"Yaşamdan sıkıldığımı söylüyorum. Bunu söylemek, daha doğrusu bunu söylemeye hak kazanmak için otuz kırk yılın geçmesini bekleyemem. Sıkıldım işte... Yapacak hiçbir şeyim yok." Çokça yerin altını çizdiğim bir kitap. Bunu 18 yaşında yazmış olması ve iyi bir okulda sanat tarihi…devamı"Yaşamdan sıkıldığımı söylüyorum. Bunu söylemek, daha doğrusu bunu söylemeye hak kazanmak için otuz kırk yılın geçmesini bekleyemem. Sıkıldım işte... Yapacak hiçbir şeyim yok."
Çokça yerin altını çizdiğim bir kitap. Bunu 18 yaşında yazmış olması ve iyi bir okulda sanat tarihi bölümünü bitirip saat bölümünü seçip şu anda da mekanik saat ustalığını devam ettiriyor olması beni çok şaşırttı. Diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.
"Bir oteli yönetmekle bir kurumu, geniş bir işletmeyi, bir ülkeyi yönetmek aynı şeydi aslında. İnsanın kendini, olanaklarını tanımaya,gerçek sorumluluğun ne olduğunu anlamaya başlayınca bocalıyordu, dayanamıyordu. Ülkeyi yönetenler iyi ki bilmiyorlardı bunu; yoksa bir otel yöneticisinin yapabileceğinden çok daha büyük hasarlar…devamı"Bir oteli yönetmekle bir kurumu, geniş bir işletmeyi, bir ülkeyi yönetmek aynı şeydi aslında. İnsanın kendini, olanaklarını tanımaya,gerçek sorumluluğun ne olduğunu anlamaya başlayınca bocalıyordu, dayanamıyordu. Ülkeyi yönetenler iyi ki bilmiyorlardı bunu; yoksa bir otel yöneticisinin yapabileceğinden çok daha büyük hasarlar yaparlardı yeryüzünde."
"Selam Küçük Kara Balık. Nereden böyle?" "Dünyayı dolaşıyorum." "Dünya çok büyüktür, her yerini dolaşamazsın ki!" "Olsun. Gücüm yettiği yere kadar giderim."
Ingmar Bergman'ın ustalık dönemi eserlerinden sayılıyormuş bu film. Bence şahane işliyor elektra kompleksini, herkesin ebeveyn olamayacağını, nesilden nesile aktarılan ruhsal sorunlar, bunalımlar, çatışmalar, duygusallık/duygusuzluk, hayatın gerçekleri, çocukluğumuzda iz bırakanlar, anne baba figürleri, kişilik tipleri... Gerçeği çarpıcı şekilde yüzünüze vuruyor karakterler.…devamıIngmar Bergman'ın ustalık dönemi eserlerinden sayılıyormuş bu film. Bence şahane işliyor elektra kompleksini, herkesin ebeveyn olamayacağını, nesilden nesile aktarılan ruhsal sorunlar, bunalımlar, çatışmalar, duygusallık/duygusuzluk, hayatın gerçekleri, çocukluğumuzda iz bırakanlar, anne baba figürleri, kişilik tipleri... Gerçeği çarpıcı şekilde yüzünüze vuruyor karakterler. Herkesin yaşadığı ve bir gün kırılmasını umduğumuz aile/ev içerisindeki taklitle süregelen davranışlar, duygular, ruhsal durum, hastalıklar. Anne figürü ile toplumdaki kadının yeri ve ona atfedilen kalıplaşmış yargılar da ufaktan eleştiriliyor.
Filmin alt metni haricinde benim favorilerime girmesinin en büyük sebebi de Liv Ullman oyunculuğu. Gerçekten çok iyi oynamış, çok iyi hissettiriyor. Yer yer beni gözlerim yaşardı sayesinde yani o kadar... İzlemenizi şiddetle tavsiye ederim.
Düzenli şubat diyerek yeni umutlarla başladığımız bu aya ben de ne zamandır listemde olan Reha Erdem'in ilk uzun metraj filmini izleyerek başladım. Çok hoşuma gitti çekim tekniği, müzikler ve şiirler. Vivaldi'nin yükselen, hızlanan notları filmdeki agresiflikle beraber daha iyi oturmuş.…devamıDüzenli şubat diyerek yeni umutlarla başladığımız bu aya ben de ne zamandır listemde olan Reha Erdem'in ilk uzun metraj filmini izleyerek başladım. Çok hoşuma gitti çekim tekniği, müzikler ve şiirler. Vivaldi'nin yükselen, hızlanan notları filmdeki agresiflikle beraber daha iyi oturmuş. Klasik müzik kullanımı, baştan sona siyah beyaz olması, okunan şiirler ve diyaloglar aşina olduğum bir ismi hatırlattı: Tarkovsky. Nuri Bilge için fazla öykündüğü söylesense de bu film bence "yerli yapım Tarkovsky filmi" sayılmalı. O atmosferi sevenler izlediğime pişman olmayacaktır eminim.
Spoiler içeriyor
Filmin başında dedim ki vay be yazık adama ne kadar da çok seviyormuş karısını ne şanslı kadın eğer ölmezse falan ama ileriki zamanlarda özellikle son 15 dakikada şok oldum. Acı çekmenin hazzına varıp yıkıma uğrayan psikopat biri. İnsanlardan sadece acınacak…devamıFilmin başında dedim ki vay be yazık adama ne kadar da çok seviyormuş karısını ne şanslı kadın eğer ölmezse falan ama ileriki zamanlarda özellikle son 15 dakikada şok oldum. Acı çekmenin hazzına varıp yıkıma uğrayan psikopat biri. İnsanlardan sadece acınacak durumda kaldığında ilgi ve şefkat gören bir zavallı. Bu, acının hazzı bana Nietzsche felsefesini anımsattı. Depresyon rutinine alışmış psikopatın, eşi iyileştikten sonra ne babasından ne arkadaşından ne de komşularından, sekreterinden hatta kuru temizlemeciden bile bir şey göremediği an kendine yeni ve fark ettiği yollara sürüklemesi trajikomik. Müzikler çok etkileyiciydi ve aslında o duvarda asılı duran ve sonrasında değiştirilen dev iki tablo filmin özeti niteliğinde. Sarı bisiklet Eternity a day filminde de vardı metaforu özgürlük olarak gördüğümüzde anlamlı oluyor. Ayrıca bir caninin öldürmeye hayvanlardan başlaması da realist bir bakış olmuş, sevdim.
Çözümleme yapmaya çalışmadan ilginç bir konuyu ele aldığı için izledim. Fragmanı izledikten sonra çok ümitliydim açıkçası ama film gereksiz uzatılmış gibi geldi ve çok sevdiğim bazı yönetmenlerden kırıntılar fark ettim. Renk kullanımı, farklı bir konu ve müzikler açısından elbette ilk…devamıÇözümleme yapmaya çalışmadan ilginç bir konuyu ele aldığı için izledim. Fragmanı izledikten sonra çok ümitliydim açıkçası ama film gereksiz uzatılmış gibi geldi ve çok sevdiğim bazı yönetmenlerden kırıntılar fark ettim. Renk kullanımı, farklı bir konu ve müzikler açısından elbette ilk aklıma gelen Gaspar Noe oldu, yer yer Lanthimos anımsadım. 6 puan verdim ben. Bir farklılık olsun şöyle Gasparvâri bir şeyler izleyeyim derseniz buyrun iyi seyirler.