Marvel’ın bir klasik haline gelmiş jeneriğini bile özlemişim. Siyah-beyaz çekimleriyle, 1900’lü yılların sitcomları edasıyla ve süresiyle oldukça keyifli ve de doyurucu buldum. İzlerken oldukça eğlendim ve az önce final yaptı. Tek sezon, 9 bölüm, 20-30’ar dakikalık bölümler. Yarısı sitcom yarısı…devamıMarvel’ın bir klasik haline gelmiş jeneriğini bile özlemişim. Siyah-beyaz çekimleriyle, 1900’lü yılların sitcomları edasıyla ve süresiyle oldukça keyifli ve de doyurucu buldum. İzlerken oldukça eğlendim ve az önce final yaptı. Tek sezon, 9 bölüm, 20-30’ar dakikalık bölümler. Yarısı sitcom yarısı gerçeklik. Her şey kurgu ama Marvel’ın en iyi yaptığı şeylerden biri de bu kurguyu mükemmel şekilde yedirebilmesidir. Bunu bu dizide de görüyoruz. Hiçbir anlam ifade etmeyen bazı olaylar, izlerken “acaba bir şey mi kaçırdım dur bi geri alayım bu neden oldu ki?” denilen her şey en sonunda tastamam bir noktaya bağlandı. Güzeldi. Ayrıca final için Paul Bettany’nin söylediği “hayatım boyunca beraber oynamak istediğim bir karakter dahil olacak” sözüne de bir çift kahkaham olacak efenim... :D
Dizi ilk duyurulduğu zamanlarda tüm bunların Wanda’nın kafasındaki kurmacadan ibaret olduğu hakkında yazılar okumuştum. Fakat durum zaman geçtikçe farklı boyutlar kazandı. Sonunda da tatlı bir yere bağlandı.
Ayrıca;
“- Just gonna lock me out somewhere?
+ No, not somewhere. Here.” (Final Episode)
Az önce Vikings’i bitirdikten sonra aynı ortamda izlediğimiz için aklıma geldi. Böylesine saykodelik başka bir dizi izlemedim. Gerçekten manyak bir diziydi. Thad’in çılgınlıklarını, yaptığı aptallıkları izlerken attığımız kahkahalar, “sessiz olur musunuz” demek için uyarıya gelen yan, alt, üst odalardaki öğrenciler...
Az önce bitirdim. Üniversitede yurtta kalırken yurttaki arkadaşlarımla beraber bir odaya, yatağa enlemesine yanyana sıkışarak oturur, karşımıza da bir sandalyeye bilgisayarı koyarak bir çok film ve dizi izlerdik. Vikings’e de bu şekilde başlamıştık. Aradan çok zaman geçti. İlk 4 sezonun…devamıAz önce bitirdim. Üniversitede yurtta kalırken yurttaki arkadaşlarımla beraber bir odaya, yatağa enlemesine yanyana sıkışarak oturur, karşımıza da bir sandalyeye bilgisayarı koyarak bir çok film ve dizi izlerdik. Vikings’e de bu şekilde başlamıştık. Aradan çok zaman geçti. İlk 4 sezonun güzelliği, sanatsallığı ve son 2 sezonun özensizliği, senaryosunun zayıflığı. Toplu halde yaptığımız güzel şeyler ve bugün elimizde kalanlar. Böyle bir şey yazmak hiç aklımda yoktu ama final bölümünün son dakikalarında bir anda dank etti. Çok güzel başladı, harika evrildi, kabak tadı vererek sürdü ama yine de biterken damaklarda güzel bir tat bırakarak bitti. Vikings için bundan fazlasını söyleyemem sanırım.
After you kids came along, your mom, she said something to me I never quite understood. She said, "Now, we're just here to be memories for our kids." I think now I understand what she meant. Once you're a parent,…devamıAfter you kids came along, your mom, she said something to me I never quite understood. She said, "Now, we're just here to be memories for our kids." I think now I understand what she meant. Once you're a parent, you're the ghost of your children's future.
