Salo ya da Sodom'un 120 Günü Not: Film çoğu ülkede yasaklı! Salo ya da Sodom'un 120 Günü 1975 İtalya Fransa ortak yapımı dramatik filmi olması ile dikkatimi çekti. Tam adı Salò o le 120 giornate di Sodoma ya da daha…devamıSalo ya da Sodom'un 120 Günü
Not: Film çoğu ülkede yasaklı!
Salo ya da Sodom'un 120 Günü 1975 İtalya Fransa ortak yapımı dramatik filmi olması ile dikkatimi çekti. Tam adı Salò o le 120 giornate di Sodoma ya da daha yaygın bilinen şekliyle kısaca Salò olduğunu duydum ve okudum. Pier Paolo Pasolini'nin yönettiği film Türkiye'de önce Mart 1992'de 11. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde, sonra da Nisan 2007'de 26. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde gösterilmiş olmasıda garipti açıkcası.
1975 yapımı olan bu film bende konu başlıkları oluşturdu ve psikolojik anlamda eğitici bir erotizmi vardı. İnsan kişiliklerinden daha çok “haz” konusu temelinde anlatım sağlayan film 18+ olduğunu başta demek isterim. Kişisel olarakta midemin ve zihinimin vermiş olduğu tüm kuralları kaldırmakta güçlük çektim ama sonunda başka bir alt metin buldum.
Filmin ilerleyen her bir hikâyesinde “zengin”lerin erotik düşüncelerinin daha fazla olduğu ve güç gösterilecek başka kaynaklar aradıklarını gördükçe, bastırılmış duygular değilde daha fazla insan kontrolünü ele geçirmek olduğunu anladım. Kendinizi kontrol etmek değilde başkalarını kontrol etmek empatisini sağlayan bu film beni yeterince iğrendirdi. Bir kitaptan uyarlanan film yüksek derece erotik düşünceleri aktaran bir anlatımı olması dışında, dublajlı şeklide izlemekte beni gerçekten kendi dilimden bile soğuttu.
İzlerken bir şeyler atıştırmadan ve bazı sahnelerin büyük derecede olduğunu inandığınız her an lütfen kendinizi hazır bulundurunuz. Psikoloji okuyanların bence daha dikkatle bakacağı bu filmi sizlere öneriyorum. Ben biraz temiz hava almaya çıkıyorum. Keyifli izlemeler.
Gizli Yüz Ömer Kavur film yorumlarına hız kesmeden devam ediyorum. Bugün Gizli Yüz filmini izledim. Ömer Kavur'un gerçekten o günlerde böyle filmler çekebilmesine şaşırdım açıkcası ve bence insanlar o zaman daha gerçekçilikle oynuyorlarmış. 1991 yapımı olan bu film içinse şunları…devamıGizli Yüz
Ömer Kavur film yorumlarına hız kesmeden devam ediyorum. Bugün Gizli Yüz filmini izledim. Ömer Kavur'un gerçekten o günlerde böyle filmler çekebilmesine şaşırdım açıkcası ve bence insanlar o zaman daha gerçekçilikle oynuyorlarmış.
1991 yapımı olan bu film içinse şunları düşündüm. Film bir adam ile kadının eskiden çok yakın olduğu ama zamanla uzaklaştığı ve fotoğrafların, saatlerin anlamlarını hissettirdiği bir İstanbul’da başlıyor. Süre gelen konu altlığı ise beni filmdeki farklı mekanlara götürdü. Ömer Kavur’un sinemasına, sinematografisine dikkat ettiğini tam öğrendiğimden beri dış mekanlardaki gerçekçiliğe ve sanatsal bakışlarına girdiği her sahnesini daha fazla sevmeye başladım. Ömer Kavur oyuncularını ve konusunu harika yönetmesini ustalık olarak görüyorum.
Fikret Kuşkan ve Zuhal Olcay’ın başkarakterlerini canlandırdığı bu filmde Rutkay Aziz’i de görmek güzeldi. Benim sanat dersi olarak izlediğim bu film, İstanbul Film Festivali’nden bir ödül ve Altın Portakal’dan üç ödül alarak unutulmaz Türk filmlerine giriş yapmayı başarmıştır. Üç karkaterin duygularına, eski Türkiye’ye ve sanata olan doğal sevgiye değinen bu filmi bence herkesin incelemesi gerekiyor. Şimdiden keyifli izlemeler.
