Dün televizyonda ilk defa izledim bu filmi ve çok beğendim aşırı sarıyor izlerken hayran kaldım oyunculara ve oyunculuklarına aşırı şekilde izlemenizi tavsiye ediyorum asla pişman olmazsınız
Öncelikle kitabın konusu ilgimi çekmişti ama sonradan kitabı hiç sevemedim bence kitap hiç akıcı ve sade bir dille yazılmamış kitabı bitirmek istedim ama daha fazla devam edemedim kitabı ve konusunu sevenler olmuş ama ben sevemedim yine de okumak isteyenlere tavsiye…devamıÖncelikle kitabın konusu ilgimi çekmişti ama sonradan kitabı hiç sevemedim bence kitap hiç akıcı ve sade bir dille yazılmamış kitabı bitirmek istedim ama daha fazla devam edemedim kitabı ve konusunu sevenler olmuş ama ben sevemedim yine de okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Kitabın konusuna gelecek olursam;
Körlük (Portekizce: Ensaio sobre a cegueira), Nobel Edebiyat Ödüllü Portekizli yazar José Saramago'nun 1995'te yazdığı alegori, bilimkurgu, gerilim ve psikolojik bir romandır. 1998 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi olan Jose Saramago'nun en ünlü romanlarından birisidir. Konusu, körlüğün salgın bir hastalık gibi yayıldığı bir toplumda korku ve paniğin hakim olması sonucu ahlaki değerlerin çökmesidir. Kitaptaki olaylar, adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen bir şehrinde geçer. Romandaki hiçbir kahramanın adı yoktur, herkes sıfatları ile anılır. Nokta ve virgül dışında hiç noktalama işareti olmadan yazılmıştır.
Öncelikle kitabı çok çok beğendim çok akıcı bir dille yazılmış okurken hiç sıkılmadım Gabriel Garcia Marpuez’den okuduğum ilk kitaptı ve kalemini çok sevdim yazarın muhteşem bir kitap Kitabın konusuna gelecek olursam; Ustalık döneminin doruklarında dolaşan Gabriel Garcia Marquez'in, gençliğinde, günlük…devamıÖncelikle kitabı çok çok beğendim çok akıcı bir dille yazılmış okurken hiç sıkılmadım Gabriel Garcia Marpuez’den okuduğum ilk kitaptı ve kalemini çok sevdim yazarın muhteşem bir kitap
Kitabın konusuna gelecek olursam;
Ustalık döneminin doruklarında dolaşan Gabriel Garcia Marquez'in, gençliğinde, günlük bir gazetenin muhabiriyken tanık olduğu bir olaydan yola çıkarak yazdığı bu roman, 1994 yılında ilk kez yayımlandığında hem dünyada hem Türkiye'de çok ses getirmişti. Çok eski bir manastırın yıkıntıları üzerine, beş yıldızlı bir otel yapılacaktır. Manastırın mahzenindeki mezarlar kazılıp boşaltılırken, bir mezarda bakır rengi canlı bir saç yığını bulunur. Bu gür saçlar çekilip çıkarılmakta, ama bir türlü sonu gelmemektedir; sonunda hâlâ bir kız çocuğunun kafatasına yapışık son saç telleri de dışarı çıkar. O harikulâde saçlar yirmi iki metre, on bir santim uzunluğundadır. Gabriel Garcia Marquez, yıllar önce tanık olduğu bu ilginç olaydan yola çıkarak, çocukluğunda büyükannesinden dinlediği bir köpek ısırması sonucunda kuduzdan ölen küçük bir kızın masalını birleştirerek olağanüstü güzellikteki bu yeni romanını yazmış. İnci Kut'un İspanyolca aslından büyük bir özenle Türkçeye çevirdiği Aşk ve Öbür Cinler, bu ünlü yazarın yarattığı büyülü gerçekçiliğe yeni bir örnek
Franz Kafka sevdiğim bir yazar olduğu için bu kitabı da sipariş vermiştim bunu da okumaya başlamıştım ama konusu beni sarmadı kitabın dili çok ağır olduğu için ve sade ve akıcı bir dille yazılmadığı için kitabı sevemedim maalesef Franz Kafka’nın sadece…devamıFranz Kafka sevdiğim bir yazar olduğu için bu kitabı da sipariş vermiştim bunu da okumaya başlamıştım ama konusu beni sarmadı kitabın dili çok ağır olduğu için ve sade ve akıcı bir dille yazılmadığı için kitabı sevemedim maalesef Franz Kafka’nın sadece Aforizmalar ve Milenaya Mektuplar kitabını sevebildim diğer kitapları bana çok ağır geldi maalesef
