Warning When I am an old woman I shall wear purple With a red hat which doesn’t go, and doesn’t suit me. And I shall spend my pension on brandy and summer gloves And satin sandals, and say we’ve no…devamıWarning
When I am an old woman I shall wear purple
With a red hat which doesn’t go, and doesn’t suit me.
And I shall spend my pension on brandy and summer gloves
And satin sandals, and say we’ve no money for butter.
I shall sit down on the pavement when I’m tired
And gobble up samples in shops and press alarm bells
And run my stick along the public railings
And make up for the sobriety of my youth.
I shall go out in my slippers in the rain
And pick the flowers in other people’s gardens
And learn to spit.
You can wear terrible shirts and grow more fat
And eat three pounds of sausages at a go
Or only bread and pickle for a week
And hoard pens and pencils and beermats and things in boxes.
But now we must have clothes that keep us dry
And pay our rent and not swear in the street
And set a good example for the children.
We must have friends to dinner and read the papers.
But maybe I ought to practise a little now?
So people who know me are not too shocked and surprised
When suddenly I am old, and start to wear purple.
Jenny Joseph
küçükken salıncağa oturup kendi etrafımda dönerek zincirlerini birbirine dolar sonra da normale dönerken içimi allak bullak ederek beni savurmasına izin verirdim. aynı çabasızlıkla bıraktım kendimi düğüm olmuş kaderin çözülme anına. aradığım bir şey, varmak istediğim bir yer yok. süslü kelimeler…devamıküçükken salıncağa oturup kendi etrafımda dönerek zincirlerini birbirine dolar sonra da normale dönerken içimi allak bullak ederek beni savurmasına izin verirdim.
aynı çabasızlıkla bıraktım kendimi düğüm olmuş kaderin çözülme anına.
aradığım bir şey, varmak istediğim bir yer yok.
süslü kelimeler bohçam boşaldı.
iyileşmeye başlamak için tek tek ilham perilerimi yakalayıp kanatlarını kırmam gerekti.
söyleyecek bir şeyimin kalmamasıysa nekahet döneminin son evresiydi.
arada bir canlanmalarına izin verdiğim pericikleri eğlemek için uzattığım parlak ve kaygan saçlarımdan kaymalarına izin veriyorum.
bir şeyler okuyor, kaybettiğim sarsılma hissini arıyorum.
ama birileri yolu aydınlatması gereken fenerimin cam yüzeyini siyaha boyamış.
gerçek sanatçıları alıntılamaktan öteye geçemez alelade biri oluyorum.
merkeze ulaşamayıp gittikçe darlaşan bir spiralin üstünde ilerliyorum.
hasta ve esrik halimi daha çok seven insanları hayal kırıklığına uğratıyorum.
eylül
“Logically for what had a more gloomy prognosis than life?-every morning one should say to one's friends: 'I grieve for your irrevocable death', as to anyone suffering from an incurable disease, and was the universal omission of this minimal gesture…devamı“Logically for what had a more gloomy prognosis than life?-every morning one should say to one's friends: 'I grieve for your irrevocable death', as to anyone suffering from an incurable disease, and was the universal omission of this minimal gesture of sympathy the model for their reluctance to discuss the dreams?"
yakın geçmişim nerede saklanır? kötü anılarımı vakumlu poşete yerleştirirsem hayatımda kapladıkları yer azalır mı? diğer herkes verdiği sözleri unutmaktan bahsederler ya ben yazıp hediye ettiğim şiirleri, kelimelerimi, saçımın doğal rengini, yüzümde içten bir tebessümle kırışan yerleri, vücudumun pürüzlü bir yüzeyi…devamıyakın geçmişim nerede saklanır?
kötü anılarımı vakumlu poşete yerleştirirsem hayatımda kapladıkları yer azalır mı?
diğer herkes verdiği sözleri unutmaktan bahsederler ya ben yazıp hediye ettiğim şiirleri, kelimelerimi, saçımın doğal rengini, yüzümde içten bir tebessümle kırışan yerleri, vücudumun pürüzlü bir yüzeyi balçıkla kaplarmışçasına çizip durmadan önceki hallerini unuttum.