Retour À Séoul - Seul’a Dönüş Cannes’da çıkışını duyduğumda beri beklediğim filmi Mubi sayesinde izleyebildim. Açıkcası filmlerin içinde koşturmaktan unuttuğumdan dolayıda geç izledim. Film evlatlık verilen Freddie’in hayatını konu alıyor. Küçüklüğünü değilde olgunlaşma ve büyümesini sağlayan tüm yılların geçişlerini görüyoruz.…devamıRetour À Séoul - Seul’a Dönüş
Cannes’da çıkışını duyduğumda beri beklediğim filmi Mubi sayesinde izleyebildim. Açıkcası filmlerin içinde koşturmaktan unuttuğumdan dolayıda geç izledim. Film evlatlık verilen Freddie’in hayatını konu alıyor. Küçüklüğünü değilde olgunlaşma ve büyümesini sağlayan tüm yılların geçişlerini görüyoruz.
Filmin her yönünde bir sevgi bağının önemini ve sadeliğini gösterirken, aynı zamanda Freddie’in iç dünyasınında karmaşasına da eşlik ediyorduk. Yönetmen Davy Chou güzel bir sinematografi kullansa da Ji-Min Park’sız hiç bir şey yapamazdı. Aşırı derecede oyuncu Jim-Min Park, Freddie’ye yakışmıştı ki yönetmen ona güvenmekte haklıydı.
Filmin temelinde sade, sakin ve içtenlik yatıyordu ki, ne Korece ne de ağır bir dil aksanını görmek mümkün değildi. Şarkıları, renk uyumları ve konusunu bana bu sıcakta güzel hissetirmelerine bayıldım. Kendini bulma sekansında en önemlisi bence şuydu. Sonunda ki performansın önemiydi. Umarım severek izlersiniz. Keyifli izlemeler.
Mukavemet Mukavemet filmini 41. İstanbul Film Festivali’nden beri bekliyordum. Mubi’ye gelince hemen izledim. Bol gerilimli ve kanlı olan bu film, Selahattin Paşalı ile Ece Çeşmioğlu Ölmez’in ikili olarak oynadığı ve yakıştırdığım bir filmi idi. Oyuncular açıkçası 1 saat 30 dakikada…devamıMukavemet
Mukavemet filmini 41. İstanbul Film Festivali’nden beri bekliyordum. Mubi’ye gelince hemen izledim. Bol gerilimli ve kanlı olan bu film, Selahattin Paşalı ile Ece Çeşmioğlu Ölmez’in ikili olarak oynadığı ve yakıştırdığım bir filmi idi. Oyuncular açıkçası 1 saat 30 dakikada ne hissettirmek istiyorsa onu hissettirmeyi başarmışlardı.
Filmin tüm süresinde aslında full tek mekan olarak kullanılmasına özen gösteren yönetmen Soner Caner, diğer filmini izlediğim Gönül’den daha farklı bir tarzda ilerlemişti. İzlediğim ikinci filminden yola çıkacak olursam, gerçekçiliği ve empatiyi kullanmayı seviyor Soner Caner. Bu durumda filmlerine olan bağımızı da güçlendiriyor. Kurak Günler’den önce Selahattin Paşalı bu filmde oynamış olduğu için bazı yerlerde Kurak Günler’deki Emre karakterine çok benzettim konuşmasını ve tavırlarını...
Bunun dışında en çok gerildiğim nokta ise Ece’nin Ecem karakterine vermiş olduğu gerçekçilikti. Aşırı derecede tüm film boyunca dikkatimi alamadığım Ecem karakteri bence bu filmin baş karakteri olmuştu. Yaşadıkları ve gerçekten anlatılması zor olan şeyleri yüz ifadeleri ile çok güzel göstermişti. “Toksik erkek” ve “toksik ilişki”nin dışında kazanmanın en kötü sonucunu gösterilen filmi bence herkes bi’ göz atın derim. Ben aşırı gerildim. Bu tarz izleyerek. (🫣) Keyifli izlemeler.
