Maviye Boyanan Ruhlar — Görüyor musun? — Neyi? — Gökyüzündeki mavi yıldızı. — Evet. İsmini biliyor musun? — Hayır. Nedir? — Vespera, yani "gün batımı" demek. — İlk defa duyuyorum. — Hikâyesi de var. — Dinlemek isterim. — Bir kız…devamıMaviye Boyanan Ruhlar
— Görüyor musun?
— Neyi?
— Gökyüzündeki mavi yıldızı.
— Evet. İsmini biliyor musun?
— Hayır. Nedir?
— Vespera, yani "gün batımı" demek.
— İlk defa duyuyorum.
— Hikâyesi de var.
— Dinlemek isterim.
— Bir kız çocuğu varmış. Saçları çok güzelmiş. Gözlerinde yağmurları saklarmış. Kalbinde bir yıldız taşırmış; mavi bir yıldız... Etrafa güçlü bir ışık saçarmış. Zaman geçmiş; birçok yara almış, yıldızı zarar görmeye başlamış. Bir gün gün batımını izlerken bir karar vermiş: Kalbinde taşıdığı yıldızı gökyüzüne verecekmiş.
— Neden gökyüzüne vermeye karar vermiş?
— Çünkü gökyüzü insanlardan uzak; yıldızı böyle koruyabileceğini düşünmüş.
— Sonra ne olmuş peki?
— Kalbinde taşıdığı yıldızı gökyüzüne vermiş. Ve o zaman saçlarını da kesmiş. Gözlerindeki yağmurlar artık bir fırtınaya dönüşmüş. Bir gün batımında verdiği için yıldızın ismi Vespera olmuş, yani gün batımı.
— Yani yıldızı zarar görmesin, sönmesin diye ondan tamamen vazgeçmiş...
— Evet, bazen vazgeçmek gerekir.
— Peki neden daha önce görmedim bu yıldızı?
— Çünkü her zaman kendini göstermez. Gecenin en sessiz olduğu zamanlarda ve ona ihtiyaç duyulduğunda ortaya çıkar, onlara seslenir.
— Ne der onlara?
— "Bırak ruhun maviye boyansın..."
Lale-i Pinhan
Yorgun Ruhun Kaçışı Bu ben değilim... Eskiden konuşmayı severken şimdi içimden uzun uzun susmak geliyor. Sessizlik bir seçim derler ama zorunlu bir seçimdir aslında. Sessizliği seçenler biraz da kırgındır aslında. Bir tarafım her şeyi anlatmak istiyor ama susuyorum; çünkü böyle…devamıYorgun Ruhun Kaçışı
Bu ben değilim... Eskiden konuşmayı severken şimdi içimden uzun uzun susmak geliyor. Sessizlik bir seçim derler ama zorunlu bir seçimdir aslında. Sessizliği seçenler biraz da kırgındır aslında. Bir tarafım her şeyi anlatmak istiyor ama susuyorum; çünkü böyle gerekiyor... Ne zaman kırılsam daha da sessizleşiyorum. Gözlerim ışığını kaybetti. Mutluluk hissi anlık gelip geçiyor; bir durgunluk geliyor... Yaralı ve kırgınım. İçimde öyle büyük bir kırgınlık var ki sanki tüm insanlara birer parça düşmüş gibi. Kaçıyorum artık; aslında uzun zamandır kaçıyordum ama şimdi kendim dahil her şeyden kaçıyorum. Çünkü ben güçlü görünmekten yoruldum ve vazgeçiyorum. Sesimden vazgeçiyorum... İlk saçlarımdan vazgeçmiştim; öyle olur hep, kızlar ilk saçlarından vazgeçer... Ruhum acıyor. İçimde bir yangın var, sönmüyor bir türlü. Giderek kendimi kaybediyorum. Bu ben değilim; eski beni özlüyorum, daha az yaralı olan beni... 'Zaman iyileştirir,' derler; beni hiç iyileştirmedi, aksine bir şeyler aldı benden. Ve ruhum yoruldu; geçmeyen bir yorgunluk bu. Hani bir kuşu kafese kapatırlar; çırpınır çırpınır ama çıkamaz, kanatlarına zarar gelir ya... Benimki de işte o misal.
