Beni etkileyen ve spoiler vermemeye çalışarak bahsetmek istediğim bir İsveç dizisi olan "Efterforskningen"(The Investigation). Gerçek hayattan uyarlama bir suç-polisye dizisi. İlginç olan ne bağırma çağırma var, ne de bir kez olsun sanık gösteriliyor. Hatta kurban da bir rol-resim ile vs…devamıBeni etkileyen ve spoiler vermemeye çalışarak bahsetmek istediğim bir İsveç dizisi olan "Efterforskningen"(The Investigation). Gerçek hayattan uyarlama bir suç-polisye dizisi. İlginç olan ne bağırma çağırma var, ne de bir kez olsun sanık gösteriliyor. Hatta kurban da bir rol-resim ile vs dizi boyunca temsil edilmiyor. Onlar yok... Olay örgüsünün çevresindeki insanlar var. Makul şüphe anahtar kelime. İnsanların duyguları bana geçti... Sizleri bilemem. En son dakikalarda sadece Kim Wall için değil, ülkemdeki gazeteciler ve hukuk sistemi için de gözyaşı döktüm... Spoiler vermeden yazmaya çalıştığım için anlatımım sanırım biraz tuhaf oldu :) Yavaş ilerleyen bir dizi, hele aksiyonu bol dizileri sevenler lütfen izlemesin :)
The Sea Beast (Deniz Canavarı) - 2022 Yönetmen : Chris Williams DİKKAT SPOILER İÇERİR! The Sea Beast, oscar ödüllü Chris Williams'ın yeni animasyon filmi. Film, deniz canavarlarının ve onları yakalamaya çalışan canavar avcılarının olduğu fantastik bir dünyada geçiyor. Çocukken batan…devamıThe Sea Beast (Deniz Canavarı) - 2022
Yönetmen : Chris Williams
DİKKAT SPOILER İÇERİR!
The Sea Beast, oscar ödüllü Chris Williams'ın yeni animasyon filmi.
Film, deniz canavarlarının ve onları yakalamaya çalışan canavar avcılarının olduğu fantastik bir dünyada geçiyor.
Çocukken batan bir gemiden kurtarılıp, bir avcı kaptanın yanında yetişen ve çevresi tarafından çok sevilen Jacob Holland; birgün Maise Brumble adında küçük siyahi bir kız çocuğu ile karşılaşmasının üzerine, hayatı bir maceraya sürüklenir.
Bana göre filmin asıl konuşulması gereken noktası altmetni. Bence çok çarpıcı ve bir çocuk animasyonu üzerinden eleştirisi ve söyleyecek sözleri olan bir film. Avcıların "Görkemli yaşa, görkemli öl!" inancından yola çıkılmış. Deniz canavarları ile savaşıp, bu uğurda canlarını veren tüm avcılar birer "Kahraman" kabul ediliyor. Buna Jacop ve Maise'nin de aileleri dahil. İkiside çok küçük yaşta bu uğurda ailelerini kaybetmiş. Film, bir hikaye kitabı şeklinde basılmış, ülkenin bu canavarlarla yapılmış savaş ve kahramanlık tarihini anlatan kitabı diğer çocuklara okuyan Maise ile başlıyor. Geçmiş tarihe ve kahramanlara o kadar aşık ki, o da onlardan biri olmak için bir gece kaçıp gemiye saklanıyor. Fakat ilerleyen olaylar ve canavar ile bir şekilde kurulan dostluk bir yerden sonra Maise'ye şu soruyu sorduruyor: "Ya kahramanlar yanılıyorsa?". Bizlere öğretilen, bildiğimizi zannettiğimiz şeyler ya koskoca bir yalandan ibaretse?
Sahnelerden birinde, kitabı okuyan Jakop ve Maise arasında şu konuşma geçiyor:
Jacop - Burada diyorki; karanlık zamanda canavarlar Krazul'un kıyısındaki bir şehri yok etmiş. O kıyıyı köşe bucak dolaştık, ben bir şehir falan görmedim yıkılmış ya da yıkılmamış. Ve biz hiç bu kadar "Harrrr" demeyiz. Resmen her sayfada var, Haaarrrrrr!! Yani bu çok saçma olmuş.
