“İnsanlar bütün bu nesnelerin bir işe yarayıp yaramadığını, onlara ihtiyaç duyup duymadıklarını sorgulamıyor, sadece sahip olmayı arzuluyor ve hepsini derhal almaya yetecek kadar para kazanamamanın sıkıntısını çekiyorlardı.”
Zebercet Gezgin… Aslında hepimizin içinde taşıdığı bazı özellikleri kendisinde görebileceğimiz bir karakter. Aynı zamanda Türk edebiyatında queer karakter olarak tanımlayabileceğimiz bir konumda kendisi. Duyguları, duygu değişimleri, iç sesi ve daha fazlası çok yenilikçi, Avrupa filmlerini gördüm. Yusuf Atılgan’ın müthiş kalemini…devamıZebercet Gezgin… Aslında hepimizin içinde taşıdığı bazı özellikleri kendisinde görebileceğimiz bir karakter. Aynı zamanda Türk edebiyatında queer karakter olarak tanımlayabileceğimiz bir konumda kendisi. Duyguları, duygu değişimleri, iç sesi ve daha fazlası çok yenilikçi, Avrupa filmlerini gördüm. Yusuf Atılgan’ın müthiş kalemini Ömer Kavur büyük bir ustalıkla beyazperdeye aktarmış. İki eser de çok kıymetli, okunmalı, izlenmeli.
"Yeryüzünde tek gerçek değerin kendisine verilmiş bu olağanüstü yaşam armağanını korumak, her şeye karşın sağ kalmak, direnmek olduğunu mu anladı giderayak?”
“Bir oteli yönetmekle bir kurumu, geniş bir işletmeyi, bir ülkeyi yönetmek aynı şeydi aslında. İnsan kendini, olanaklarını tanımaya, gerçek sorumluluğun ne olduğunu anlamaya başlayınca bocalıyordu, dayanamıyordu. Ülkeleri yönetenler iyi ki bilmiyorlardı bunu; yoksa bir otel yöneticisinin yapabileceğinden çok daha büyük…devamı“Bir oteli yönetmekle bir kurumu, geniş bir işletmeyi, bir ülkeyi yönetmek aynı şeydi aslında. İnsan kendini, olanaklarını tanımaya, gerçek sorumluluğun ne olduğunu anlamaya başlayınca bocalıyordu, dayanamıyordu. Ülkeleri yönetenler iyi ki bilmiyorlardı bunu; yoksa bir otel yöneticisinin yapabileceğinden çok daha büyük hasarlar yaparlardı yeryüzünde.”
Aylak Adam’dan sonra okuduğum ikinci Yusuf Atılgan romanı. Çok akıcı ilerleyen, çok günlük, çok sinematografik bir yapısı var ki zaten bu nedenle sinemaya da aynı başarıyla uyarlanmış. Zebercet karakteri Türk edebiyatı için oldukça önemli. Zaman zaman kendisinden tiksindiriyor, zaman zaman özdeşleşiyoruz ama büyük bir hüzünle, büyük bir tatsızlıkla takip ediyoruz yaptıklarını. Yukarıdaki alıntı da ne çok şey söylüyor 2024 Türkiye’sinde değil mi? İyi okumalar.
Vittorio De Sica’nın unutulmaz başyapıtı Bisiklet Hırsızları’ndan sonra Umberto D.’yi de film gösterimi ve analiz etkinliğimiz kapsamında izleme fırsatı yakaladım. Neorealizm akımının öncülerinden olan bu özel iş, Umberto Ferrari’nin yaşlılık sürecini ve köpeğiyle arasındaki yakın ilişkiyi toplumsal ve ekonomik çerçevede…devamıVittorio De Sica’nın unutulmaz başyapıtı Bisiklet Hırsızları’ndan sonra Umberto D.’yi de film gösterimi ve analiz etkinliğimiz kapsamında izleme fırsatı yakaladım. Neorealizm akımının öncülerinden olan bu özel iş, Umberto Ferrari’nin yaşlılık sürecini ve köpeğiyle arasındaki yakın ilişkiyi toplumsal ve ekonomik çerçevede çok iyi bir şekilde yansıtıyor. Zaman zaman içi burkan, zaman zaman tebessüm ettiren yapımda Türkiye’de yaşananlara paralel hissedebileceğiniz birçok noktayı keşfedeceğinize eminim. Carlo Battisti’nin rolü tek başına alıp götürmesi, derin bakış ve yüzündeki hüznü alkışı hak ediyor. Ve tatlı köpeği Flike’ı da unutmamalı. Şahane bir partner, özellikle son sahnedeki trenin gelişinden sonraki tavırları gözlerimi doldurdu. İzleyeceklere keyifli seyirler.