Lale-i Pinhan
Yaralı Bir Ruhun Eskizi Bir kız çocuğu gördüm parkta, tek başına oturarak çizim yapıyordu. Yanına gittim, "Oturabilir miyim?" diye sordum. "Tabii ki," dedi. Bir şeyler çiziyordu. "Çok güzel çiziyorsun," dedim. "Hayır," dedi, "kötü çiziyorum." Hâlbuki çok güzellerdi... "Neden çiziyorsun madem…devamıYaralı Bir Ruhun Eskizi
Bir kız çocuğu gördüm parkta, tek başına oturarak çizim yapıyordu. Yanına gittim, "Oturabilir miyim?" diye sordum. "Tabii ki," dedi. Bir şeyler çiziyordu. "Çok güzel çiziyorsun," dedim. "Hayır," dedi, "kötü çiziyorum." Hâlbuki çok güzellerdi... "Neden çiziyorsun madem sevmiyorsun çizimlerini?" dedim. "Çünkü iyi geliyor bana, zihnimi rahatlatıyor," dedi ve gökyüzüne bakıp derin bir nefes aldı. Gözleri... İçinde ne kadar da çok duygu vardı: Acı, öfke, kırgınlık ve korku. Gözleriyle ne çok şey anlatıyordu; yaralı bakıyordu. Neden tek başına geldiğini sordum buraya. Kafa dinlemek istediğini söyledi. "Evde neden yapmıyorsun?" dedim. "Ailem varken olmaz," dedi. "Neden?" dedim. "Anlaşamıyoruz," dedi. "Eskiden evden çıkmazdım, şimdi ise tam tersi," dedi... "Annenle aran nasıl?" dedim; gözleri dolar gibi oldu, sonra gözyaşlarını geri gönderdi. "Anlaşamıyoruz," dedi, "beni duymuyor, gerçek halimi görmüyor. Eskiden çok uğraşırdım, beni sevsin diye çiçekler getirirdim ama sevgisi hep bir şeye bağlıydı... Şimdi ise sevgisi ona inandırıcı gelmiyor; bazı şeyler için çoktan geç kalınmıştı..." Bir şey diyemedim ama hissettim; sarılmak istedim ona ama sarılmadım. "Babanla aran nasıl?" dedim. "Bir zamanlar iyiydi, sonra bazı şeyler oldu, bazı şeyler gördüm," dedi. "İçimde ona karşı uzun zamandır bir öfke var," dedi. Sesi yükselmişti, farkında değildi... "Kardeşin var mı?" diye sordum. "Var," dedi ama gözleri farklı bakıyordu. "Abim var," dedi, "bir zamanlar çok sevdiğim, şimdi içimde hiçbir duygu bırakmayan. Kardeşim var," dedi, "doğumunu heyecanla bekledim ama şimdi ise... Neyse." "Ne oldu?" dedim. "Bu konuyu konuşmak istemiyorum," dedi, başını eğmişti. Bir şeyler vardı, hissediyordum ama zorlamadım. "Çok güzelsin," dedim; dikkatini dağıtmak istedim. Ama yalan değildi, güzeldi. "Hayır, değilim," dedi. Kırgınlık vardı sesinde. Bir şeyler denmişti, kırmışlardı onu. Birden kendinden nefret ettiğini söyledi. "Neden?" dedim. "Öfkeliyim," dedi, "kendime bir şeyler yapamadıkça, yaralandıkça daha çok öfkeleniyorum. Kendime nefretim ne zaman başladı hatırlamıyorum," dedi. Bir şeylerin acısını kendinden çıkarmak istiyordu sanki. "Arkadaşların var mı?" dedim. "Var," dedi, "ama gitmelerinden korkuyorum." "Neden?" dedim. "Çünkü hep gittiler, kırılsam da diyemedim," dedi. "Neden?" dedim. "Gitmelerinden korktum," dedi. "Sevgi benim için kolay değildi. Annem severdi, sonra bir şey olur uzaklaşırdı. Ben sevgiyi annemden öğrendim, o yüzden nasıl sevilir bilmiyorum," dedi. Ağlamaya başladı; yorgundu, yalnız hissediyordu. Sarıldım ona sıkıca. Öyle ne kadar durduk bilmiyorum. Her bir gözyaşında geçmişin izlerini taşıyordu...