Maise - Diyorsun! Ama kitap başka şey söylüyor ve bu kitap ikimizden de uzun yaşayacak. Bu yüzden insanlar canavarların "olmayan şehirleri" yok ettiğine inanacak. Ve avcıların hep "Haarrrr" dediğine.
Jacop - Bu doğru değilse, doğruları nereden bileceksin?
Maise - Canavarların kadınları bahçelerden sürükleyip götürdüğünü nereden bileceğiz? Ya o dönemin karanlık zamanlar olduğunu? Belki de bu savaşı onlar başlatmadı.
Jacop - Peki biz neden başlatalım?
Bu sahne bile çok şey anlatıyor insanlığa. Sonradan Masie fark ediyor ki, bütün Karanlık Dönem tarih kitapları kuşaklar boyunca kraliyet tarafından basılarak halka anlatılmış.
Günümüze ve insanlık tarihine bakınca bizde de öyle değil mi? Aynen dediği gibi kitaplar bizden uzun yaşayacak. Peki anlatılanlar kime göre, neye göre yazılıyor? Çok iyi toplum bilimcilerinin araştırmaları ışığında, kanıtlara dayandırılarak anlatılmış, yazılmış hikayeler var. Bunların kanıtları mevcut. Ama diğer yanda tamamen hikayelerden oluşan tarih yazıları ve bu yazıların peşinden koşan binlerce insan da var. Güç ve iktidar kimde ise, onun gözünden tasarlanıp yazılan hikayeler... Dünya'da bunca savaşlar oluyor. Peki bu savaşları cidden kim başlattı?
Filmde, ırk ayrımına, politikanın kanlı tarihine ve gücüne, aynı zamanda kadın erkek eşitliğine de vurgu yapılıyor. Bunları kör göze parmak sokmadan, o kadar güzel işlemiş ki; anlayana anlayabilene vesselam.
Her ne kadar bir "çocuk animasyon filmi" kategorisinde görünüyor olsa da, bana göre altmetni çok sağlam bir film.
İyi seyirler.
Sevgi ile kalın.
🎥 Everything Everywhere All at Once (2022) 📹 Yönetmen: Daniel Kwan & Daniel Scheinert 🌏 Yapım: ABD 🇺🇸 Evelyn (Michelle Yeoh), ailesiyle birlikte Amerika’da çamaşırhane işletmekte olan Çinli göçmen bir kadındır. Eşcinselliğini kabullenmekte güçlük çektiği kızı Joy (Stephanie Hsu) ile…devamı🎥 Everything Everywhere All at Once (2022)
📹 Yönetmen: Daniel Kwan & Daniel Scheinert
🌏 Yapım: ABD 🇺🇸
Evelyn (Michelle Yeoh), ailesiyle birlikte Amerika’da çamaşırhane işletmekte olan Çinli göçmen bir kadındır. Eşcinselliğini kabullenmekte güçlük çektiği kızı Joy (Stephanie Hsu) ile türlü anlaşmazlıklar içerisindeki Evelyn, bu durumu ziyarete gelen babası Gong Gong’a (James Hong) söylemeye çekinir. Öte yandan Evelyn’in eşi Waymond (Ke Huy Quan) ile de türlü sorunları mevcuttur. Tüm bu ailevi sorunların yanı sıra Evelyn’in başı vergi memurlarıyla da derde girer. Vergi memurlarıyla olan görüşme sırasında paralel evrenlerin varlığını ve onlar arasında seyahat etmenin yolunu öğrenmesiyle pek çok evrende türlü maceralar başlar.
Daniel Kwan ve Daniel Scheinert ikilisi A24 yapımı çılgın ve aykırı bir proje ile karşımızdalar. "Multiverse" paralel evrenler teması hiç bu kadar eğlenceli, absürd anlatılmamıştır sinemada. Sinema sanatının sınırlarını zorlayan, son yıllardaki en aykırı yapımlardan biri.
