"bir gün gelir intihar kelimesinin sadece sözlüğe koyulsun diye uydurulmadığını anlarsın." "intihar etmek büyük günah ama mutsuz olmak da günah değil mi? mutsuz olduğun için başkalarını incitirsin, kendini incitirsin. bu da günah değil midir?"
"ağaçlar arasında bir ağaç, hayvanlar arasında bir kedi olsaydım, bu yaşamın bir anlamı olurdu, daha doğrusu bu sorunun hiç anlamı olmazdı, çünkü dünyadan bir parça olurdum. bu dünya olurdum, oysa şimdi tüm yakınlık gereksinimimle onun karşısındayım. öylesine bir önemsiz olan…devamı"ağaçlar arasında bir ağaç, hayvanlar arasında bir kedi olsaydım, bu yaşamın bir anlamı olurdu, daha doğrusu bu sorunun hiç anlamı olmazdı, çünkü dünyadan bir parça olurdum. bu dünya olurdum, oysa şimdi tüm yakınlık gereksinimimle onun karşısındayım. öylesine bir önemsiz olan bu us, işte beni tüm evrenin karşıtı yapan bu. bir kalemde yadsıyamam onu. öyleyse doğru olduğuna inandığımı bırakmamalıyım. bana karşı bile olsa, alabildiğine açık bulduğumu alıkoymalıyım. bu uzlaşmazlığın, dünya ile düşüncem arasındaki bu kırılmanın temeli, bu konudaki bilinçliliğim değil de nedir?"
zweig'ın hiçbir kitabını okurken bu kadar keyif almadım. kendisi romancı olarak değil de, biyografi yazarı olarak anılmalı bence. biyografi türünde pek kitap okuduğum da söylenemez ama bu kitap çıtayı öyle bir yükseltti ki, daha iyisi olduğunu düşünemiyorum. dostoyevski için yazdığı…devamızweig'ın hiçbir kitabını okurken bu kadar keyif almadım. kendisi romancı olarak değil de, biyografi yazarı olarak anılmalı bence. biyografi türünde pek kitap okuduğum da söylenemez ama bu kitap çıtayı öyle bir yükseltti ki, daha iyisi olduğunu düşünemiyorum.
dostoyevski için yazdığı deneme beni çok etkiledi. yazarın romanlarını, yarattığı karakterleri, hayatını ele alıp, nefis bir üslupla anlatmış. altını çize çize eskittim. aşağıya da çok sevdiğim bi' alıntıyı bırakıyorum ve dosto severler mest olmak istiyorlarsa bu kitabı şiddetle tavsiye ediyorum.
tanrı meselesinde de, hepimizin içinde saklı, fakat hiçbir fanide dostoyevski'deki kadar kapsamlı olmayan, iflah olmaz ikilemin uçurumu açılır. o, herkesten daha inançlıdır ama aynı ruhun içinde aşırı bir ateisttir; insanlarında da bu en uç olasılıkların her iki biçimini [ kendi kendini ikna etmeden, bu konuda bir karar vermeden ] aynı inandırıcılıkla canlandırmıştır; alçakgönüllülüğü, kendini adamayı, Tanrının içinde bir toz zerresi gibi erimeyi, öte yandan da muazzam bir aşırılıkla, bizzat Tanrı olmayı: "bir tanrının var olduğunu kabul etmek ve aynı zamanda kendinin Tanrı olmadığını fark etmek, insanı intihara sürükleyecek bir saçmalık olurdu." ve o yüreğiyle her ikisinin de yanındadır, hem Tanrıya kul köle olanın hem de onu inkâr edenin; hem alyoşa'nın yanındadır hem de ivan karamazov'un. onun dindarlığı evet ile hayır arasında, dünyanın iki kutbu arasında ateşli bir almaşık akımdır.
böylece o, her seferinde geriye yuvarlanan taşı inanmanın yüceliklerine taşımaya çalışan Sisyphos olarak kalır sonsuza kadar. sürekli, asla erişemeyeceği Tanrıya ulaşmaya çabalayan olarak.