Kitabın konusuna gelecek olursam;
Kafka Şato’da, tıpkı Dava’da da olduğu gibi şeffaflıktan yoksun, işlemeyen kurumlarla, otorite ve bürokrasiyi hicveder. Esrarengiz bir kont, ona ait bir şato; diktatörce eğilimler gösteren, hiyerarşi içindeki çok sayıda bürokrat… Roman, Avusturya-Macaristan imparatorluğu’nun modern ulus devletlere ayrışmasının ertesinde yazıldığından, Kafka geleneksel otoritenin nasıl bir düzene evrileceğini sorguluyor olsa gerektir. Okur, romanın muammalarını çözmek için her türlü karmaşa, ikilem ve belirsizlik arasından yolunu bulmaya çalışacağı “ aktif “ bir okumaya davetlidir.
Jack London sevdiğim bir yazar olduğu için bu kitabı da sipariş vermiştim bunu da okumaya başlamıştım ama konusu beni sarmadı kitabın dili çok ağır olduğu için ve sade ve akıcı bir dille yazılmadığı için hiç okuyamadım ve kitabı sevemedim maalesef
Kitabı öncelikle çok çok beğendim gayet akıcı ve sade bir dille yazılmış okurken hiç sıkılmadım okumak isteyenlere tavsiye ederim. Kitabın konusuna gelecek olursam; Yeraltından Notlar Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881): İlk romanı İnsancıklar’ın çarpıcı konusu ve farklı kurgusuyla dikkatleri çekti. İnsan…devamıKitabı öncelikle çok çok beğendim gayet akıcı ve sade bir dille yazılmış okurken hiç sıkılmadım okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Kitabın konusuna gelecek olursam;
Yeraltından Notlar Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881): İlk romanı İnsancıklar’ın çarpıcı konusu ve farklı kurgusuyla dikkatleri çekti. İnsan ruhunun derinliklerini sergileyiş gücüyle önemli bir yazar olarak ün kazandı. Ancak daha sonra yayımlanan eserleri o dönemde fazla ilgi görmedi. Dostoyevski 1849’da I.Nikolay'ın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Kurşuna dizilmek üzereyken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildi. Sibirya sürgününden sonra yazdığı romanlarla tekrar eski ününe kavuştu. 1864’de Vremya dergisinde yayımladığı Yeraltından Notlar gerçek dünyadan kendini soyutlamış bir kişinin iç çatışmalarını ve hezeyanlarını konu alır. Bu roman Dostoyevski’nin daha sonra yazacağı büyük romanların ipuçlarını taşımaktadır. Nihal Yalaza Taluy (1900-1968): Cumhuriyet’in ilk kuşağının önde gelen Rusça çevirmenlerindendir. Dostoyevski ve Tolstoy’un yanı sıra Puşkin, Gogol ve Turgenyev çevirileri de beğeniyle okunan Taluy’un çeviri külliyatı otuz kitabı aşmaktadır. Yeraltından Notlar I
Alıntı;
Ben hasta bir adamım… Kötü bir adamım. Suratsız bir adamım ben. Galiba karaciğerimden zorum var. Doğrusu hastalığımın ne olduğunun da farkında değilim ya, hatta neremin ağrıdığını bile iyice bilemiyorum. Tıbba ve doktorlara saygım olduğu halde tedavi olmuyorum ve asla olmayacağım. Bir yandan da aşırı ölçüde, mesela tıbba saygı besleyecek kadar boş inançlara bağlıyım. (Boş inançlara kapılmayacak kadar tahsil gördüm, ama inanıyorum işte.) Yok efendim, sadece inadımdan tedavi olmak istemiyorum. Siz herhalde bunu anlayamazsınız. Ama ben pekâlâ anlıyorum efendim. Huysuzluğumla kimin canını yakacağımı açıklayamayacağım tabii; fakat tedavilerinden kaçınmakla doktorlara hiçbir “fenalık” edemediğimi, böyle hareket etmekle kimseye değil, yalnızca kendime zarar verdiğimi de herkesten iyi biliyorum. Tedavi olmamakta ısrar edişim hep inadımdan geliyor. Karaciğerim mi ağrıyor, varsın daha beter ağrısın! ...
