Wasp - Yaban Arısı Unuttuğum kısa filmlerden 2003’te Oscar ile taçlanmış film. Aslında üstüne çok konuşulacak işçi sınıfı unsurları ve verilmek istenilen İngilizlerin pürüzsüz yaşamlarının ne kadar sahte olduğunun kanıtı. Bir anne ve çocukları. 👏🏽
Kar - Snow Film gerçekten çok farklı 2010 yılına göre, hem sinematografik anlamda hemde karakter anlamında ama günümüze bakıldığında çokta harika değil. Sadece sinemanın nasıl o zamanlar harika olduğunun kanıtı, şimdiki zamanlarda olan saçma filmler gibi değil, hayattan ve doğu…devamıKar - Snow
Film gerçekten çok farklı 2010 yılına göre, hem sinematografik anlamda hemde karakter anlamında ama günümüze bakıldığında çokta harika değil.
Sadece sinemanın nasıl o zamanlar harika olduğunun kanıtı, şimdiki zamanlarda olan saçma filmler gibi değil, hayattan ve doğu topraklarından gözlemlemeler. İzlenebilir. 20 küsür dakika, kısa filmler içinde en iyisi değil ama en iyi “sinematografisi” olan filmlerden.
Can You Ever Forgive Me? - Beni Affedebilir misin? Film gerçek hikâyesi ile ilgilimi çekerken, uzun zamandır kaybolan listemin içinden çıkması ile sevdim. Film hem benim günümü güzelleştirdi hem de alt mesajı ile sağlam bir anlatımı ile dikkatimi çekti. Film…devamıCan You Ever Forgive Me? - Beni Affedebilir misin?
Film gerçek hikâyesi ile ilgilimi çekerken, uzun zamandır kaybolan listemin içinden çıkması ile sevdim. Film hem benim günümü güzelleştirdi hem de alt mesajı ile sağlam bir anlatımı ile dikkatimi çekti. Film 2018 yılına damga vuran ödülleri ile de insanı daha çok filme çekiyor. Gelin benim kaçırdığım filmi beğendim mi? Film aslında Lee Israel olan yazarın hayat hikâyesinin belli bir dönemini anlatıyor ve sağlam kırılmaz duvarının yıkılışına konu ediyor.
Lee ve işlediği sahtekarlık serüveninin dışında tek kedisi ile olan bağını ve insanlara güvenemediği korkularını ve bence en önemlisi de, kendi kişiliğine işlediği güvensizliğini koruyor olduğunu da gösteriyordu. Lee kırılgan yapısını ve hayatına gelen tek kadını koruyordu ama para kazanma serüvenini de, bizlere Melissa McCarthy çok güzel anlatıyordu. Oyunculuk performanslarının iyi derece de kullanıldığı yapım, ünlü kişilerin biyografisine de güzel renk verdiğini görsemde, bilemediğim yazarların biyografilerini anlamakta zorlandım desem daha iyi olur.
Bunun dışında yan karakterimizi oynayan Richard E. Grant'da gördüğümüz sahnelerini beğenmemek elde değildi. Lee'nin arkadaşlığına olan bağını güçlendiren Jack'in de eşcinsel olması gözümüzden kaçmadı film boyunca. İki eşcinsel karakterin ve yazarın hayatını konu alan bu filmin yönetmeni Marielle Heller'a da teşekkür ediyorum. Mekan, kostümsel ve en önemlisi de yazıları ile dikkat çeken Lee'de selamlarımı gönderiyorum. Birçok ödülleri olan yapımı sizlere sunuyorum. Keyifli izlemeler.
The Handmaiden - Hizmetçi Filmi hayatımda hiç duymadım ama Mubi'de görünce hemen izlemek istedim. Çok ilgimi çeken bir film oldu. Film bittikten sonra bile hâlâ aklımda tüm sahnelerin kalması bile bence harika bir yapım dedirtiyor bana. Film uzun kısa fark…devamıThe Handmaiden - Hizmetçi
Filmi hayatımda hiç duymadım ama Mubi'de görünce hemen izlemek istedim. Çok ilgimi çeken bir film oldu. Film bittikten sonra bile hâlâ aklımda tüm sahnelerin kalması bile bence harika bir yapım dedirtiyor bana. Film uzun kısa fark etmiyor ve zamanın bükücüsü oluyor, ekrandan kopamıyorsunuz. Filmin en çarpıcı şeyi saklanan kurnazca işlenen yalanların bir bir ortaya çıkması ile de bildiğin şaşkınlıkla tüm detaylara daha da net bakıyorsunuz. Gelin daha neler yazdım.