Son derece hızlı bir kurguya sahip olan Everything Everywhere All at Once, izleyenini bir hayli yoran bir yapıya sahip. Geçişler o kadar hızlı ki takip etmekte zorlanıyorsunuz. Filmin çok fazla konuyu, detaylarıyla verme telaşı eksi yönü. Filmde sinema tarihine yön veren filmlere saygı duruşu niteliğinde sahnelere ve repliklere de yer verilmiş. Bu son derece hoş olmuş.
Filmin başrolünde yer alan Michelle Yeoh, zor bir karakterin üstesinden başarıyla gelmiş. Filmin içerisinde karakterin türlü ruh hallerini başarıyla yansıtmış.
Herkesin beğenebileceği bir film değil Everything Everywhere All at Once ancak gelecekte kült filmler kategorisinde yer alabilir.
Eğlenceli ve bir o kadar da sanatsal, fütüristik bir film izlemek istiyorsanız tam size göre...
İyi seyirler, iyi ki varsın sinema. 🎬
Sinewix diye ücretsiz film izleme uygulaması indirdim Play Store'den şu an yapım aşamasında olsada şimdiye kadar indirdiğim en iyi uygulama diyebilirim görüntüler 4K, altyazı ve dublaj seçenekleri mevcut tabiki aylık 10 TL'ye premium üyelik alarak film indirme butonundan filmi indirebiliyorsunuz…devamıSinewix diye ücretsiz film izleme uygulaması indirdim Play Store'den şu an yapım aşamasında olsada şimdiye kadar indirdiğim en iyi uygulama diyebilirim görüntüler 4K, altyazı ve dublaj seçenekleri mevcut tabiki aylık 10 TL'ye premium üyelik alarak film indirme butonundan filmi indirebiliyorsunuz uygulama arayıp bulamayan arkadaşlara kesinlikle tavsiyemdir .. 🙃
Roman Polanski, aşırı uçlarda gezdiği, ikili ilişkilerdeki efendi-köle kavramının üzerinde ısrarla durduğu bu filminde, cinsel ve duygusal anlamda zirveye çıkan saplantılı bağlanma örneğinin çöküşünü gösteriyor. +Sanırım sana aşık oldum -Yapma. Ben sadece bir fanteziyim. Sıkıcı bir yolculuktaki eğlence +Ben sana…devamıRoman Polanski, aşırı uçlarda gezdiği, ikili ilişkilerdeki efendi-köle kavramının üzerinde ısrarla durduğu bu filminde, cinsel ve duygusal anlamda zirveye çıkan saplantılı bağlanma örneğinin çöküşünü gösteriyor.
+Sanırım sana aşık oldum
-Yapma. Ben sadece bir fanteziyim. Sıkıcı bir yolculuktaki eğlence
+Ben sana gerçekten aşık oldum
-Öyleyse bana asla sahip olamayacaksın
Nigel ve eşi bir yolcu gemisiyle seyahate çıkar. Nigel, yolculuk esnasında esas karakter Oscar ile tanışır. Oscar, hikayesini seyahat arkadaşına anlatmaya karar verir. Anlatılan basit bir hikaye değildir. Şöyle anlatayım;
Oscar ve Mimi bir yolcu otobüsünde tanışır ve bu tanışıklık orada kalır. Oscar, Mimi'yi tekrar bulabilmek için her yolu deniyor ve bunu başarıyor. Büyük bir tutkuyla birbirine bağlanan çift, birlikte yaşamaya başlıyor. Birbirleriyle değil egolarıyla sevişiyorlar. Zaman içerisinde Oscar'ın ilgisi azalırken Mimi'nin ise tavan yapıyor. Polanski, tam bu noktadan sonra insan psikolojisinin değinmediği noktasını bırakmıyor ve birbirine şehvetle bağlanan, çabuk tükenen insanların sırayla dibe vuruşunu anlatıyor.