"vücudumun toprağından göz yaşı ile balçık yap. yıkık gönül sarayını tamir etmenin zamanı geldi" demiş hafız-ı şirazi.
bana daha ne kadar balçık gerekecekti?
eylül
After great pain, a formal feeling comes Emily Dickinson A - After great pain, a formal feeling comes The Nerves sit ceremonious, like Tombs The stiff Heart questions 'was it He, that bore,’ And 'Yesterday, or Centuries before'? The Feet,…devamıAfter great pain, a formal feeling comes
Emily Dickinson
A
-
After great pain, a formal feeling comes
The Nerves sit ceremonious, like Tombs
The stiff Heart questions 'was it He, that bore,’
And 'Yesterday, or Centuries before'?
The Feet, mechanical, go round -
A Wooden way
Of Ground, or Air, or Ought -
Regardless grown,
A Quartz contentment, like a stone -
This is the Hour of Lead - Remembered, if outlived,
As Freezing persons, recollect the Snow
First - Chill - then Stupor - then the letting go -
Henry Hames başı dertte olan bir arkadaşına şöyle demiş: Diğer hayata sığının… sanat hayatı derken kastettiğim hayata; bir din gibi başvurulduğu ve incelikle anlaşıldığı zaman, sizi temin ederim, kendisine samimiyetle başvuranı asla yarı yolda bırakmaz- ona her türlü durumda destek…devamıHenry Hames başı dertte olan bir arkadaşına şöyle demiş:
Diğer hayata sığının… sanat hayatı derken kastettiğim hayata; bir din gibi başvurulduğu ve incelikle anlaşıldığı zaman, sizi temin ederim, kendisine samimiyetle başvuranı asla yarı yolda bırakmaz- ona her türlü durumda destek olur ve bunun sırlarını onunla paylaşır.
O’nun için her şeyin zamanı geldiğinde çözümlenmesi gerektiğine inanıyorsan zahmet edip okuma bu kitabı. Bu gibi hiç dokunulmayıp çözülmeden bırakılan düğümler muhakkak adalet duygunu, sınıf nefretini tetikleyecektir. Ama amaç tam da bu: Herkes hayatta kalamaz ve bu aslında çok şey…devamıO’nun için her şeyin zamanı geldiğinde çözümlenmesi gerektiğine inanıyorsan zahmet edip okuma bu kitabı.
Bu gibi hiç dokunulmayıp çözülmeden bırakılan düğümler muhakkak adalet duygunu, sınıf nefretini tetikleyecektir.
Ama amaç tam da bu:
Herkes hayatta kalamaz ve bu aslında çok şey anlatır anlayana.
Bir kadının sadece var olabilmek için katlanmayı göze aldığı safi kaos, kendince (ahlak ve erdemi zaman zaman terk ettiren türden) baş etme yöntemleri ve “sığındığı” çeşitli insan tiplemeleri, kendi koşullarının kurbanı olanlar.
Sen bir haftalığına alayına yaşayarak hayatta kalabilir miydin?
Plansız hareket edemediğimiz günümüzde bir günlük bir rastgelelik ihtimali bile tüyleri diken diken ediyor.
gece oldu mu -korku filmlerinde mezarı içinden yaran hayaletin elleri gibi- en iç yerimden yukarılara ince dudaklarım bir rahim ağzı oluştururmuşçasına geride kalan bütün uzuvlarıyla doğmak isteyen çatlamış eller uzanır. böyle zamanlarda hava koşulları ne olursa olsun yürüyüşe çıkarım çünkü…devamıgece oldu mu -korku filmlerinde mezarı içinden yaran hayaletin elleri gibi- en iç yerimden yukarılara ince dudaklarım bir rahim ağzı oluştururmuşçasına geride kalan bütün uzuvlarıyla doğmak isteyen çatlamış eller uzanır.
böyle zamanlarda hava koşulları ne olursa olsun yürüyüşe çıkarım çünkü ellerin sahibi olan gölge arketipimin hayatın deviniminde görünür olmakla ilgili bir zayıflığı varmış, onu geri yutmama ve saklamama izin veriyor dışarıda tempolu yürüyüş yaparken ben.