Öncelikle kitabı çok çok beğendim kitap çok akıcı ve sade yazılmış okurken hiç sıkılmadım okumak isteyenlere tavsiye ederim. Konusuna gelecek olursam; Distopya olarak nitelendirilen George Orwell’ın bu şahane eseri, geçmişin aslında ne kadar da gelecekten izler taşıdığını ortaya koyuyor. 1948’de…devamıÖncelikle kitabı çok çok beğendim kitap çok akıcı ve sade yazılmış okurken hiç sıkılmadım okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Konusuna gelecek olursam;
Distopya olarak nitelendirilen George Orwell’ın bu şahane eseri, geçmişin aslında ne kadar da gelecekten izler taşıdığını ortaya koyuyor. 1948’de kaleme aldığı bu eser ile Orwell, günümüz modern dünyasına bir protesto bırakıyor. Her ne kadar kitabında 1984 yılını tasvir etse de kitabın derinliklerinde bugünden izler de bulabilmeniz mümkün. Bu durumda elbette ki George Orwell’ın ileri görüşlülüğü etkili.
Sovyet Rusya’ya bir eleştiri niteliğinde olan bu kitap, günümüz siyasetinin baskısı, toplumdaki adaletsizliği, insanların tek tipleştirilmek istenmesi, zihnin kontrolü ve bireyselliğin yok edilmesi gibi kavramlar üzerinde de duruyor. Ütopik olduğu kadar gerçekçi yönlere de yer veren roman, sizi yaşadığınız toplum düzeni içerisinde de düşünmeye davet ediyor. Önlem alınmadığı takdirde nerelere sürüklenebileceğimiz konusunda ipuçları veren bu romanı, elinizden bırakamayacaksınız.
Modern Dünyaya Bir Protesto: 1984
Büyük Birader olarak adlandırılan kişi ve onun denetimindeki partisi, Okyanusya yönetiminin başıdır. Okyanusya’da Büyük Birader’in otoritesiyle, toplumda hiyerarşik bir sınıflandırma bulunur. Topluma, tüm insani duygulardan arınmalarını emreden Büyük Birader; ülkede aşkı, erotizmi, bireysel evliliği ve günlük tutmak gibi insani eylemleri de yasaklamıştır. Evlilikler, tamamen devlet kontrolündedir ve amaç yalnızca devlete hizmet edecek çocuklar yetiştirmektir. Diğer yandan, ülkedeki tüm yazılı ve yazısız yayın organları, sadece devlete bağlıdır ve asla kendi düşüncelerinizi ifade etmenize izin verilmez.
Çoğunluğun bu sisteme uyduğu ve itiraz etmeksizin Büyük Birader’e saygı gösterdiği Okyanusya’da, elbette ki sisteme karşı gelen kişiler olacaktır. Bunlardan biri de Doğruluk Bakanlığı’nda çalışan Winston’dır. İçerisinde bulunduğu sıkışmışlık hissi, onu her şeye karşı gelmeye itecektir. Hikayede burada başlar. Winston’ın başkaldırışı, Julia ile olan yakınlaşması ve eylemleri sonucu başına gelenleri George Orwell, büyük bir ustalıkla işlemiştir. Kitabın sonundaysa Winston’ın türlü işkenceler sonucu, devlete bağlı bir vatandaşa dönüştürüldüğüne tanık oluruz.