-Ağzında taze elmanın tadı kalmış Adem gibiydi. Sanki dünyanın bütün güzelliği bir kadında vücut bulmuştu ve ben ona bakıyordum. O zaman ani ve şaşkınlık verici bir kesinlikle farkettim ki aradığım buydu.
Sadizm ve mazoşizm ekseninde gidip gelen filmde hastalıklı sevginin ne demek olduğunu bize gösteren diyalog sayısı öyle fazla ki, örneklerden sadece birisi şu şekilde: Herkesin sadist bir tarafı vardır. Bunu en iyi ortaya çıkaran şey de merhametinize kalmış birinin olduğunu bilmenizdir.
Tutkunun zehri ve öldürücü etkisini somut olarak görebilmek için müthiş bir fırsat olan Acı Ay, insanın zaaflarını ve zayıflıklarını neredeyse elle tutulur hale getirir ve kendimize şu cümleyi kurarız, "Biz, zavallı insanlar"
Marquis de Sade, Leopold von Sacher-Masoch ve Sigmund Freud eğer bu filmi izlemiş olsalardı, eminim hakkında bir şeyler söylerlerdi. Eminim.
(Bu film, Pascal Bruckner'in Hınç Ayları romanından uyarlamadır)
İyi Seyirler .. "
Ragranok, İskandinav mitolojisine dair epeyce ergen draması bir dizi. Kendimi feda edip izledim ve itiraf ediyorum eğlendim 🙂 Konu aslında eğlenceli, genelde kuzey dizilerinde olduğu gibi bir yerinden çevreciliğe bağlı, ama uygulama bazı yerlerde zayıf. Animasyonlar biraz eski tip, devlerin…devamıRagranok, İskandinav mitolojisine dair epeyce ergen draması bir dizi. Kendimi feda edip izledim ve itiraf ediyorum eğlendim 🙂 Konu aslında eğlenceli, genelde kuzey dizilerinde olduğu gibi bir yerinden çevreciliğe bağlı, ama uygulama bazı yerlerde zayıf. Animasyonlar biraz eski tip, devlerin evinde hep Bach Cello Suite 1 çalıyor falan, yapım biraz acemi duruyor. Ama 6 bölüm ve çabuk izleniyor. Thor çok ilginç ve taze bir yüz, oyunculukların çoğu iyi. Marvel seviyorsanız, biraz mitoloji isterseniz ve şahane İskandinav manzaralı filmleri seviyorsanız izleyin .. 🙃
Digiturk'de “Small Axe” diye bir dizi başladı. Epeydir bu diziyi heyecanla bekliyordum çünkü çok bahsedilmişti... Imdb puanı: 7.9. Her biri 1968-1984 yılları arasındaki farklı bir dönemi ve farklı karakterlerin hikayelerini anlatıyor. İlk bakışta hiç birilerine değmeyen hikayeler bunlar ama iki…devamıDigiturk'de “Small Axe” diye bir dizi başladı. Epeydir bu diziyi heyecanla bekliyordum çünkü çok bahsedilmişti... Imdb puanı: 7.9.
Her biri 1968-1984 yılları arasındaki farklı bir dönemi ve farklı karakterlerin hikayelerini anlatıyor. İlk bakışta hiç birilerine değmeyen hikayeler bunlar ama iki ortak noktaları var ki alttan alta her şeyi bağlıyor.
Virincisi Londra’da geçiyor olmaları ve diğeri de hemen hepsinde önemli bir yer tutan reggae müziğin hiç eksik olmayışı.
Bob Marley’in 1973 tarihli şarkısı “Small Axe”in Steve McQueen’e ilham vermesi hiç de şaşırtıcı olmasa gerek bu anlamda. Steve McQueen de sonuçta Trinidad asıllı ve reggae onun da kültüründe önemli bir yer tutuyor.