Oppenhimer Oppenhimer filmini çok bekliyordum. Vizyone girdiğini duyduğum gibi biletler alındı ve izlendi. O büyülü ortama giriş yapmak beni o kadar heyecanlandırdı ki bittiğinde bir süre filmin etkisinden çıkamadım. Filmin Imax’de izlenmesi gerektiğini düşünüyorum herkes gibi ama ben normal bir…devamıOppenhimer
Oppenhimer filmini çok bekliyordum. Vizyone girdiğini duyduğum gibi biletler alındı ve izlendi. O büyülü ortama giriş yapmak beni o kadar heyecanlandırdı ki bittiğinde bir süre filmin etkisinden çıkamadım. Filmin Imax’de izlenmesi gerektiğini düşünüyorum herkes gibi ama ben normal bir salonda izleyerek de aşırı zevk aldım. Film hem oyuncuların hepsinin ödüllü oyunculardan olmasından hemde her bir oyuncunun karakterine olan büyük empatisinden dolayı 2023 yılına damgasını vuracak.
Filmin en derin konusu zaten atom bombasının babası olan Robert Oppenheimer’a değinilmesiydi. Film boyunca onsuz hiç bir yere gitmiyorduk yani anlayacağınız büyük zekaların içinde ki büyük bir dünyaya giriyorduk. Cillian Murphy'nin bu efsane filmde en önemli karakteri canlandırmasına ba-yıl-dım. Hem kendisi hem filmin siyah beyaz perde sahnelerinde ki uyumu beni benden aldı. Açıkçası en önemlisi de filmin sesleriydi. Her sahne içinde başka beyin hücrelerine giriyormuş hissini bana çok iyi hissettirdi. Filmin yönetmen koltuğunda Christopher Nolan olunca tabii bende akan sular durdu.
Her karesine ve sinematografisine baktığımda hiç bir kusur görmedim. Çok spoiler vermeyecek olursam yan karakteri canlandıran ve benim beğenerek izlediğim oyuncular: Florence Pugh, Robert Downey Jr., Emily Blunt, Matt Damon, Rami Malek gibi sayamadığım bunun dışında da harika oyuncularda vardı. Siyasetten tutunda Oppenheimer’ın özel yaşantısına ve pişmanlıklarına kadar bir sürü konu var ama ip ucu vermeyeyim bu yüzden daha fazla tutmadan sizlere sinemada izlemenizi öneriyor. Keyifli izlemeler diliyorum.
Sanctuary - Sığınak Renecca gerçekten ne şeytan çıktın be! Saf Hal’ımız gitti aşık oldu bir de üstüne Ceo yaptı kadını. Haha 😂 Gerilim mi desem bir gizemi var desem bilemiyorum ama bir bildiğim varsa temelde şu söz dikkatimi çekti. Kimseyi…devamıSanctuary - Sığınak
Renecca gerçekten ne şeytan çıktın be! Saf Hal’ımız gitti aşık oldu bir de üstüne Ceo yaptı kadını. Haha 😂
Gerilim mi desem bir gizemi var desem bilemiyorum ama bir bildiğim varsa temelde şu söz dikkatimi çekti. Kimseyi örnek almamamız gerektiğini ve kendimiz olmamız gerektiğini doğru ifade ediyordu. Sonu da alında buydu komiklik yapmazsam. Mutlu olduğumuz her şeyi yapmamız gerekiyor. Birşey daha akşam izlerseniz iyi olabilir, erotik sahneleri bol. Bu arada Margaret Qualley ve Christopher Abbott karakterini güzel canlandırmıştı. Margaret Qualley efsanesin be!