Lale-i Pinhan
Sardıkça Kanayanlar Bazı yaralar sardıkça kanar. Kiminin çöle döner yüreği, kimi içinde bir yanardağ saklar... Yıllar önce bir kitapta okumuştum, çok hoşuma gitmişti. Neden bazı yaralar sarmaya çalıştıkça daha çok kanar, daha çok acıtır? Neden bazı kırıklarımız bizde daha fazla…devamıSardıkça Kanayanlar
Bazı yaralar sardıkça kanar. Kiminin çöle döner yüreği, kimi içinde bir yanardağ saklar... Yıllar önce bir kitapta okumuştum, çok hoşuma gitmişti. Neden bazı yaralar sarmaya çalıştıkça daha çok kanar, daha çok acıtır? Neden bazı kırıklarımız bizde daha fazla iz bırakır? Onları unutmalı mıyız? Ama ya unutursak ve bir gün tekrar hatırlarsak daha çok yanmaz mı canımız?
Unuttum sanmıştım bazı kırıklarımı, kırgınlıklarımı, bende kalan izleri; ama yanılmışım sadece. Bir şeyler oldu... Belki de hiç geçmez bazı kırgınlıklar ama söylenemez de kırana. Kendi içinde öyle kalakalır insan; ne hissedeceğini bilemez bazen. İnsanlar... Sahte samimiyetler, sahte sevgiler ve kalabalıklar içindeki yalnız hissettirmeleri... Oldum olası hiç sevmemişimdir, ruhumu rahatsız etmiştir. Sanki hissetti yaralanacağını, kim bilir?
Peki ya bir gün tüm izlerimiz, kırgınlıklarımız geçer mi doktor? Her şey bir gün düzelir mi? Geceleri sadece gökyüzündeki yıldızları izleyebilir miyiz; bizi yoran düşüncelere dalmadan? Bir gün iyileşir miyiz doktor? Ben yıldızları istiyorum; onlar huzur veriyor, belki de insanlardan uzak olduğu için. Sadece yıldızları verin bana, tüm dünya sizin olsun; onlar ev olur bana...
Lale-i Pinhan
GÖLGE Ruhum kırıklarla dolu. Geçmeyen kırıklar... Cam kırıkları gibiler. İçimden bir şeyler çığlık atıyor. 'Bazı insanlarla hiç tanışmasaydım' diyorum; belki bu kadar yaralanmazdım. Eğer zamanı geri alabilseydim, bazı insanların ruhunun ruhuma değmesini dahi istemezdim... İzler kalıyor... İçimde kara bir orman…devamıGÖLGE
Ruhum kırıklarla dolu. Geçmeyen kırıklar... Cam kırıkları gibiler. İçimden bir şeyler çığlık atıyor. 'Bazı insanlarla hiç tanışmasaydım' diyorum; belki bu kadar yaralanmazdım. Eğer zamanı geri alabilseydim, bazı insanların ruhunun ruhuma değmesini dahi istemezdim... İzler kalıyor... İçimde kara bir orman yanıyor... Yıldızını kaybetti gökyüzüm. İçimdeki yıldız söndü... Yıldızlar gibi insanlar da sönermiş, onlar da kaybedermiş ışığını...
Ruhum evini özledi; hiç bulamadığı evini. Kendi içimde kendime yalnızım ben. Benim yalnızlığım kendime. Bir söz okumuştum: 'Seni senden almışlar, ne derin yalnızlık...' Bazen insan kendini kaybeder ve bir daha kimseyi kaybetmekten korkmaz... Bazı vedalar çok can yakar. 'Giden mi üzülür, kalan mı?' derseniz; 'Gitmeye mecbur bırakılan,' derim. Ve ruhum herkesten kaçmak istiyor sanki...