Avengers Endgame sonrasında geçiyor. Açıkçası tek başına bir film olsa pek güzel bulmazdım. Ama Marvel Cinematic Universe filmi ve bir bütünün parçası olarak izlendiğinde keyif veriyor. Üstelik End Credits sahnesi de epey kafa karıştırıcı ve güzel. Bence bu filmle beraber…devamıAvengers Endgame sonrasında geçiyor. Açıkçası tek başına bir film olsa pek güzel bulmazdım. Ama Marvel Cinematic Universe filmi ve bir bütünün parçası olarak izlendiğinde keyif veriyor. Üstelik End Credits sahnesi de epey kafa karıştırıcı ve güzel. Bence bu filmle beraber başrolümüz sonunda Spider Man rolüne oturmaya başlamış. Bir sonraki filmden beklentim büyük.
Bunca zaman Brie Larson hakkındaki yorumlar dolayısıyla ve kendisinden sebepsizce pek hoşlanmadığım için diğer tüm Marvel Sinematik Evreni’ni izlemiş olmama rağmen bu filmi izlemiyordum. Az önce izledim ve baya da haksızlık ettiğimi görmüş oldum. Film gayet güzel. Brie Larson karakterin…devamıBunca zaman Brie Larson hakkındaki yorumlar dolayısıyla ve kendisinden sebepsizce pek hoşlanmadığım için diğer tüm Marvel Sinematik Evreni’ni izlemiş olmama rağmen bu filmi izlemiyordum. Az önce izledim ve baya da haksızlık ettiğimi görmüş oldum. Film gayet güzel. Brie Larson karakterin hakkından gelmiş ve jest mimikleri, dalgacı tavırları gayet hoşuma gitti ve eğlenceli buldum. Film akıp geçti ve bir anda bitti. Daha uzun olmasını istedim resmen... :D Film, Nick Fury’nin daha henüz Shield’da basit bir ajan iken ve Avengers’ı kurma fikrinin aklına gelmediği bir dönemde, 1995 yılında geçiyor. Sanırım seyircileri sıkmamak için yapmamışlar ama, Captain America’da olduğu gibi Carol Danvers’ın da pilotluk maceralarını, arka hikayesini daha çok göstermelerini beklerdim.
4/10 (İkinci okuma) Ve böylece tekrar okuyacağım kitapları da bitirmiş oluyorum. Önceden belirteyim, kitap epey kafa karıştırıcı, anlamsız hikayelerden oluşuyor ve oldukça sıkıcı. Yer yer gülüyorsunuz tabi ama kitabı okumama değdiğini söyleyemem. Kitap dört hikayeden oluşuyor. Ev Sahibesi, Bay Proharçin,…devamı4/10
(İkinci okuma)
Ve böylece tekrar okuyacağım kitapları da bitirmiş oluyorum. Önceden belirteyim, kitap epey kafa karıştırıcı, anlamsız hikayelerden oluşuyor ve oldukça sıkıcı. Yer yer gülüyorsunuz tabi ama kitabı okumama değdiğini söyleyemem.
Kitap dört hikayeden oluşuyor.
Ev Sahibesi, Bay Proharçin, Dokuz Mektupluk Roman ve de Polzunkov.
Ev sahibesi epey bir karmaşıklık içeriyor. Kim deli, kim yalan söylüyor yoksa oyun mu oynuyor, Ordinov’un yaşadıkları hayal mi gerçek mi baya bir keşmekeş yaratıyor.
Bay Proharçin’de ise içe kapanık, son derece sefil şartlarda yaşayan Semyon İvanoviç Proharçin’in yanına yeni taşınan 10 komşusu ve ev sahibesiyle ilişkileri anlatılıyor. Şahsen epey kahkaha attığım sohbetler yaşandığını söyleyebilirim.
Dokuz Mektupluk Roman’da iki arkadaşın bir adam yüzünden mektuplaşarak tartışmalarını, bir türlü buluşamamalarını ve aralarının gittikçe açılmasını okuyoruz.
