Bu diziyi neden bu kadar geç izlediğimi ve ön yargıyla yaklaştığımı anlayamıyorum. Harikanın da ötesindeydi benim için. Tekrar tekrar izlenecekler listesinde kesinlikle. Ve evet Carrie, doğrusu kesinlikle Mr. Big'di 🌸❤️
“Boo-zaa,” dedi sokağa çıkınca. Haliç’e doğru, sonsuzluğa gider gibi inen bir sokaktan aşağı yürürken, gözünün önünde Süleyman’ın balkonundan gördüğü manzara canlandı. Şehre söylemek, duvarlara yazmak istediği şey şimdi aklına gelmişti işte. Bu hem resmi, hem şahsi görüşüydü; hem kalbinin hem…devamı“Boo-zaa,” dedi sokağa çıkınca. Haliç’e doğru, sonsuzluğa gider gibi inen bir sokaktan aşağı yürürken, gözünün önünde Süleyman’ın balkonundan gördüğü manzara canlandı. Şehre söylemek, duvarlara yazmak istediği şey şimdi aklına gelmişti işte. Bu hem resmi, hem şahsi görüşüydü; hem kalbinin hem de dilinin niyetiydi:
“Ben bu âlemde en çok Rayiha’yı sevdim,” dedi Mevlut kendi kendine.
kesinlikle evlenmeden önce herkese izletilmesi gereken bir dizi. rehber gibi bir şey.. aile kavramını en iyi işleyen dizi. this is us yani bizim öykümüz, bizim hayatımız, bizden bir şey.. rebecca'nın jack ile tanıştığı sıralarda kurduğu cümle sadece dizinin değil hayatın…devamıkesinlikle evlenmeden önce herkese izletilmesi gereken bir dizi. rehber gibi bir şey.. aile kavramını en iyi işleyen dizi. this is us yani bizim öykümüz, bizim hayatımız, bizden bir şey..
rebecca'nın jack ile tanıştığı sıralarda kurduğu cümle sadece dizinin değil hayatın özeti şeklinde. şöyle diyor:
"çok garip değil mi? nasıl olur da hiç tanımadığın birisi gelip hikayende baş rolü kapabilir? aslında ürkütücü de..nasıl olur da daha önce hiç tanışmadığın bir insan hayatını birden değiştirebilir."
yarın ki hayatımızı bugünün tercihleri/kişileri belirliyor. güzelleştirdiği gibi tam tersi de yapabiliyor. hiç tanımadığının size cehennemi yaşatabileceği gibi cenneti de yaşatabiliyor. hayatı sadece salt dram olarak görenler kesinlikle hayattan umudunu kesmemeli. her an her şey olabiliyor bu hayatta. hiç tahmin etmediğin yerden bambaşka insanlarla karşılaşabiliyorsun. risk alıp almamak senin elinde..
neyse diziye dönecek olursak dizide jack ve rebecca aşkından ziyade randall ve beth birlikteliği daha sağlıklı...bunda da randall'ın payı büyük. randall mükemmeliyetçi bir karakter olduğundan anne babasının yaptığı hataları kendi evliliğinde yapmamaya çalışıyor. ilk sezonlarda randall daha kusursuz ilerlerken sonraki sezonlarda karakteri değişiyor yaşadığı olaylardan dolayı fevri kararlar alabiliyor .(rebecca'nın sözünü tekrar hatırlayın.) bu sırada tabi beth araya giriyor. kocasının arkasında kaya gibi durarak evliliği kurtarıyor. beth mükemmel bir kadın..tam bir arabulucu. aslında jack karakterinin kadın yüzü diyebiliriz.
böyle harika çiftin harika çocukları da olmayabiliyor. kevin ve kate hayatlarında bir türlü mutluluğu bulamayabiliyor. bulduklarında da babaları gibi olmak istedikleri için hem kendilerini hem de karşı tarafı üzebiliyorlar. ama karakter gelişimleri o kadar iyi ki ilerleyen sezonlarda iç seslerini dinleyip kendi benliklerini kabul edip her şeyde mükemmellik aranmaması gerektiğini kabul ediyorlar ve mutlu olmaya başlıyorlar. aslında her ikisinin böyle olmasının ana nedeni randall'ı kıskanmaları.
neyse yazarsam daha çok uzatırım. çoğu sahnesinde çok duygulandığım oldu. çok sevindiğim gıpta ettiğim de oldu. ne diyeyim ki ya tam bir başyapıt... izlediğim en iyi dizilerden. uzun olduğuna bakmadan kesinlikle ama kesinlikle bir şans verilmeli. öyle entrikaların, dönen dolapların, yalanların olmadığı sıcacık bir aile dizisi. aile kavramı ve öncelikleri, uyumlu ve net olmanın rahatlığını, neşelendirmeye ve onarmaya çalışmanın aslında bok gibi hissetmenin ilk aşaması olmadığını gösteren, güzel anıların hatırlanmaya değer olup diğerlerini rahatlıkla silebildiğimizi anlatan hoş bir dizi. ilk sezonun sonlarında bir tur duygulandırmıştır da..
düzgün bir insansanız hayat umarım hepinize böyle insanlarla karşılaştırır.