Lale-i Pinhan
Mavi Boşluk Bir eksiklik var içimde, bir yarım kalmışlık... Ruhum evini bulamıyor. Bir uçurumun kenarındayım ama giderek uçuruma yaklaşıyorum. Sonu olmayan bir uçurum; düşersem kurtulamam ama uzaklaşamıyorum da. Tek çare belki de uçmak ama kanatlarım... Onlar fazla yaralılar. Gücüm tükeniyor…devamıMavi Boşluk
Bir eksiklik var içimde, bir yarım kalmışlık... Ruhum evini bulamıyor. Bir uçurumun kenarındayım ama giderek uçuruma yaklaşıyorum. Sonu olmayan bir uçurum; düşersem kurtulamam ama uzaklaşamıyorum da. Tek çare belki de uçmak ama kanatlarım... Onlar fazla yaralılar. Gücüm tükeniyor sanki. İçimdeki boşluk giderek artıyor ve belki de o boşluk benimdir.
İçimdeki eksiklerin neyin yokluğundan olduğunu bilmiyorum; gelmemiş bir insanla mı yoksa olmamış bir halimle mi tamamlanırım? Hangisi, bilmiyorum. Ait olmak... Ne demekti? Peki ya gerçekten bir yere ait olur muyduk, bulabilir miydik evimizi; yoksa daha fazla mı kaybolurdu ruhumuz? Arafta kalmak... Uçurumun kenarında durmak gibi hissettiriyor. Hislerimi öldürüyor ya da ben hissedemiyorum onları...
Zaman her şeyi geçirir mi? İzler kalır, bazı yaralar iyileşmez; sardıkça kanar. Zaman sadece üstünü örter belki de; görünmesinler diye... Daha fazla acıtmasınlar diye.
Lale-i Pinhan
Aidiyetsiz Kayboldum... Bulamıyorum yerimi, nereye ait olduğumu... Belki de hiçbir zaman ait olmadım. Evim olmadı. Evim sandıklarım ve bu sanmaların bende bıraktığı yaralarla doluyum. Gitmek istiyorum. Uzaklara, belki de yıldızlara... Yıldızlar insanlardan uzak olduğu için mi bu kadar güzeller? Ama…devamıAidiyetsiz
Kayboldum... Bulamıyorum yerimi, nereye ait olduğumu... Belki de hiçbir zaman ait olmadım. Evim olmadı. Evim sandıklarım ve bu sanmaların bende bıraktığı yaralarla doluyum. Gitmek istiyorum. Uzaklara, belki de yıldızlara... Yıldızlar insanlardan uzak olduğu için mi bu kadar güzeller? Ama onlar da sönüyor tıpkı insanlar gibi... Ve her geçen gün içimde bir şeyler daha çok ölüyor. İçimde bir şey koca bir çığlık atıyor ama duyulmuyor... Sesi yavaşça kayboluyor ve benim yıldızım söndü... Vedanın zamanıdır belki de...
Lale-i Pinhan
Ruhun Sessiz Çığlığı İçimde tarifi zor bir his var. Konuşsam kanatır, sussam beni yaralar. İzler... Giderek ağırlaşıyorlar ve ben her geçen gün daha da uzaklaşıyorum ait olmadığım yerlerden. Ait olduğum yeri bulamadım; belki de hiç ait olmadım. Bir rüzgâr olup…devamıRuhun Sessiz Çığlığı
İçimde tarifi zor bir his var. Konuşsam kanatır, sussam beni yaralar. İzler... Giderek ağırlaşıyorlar ve ben her geçen gün daha da uzaklaşıyorum ait olmadığım yerlerden. Ait olduğum yeri bulamadım; belki de hiç ait olmadım.
Bir rüzgâr olup esmek istiyorum. Kendim dâhil her şeyden kaçıp uzaklaşmak... Sahteliklerden, sahte sözlerden, sevgilerden gitmek... Peki ya insan kendinden kaçabilir mi? Nereye giderse gitsin, kendisi de onunla gelmez mi?