Polzunkov’da soytarı olmaktan utanan bir adamın kendisini oğlu gibi gören bir adamın rüşvet aldığını öğrenmesiyle tehdit ederek ondan rüşvet alması, kızıyla evlenme planları kurması ve sonrasında anlattıkları konu ediliyor.
Hikayelerin spoiler içeren genel konuları şu şekilde:
- Ev Sahibesi -
Ordinov, Murin, Katerina, Yaroslav İlyiç ve kapıcı. Ev sahibesi, St. Petersburg’dan taşınacağı için Ordinov başka bir ev bulmak zorunda kalır. Ordinov kimsesiz büyümüştür, doktora yapmış bir bilim ve kitap tutkunudur ve akrabasından kalan para sayesinde 2-3 sene çalışmadan yaşayabilecek durumdadır. Ordinov bir ev bulur ve anlaşır fakat aynı gün bir kilise de Murin ve Katerina’ya rastlar. Kadından etkilenir ve onları takip eder. Bir şekilde kararından vazgeçip onların olduğu binada 3 kişinin kaldığı bir odaya taşınır. Yeni ev sahibi Murin, yeni ev sahibesi de Katerina’dır. Artık yarı hayal ya da rüya, yarı gerçek bilemiyoruz, Katerina Ordinov’a yakınlaşmaya başlar fakat enteresan şekilde “sen benim kardeşim ol” diyerek sisterzone çeker. Ordinov daha sonra kapıcıdan ve Yaroslav İlyiç isimli 1 senedir tanıdığı ve pek sevdiği pek canayakın insandan Murin’in fabrikasının yandığını, gemilerinin kasırgada battığını ve adam öldürdüğünü, ceza olarak da kiliseye gidip gelmek zorunda olduğunu öğrenir. Ayrıca Murin’in insanların geleceğini, ölecekleri zamanı görebildiğini iddia ederler. Daha sonra Katerina, Ordinov’a olanları anlatır. Murin kızı bir şekilde büyülemiş, babasının fabrikasını yakmış ve zaten gemileri de fırtınada batmış olan babanın orada ölümüne sebep olmuştur. (belki de kendisi itmiştir.) Kızın kendisiyle gelmesini sağlar. Kızın annesi de zaten hastadır ve o gece ölür. Ayrıca kızın annesi fırtınanın olduğu gün Murin ile konuşmuş, Murin muhtemelen ona olacakları söylemiş ve anne, kızından bir anda nefret etmiş, beddualar savurmuştur. Daha sonra Murin ve Katerina, Ordinov’u odalarında ağırlarlar. Son derece garip olaylar yaşanır. Murin, nasıl bulduysa Yaroslav İlyiç ile de konuşur orda Ordinov’a başka davranır. Katerina’nın deli olduğunu iddia eder kibarca Ordinov’u kovar. Esasında deli olan Ordinov’mu, Murin gerçekten büyücü mü, Katerina’nın dengesizliğinin sebebi nedir yoksa Murin ile bir olup Ordinov’la oyun oynayıp eğlendiler mi ve yaşananların ne kadarı hayal ne kadarı gerçek bilemeyiz. Böyle de garip bir hikayeydi işte. Okurken kendimi Mulholland Dr. izliyormuş gibi hissettim. Keşke özenle çekilmiş iyi bir yönetmen tarafından çekilmiş filmi olsa da izlesem.
- Bay Proharçin -
Semyon İvanoviç Proharçin; içine kapanık cimri ve biraz kafadan kontak biridir. Hikaye başlarında dairesine 10 komşu daha gelir. Yıllarca kötü şartlarda, karnını doğru dürüst doyurmadan, üstüne başına kıyafet almadan en ucuz dairede yaşar ve sürekli yengesine para gönderdiğini söyler. Bir gün çalıştığı dairede kendisi ile alay edilince kalkıp gider ve bir kaç gün eve de uğramaz iş yerine de. Sonunda bir gece eve döner fakat hastalanmıştır. Komşularıyla laf dalaşına girer saçmalar. Hastalığı ağırlaşır ve ertesi sabah titreye tiyreye ölür. Ölür ölmez komşuları yatağını sandığını paramparça edip 2500 ruble biriktirdiğini görürler. İçine kapanık, cimri ve ufaktan sıkıntıları olduğu belli olan Proharçin, en kötü koşullarda yaşayarak hayatını heba etmiş, biriktirdiği para da kendisi tarafından harcanamadan öylece yağmalanmıştır.
