Spoiler içermez. Rüyamızda düşerken görürüz kendimizi ama hiçbir zaman yere çarptığımızı hatırlamayız. Ya da tam uykuya dalacakken aniden irkiliriz. Bu tepkilerin, geçmişte ağaçlarda yaşayan atalarımızdan kaldığı düşünülüyor. O dönemlerde, uykuda daldan düşmek hayati bir tehlikeydi. İrkilmek, yüksek dallarda tutunamayanların geride…devamıSpoiler içermez.
Rüyamızda düşerken görürüz kendimizi ama hiçbir zaman yere çarptığımızı hatırlamayız. Ya da tam uykuya dalacakken aniden irkiliriz.
Bu tepkilerin, geçmişte ağaçlarda yaşayan atalarımızdan kaldığı düşünülüyor. O dönemlerde, uykuda daldan düşmek hayati bir tehlikeydi. İrkilmek, yüksek dallarda tutunamayanların geride bıraktığı bir iz olabilir.
Düşlerde yere hiç ulaşmamamız da anlamlı. Çünkü yere çarpanlar bu hafızayı aktaracak kadar uzun yaşamamış olabilir.
Korkularımız, rüyalarımız, travmalarımız… Birçoğu bize ait değil. Nesiller boyunca taşınan izler bunlar. İçtiğimiz su bile sadece bize özel değil. Kim bilir kaç kişiden geçti, kaç zamandır dolaşımda? Bu dünya da bizim değil. Biz sadece geçici misafiriz tıpkı vücudumuzda yaşayan milyonlarca bakteri gibi.
Belki de hayatlarımız da gerçekten bize ait değil. Ne seveceğimizi, ne düşüneceğimizi öğreniyoruz. Alıştığımız şeylere "konfor alanı" diyoruz ve bunun güvenli olduğunu sanıyoruz. Ama çoğu zaman bu, sadece tanıdık olanın yarattığı bir rahatlık.
Peki bu alanın dışına çıkabilir miyiz? Aktarılan travmaları kırmak mümkün mü? Doğruyu yapmak için çok mu geç?
Maid dizisindeki Alex, bu sorulara kendi yoluyla cevap veriyor. Bazen kurduğu kumdan kale bir dalgayla yıkılıyor ama her seferinde kovası ve küreğiyle yeniden başlıyor.
Zaman zaman çaresizlik, onu normalde yapmayacağı şeyleri yapmaya itiyor. Annelik gibi büyük bir sorumluluk, kendi doğrularının önüne geçiyor. Ama biz bunları izlerken yargılamıyoruz. Çünkü hikâyesini biliyoruz.
Ve bu noktada şu soruyu soruyoruz: Sadece anne olması mı onu dinlemeye değer kılar? Yoksa bir insanı, insan olduğu için mi anlamaya çalışmalıyız?
Dizide odak Alex olsa da, aklımızda başka karakterler de kalıyor. Gerçek hayatta da böyle. Bir zamanlar çok yakın olduğumuz ama artık sadece uzaktan iyi dileklerimizi ilettiğimiz insanlar… Bazılarıyla hayat yolları ayırdı, bazılarında hata bizdeydi.
Gidenlerin yeri dolmaz belki ama yeni insanlar girer hayatımıza. Belki de bu yüzden “Mr. Nice Guy” bir vedayı hiç almadı. Çünkü onu eski hayatımızla birlikte bırakmak istedik. Ya da belki yüzüne bakamayacağımızı biliyorduk.
Umarım herkesin bir Mr. Nice Guy’ı olur. Ve umarım onu kaybetmeden değerini anlayabiliriz. Ama belki daha önemlisi, bir başkasının Mr. Nice Guy’ı olabilmek.
Alex bize bunu gösteriyor. Yıkılan kumdan kalesini yeniden inşa ederken gözleri dolu dolu ama gülümseyerek bakıyor. Ve yalnız olmadığımızı hissettiriyor.
Yazımı dizinin verdiği güzel bir mesajla bitiriyorum:
Bu bizim maceramız. Başkalarını bekleyemeyiz, herkesin sorumluluğu kendine. Bazen birileri için en iyisini bildiğimizi sanırız
ama belki de sadece tek bir açıdan bakmışızdır.
Topluma göre yaşıyoruz veya toplumun istediklerini kendi isteklerimiz sanıyoruz ve ona göre bir karaktere bürünüyoruz birçoğumuz. 70'li yaşlarımızda bizi biz yapan değerleri bi anda kaybetsek nasıl bir durumda oluruz? Ya da tam tersi, o yaşlarda bizi biz yapanın ne olduğunu…devamıTopluma göre yaşıyoruz veya toplumun istediklerini kendi isteklerimiz sanıyoruz ve ona göre bir karaktere bürünüyoruz birçoğumuz.
70'li yaşlarımızda bizi biz yapan değerleri bi anda kaybetsek nasıl bir durumda oluruz? Ya da tam tersi, o yaşlarda bizi biz yapanın ne olduğunu anımsasak ne olur? Bir yaştan sonra değişime ayak uydurabilir miyiz yoksa bize engel olan şey biyolojik yaşımızdan ziyade insanların -ve hatta bizim- gözünde 'yaşlı' olmak mı? Bu ve bir sürü sorudan yola çıkılmış bir dizi olmalı.
İzlerken herkese hitap edecek konulara değinen dizide yaşlı insanların açısından da Dünya'ya bakmış oluyoruz bir kereliğine de olsa. Tipik karakterler ve aşırıya kaçmayan sıradan (ancak derin) karakterler arasındaki dengeyi bulmuş. Hüzünlendiren, güldüren ve bunları yaparken affedicilik, kin gütmeme gibi bir çok güzel mesaj ve duygu veren bir yapım.
Modern Family'de sadece ekran görüntü ve videoları kullanılarak yapılan bir bölüm vardı. O tarzda bir film. Farklı bir şey denendiği için zaten artı puan. Ama genel olarak onun dışında da güzel bir film.
'Run like a girl ' akımı vardı sosyal medyada bir ara. Topuklu ile kayıp düşen yerine cidden koşabilen kadın videosu koyuyorlardı mesela. Bu filmde o akımda görmeyi beklediğim sahneler var, o yüzden önerilir.