Bu tarz filmleri niye bilmiyorum, çok seviyorum. Filmin konusu değil de mekan önemli oluyor. Böyle kafanız dolmuşsa ve yine de bir şeyler izlemek istiyorsanız, dinlenmek için izleyebilirsiniz. Uyumak için yağmur sesi dinlemek gibi bir şey.
Bence iki filmi de gayet 7 puanı hak eden türden. Her ne kadar klasik lanetli ev konusu olsa da karakterlerin işlevlerini, konunun işleyişini beğendim. Asıl beğendiğim şey, çocukların tasarladıkları birbirinden ilginç cinayetler, farklı bir hava katmış. (O yüzden 2>1) Bence…devamıBence iki filmi de gayet 7 puanı hak eden türden. Her ne kadar klasik lanetli ev konusu olsa da karakterlerin işlevlerini, konunun işleyişini beğendim. Asıl beğendiğim şey, çocukların tasarladıkları birbirinden ilginç cinayetler, farklı bir hava katmış. (O yüzden 2>1)
Bence 3 de çıkmalıydı, şerif amcamız filme güzel bir yüz olmuştu, filmin sonu ucu açık bitmişti, ayrıca film tutardı da. Anabelle serisi çok daha saçma bence.
Adeta bir sinematografi. Öyle tasvirler var ki, onlar sayesinde bütün mekanı kafamda ustaca çizdim ve renklendirdim. Bütün bozkırı uzak bir açıyla izlemiş gibiyim. Açıp oraları görmek bile istemiyorum, hayallerimdeki Boranlı Köyü, Sarı-Özek bozkırı öyle kalmalı. Tren istasyonu, karışık dizili evler…devamıAdeta bir sinematografi. Öyle tasvirler var ki, onlar sayesinde bütün mekanı kafamda ustaca çizdim ve renklendirdim. Bütün bozkırı uzak bir açıyla izlemiş gibiyim. Açıp oraları görmek bile istemiyorum, hayallerimdeki Boranlı Köyü, Sarı-Özek bozkırı öyle kalmalı. Tren istasyonu, karışık dizili evler ve alabildiğince bozkır. İlkokuldaki resim derslerine geri dönme imkanım olsa resmetmek istediğim ilk şey bu olurdu.
Normalde aşırı betimleme içeren kitaplar aşırı bunaltıcı olur benim için. Ancak bence, yazar nabzı iyi ayarlamış. Gereksiz ayrıntılardan uzak durmuş, büyük resme yani doğaya odaklanmış. Mevsimler, olaya öyle harmanlanmıştı ki yazı kışı ayrı ayrı defalarca yaşadım.
Konu, konunun işlenişi, kahramanlar, mekanlar, destanlar, olaylar mükemmeldi. Ya da benim memleket hikayelerini sevmemden kaynaklanan bir hayranlık da olabilir.
*
Kitap, bir Kazak köyünde oturan Yedigey'in, arkadaşı Kazangap'ın ölümü ile başlıyor. Arkadaşının vasiyeti üzerine defin için Ana-Beyit mezarlığına doğru yola çıkan Yedigey kafasında susturamadığı anılar ile devesi Karanar üstünde bitmek bilmeyen bir yolculuğa çıkarıyor bizi. Bir anı kitabı değil kesinlikle. Yedigey bunları düşünürken sanki her şeyi tekrar yaşıyor, bize de yaşatıyor. Kitabın başında hiç tanımadığınız Kazangap bir anda baş kahramanlardan biri oluveriyor. Bir Hollywood filmi gibi karakter kitabın sonunda değil, kitabın başında ölüveriyor. Ya da başka ölümler olduğunda "Aa, nasıl ölür?" diyemiyorsunuz, çünkü hayatın içinden bir hikayeye şahit olduğunuzun farkında oluyorsunuz.