"hayat yoktu hiçbir yerde, ne bu şehirde, ne bu yerde, ne de bu yıldırıcı varoluşta..." kitabı herkese öneremem ama en azından iki dakikanızı ayırıp aşağıdaki şiirin youtube'ta mevcut olan harika yorumunu dinleyebilirsiniz. https://youtu.be/89rf5wabXCA mavi kuş, bukowski
"ey zerdüşt, ey av düşkünlerinin en acımasızı! daha düne kadar avcısıyken Tanrının, bütün erdemleri yakalayan bir ağ, ve kötülüğün okuyken! şimdi -- kendi kendin tarafından avlanmış, kendi kendinin av ganimeti, kendi içine saplanmış... şimdi -- kendin ile tek başına, kendi…devamı"ey zerdüşt,
ey av düşkünlerinin en acımasızı!
daha düne kadar avcısıyken Tanrının,
bütün erdemleri yakalayan bir ağ,
ve kötülüğün okuyken!
şimdi --
kendi kendin tarafından avlanmış,
kendi kendinin av ganimeti,
kendi içine saplanmış...
şimdi --
kendin ile tek başına,
kendi bilgin ile iki başına,
yüz aynanın arasında
kendi önünde düzmece,
yüz anı arasında,
belirsiz,
her yaranın yorgunluğuyla,
her soğuğun donmuşluğuyla,
kendi iplerin boğazına dolanmış,
k e n d i n i n t a n ı y a n ı !
k e n d i n i n c e l l a d ı !"
"-bu adil değil. +adil mi? o kelime ne ki? -bilmiyorum, galiba adaletle ilgili. +artık adaletle ilgili değil. siyasetle ilgili. siyaset de hayatta kalmak demek. hayatta kalmanın adil bir yanı yoktur."
şiir bir ihtiyaçtır, robert lynd "bir insan, hayatının bütün büyük anlarında, mesela çılgınca bir mutluluk veya keder anında, konuşabilecek bir hâlde bile olsa, alelade konuşmaların lüzumsuzluğunu kavrar. duymakta olduğu derin hisler, bir başmakalenin nesrini veya taşra otellerini kötülemekte olan bir…devamışiir bir ihtiyaçtır, robert lynd
"bir insan, hayatının bütün büyük anlarında, mesela çılgınca bir mutluluk veya keder anında, konuşabilecek bir hâlde bile olsa, alelade konuşmaların lüzumsuzluğunu kavrar. duymakta olduğu derin hisler, bir başmakalenin nesrini veya taşra otellerini kötülemekte olan bir tüccarın sözlerini yadırgamasına sebep olur. kendini sanki konuşmayı hiç öğrenmemiş gibi hisseder. aslında belki çok konuşkan bir kimsedir, fakat aşkın ve ölümün karşısında adeta dili tutulur. ne var ki dilsizliğinden hoşnut değildir. bu dilsizlik devresi, içindekini anlatmak isteğinin başlangıcından ibarettir. konuşmak, kendisine, evindeki alelade eşyalardan bahsedebilmek gücünü verdiği hâlde, yine de kendini bir misafir gibi gördüğü bu kocaman kâinat evinde, bildiği kelimelerin, sezer gibi olduğu şeyleri anlatmaktan aciz olduğunu görür.
...ansızın şimdiye kadar içinde hiç şikayet etmeden yaşadığımız odanın çirkin ve dar olduğunu fark ederiz; ama odamıza tekrar döndüğümüz zaman bir hapishanedeymişiz gibi sıkılmayız artık; çünkü artık orası, unutulmaz macerayı, istediğimiz zaman geri kaçabilmemizi sağlayan hatıralarla zenginleştirmiştir. bu kurtuluşu ya kendimiz şair olmakla, yahut da bir şairin kalıbına girmekle başarabiliriz. şiir bizi hakikate yaklaştırır ve bize sadece yirmi dört saatlik günlerden ibaret olmayan, büyük hadiselerle dolu olan bir alemde yaşadığımızı hatırlatır..."