Benim asıl savaşım kendimle; beni benden çaldılar. Daha derin bir yalnızlık var mıdır ki? Okyanusta, içinde tüm okyanusu taşıyan bir su damlası olmak istiyorum. İçimdekiler bir sel gibi taşıyor artık. Kara bir orman yanıyor. Garip olan şu ki; su da benim, ateş de. Hem yanıyor içim ama dışarısı sakin bir su gibi... Adeta okyanusun içinde bir yanardağ.
Yıldızlara götürün beni, insanlardan uzaklara... İnsanlardan uzak oldukları için mi bu kadar güzeller? Ruhum özlem duyuyor; gelmesini beklediği bir ruhu mu yoksa iyileşmiş hâlini mi özlüyor, bilmiyorum. Belki de hiç geçmez bazı şeyler. Hem izler kalmaz mı zaten? İnsan ise sessizce izlemek zorunda kalır bazen. Sanki onu ondan alırlar. Ruhların da canı yanar, onlar da çığlık atar. Ve bazı şeyler kelimelere dökülemez, yetersiz kalır. Sözün kifayetsiz kaldığı yerdeyim...
Lale-i Pinhan
Ruhun Sızısı Ruhum acıyor, huzur istiyorum. Yıldızları izlemek, onlarla beraber gökyüzünde parlamak istiyorum; ama sanki içimdeki kuvvet bitiyor. Sonra O’na yaslanıyorum; beni benden daha iyi tanıyana, acımı alabilecek olana, dermanıma... Kalbimde bir acı var. Neyin acısı bu? O’ndan uzak kalmanın…devamıRuhun Sızısı
Ruhum acıyor, huzur istiyorum. Yıldızları izlemek, onlarla beraber gökyüzünde parlamak istiyorum; ama sanki içimdeki kuvvet bitiyor. Sonra O’na yaslanıyorum; beni benden daha iyi tanıyana, acımı alabilecek olana, dermanıma...
Kalbimde bir acı var. Neyin acısı bu? O’ndan uzak kalmanın mı? Ruhum ancak O’nunla huzur buluyor. Kalbimde O’ndan gayrısının sevgisini istemiyorum; kimi seversem O’nun için seveyim. İçimde büyük bir özlem var.
Resulullah daraldığında Hira’ya çıkardı; peki, biz nereye gidelim? Bir sevdadır benimkisi, giderek artan... Oraya gitsem özlemim belki biter; ama döndüğümde bu sefer hasret içimden bir okyanus gibi taşar. Rüyalarımda göreyim orayı, ruhum gitsin. Rüzgâr kokusunu getirsin bana. Lalemi öyle güzel açtırsın ki kimse solduramasın.
Lale-i Pinhan
Gri olmak sanki arafta kalmak gibi hissettiriyor. Ne siyah ne de beyaz. Ne karanlık ne de aydınlık ikisinin arasında sıkışıp kalmış... Arafta kalmayı hiç sevmedim ya vardı ya da yoktu benim için. Farketmeden griye dönüşmüştüm. Peki ondan önce neydim siyah…devamıGri olmak sanki arafta kalmak gibi hissettiriyor. Ne siyah ne de beyaz. Ne karanlık ne de aydınlık ikisinin arasında sıkışıp kalmış... Arafta kalmayı hiç sevmedim ya vardı ya da yoktu benim için. Farketmeden griye dönüşmüştüm. Peki ondan önce neydim siyah mı beyaz mı? Gri kirlenmiş bir beyaz mıydı? Yoksa karanlığın içinden çıkmaya çalışan bir ışık mı? Siyahlar, beyazlar ve griler yani ikisinin arasında yer bulamayan arafta kalanlar...Gri belki de denge demekti biz yanlış anladık onu. İçinde hem karanlığı hem aydınlığı taşıyarak dengeyi sağlamaya çalışıyordu belki de... Gri arafta kalmak mı yoksa denge miydi? Belki de her ikisi kim bilir...
Lale-i Pinhan