Ustinya Federovna onun ev sahibesidir ve ondan yarı fiyatına kira almasına rağmen 20 seneyi aşkındır evinde tutar. Proharçin’i çok sever.
Yaroslav İlyiç önemli bir beydir aklı başındadır ve bir doktordur.
Mark İvanoviç, Proharçin kaybolup eve döndükten sonra onunla ateşli bir tartışmaya tutuşan ve sinirden çıldırır.
Zimoveykin: Dilencidir, Proharçin kaybolduğunda onunladır. Onunla dolaşır, yanan bir evi izlerler.
- Dokuz Mektupluk Roman -
İvan Petroviç ve Petro İvanıç aralarında mektuplaşır. İvan Petro’ya Yevgeniy Nikolaıç’in alavereci olduğunu söyler ve onu kendisine Petro önerdiği için kendisine dert yanar. Petro, Yevgeniy’in zengin olduğunu öğrenir. İkili bir türlü buluşamaz adam akıllı konuşamazlar. Mektuplaştıkça araları bozulur, tartışırlar ve koparlar. En sonda Yevgeniy’in ikisinin de karısıyla kırıştırdığı ortaya çıkar.
- Polzunkov -
Osip Mihayliç, kendisini oğlu gibi gören Fedosey Nikolaiç’in rüşvet aldığını öğrenir ve rüşvet belgelerini ona verip onu şikayet etmeme karşılığında ondan rüşvet alır. Fakat sonra pişman olur ve Fedosey ile ailesi tarafından affedilir. O akşam evlerinde eğlence tertip edilir. Fedosey’in kızından hoşlanır. Evlenme planları yaparlar. 1 Nisan’da şaka olarak emekliliğini istediğine dair belge hazırlayıp Fedosey’e verir ve onu şikayet edeceğini bir daha onları görmek istemediğini söyler. Sonra da şaka yaptım der. Durum anlaşılır ve affedilir herkes güler. Fedosey bir gün Osip’i yanına çağırır ve çok hasta olduğunu, ölmek üzere olduğunu ama borçları olduğunu ve para gerektiğini söyler. Osip ondan aldığı rüşveti ve o rüşvetten harcadığı 50 rubleyi de çalıştığı yerden avans alarak gelip Fedosey’e verir. Ertesi gün emekliye sevk edildiğini öğrenir. Fedosey’e gider. Fedosey belgeyi kendisinin ona verdiğini devlet işiyle şaka olmayacağını söyler ve o evden de başka yere taşınacaklarını, kendisini görmek istemediklerini bildirir. Tüm bunları Polzunkov isimli, soytarı olmaktan utanç duyduğu her halinden belli birisi sahnede izleyicilerine anlatır. Ana karakterimizin gözünden de biz okuruz.
8/10 (İkinci okuma) “Ne istediğimi bilmiyordum. Hayattan korkuyordum, ölmekte zorlanıyordum, yine de ölümden bir şeyler bekliyordum.” “Yine de içimde hayata dair hiçbir istek yoktu. Çünkü tatmin etmeyi mantıklı bulduğum hiçbir isteğim kalmamıştı. Bir şeyi istiyorsam, elde edip etmemenin zaten bir…devamı8/10
(İkinci okuma)
“Ne istediğimi bilmiyordum. Hayattan korkuyordum, ölmekte zorlanıyordum, yine de ölümden bir şeyler bekliyordum.”
“Yine de içimde hayata dair hiçbir istek yoktu. Çünkü tatmin etmeyi mantıklı bulduğum hiçbir isteğim kalmamıştı. Bir şeyi istiyorsam, elde edip etmemenin zaten bir önemi olmadığını biliyordum.”
“Gerçek şu ki, hayatın hiçbir anlamı yoktu.”
