakları ve vantilatörleri arasında eriyip yok olursa, bir süre sonra bunları kim bilir veya umursar? "
(Kemal Tahir) " Bir toplum için en büyük facia okuma yazma bilmeyenlerin yüzde çokluğu değil, okuma yazma bilenlerin okuldan çıktıktan sonra artık kitap okumamalarından meydana gelen gizli kara cahilliktir. "
Şunu da paylaşmasam olmaz/
Dünyanınen iyi on romanı:
Savaş ve Barış(Lev Tolstoy),
Goriot Baba(Honore de Balzac,
Tom Jones(Henry Fielding),
Aşk ve Gurur(Jane Austen,
Kızılla Kara(Stendhal),
Rüzgârlı Bayır(Emily Bronte),
Madame Bovary(Gustave Flaubert),
David Copperfield(Charles Dickens),
Karamazov Karseşler(Fyodor Dostoyevski),
Moby Dick(Herman Melville)
Avrupa kıtası geneli ve Japonya gibi ülkeler senede ortalama 10-15 kitap okurken bu oran(veya buna yakın bi orandı emin değilim) günümüzde Türkiye'de 5 kişiye 1 kitap olarak çıkıyor. İçler acısı durum, Türkiyem.
Yabancı gelişmiş ülkelere oranla basılan kitap sayısı adedi de bir hayli düşük.
(bu arada kitabın içinde sonda önerilen ilköğretim 3-4'den başlamak üzere önerilen kitapları eğer ilerde bir çocuğum olursa ona alıp okutabilirim
bu arada bi bilgi paylaşayım alonun Graham Bell'in sevgilisinden geldiğini öğrenmem şoku)
Klasik denebilecek bir kitaptır. İtfaiyecilerin yangın söndürmek için değilde kitap yakmak için mesleklerini icra ettiği distopik bir evrende geçer kitap. Ya hiç düşünemeseydik ne olurdu? Bunu irdeler kitap. Bunu da kütüphanede okumuştum. Şiddetle ve dahi zorla da olsa okutturulmasını tavsiye…devamıKlasik denebilecek bir kitaptır. İtfaiyecilerin yangın söndürmek için değilde kitap yakmak için mesleklerini icra ettiği distopik bir evrende geçer kitap. Ya hiç düşünemeseydik ne olurdu? Bunu irdeler kitap. Bunu da kütüphanede okumuştum. Şiddetle ve dahi zorla da olsa okutturulmasını tavsiye ederim.