Öncelikle kitabı çok çok beğendim okuduğum en güzel ve en naif kitaplardan birisiydi kitap oldukça akıcı ve sade yazılmış okurken hiç sıkılmadım Antoine De Saint - Exupery’nin kalemini çok sevdim. Okumak isteyenlere tavsiye ederim. Kitap alıntısı; “Hoşça git,” dedi tilki.…devamıÖncelikle kitabı çok çok beğendim okuduğum en güzel ve en naif kitaplardan birisiydi kitap oldukça akıcı ve sade yazılmış okurken hiç sıkılmadım Antoine De Saint - Exupery’nin kalemini çok sevdim. Okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Kitap alıntısı;
“Hoşça git,” dedi tilki. “Vereceğim sır çok basit:
İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir.
Gerçeğin mayası gözle görülmez.”
Küçük Prens unutmamak için tekrarladı:
“Gerçeğin mayası gözle görülmez.”
Kitap Konusu
Antoine de Saint-Exupery tarafından yazılan ve çizimleri oluşturulan Küçük Prens'in teması bir çocuğun bakış açısından yetişkinlerin hayatları olarak açıklanabiliyor. Tüm dünyada klasik haline gelmiş olan eser, bir çocuk kitabı gibi görünse de her yaştaki okuyucuya dersler verecek nitelikte mesajlara sahip edebi değeri yüksek bir başyapıt olarak tanımlanmayı hakediyor. Toplamda yirmi yedi bölümden oluşan Küçük Prens kitabı, çöle düşen bir pilotun burada baş karakter ile karşılaşmasından sonra yaşadıklarını ve Küçük Prens'in gezegenlere yaptığı yolculuklarda gördüğü yetişkinlerin tavırlarını irdelemesini anlatıyor. Kitapta çocuk dünyasının saflığı ve hayal gücü aracılığıyla büyüklerin hayat tarzları ve bakış açılarının olumsuz yönleri eleştiriliyor.
Kendi gezegeninde yetiştirdiği bir çiçek ile baş başa yaşayan Küçük Prens'in bu çiçeği nasıl daha iyi büyütebileceği ile ilgili yöntemleri araştırmaya karar vermesi üzerine olaylar gelişiyor. Gezintiye çıktığı altı farklı gezegende kral, fenerci, iş adamı gibi ilginç karakterler ile karşılaşan Küçük Prens, bu kişilerin tavırlarındaki aşırı otorite isteği, fazla ego sahibi olmak, amaçsızlık gibi olumsuz yönleri gördükten sonra kendine özgü bir şekilde bunları yorumluyor. Bu yolculuklar, yazarın 2. Dünya Savaşı ve sonrasında ortaya çıkan toplum düzenine karşı yaptığı eleştirinin bir metaforu olarak da görülebiliyor. Dünya'ya da bir yolculuk yapan Küçük Prens burada da ilginç durumlar ile karşılaşıyor.
Müzik, tiyatro ve sinema başta olmak üzere farklı sanat dallarındaki eserlere ilham vermiş eserin bu alanlarda uyarlamaları da bulunuyor. New York'ta yazılmış olan eser yıllar içinde tüm dünyayı etkisi altına almış olmasıyla biliniyor. Fransa'da basılmış olan bazı banknotlar üzerinde resmi bulunan ve dünya çapında çeşitli yerlerdeki parklara heykeli yerleştirilmiş olan Küçük Prens kitabı bir fenomene dönüşüyor. Tüm dünyada en çok basılan ve satılan kitaplar arasına girmeyi başarmış olan bu eser, 250'den fazla dile de çevrilmiş olma özelliğine sahip olmasıyla da öne çıkıyor. Japonya'da kendine ait bir müzesi ve Kore'de Küçük Prens temalı bir köy bulunuyor. Kitapta yer alan çizimler de kişisel bakış açılarına göre farklı şekillerde yorumlanabiliyor. Gerçekliğin ve gerçek olanın ne olduğu konusundaki felsefik mesajları da kitaba değer katıyor. Yetişkin dünyasındaki kişilerin günlük dertler ile çok fazla ilgilenerek dünyadaki ve hayattaki önemli şeyleri göremediklerini anlattığı da söylenebilen kitap, bu yönüyle de dikkat çekiyor.