Lev Nikolayeviç Tolstoy’un hayatının çeşitli dönemlerinden (özellikle 26 yaşından başlayarak 50 yaş ve üzerindeki dönemlerinden) bahsettiği, ortalarında ve sonlarına doğru felsefik olarak ağır olmasa da anlatım olarak bir miktar karmaşıklık içeren muhteşem kitabı. Anlatımdaki karmaşıklığı da kitabı biraz da okuyucuya yönelik değil de, kendisini için yazdığını düşündürtüyor. Önce, gençliğinden itibaren tanrıya inanmayışını, sonrasında ise tüm hayatı anlamsız buluşunu, içine düştüğü büyük buhranı, sorgulamaları ve çaresizce aradığı kurtuluş yollarını anlatıyor. Sonunda kurtuluş yolu olarak inancı, toplumla iç içe olmayı, belki de aptal, cahil olarak nitelendirilen toplum kesiminin bilinçsizce tüm bu devasa sorunlara tek gerçek çözümü bulabildiğini keşfediyor. İnancı. Sevgiye inanç ya da dinlere inanç. Tolstoy için bu durum bir noktaya kadar farketmese de bir noktadan sonra kendisini yine çelişkilerin içerisinde buluyor. Fakat geçmişteki o inançsız, her şeyi sorgulayan ve çözüm bulamayan beterin beteri durumunu da asla unutmayarak bir tür iki yüzlülük içerisinde ve bunun da farkında olarak yaşama tutunuyor.
Eğer bir kez olsun yaratıcıyı, dinleri ya da hayatı sorguladıysanız bu kitabı kesinlikle okuyun. Eğer bir kereden fazla sorguladıysanız veya bu sorgulamaların içinde hayata dair umutsuzluğa kapıldıysanız yine okuyun. Çünkü yıllarca bu yolda büyük çaba gösteren, acılar çeken saygıdeğer ve samimi birinin tecrübelerini okuyacaksınız. Okuması, anlaması ve sindirmesi, kelimeleri ve cümleleri tam anlamıyla kavramak yorucu olabilir ama değecek. Evet kitap 80 sayfa ama anlattıkları ve size edebileceği yardım inanılmaz derecede.
Belki abarttığımı düşüneceksiniz. Eh, o halde ne diyelim, şanslı kesimdensiniz demektir.
6 Sene sonra bu kitabı iyi ki yeniden okumuşum diyorum. Çünkü bugünkü aklım ve aradan geçen zamanda yaşadıklarımla çıkardığım dersler bambaşka oldu. Ve bir noktada Tolstoy ile düşüncelerimiz kesişti bile! Bu benim için bir onay oldu ve müthiş derecede rahatladım. Onun senelerce arayışı ile benim görece daha kısa bir süreçte olsa da aklımdaki sürekli birbirini yenip şekillenen düşüncelerin kesiştiğini gördüğümde bir kesimi yererek haklı olduğumu sanmamdaki yanılgımın doğru olduğunu gördüm. Ve şuna kanaat getirdim: inanç, asırlık insanlık tarihi sürecinde cahil veya aptal olarak nitelendirilen kesimin hayatın anlamsızlığının yıkıcılığından kendilerini kurtarabilmek için geliştirdikleri bir kavram. farkında olmasalar bile kalplerinin en derinliklerinde bunu biliyor ve bir daha o bataklığa düşmemek için kendilerine bile dürüst olamıyorlar. Hatta o kadar olamıyorlar ki farkında bile değiller. Ama elbette zaman içerisinde inanç da başka kazançlar uğruna farklı yerlere çekilmiş. Burdan da şunu anlıyoruz. Aslında aptal olan onlar değiller. Onların yüzyıllar içerisinde oluşturdukları, hiçliğe karşı, hayatın anlamsızlığına karşı olan savunma mekanizmaları bir şaheser. Asıl biz bunca zaman bunu göremediğimiz için aptalız. Ve onların bunun farkında olmamaları da pek önemli değil çünkü kendilerini dehşet verici bir sorundan korumuş oluyorlar. Hiçlikten!