Film 2016 yılında yönetmen Park Chan-Wook'un yaptığı ve BAFTA gibi ödül törenlerinden aldığı ödüllerin tümünü hak ederken, sinematografisine ve oyuncuklarına hayran kaldığım gibi hayran kalacağınız yapım, bence birinci sınıf kurgusu ile de Kore-Japonya tarzını anlatması çok hoştu. Her sahne ve özgün oyunculuğun yanında getirdiği her gizem, sevgi ve gizemi artan bilinmezlikle birlikte filmden çok etkileyebilirsiniz. Film mekan, hayatları ve yalanları iyi saklarken, iç seslerle de karakterlerin düşüncelerini duygumuz her sahnesinde daha fazla ustalık konuşturmuşlardı tüm ekiple birlikte.
Hem detaylı hem fazla anlatımının sıkmadığı film birçok alt mesajı ile kadınların bir obje olmadığını ve yaşadıklarını tam kanıtlar gibiydi de. Her oyuncusunun yanında ana karakterlerimizi oynayan Kim Tae-ri, Kim Min-hee ve Jung-woo Ha'yı tebrik ediyorum. Nasıl oyuncularsa benim aklımı aldılar. Belki film sizi sıkmıyor belkide bağlıyor filme ama alt mesajı ile hayatımızın değişmesi gerektiğini de tam belli ediyordu. Bence kült yapımlarına giren ve herkesin hoşuna gitmeyecek sanatsal bir film. İzleyin izlettirin. Keyifli izlemeler.
Land Film hakkında bu kadar yazabilirim. Haftasonu veya Cuma akşamı izlenebilir. Filminiz yoksa. Film akıyor, güzel noktaları da var ama çok klasik senaryosu ve filmin sanki sahne atlama yerleri çoktu. Özünü anladım. Pazar günü boş vakit öldürmelik izlene bilir. 🫤
Spielzeugland - Oyuncaklar Ülkesi Film bir anne olan Marianne’nin çocuğuna küçük bir yalan söylemesi ile başlasa da film ertesi günlerde olan durum yüzünden pişmanlığını iyilik üstünde kurmasını izlediğimiz bu kısa film, aslında bizim her hatamızın güzel yönlerini de olduğunu gösteriyordu.…devamıSpielzeugland - Oyuncaklar Ülkesi
Film bir anne olan Marianne’nin çocuğuna küçük bir yalan söylemesi ile başlasa da film ertesi günlerde olan durum yüzünden pişmanlığını iyilik üstünde kurmasını izlediğimiz bu kısa film, aslında bizim her hatamızın güzel yönlerini de olduğunu gösteriyordu. Uzun yazılarıma biraz ara verdiğim bu haftada da, sizlere Türkçe adı ile Oyuncak Ülkesi olan bu kısa filmi yorumladım. Film 13 dakika da o kadar çok şeyi anlatıyor ki bazı durumlarda annemizin neden bu yolu seçtiğini akıl sır erdiremiyorsunuz. Film hakkında çok fazla düşüncem var bunlardan birisi bize ne veriyor diyorsanız, kendi korkularımızı yalanlarımızı ve en önemlisi de yalnızca tek bulunan şey geleceğimizin nasıl olma korkusunu anlatıyor.
Anne rolü ile dikkatimi çeken Julia Lager gerçekten iyi oyunculuk çıkarırken, öz olarak iki çocuk oyuncumuzun oynadığı ve birisinin Türk, Tamay Bulut Özvatan'nın bu filmde oynadığı film, Nazi katliamını çocuğundan saklamak üstüne kurulu bir yalandan yola çıkarılan ama iki kişinin hayatını tam bağlayan eşsiz bir filmdi. Yönetmen Jochen Alexander Freydank harika iş çıkarmış hatta 81. Oscar Kısa Film ödülünü de hakkı ile almıştı. Aslında çok fazla durum var bir çok korku ve dışlanmanın dışında hayatlarımızın neden piyano kadar nafiz ve temiz olmadığını bu filmde daha çok iyi anlıyor ve anlıyorsunuz. Daha fazla tutmadan iyi haftasonları diler keyifli izlemeler dilerim.