Daha başka bir sürü şey anlatıyor. Ana-Beyit'e kurulan bir uzay üssünde yaşanan olaylar, Ana-Beyit efsanesi... Bütün bu yaşananlar nasıl bağlanacak diye o kadar merak ettim ki. Kitabın sonunda bütün bu öğrendiklerimiz tek bir çatı altında birleşiyor.
Hikaye olağanüstülüklerden uzak, geniş çaplı, harika bir köy romanı olmasına rağmen karakterler gözümde öyle bir canlandı ki, Karanar gözüme yağız bir savaş atından çok daha cevval geldi. Ütopik bir canlı gibiydi resmen. Hayatımda hiç tabiri caizse "dört nala koşan" deve görmedim, hep yavaş yavaş geviş getiren ve hantal hantal yürüyen develer gördüm. O yüzden Karanar ve Yedigey benim için gerçekten unutulmaz kahramanlar olacaklar.
Yedigey ise, özünde benimsediğim, yer yer kınadığım, yer yer güldüğüm veya üzüldüğüm bir adam oldu. Çıktığı tren yolculuğunda gördüğü yüksek dağlara karşı şaşkınlığı ve hayranlığı aynı benim bozkır için verdiğim tepkilere benziyordu. O acılarını ve hüzünlerini dağlara söylemeyi düşündü, ben uçsuz bucaksız bozkırlarda saz çalabilmeyi hayal ettim. Kitap boyunca buna benzer tepkiler verdiğim için Yedigey sanki bütün bunları bana anlatıyormuş gibi oldu.
Velhasıl kelam, kitap her ne kadar rafta hareketsiz dursa da, sayfaların içinde Karanar, sırtında Yedigey, onun arkasında römorklu ile traktör, traktörün ardında Belarus marka yol kazma makinesi ve en önemlisi devenin peşinden gelen davetsiz misafir kızıl tüylü köpek Yolbars yollarına devam etmekte.
Ve Boranlı istasyonundan trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gidip gelmekte...
İlk 5 bölümü izledim ve yarım bıraktım. Aslında güzel gidiyordu ama sevmediğim bir korku türüne dönüştü. (O korku türünü söylemiyorum çünkü spoi.) Dizinin sıkıntısı değil benlik sıkıntı. Önerilir efenim. Kostümler, mekanlar fıssssstık gibi. Çok hoşuma gitti. 🤙🏻
Bence gayet güzel bir diziydi. Diziyi kötüleyenlerin, yabancı dizilerin ruhunu beklediklerinden böyle bir tepki verdiklerini düşünüyorum. Bence her millet o an ne hissediyorsa onu en iyi yansıtabilir. Bunun da öyle olduğunu düşünüyorum. Green screen önünde çekilmiş, araklama, aksiyon/bilim kurgu dizisi…devamıBence gayet güzel bir diziydi. Diziyi kötüleyenlerin, yabancı dizilerin ruhunu beklediklerinden böyle bir tepki verdiklerini düşünüyorum. Bence her millet o an ne hissediyorsa onu en iyi yansıtabilir. Bunun da öyle olduğunu düşünüyorum. Green screen önünde çekilmiş, araklama, aksiyon/bilim kurgu dizisi yerine böyle bir diziyi tercih ederim kesinlikle.
Anlatacak bir şey yok, çok iyi filmdi. Bence bu ülkede çocuk ve anne/baba arasındaki bağ çok özel. Mutlaka başka kültürlerde de vardır tabii bilmiyorum ama... Ben mesela bazen "Bir gün babam ölürse ne olur?" diye düşünür, ağlarım. Bana verdiği emekler,…devamıAnlatacak bir şey yok, çok iyi filmdi.
Bence bu ülkede çocuk ve anne/baba arasındaki bağ çok özel. Mutlaka başka kültürlerde de vardır tabii bilmiyorum ama... Ben mesela bazen "Bir gün babam ölürse ne olur?" diye düşünür, ağlarım. Bana verdiği emekler, ben büyürken hep yanımda oluşu. "Benim tutunacak dalım." demek bile yetersiz geliyor.