Genel olarak hayat ile ilgili birçok ders içeren kitap hem çocuklara hem de yetişkinlere tavsiye edilebiliyor. Yazarın eser aracılığıyla modern dünya konusunda da birçok eleştiri yaptığı gözlemleniyor. Tür kategorisi olarak kurgusal denilebilecek eserin, içerdiği mesajlar ile felsefik bir özelliğe sahip olduğu da söylenebiliyor. Özünde bin sayfa civarında yazılmış olan eser, sonradan yazar tarafından kısaltılmış olmasıyla biliniyor. Orijinali Fransızca olarak kaleme alınmış kitabın günümüzde birçok dilde basılmış versiyonları bulunabiliyor. Ayrıca kitapta yer alan birçok unsurun başka şeyleri simgeleyen metaforlar olduğu ve okuyanlara bu açıdan ufuk açıcı bir katkıda bulunduğu belirtiliyor. Eleştiri unsurunun yoğun olmasına rağmen genelde renkli, canlı ve ilgi çekici bir atmosferde geçen kitabı okuyanlar eğlenceli anlar yaşıyor.
Eserde çocuk dünyası ile yetişkinlerin bakış açılarının kıyaslanması sonucunda çocuk bakış açısı ve hayal gücünü her zaman koruyabilmenin önemi vurgulanıyor. Orijinal ismi Le Petit Prince olan kitabın gerçek olaylardan etkilenilerek yazıldığı düşünülüyor. Yazarın da bir pilot olması, kullandığı uçak ile bir çöle düşmesi ve eşinin Küçük Prens karakteri ile benzer özellikler göstermesi de kitabın ilham kaynaklarından bazıları olarak yorumlanıyor. 1943'te yayımlanmasından itibaren sevilen ve günümüzde bir popüler kültür nesnesi konumuna gelen kitabın yakın dönemde vizyona girmiş animasyon türünde bir filmi de bulunuyor.
Kitabı çok çok beğendim Stefan Zweig yine harika bir kitap yazmış dili oldukça akıcı ve sade okurken hiç sıkılmadım okumak isteyenlere tavsiye ederim. Kitabın konusuna gelecek olursam; Mürebbiyeleri katı bir ahlak anlayışının kurbanı olurken, yetişkin dünyasının gaddarlığıyla tanışan iki masum…devamıKitabı çok çok beğendim Stefan Zweig yine harika bir kitap yazmış dili oldukça akıcı ve sade okurken hiç sıkılmadım okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Kitabın konusuna gelecek olursam;
Mürebbiyeleri katı bir ahlak anlayışının kurbanı olurken, yetişkin dünyasının gaddarlığıyla tanışan iki masum çocuk; Como gölü kıyısındaki bir otelin dingin ortamında gözüne kestirdiği bir genç kıza imzasız aşk mektupları yazarak zalimce bir oyuna girişen görmüş geçirmiş beyefendi; Tirol Alplerinde küçük bir lokantada gençliğinin platonik aşkıyla karşılaşan, artık düşkün ve yaşlı olan bu adama yıllar öncesinden duyduğu gönül borcunu ödeme fırsatı bulan evli bir kadın; bir genç kızın yarı histerik şefkat arayışında ifadesini bulan susuzluktan kurumuş toprak ve sıkıntılı yağmur bekleyişi.
Zweig bu öykü derlemesinde, dönüştürücü deneyimleri sağlam anlatılara dönüştürmekteki ustalığıyla yine insanın kusurlarını, özlemlerini, karşılaştığı engelleyici durumları empatiyle çözümlüyor.