Dizi hakkında birçok şey yazılmış, bende beğendim bir iki nüans dışında bence zaman yolculuğu konusunda başarılı bir yapım olmuş. Back to the Future filminden bolca alıntı var fakat kötü durmamış. Ek olarak şunu söylemek istiyorum Mustafa Kemal Atatürk'ün ne kadar…devamıDizi hakkında birçok şey yazılmış, bende beğendim bir iki nüans dışında bence zaman yolculuğu konusunda başarılı bir yapım olmuş. Back to the Future filminden bolca alıntı var fakat kötü durmamış. Ek olarak şunu söylemek istiyorum Mustafa Kemal Atatürk'ün ne kadar büyük bir adam olduğunu bir daha anladım. Boşuna lider olmamış. Ruhu şad olsun. Canım Atam❤️
26 Nisan 1986 yılında Çernobil'de yaşanan nükleer facia oldukça objektif bir şekilde anlatılmış. Aralara kurgusal hikayeler, kişiler serpiştirilmiş. Chernobyl gafleti, beceriksiz ve dalkavuk bir ulusun Batı medeniyeti ile haddini aşan bir yarış içerisine girip kendisini yok oluşun eşiğine getirdiği tarihi…devamı26 Nisan 1986 yılında Çernobil'de yaşanan nükleer facia oldukça objektif bir şekilde anlatılmış. Aralara kurgusal hikayeler, kişiler serpiştirilmiş. Chernobyl gafleti, beceriksiz ve dalkavuk bir ulusun Batı medeniyeti ile haddini aşan bir yarış içerisine girip kendisini yok oluşun eşiğine getirdiği tarihi bir olaydır. Verdiği zarar kendisi ile kalmayıp, komşu ülkelere kadar yayılmıştır.
Dizide kullanılan objelerden (sigaralar, içkiler, masalar ve hatta otobüsler) peyzaj tasarımlarına, kıyafetlerden otel lobisine kadar o dönemde kullanılan eşyalar birebir olarak ekranlara yansıtılıyor. Tüm bu detaylar için büyük bir ekibin çalışmasının yanı sıra, dizide kullanılan renk paleti için de çok uzun mesailer harcanmış.
Her yönüyle beni o kadar etkiledi ki. Bu mini diziden sonra içinde yaşadığın sisteme, dünyaya sitem etmemek elde değil. Yaşamlarımız neden hep birilerinin kurbanı olmak zorunda. Hırslarınızı, saçma sapan egolarınızı bir kenara koymayıp neden felaketlere sebep oluyor. O kadar boktan bir dünya ..o kadar boktan insanlar... İşin garibi SSCB 1986 yılından beridir ölü sayısını hiç değişmemiş...31 ölü..
Dizide Ulana'nın, Genel Sekretere söyledikleri çok hoşuma gitti. "Ben okurken siz ayakkabı satıyordunuz" bu minvalde bir şeydi.
Gerçek rahatsız ettiğinde yalan üstüne yalan söyleriz ta ki yalanın orda olduğunu hatırlayamayıncaya kadar. Fakat hala ordadır. Söylediğimiz her yalanla gerçeğe borçlanırız. Er ya da o borç ödenir.
En yakın zamanda izlenmeli...
Spoiler içeriyor
Son zamanlarda sürekli kan ya da zombilerle gerilim yaratmaya çalışan zırva filmlerin aksine salt gerilime yaklaşabilen, izlenelebilecek korku/gerilim filmi. öncelikle akıcılığının da katkısıyla beraber, film yanan alışveriş merkezinin dıştan görünüşünün ilk kez sahnelendiği noktadan itibaren izleyeni kendine bağlayabiliyor. daha sonra…devamıSon zamanlarda sürekli kan ya da zombilerle gerilim yaratmaya çalışan zırva filmlerin aksine salt gerilime yaklaşabilen, izlenelebilecek korku/gerilim filmi.
öncelikle akıcılığının da katkısıyla beraber, film yanan alışveriş merkezinin dıştan görünüşünün ilk kez sahnelendiği noktadan itibaren izleyeni kendine bağlayabiliyor. daha sonra merkezin içi de zaman ve emek harcandığının göstergesi olarak tüm ihtişamı ile ortaya çıkıyor.
gerilim isteyen olursa sağlam sahneler var bu filmde. kaçıncı dakikadır bilmiyorum, yukarıda bir yerlerde yanan kadının çığlıklarıyla başlayan ve jack bauer abimizin binbir güçle ayna çekerek giyinme kabinindeki kızı görüntülediği sahnede ben heyecanla perdenin arkasındaki görüntüyü merak eder olarak bulmuştum kendimi.