“Bir bebek gibi sallanabilen bir yalnızlık var. Kollar kavuşmuş, dizler karna çekilmiş; bir gemininkine benzemeyen bu devinimi sürdürmek, sürdürmek sallayanı yatıştırır, denetler. Bu, içedönük bir yalnızlık - insanı bir deri gibi, sımsıkı saran türden. Bir de dolaşıp duran bir yalnızlık…devamı“Bir bebek gibi sallanabilen bir yalnızlık var. Kollar kavuşmuş, dizler karna çekilmiş; bir gemininkine benzemeyen bu devinimi sürdürmek, sürdürmek sallayanı yatıştırır, denetler. Bu, içedönük bir yalnızlık - insanı bir deri gibi, sımsıkı saran türden. Bir de dolaşıp duran bir yalnızlık var. Hiçbir sallama onu yatıştıramaz. O canlıdır, dik başlıdır. Kuru, yayılan bir şeydir; insana kendi ayak seslerini çok uzaklardan geliyormuş gibi hissettirir.”
Dwayne Johnson gibi bir starla beklediğimden çok daha güzel bir iş çıkmış. Mitolojiden esinlenerek ortaya çıksa da onu inkar ettiği, al aşağı ettiği bir senaryoyla ilerliyor film. Yer yer komik unsurların da olduğu ve gülümsediğimiz sahnelerin dışında gerilim ve aksiyonun…devamıDwayne Johnson gibi bir starla beklediğimden çok daha güzel bir iş çıkmış. Mitolojiden esinlenerek ortaya çıksa da onu inkar ettiği, al aşağı ettiği bir senaryoyla ilerliyor film. Yer yer komik unsurların da olduğu ve gülümsediğimiz sahnelerin dışında gerilim ve aksiyonun da bolca olduğunu söylemek gerekir. 1997 animasyonunda Pegasusuyla beraber gördüğüm o sakar ve aşık Herkül’den çok başka birini; sevdiklerini kaybetmiş, korkuları olan ve bunlarla durmadan yüzleşen, dostluk bağıyla ayakta kalan gerçek bir insan görüyoruz, Johnson da bu rolü hakkıyla oynuyor. Filmin sonlarına doğru gelen ters köşe de bence yine filmin dinamizmini artırıyor. Aksiyon ve tarihi dokular sevenlere önerimdir.
Çocukluğumda Herkül’ü hep çok sert, duygusuz, gücüyle var olan bir kahraman olarak hatırlardım. Hayal meyal. Mitoloji film seçkilerime devam ederken bu güzel Disney filmiyle karşılaştım. 1997 yapımı olan, 27 yaşında olan bu iş halen ve halen çok anlamlı, çok duygu…devamıÇocukluğumda Herkül’ü hep çok sert, duygusuz, gücüyle var olan bir kahraman olarak hatırlardım. Hayal meyal. Mitoloji film seçkilerime devam ederken bu güzel Disney filmiyle karşılaştım. 1997 yapımı olan, 27 yaşında olan bu iş halen ve halen çok anlamlı, çok duygu dolu geldi. Birçok ödüle aday şarkıları, komedi ve fantastik türünün iç içe geçmişliği, aşkın tezahürü ve Antik Yunan’ın yeniden kurgulandığı bu güzel yapım kaçırılmamalı. Sonlara doğru Zeus’un oğlu Herkül’e söylediği şu güzel replik:
"For a true hero isn't measured by the size of his strength, but by the strength of his heart.”