Gece Yolculuğu Ömer Kavur’un eşsiz yeteneğini icra ettiği ve çok sevilen Gece Yolculuğu filmini izledim. Bir- iki filminde aynı mekan aralıklarına denk gelmekle birlikte Ömer Kavur’un sinematografisini daha iyi anladım. Ömer Kavur aslında insanların sığınma ve içten anlatımını çok iyi…devamıGece Yolculuğu
Ömer Kavur’un eşsiz yeteneğini icra ettiği ve çok sevilen Gece Yolculuğu filmini izledim. Bir- iki filminde aynı mekan aralıklarına denk gelmekle birlikte Ömer Kavur’un sinematografisini daha iyi anladım. Ömer Kavur aslında insanların sığınma ve içten anlatımını çok iyi ifade edebilmekte ve göstermekte bu sayede filmler akıcı oluyor.
61 yaşında hayatını kaybetmesine üzülsemde genç yaşında böyle güzel Türk filmlerine imza attığı ve bakış açımızı tazelediği için gerçekten ona teşekkür ediyorum. Film iki karakterimizin Ayvalık üstünden Muğla’ya doğru akan bir film çekme mekanlarını gezmesini gösterse de Kavur aslında bir karakterin düşüncelerine de değinmişti. Sinema kavramına ve gösterim tarzına da güzel bakış açısı kazandırmıştır. Eski Muğla ve Ayvalık yaşantısını görmekte açıkçası güzeldi.
Bir başka filmi olan Anayurt Oteli’nin baş karakterine girişini gösterdiklerini söyleyenlere de bir şey diyemeyeceğim en kısa zamanda izledikten sonra açıklık getirebilirim. Altın Portakal Festivali’nde 5 ödül alan ve Cannes’de gösterilen film, Aytaç Arman ve Macit Koper oyunculukları ile de güzel bir film olmuştu. Derinlemesine düşüncelerini izlediğim Ali’nin her sahnesini severek izledim. 3. filmim olan Ömer Kavur’un umarım diğer filmlerini de en kısa zamanda izlerim. Keyifli izlemeler.
Never Let Me Go - Beni Asla Bırakma Nereye nasıl gidersek gidelim buna “klonlanmak”da dahil aşk ve sevgi duygusu bizi yalnız bırakmıyor. Özgür ve mutluluk kelimelerinin içinden çıkan ve bence duygulu muyuz veya duygusuz muyuz? sorusuna iyi bir yanıtla sanatı…devamıNever Let Me Go - Beni Asla Bırakma
Nereye nasıl gidersek gidelim buna “klonlanmak”da dahil aşk ve sevgi duygusu bizi yalnız bırakmıyor. Özgür ve mutluluk kelimelerinin içinden çıkan ve bence duygulu muyuz veya duygusuz muyuz? sorusuna iyi bir yanıtla sanatı kullanmalarını çok ince buldum. Yönetmen Mark Romanek'in sinematografisini de özenli çizgidiğini gördüm ve inandığım şeyin filmin sonuna kadar akması olarak gözlemledim.
Carey Mulligan, Kathy H. ile bence bana güzel bir iki saat yaşattı. Kendini bulma konusunda ve sevdiği Tommy ile olan bağında bence oyunculuğunu ve sanatını çok iyi konuşturmuştu. Tommy ise Andrew Garfield'ı canlandırıyordu. Andrew Garfield bence gözden uzakta olan karakterini ve yaşattığı hayal kırıklığını çok iyi canlandırmıştı. Keira Knightley ise Ruth'u canlandırmıştı. Yer yer neden bunu yaptın demelerim bitmese de ve kinim çoğalsa da onun yaptıklarını da anlamak mümkündü.
Nasıl olursak olalım kim, neden, nerede ve nasıl cümlerimizin her zaman devam edeceğine arkadaşlığın, sevdiğinin ve en önemlisi saygının önemli olduğunu gösteren film, arkadaşlığında bence büyük bir simgesini açmıştı. Çünkü bir spoiler ile söylemek gerekirse ”Keşke her şeye sizinle göğüs gelebilseydim” lafından anlayabilirsiniz. Uyarlama eseri ile Beni Asla Unutma filmi bence bizlere söyleniyordu. Ben unutmayacağım, sizde unutmayın. Keyifli izlemeler.