Çünkü o benim her şeyim.
Her neyse... İzlediğim zaman babamı hatırlatan filmlerden üçüncüsü oluyor bu. :) Umarım bu liste uzar gider.
1. Babam ve Oğlum
2. Kız Kardeşim Mommo
3. Yedinci Koğuştaki Mucize
6. Sezon sonu yaşanan olayla bu dizi benim için bitmiştir. Gerçekten harika gidiyordu dizi, çekirdek kadroyu çekirdek yer gibi yavaş yavaş bitirdiler, bir de üstüne utanmadan iki sezon devam etmiş andavallar. Yedinci sezon daha çok Amerika içinde hükümet ile alakalı…devamı6. Sezon sonu yaşanan olayla bu dizi benim için bitmiştir. Gerçekten harika gidiyordu dizi, çekirdek kadroyu çekirdek yer gibi yavaş yavaş bitirdiler, bir de üstüne utanmadan iki sezon devam etmiş andavallar.
Yedinci sezon daha çok Amerika içinde hükümet ile alakalı sorunlarla geçecek gibi duruyor, sekizinci sezon da bir önceki sezonlarda (5 ve 6) yaptıkları yanlışın telafisi olarak sahaya geri dönen Carrie çizmişler. Yani bu kadının 3 sezon (5,6,7) boyunca Ortadoğu topraklarından ayrı kalması kocaman bir hataydı, bir sezon kabul edilebilirdi belki...
İlk 4 sezon mükemmeldi, diziye oradan bakarsam favori listeme girebilir ama yine de almıyorum. Alamamış olmak üzücü... Karakterleri harcamaları kötü oldu, 2 adamla dizi dönmez kardeşim. (Saul adamdan sayılırsa tabi...)
Bir başka gerçek hayattan uyarlama dizi ile karşı karşıyayız. Mükemmmmeldi. Çok lezzetli bir et yiyormuş hissi veren bir diziydi bence. Çerezlik değil yani. (Garip bir tabir, evet...) Doktor dizilerini normalde sevmem (çünkü klişeye kaçıyorlar artık) ama bu dizinin temeli çok…devamıBir başka gerçek hayattan uyarlama dizi ile karşı karşıyayız.
Mükemmmmeldi. Çok lezzetli bir et yiyormuş hissi veren bir diziydi bence. Çerezlik değil yani. (Garip bir tabir, evet...)
Doktor dizilerini normalde sevmem (çünkü klişeye kaçıyorlar artık) ama bu dizinin temeli çok farklı... Bir psikolojik dizi diyebilirsiniz, suç dizisi diyebilirsiniz, dram dizisi de diyebilirsiniz. Hepsini harika harmanlamışlar bence.
İzlerken aklıma bir arkadaşımla tartıştığımız bir şey geldi. Bana dünya üzerindeki her insana matematik, fizik, kimya, biyoloji, coğrafya veya tarih vs... her dalı aslında öğretebileceğimizi, insanların sadece önyargı ile yaklaştığını savunmuştu. Ben de bunu yapabileceğimizi ama dünyanın ya da insanların yararına bir durum oluşmayacağını söylemiştim.
Bu sanki bunun deliliymiş gibi oldu, tabii Dr. Duntch'ın gerçek hayatta bir deli raporu yoksa... Dizi biraz uzun sürdü gibi gelse de dizi bize Duntch'ın hayatından kesitlerle nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu anlatmaya çalıştı, daha doğrusu onu bize elinden geldiği kadar tanıttı.
En ilgimi çeken sahne, üniversite yıllarında Amerikan futbolu kulübüne katıldığında yaşadıklarıydı. Hatta arkadaşının "Sağını solunu biliyor musun?" sorusuna cevap verirken vücut dilini Joshua Jackson mükemmel yansıtıyordu... Oturulup düşünülmesi gereken bir sahne, adamın egosu olduğu kadar algılama yeteneği ile alakalı bir sıkıntı vardı bence. Aklı basıyor olabilir ama beyninde bir takım nörolojik sorunlar var gibiydi. 😂 Nasıl anlatılır bilmiyorum, doktor olmadığım için.