Corsage - Korsaj Avusturya İmparatoriçesi ve Macaristan Kraliçesi Amalie Eugenie, namıdiğer “Sisi”nin kırkıncı yaş gününden itibaren, bunalımını sosyal statü üstünlüğünü ve yaşlandıkça oluşan korkularına ek “kocası” ve “çocuklarının” yaşlısın sen demesine karşılık verilmiş bir psikolojik kargaşasını izlediğimiz filmi ben çok…devamıCorsage - Korsaj
Avusturya İmparatoriçesi ve Macaristan Kraliçesi Amalie Eugenie, namıdiğer “Sisi”nin kırkıncı yaş gününden itibaren, bunalımını sosyal statü üstünlüğünü ve yaşlandıkça oluşan korkularına ek “kocası” ve “çocuklarının” yaşlısın sen demesine karşılık verilmiş bir psikolojik kargaşasını izlediğimiz filmi ben çok beğendim.
Film 2 saate yakın çekilmiş bir sahne durumu var, bu durumu en öz nasıl kullanırız fikrine ve senaryosunu nasıl akıllarda bırakırız diyerekten çok narin ve sıkmayan film yapam yönetmen, sinematografisine ve karkaterlerin tüm benliklerine çok hassas davrandığını hissetmek beni bir hali sevindirdi. Filmin yönetmeni olan Marie Kreutzer gerçekten Cannes adaylı ve ödüllü film yapması bu yıl bitiminde beni mutlu etti.
Müzik bestesini yapan ve filmin her karesine duygumuzu destekleyen Camille gerçekten zevklerini çok ince seçmişti. Film aslında bir İmparatorluk içerisinde hapis hayatı yaşayan kırk yaşında olan bir kadının nasıl yaşına meydan okuyor oluşunu ve kocasına vermiş olduğu üstünlük duygusunu izlemek beni bir hali duygusal ve ona karşı destekçi yaptı.
İmparatoriçe’yi oynayan Vicky Krieps bence bu yıl konuşulacak bir oyunculuk performansı yapmış hatta karkaterinin dönemine en uygun şekilde oynamıştı. Tarihin tozlu ve bir o kadar nasıl olduğunu bilmediğimiz film onunu ve beni bir hali sevindirdi ama bir o kadar da soru işareti bırakması ile bitmesi üzdü beni.
Yan karakterlerden tutunda tüm oyuncuların giydiği, yediği ve hissettiği her duygu beni gerçekten çok tatmin etti. Filmin sonu kadar ilk dakikası da heyecanlı başlamıştı benim için. Belli en ince olan kadın olarak o döneme damga vuran Amalie Eugenie tanımak güzeldi. Daha tutmadan ve spoiler vermeden ben kaçar. Keyifli izlemeler.
Room 8 - Salon 8 Herşeyin dayatması olarak göz doyurucu bir metne ve anlatıma sahip olan Room 8, zamanını iyi kullanarak anlatması ve öz olarak nadide karakter anlatımlarına göz doyurucu sinematografisini ekleyen yönetmen James Griffiths’ı tebrik ediyorum. Her durumu bir…devamıRoom 8 - Salon 8
Herşeyin dayatması olarak göz doyurucu bir metne ve anlatıma sahip olan Room 8, zamanını iyi kullanarak anlatması ve öz olarak nadide karakter anlatımlarına göz doyurucu sinematografisini ekleyen yönetmen James Griffiths’ı tebrik ediyorum. Her durumu bir kırmızı kutuda toplaması ve çekmecede biriken her kibrit kutusu içinde olan bağırışlarını Sovyet dönemine getirmesi ve sıkıştırılmış seslerin çılıklarına ve geçmiş baskıları göstermesi çok iyi ince ipte anlatmasına bayıldım. Kapitalizm diyelim yada herhangi bir adla betimleme yapalım bizim Dünyamız da yaptığımız her durumu bence çok iyi anlatıyordu.
Sıkışmış duygularımız, özgür kalamama durumu ve bence en iyi anlatığı tek durum olan kendi kurduğumuz düzende hapis yaşama duygusunu bildiğin kemiklerimize kadar yönetmen ve oyuncular hissettirmiştir. 8 dakika olsada 7 dakika gibi kısa bir sürede anlatımı olan kısa film, iki BAFTA ödülü ile hem eleştirmenlerin hem de izleyenlerin tam notunu da almıştır. Daha fazla tutmadan keşfetmeniz dileği ile. keyifli izlemeler.