filmin son üçte biri hakikaten güçlü bir gerilimle devam etmiş ve bu üst düzey performans, anna esseker ablamızın aynalarla dolu mekanda ki koltukta gözlerini açmasıyla patlayan aynaların görüntüsüyle pik yapmıştır. gerçekten aynaların patladığı sahne de iyiydi yani. ondan sonraki abudik gubidik sahneler benimde tadımı kaçırmış olsada gayet orjinal bir son ile bitmeyi başarmıştır kanımca.
hastane flashbacklari de konuşulmaya değer. bir anda ellilere götürmeyi başardı diyebiliriz.
ve son olarak filmi iyi film yapan en önemli kritere geldik: asturias. zaten yeterince etkileyici bir yapısı olan parçanın film için yapılmış olan versiyonuda çok iyiydi. demek ki sadece gitarla çalındığında etkileyici olmuyormuş.
jack abi diyoruz ama kiefer sutherland'e de bi iki laf edelim.boş geçersek ayıp olur şimdi. bu adam cidden iyi oyuncu. kardeşinin ölümünün sonrasında kestiği rol ve film içerisinde muhtelif yerlerdeki, morg ya da ayna karşısında, tırsma sahneleri bunun en büyük göstergesi olsa gerek.
GreenLeaf dizisi, zengin ve nüfuz sahibi bir ailenin görkemli fakat acımasız yaşam tarzını konu alıyor. ABD‘nin Memphis kentinde, üyeleri çoğunlukla AfroAmerikan olan bir kiliseyi yöneten aile; cemaatin büyümesi ile etki alanını gittikçe artırıyor. Ancak içine karıştıkları skandalların da ardı arkası…devamıGreenLeaf dizisi, zengin ve nüfuz sahibi bir ailenin görkemli fakat acımasız yaşam tarzını konu alıyor. ABD‘nin Memphis kentinde, üyeleri çoğunlukla AfroAmerikan olan bir kiliseyi yöneten aile; cemaatin büyümesi ile etki alanını gittikçe artırıyor. Ancak içine karıştıkları skandalların da ardı arkası kesilmiyor.insanların kendini kandırmadaki başarısı, samimiyetsizlik ve samimiyetin el ele yürüyor olması, iman etmenin imtihana inanan insanlar açısından ölene dek sürüp gidecek olaylar silsilesine maruz kalmak zorunda kalınacak bir süreç olması, hayatın her defasında gerçeğe ve hakikate yönünü çevirerek insanları yüzleşmeye, itiraf etmeye ve kendisiyle ve hakikatle yüzleşmeye zorlaması oluyor. Yapımcılığını Oprah Winfrey yaptığı Greenleaf kiliselere ağır eleştiri barındırıyor.
BCS'ye başlamadan önce efsaneyi rewatch yaptık. Sıkıcı geldi ben izleyemedim diyenler olacaktır elbet. BB ağır ağır işleyen bir dizidir. Karakter gelişimi, olay örgüsü, birbiriyle bağlantıları, sinematografisi ve daha birçok yönüyle efsanedir. W.W başlarda bu işi ailesi için yapıyordu, ölümünün ardından…devamıBCS'ye başlamadan önce efsaneyi rewatch yaptık.
Sıkıcı geldi ben izleyemedim diyenler olacaktır elbet. BB ağır ağır işleyen bir dizidir. Karakter gelişimi, olay örgüsü, birbiriyle bağlantıları, sinematografisi ve daha birçok yönüyle efsanedir. W.W başlarda bu işi ailesi için yapıyordu, ölümünün ardından hala ailesinin ayakta durmasını istiyordu. Fakat sonrasında sahip olduğu güç, ömrü boyunca hep ikinci planda olan biri için ağır geldi. Bu güç sarhoşluğu sonu oldu. breaking bad hayatın ta kendisidir. yaşanan olay örgüsü, karakterler ve karakter gelişimi enfestir. bir insanın değişimini, bir ailenin yıkımını izleyiciye mükemmel bir şekilde aktarır. sanılan aksine ilk sezonlar sıkıcı değildir. sıkıcı denilen kısımlar karakterlere aşina olmamızı ve onlara daha iyi ısınmamızı sağlıyor. böylelikle yaşanan karakter değişimlerini iliklerimize kadar benimsememize, empati duymamıza olanak sağlıyor. çoğu dizide yaşanan, para uğruna diziyi uzatma olayı bunda yoktur. ilk üç sezon izleyici iyice ısıtır son iki sezon ise inceldiği yerden kopar.
Walter, bu hayattan intikam alıyordu. hep bir kavgayla, bir mücadeleyle geçen ömür; değerlendirilememiş bir yeteneğin intikamını aldı.
-kendim için yaptım. hoşuma gitti. bu işte iyiydim ve ben... gerçekten... canlı hissetmiştim.
NOT: tuvalette biseyler okumayın sonrası sarpa sarıyor. (bkz: başım belada, kitabımı unutmuşum helada)