İyi seyirler.
300 Spartalı… Film çıktığı zamanlarda öyle yüksek perdeden bir yankısı vardı ki sanırım bu filmi izlememi engelleyen büyük bir etken oldu. 18 yıl sonra bugün, din ve mitoloji odağımla birlikte izleme şansı buldum. Düşündüğümden daha izlenebilir bir yapım. Konusunu, gösterdiklerini…devamı300 Spartalı… Film çıktığı zamanlarda öyle yüksek perdeden bir yankısı vardı ki sanırım bu filmi izlememi engelleyen büyük bir etken oldu. 18 yıl sonra bugün, din ve mitoloji odağımla birlikte izleme şansı buldum. Düşündüğümden daha izlenebilir bir yapım. Konusunu, gösterdiklerini bir kenara bırakırsam; efektleriyle, mizanseniyle gerçekten dönemine göre gerçekten başarılı bir iş çıkmış. Zack Snyder’in ilk dönem filmlerinden olması da geleceğe vereceği katkıların sembolü olmalı. Sadece Doğu-Batı konumlandırması ve bu 300’ün aşırı kahraman yapısı maalesef filmi tarihi film olmaktan çıkarıyor, daha fazla hayal gücüne ve fantastik türüne yoğunlaşıyoruz. Tabii ki her tarihi film tamamıyla gerçeği yansıtmak zorunda değil ama denge de mühim gibi. Gerard Butler ise muhteşem bir seçim olmuş. 2 saate yakın sürenin nasıl geçtiğini anlamadım, türü sevenler kaçırmamalı.
Neden bilmiyorum ama bu filmin fragmanını izlediğimde beklentim düşüktü, özellikle görsel efektler göz yorucu gibi gözüküyordu. Fakat filmi az önce bitirdiğimde mutlu bir şekilde seyrettiğimi fark ettim. Hiç durmayan aksiyonu, mitolojik öğelerin yeniden yorumlanışı ve mizanseniyle bana çok iyi geldi.…devamıNeden bilmiyorum ama bu filmin fragmanını izlediğimde beklentim düşüktü, özellikle görsel efektler göz yorucu gibi gözüküyordu. Fakat filmi az önce bitirdiğimde mutlu bir şekilde seyrettiğimi fark ettim. Hiç durmayan aksiyonu, mitolojik öğelerin yeniden yorumlanışı ve mizanseniyle bana çok iyi geldi. Henry Cavill’in Theseus karakteriyle tüm filmi kaldırması, öte yandan “ölümsüzlüğün” tam olarak ne olduğuna dair sorgu alanı görülmeye değer. Müzik seçimleri, görsel efektler yine filmin tamamına dair derin bir bütünlük getiriyor. İlgisi olanların izlemesini önermekle birlikte bir “başyapıt” izlemeyeceğinizin de altını çizmek isterim. Keyifli seyirler.
Bu filmi yapmaktaki motivasyonunu çok merak ediyorum yönetmenin, bunu olumlu bir yerden söylüyorum bu arada. Film yönetmeni bir kadının babası olmak, tek yaşamak, 94 yaşında olmak başlı başına birçok düşünceyi bir araya getiriyor. Öte yandan sinemanın illüzyon yapısından uyandığımız, bu…devamıBu filmi yapmaktaki motivasyonunu çok merak ediyorum yönetmenin, bunu olumlu bir yerden söylüyorum bu arada. Film yönetmeni bir kadının babası olmak, tek yaşamak, 94 yaşında olmak başlı başına birçok düşünceyi bir araya getiriyor. Öte yandan sinemanın illüzyon yapısından uyandığımız, bu izlediğiniz bir film diye bağıran kurgusuyla da oldukça yenilikçi. Yer yer gelen özenle seçilmiş müzikler, Faruk amcanın derin bakışları, Asena ile karşılıklı dansı, kalabalık ve yoran İstanbul kareleri, öylesine içtenlikli ki. Mubi’de yer alan bu film kaçırılmamalı.