Bob Marley’in şarkısına gelince; “Siz büyük ağaçsanız, biz de küçük baltayız” diyor .. "
Les Olympiades, Paris 13e / Paris 13th District (2021) Jacques Audiard Aşkı arayan ama aşkta neyi istemediklerini iyi bildikleri halde neyi istedikleri konusunda kafası karışık birbirinden farklı dört insanın çeşitli vesilelerle birbiriyle kesişen son derece keyifli hikâyesi “Les Olympiades, Paris…devamıLes Olympiades, Paris 13e / Paris 13th District (2021) Jacques Audiard
Aşkı arayan ama aşkta neyi istemediklerini iyi bildikleri halde neyi istedikleri konusunda kafası karışık birbirinden farklı dört insanın çeşitli vesilelerle birbiriyle kesişen son derece keyifli hikâyesi “Les Olympiades, Paris 13e”. Ev arkadaşı ilanına gelen siyahi bir edebiyat öğretmenine platonik olarak âşık olan Uzakdoğulu bir kız ve kimseye bağlanmak istemeyen bu siyahi adamın hikâyesi ile başlayan film; anlatısını özellikle bu Uzakdoğulu sevimli kız üzerinde kuruyor ancak süre ilerledikçe yolları birbiriyle kesişen yeni karakterler ekliyor anlatısına. Sonuçta birbirinden farklı “aşk” algısına sahip dört ana karakterin aşkı bulma arayışına evriliyor film. Çıplaklık ve cinsel içerikli konuşmalar konusunda oldukça cüretkâr davranan, bu bağlamda hem romantizmi cinsellik üzerinden tanımladığı hem de cinselliği romantizmde araç değil amaç olarak gören bu tavrı sert bir dille eleştirdiğini söyleyebileceğimiz “Les Olympiades, Paris 13e”; yer yer Woddy Allen diline meyletmiş anlatı tarzı ve abartıya kaçan cinsel içerikli sahnelerine rağmen aşka ve aşk arayışına dair Fransız dokunuşları ile nahif bir izleme keyfi sunan, Uzakdoğu temaları ile zenginleştirilmiş sevimli, sıcacık bir film.
🎬 Köpekler Pantolon Giymez - Dogs Don't Wear Pants 🎥 Jukka-Pekka Valkeapää 🌎 Finlandiya ⏰ 101 dakika 📅 2019 Eşi boğularak hayatını kaybeden Juha'nın, ruhundaki acıları, fiziksel acılarla örtme çabasını izlediğimiz bu film ile BDSM evreninde etkileyici bir gezintiye çıkıyoruz.…devamı🎬 Köpekler Pantolon Giymez - Dogs Don't Wear Pants
🎥 Jukka-Pekka Valkeapää
🌎 Finlandiya
⏰ 101 dakika
📅 2019
Eşi boğularak hayatını kaybeden Juha'nın, ruhundaki acıları, fiziksel acılarla örtme çabasını izlediğimiz bu film ile BDSM evreninde etkileyici bir gezintiye çıkıyoruz.
"FİZİKSEL ACININ KEDERİ AŞTIĞI ANLAR"
2019 Cannes Film Festivali’nde "Yönetmenlerin On Beş Günü" bölümünde ilk gösterimi yapılan Köpekler Pantolon Giymez'i izlemek, kimileri için bir işkenceye dönüşürken kimileri için ise pek tanıdık hazlara hatırlatma yapıyor.
Kızının diline piercing yaptırmak için gittikleri bir mekanda, "tesadüfen" tanıştığı Mona isimli kadının emri altına girerek kendi içinde bir keşfe çıkan Juha, gerçek hazzı ya da acıyı bastırma biçimini buluyor.
Eşinin ölümünden sonra yaşadığı ve bir türlü üzerinden atamadığı derin kederi Dominatrix Mona'nın kölesi, daha doğru bir deyimle köpeği olarak hafifleten Juha, boğularak ölen eşinin ardından kendini boğan sahibesine tüm varlığını teslim ederek cinsel doyuma ulaştığını keşfediyor.
BDSM kültürüne ait ögeler, metaforlar, ayinler ve yöntemlere filminde cesurca yer veren Jukka-Pekka Valkeapää, karakterlerin derinliği konusunda pek derine inmeyerek tüm ipleri izleyicinin eline veriyor.