Asteroid City - Asteroit Şehir Wes Anderson bir gün geçirmek istedim ve bu son çıkardığı Asteroid City filmine göz attım. Bu sene aşırı çok beklediğim filmleri bir türlü sevemiyorum. Wes Anderson’ın hemen hemen her filmini severek izlemiş ve hayran kalmışlığım…devamıAsteroid City - Asteroit Şehir
Wes Anderson bir gün geçirmek istedim ve bu son çıkardığı Asteroid City filmine göz attım. Bu sene aşırı çok beklediğim filmleri bir türlü sevemiyorum. Wes Anderson’ın hemen hemen her filmini severek izlemiş ve hayran kalmışlığım çok vardır ama bu film benim anlatamayacağım kadar sıkıcı ve bunaltıcıydı.
Belki anlamak için daha üst seviyede bir sanat eseri filmler izlemem lazım gibi geliyor ama inanın izlediğim filmlerin çoğundan daha mükemmeliyetçiydi. Wes Anderson’ı tanıyanlar bilir her filminde sabit oyuncularını toplar bu filmde de onları görmek mümkündü. Scarlett Johansson, Tom Hanks, Adrien Brody ve sayamadığım bir sürü performanslarını sevdiğim oyuncular vardı. Filmin içinde film çekilir konusu temelinde ilerleyen film Wes Anderson’ın renk paletleri ile uyuşmasını planlanmış iken tutmaması beni üzdü açıkçası.
Gerçekten her karakterinde özenle ve dikkatle izlemek istesemde bir yerde filmden çıkıyor başka şeylere odaklanıyordum. Oyuncuların karakterlerine saygım sonsuzdu ama nedense onlarda bir şeyler ya kaçırmış yada yönetmenin vermiş olduğu dar alanları kullanmaktan yorduğun düşmüşler gibiydi. Gerçekten bu film için beklentilerim tavan olsada benim açımdan filmi izlemek gerçekten sıkıcı ve yorucu geçti. Umarım sizlerin düşüncesi değişiktir. Şimdilik kaçıyorum. Keyifli izlemeler.
Selvi Boylum Al Yazmalım Selvi Boylum Al Yazmalım, küçükken denk gelip izlemişliğim vardır herkes gibi ama şimdi arşivime eklemek için bir daha izledim. Asya’yı, İlyası daha iyi anladım. Aşk, sevgi ve sevilmek. Tüm kavramların dışında Sevgi neydi? sorusuna büyük bir…devamıSelvi Boylum Al Yazmalım
Selvi Boylum Al Yazmalım, küçükken denk gelip izlemişliğim vardır herkes gibi ama şimdi arşivime eklemek için bir daha izledim. Asya’yı, İlyası daha iyi anladım. Aşk, sevgi ve sevilmek. Tüm kavramların dışında Sevgi neydi? sorusuna büyük bir cevap niteliğinde bu film. 1977 yılına ait Kadir İnanır ile Türkan Şoray’ın en çok sevilen filmi. Atıf Yılmaz’ın şahane sinematografisi ile harika bir 1,5'luk saatlik akıcı bir iz bırakıyor.
İlyas İstanbul’dan, Asya yok olmuş bir köyden geliyor. Aşk bu hani her dakikasına aşık olduğunu hissedersin. Türkan Şoray yine akıllıca köyümüz dediğimiz kendi yöresini çok iyi canlandırıyordu. Kadir İnanır’ın o efsane doğallık delikanlı tavrı ise banbaşka bir evrene götüyordu. Aşık olmak ne demek, nasıl olur? tüm sorulara cevap alıyorsunuz. Yönetmen Atıf Yılmaz sinematografisini harika kullanmıştı. Ahmet Mekin’inde oyunculuğu ile birlikte efsane saatleri bitirmek hiç istemedim.
Altın Portakal Ödüllü olan bu film, Asya’nın doğru kararı ile verdi çocuğu ve kendi için olan tüm şeyleri daha iyi anladım. Anne olmak buydu aslında kendinden önce çocuğunu düşünmek. Sevgi buydu, emekti.! Emeksiz bir aşk olmazdı. Tüm filmlerde gördüğümüz sevgi ve gerçek aşkı yaşayanların emeklerini gördük bu filmde. İlyas emek verememişti. Sevgi emekti ve biz bu zamanda emekten çok kaçıyoruz ve kaçırmamak lazım. Keyifli izlemeler.