10 yıldır yaşadığım ama alışkın olduğumu söyleyemeyeceğim evin bahçesinde iki tur atıyorum ve esen rüzgar yanağıma oldukça sertçe veda öpücükleri konduruyor.
bu coğrafya beni çok haşin, hırpani bir şekilde sevdi zaten.
gözlerimin yerini kafam dışında bir yere konumlandırarak istediğim an görüş açımı değiştirebilmek ve bu coğrafyayı bambaşka açılardan seyretmek isterdim doğrusu.
peki üstüne bastığım toprak da benzer bir serzeniş içinde midir?
gıdığım dışında bir şeyi seyretmeyi, bana karşıdan bakabilmeyi dilemiş midir?
acaba ben seyir zevki yüksek bir manzara olur muydum?
etrafından dolandığım sitenin diğer sakinleri olan ağaçlara karşı kanlı canlı beden yüzölçümüm saklayamıyor bilincin kuytusundaki o diğerini.
bu ağaçlar onun kontrole geçtiği zamanlara da şahitlik etmişti.
küçül diyordu bana hakimiyet kurmak istediğinde.
kapladığın alanı azalt.
saçlarımı ondan çok kez kazıdım, onlarca da kilo verdim.
tepkisizce izlediler ağaçlar, o içimdeki diğerini kusarak ya da düşük yaparak bir şekilde içimden atmamı dilediklerini biliyordum.
bir süre sonra yavaş yavaş buklelerim selam vermişti onlara.
neden buklelerinin doğal bozuna bu kadar düşmansın da siyahlara boyanırsın demişlerdi bana.
en azından gündüzleri bastırabiliyorduk ya utanç duygusu aracılığıyla da olsa kötü kokulu diğerini bu da bir şey sayılırdı.
can gelmek diye bir deyimi yineledim mırıldanarak tempoyu hızlandırarak.
can geliyordu bana, ağaçların altına yeni fidelerin de yanına otura otura onların can suyundan faydalanmıştım.
ama bu toprak sana yetmez, salındığın kökleri topla ve git dediler.
vedaları o yüzden tokat gibiydi yaprakların arasından esen birkaç keskin tokat.
belki de çak bir beşlik bir çıkış yolu bulduğun için diyorlardı da anlayamadım yanağımı uzattım.
uzun lafın kısası geceleri biraz güçsüzleşiyorum işte sadece.
onun dışında idare ediyorum gitme’lere de doyamıyorum.
gittikçe canlanıyorum.
bir tek geceleri hatırlatıyor kendini en içre en ücra hücrelerimden yankılanarak çoktan ölmüş olan eylül.
bukowski gibi ona yat lan geri yerine diyorum.
hem mavi bir kuş bile değilsin sen.
yat lan aşağı beni ele mi geçirmek istiyorsun yine yeniden?
şafak sökerken bukowski’nin ucuz viskisinden içiyorum sonra da bir kibrit yakıp yutuyorum, cayır cayır yanıyor zaten kupkuru kalmış, canı çoktan çıkmış eylül.
sonra gün doğuyor, yine baş ediyorum, yine yollara düşüyorum.
eylül
Sonra bir gün yüzü çatlak intiharlarımı boyatıp Otuz altı numara bir hayata başlamak… Uzun bir nekâhet döneminden sonra Nihayet ayağa kalkmak… Öfkem Üstü kalsın derdi ve bırakırdı hayatımı Bayat bisküvi kokan o mahalle bakkalına …