Açıkçası Joshua Jackson harikaydı dizide. Diğer oyuncular da çok tatmin ediciydi cidden ama tabii ki başrolün işi çok daha zordu. Fringe dizisinde yüzlerce bölüm boyunca herhangi biri rolünde oynarken tanıdığım adam, çok garip bir kimliğe bürünmüş şekilde bu dizide karşıma çıkınca büyülendim, yalan yok.
Çıkarımlarım şöyle, bazen her şeyi bilebilirsin ama öğrenemezsin. Vitrinlere oynayabilirsin ama ne olduğun her zaman ortadadır. (Zaten şu reklam ve propaganda, "Dünyanın En Büyük Sorunları Top 10"a girebilir bence.)
Zaman kaybetmeyin izleyin, koşun. Mükemmel dizi... 8 bölümlük mini dizi, her bölüm yaklaşık 45-50 dakika civarında. Ben de bir dizi çekmek isteseydim, aynen böyle çekmek isterdim. Hayal gücüme baya hitap ediyordu yani.
Spoiler içeriyor
Dönem dizilerini severim ama dizinin dram bölümü Türk dizileriyle yarışır. Yerlere göklere sığmayan Tommy'nin bizim dizilerdeki erkeklerden farkı yok. Afedersiniz ama dizilerde kadınların, erkekleri bir mezara diri diri gömmediği kalıyor, erkekler de hani mal ya, peşinden koşturuyorlar çok seviyoruz ayağına.…devamıDönem dizilerini severim ama dizinin dram bölümü Türk dizileriyle yarışır. Yerlere göklere sığmayan Tommy'nin bizim dizilerdeki erkeklerden farkı yok. Afedersiniz ama dizilerde kadınların, erkekleri bir mezara diri diri gömmediği kalıyor, erkekler de hani mal ya, peşinden koşturuyorlar çok seviyoruz ayağına. Tutuluyorum bunları gördükçe.
İlk sezonu bitirdim anladık yani, aynı bilmem neyin laciverti.
Korku filmlerini konu bakımından sorgulamak artık saçma gibi geliyor sanki... Çünkü insanların korktuğu şeyler sayılı, bunları kombinlesen birkaç şey çıkıyor ortaya. Cin, din, yamyamlık, doğaüstü güçler... Bence olay şurada bitiyor. Konuyu işleyebilme kabiliyeti, olayı filme yedirebilme, dram işleniyorsa dramı korku…devamıKorku filmlerini konu bakımından sorgulamak artık saçma gibi geliyor sanki... Çünkü insanların korktuğu şeyler sayılı, bunları kombinlesen birkaç şey çıkıyor ortaya. Cin, din, yamyamlık, doğaüstü güçler...
Bence olay şurada bitiyor. Konuyu işleyebilme kabiliyeti, olayı filme yedirebilme, dram işleniyorsa dramı korku ile harmanlayabilme kabiliyeti... (ki her zaman korkunç güçlerin hep hüzünlü bir hikayesi olmuştur)
Neyse... Annabelle gibi bu da tuttu, devamını çekerler diye düşünüyorum. Sektörün amacı tadında bırakmak değil, para kazanmak. Çuvalladıkları yerde bırakacaklar illaki.
Ama keşke filmleri baştan seri olarak planlasalar da filmler arasında soru işaretleri oluşmasa. Çekimler güzel, konu (🤔) güzel. Tabi bazı yerlerde saçmalıklar da var. Ama önemli olan, iki film arasında bazı şeyler var tutmayan... Konuyu derinlemesine düşündüğü zaman error veriyor insan.
Bu şey gibi. Binayı baştan 3 kat inşa etmek vs tek kat inşa edip üstüne katlar çıkmak.
Son seçenek her zaman yapay durur.