Bones and All - Kemik ve Her Şey Bones and All, Kemik ve Her Şey filmini Filmekimi'nin son gününde izlemiştim. Beni takip edenler bilir filmin vizyon tarihinde koyacağım demiştim. Bugün çıkıyor ve herkesin bence tatması gereken bir film diyebilirim ama…devamıBones and All - Kemik ve Her Şey
Bones and All, Kemik ve Her Şey filmini Filmekimi'nin son gününde izlemiştim. Beni takip edenler bilir filmin vizyon tarihinde koyacağım demiştim. Bugün çıkıyor ve herkesin bence tatması gereken bir film diyebilirim ama çok abartı olacak bir film değilmiş onu anladım ve açken gitmenizi öneriyorum. 18+ bir tarzı olduğunu da dile getirmem gerek genç takipçilerim için bu arada. Çok fazla garip duyguları hissettiğim film hakkında neler düşünmüşüm gelin bakalım.
Yönetmen Luca Guadagnino'nun üstlendiği film senaryosunun Dave Kajganich tarafından yazılması ile dikkatimi çekiyordu. Bunun dışında çoğu kişinin çok fazla "Beni Adınla Çağır" filminde oynayan Armie Hammer'ı aklamak için çekilmiş bir film gibi gelmişti. Lâkin benim için pek öyle değildi. Yaşamımız ve kemiklerimize kadar hissettiğimiz her duygumuzu yönetmen iyi vermişti ama bu kadar az puan vermem her yerde olan TC yani Timothee Chalamet bulunması ve filmin çok fazla iğrenç noktaları barındırmasıydı.
Aşkı ve büyülü tarzda olan kurguyu güzel vermişti yönetmen sinematografisi ile lâkin keşke daha farklı bir şeyler olsaydı. Akıyor film son dakikalarına kadar ama bazı noktalarında filmden kopuyorsunuz. İşte ikinci oyuncumuz Taylor Russell burada iyi oynasada ve Mark Rylance'de burada bulunsa da, bence çok fazla beklentiniz olmasın derim. Belki benden farklı hissedersiniz. Her zamanki gibi keyifli izlemeler.
Sen Ben Lenin Tek mekanda çekilmesi ve Tufan Taştan’nın ilk uzun metrajlı filmi olması ile dikkatimi çeken film. Hayatın bence en önemli özelliklerinden birisi ile bizlere sunuluyordu. İnsan olmamızı ve kişiliklerimizin farklı olmasını gözler önüne alıyordu. Konusu bir kasabada kaybolan…devamıSen Ben Lenin
Tek mekanda çekilmesi ve Tufan Taştan’nın ilk uzun metrajlı filmi olması ile dikkatimi çeken film. Hayatın bence en önemli özelliklerinden birisi ile bizlere sunuluyordu. İnsan olmamızı ve kişiliklerimizin farklı olmasını gözler önüne alıyordu. Konusu bir kasabada kaybolan bir heykelin bulunması üstüne olsa da, komiserlerin bulmak için tüm kasabayı sorguya çekerken, onların siyaset görüşlerini ve kişiliklerine de harika perde açıyordu. Türk sinema kültürüne farklı bir nefes katan yönetmen Tufan Taştan bu işini yaparken de kast seçimini de en iyi şekilde seçmesi gözlerimizi doyurucu bir şekilde doyuruyordu.
Her türden kişilikleri ve kültürel özelliklerini bizlere veren yönetmen, sinematografisi ile de gizimli havasını ikiye katlıyordu. Gizemli ama bir o kadar zorlayıcı bulma hikâyesi çok zekice kurgulanan her bir karakterini oynayan Saygın Soysal, Barış Falay, Binnur Kaya, Serkan Keskin, Özgür Çevik, Melis Birkan, Hasibe Eren, Nur Sürer, Şerif Erol ve Bige Önal gibi usta oyuncuları seçmesi bence harika film olmasını destekler gibiydi de. Film bu arada iki senaryodan esinlenerek beyaz perdeye sunulması da özel bir ayrıntı katmıştı.
Belki gerilimini ve soruşturmayı verirken bizleri ikileme düşürürken komiserlerle birlikte düşünceye itten yönetmen, biraz kasabayı gördüğümüz yerleri uzun tutması beni sıksada bakıldığında onların bile filme renk ve hatta özellikler katmış olduğunu görünce susturdu beni. Çok beğendiğim film, Netflix ve AppleTv kanlarından izlenir durumda. Sözün kısacası en iyi soruyu da soruyor. Lenin heykeli dikilse hayatımız nasıl değişirdi? Hadi durmayın izleyin. Keyifli izlemeler.
(bazı durumlar gerçek hikâyeden uyarlanma deniliyor)