Ocakbaşında oturmuş Düşünüyorum gördüklerimi, Çayır çiçekleri ve kelebekler Geçmiş yaz aylarındaki; Sarı yapraklar, örümcek ağları Geçmiş sonbaharlar Sabah pusları ve gümüş bir güneş Ve saçlarımın arasında rüzgâr Ocakbaşında oturmuş Düşünüyorum, nasıl olacak dünya, Sonsuz bir kış gelecek Göremeyeceğim baharı bir…devamıOcakbaşında oturmuş
Düşünüyorum gördüklerimi,
Çayır çiçekleri ve kelebekler
Geçmiş yaz aylarındaki;
Sarı yapraklar, örümcek ağları
Geçmiş sonbaharlar
Sabah pusları ve gümüş bir güneş
Ve saçlarımın arasında rüzgâr
Ocakbaşında oturmuş
Düşünüyorum, nasıl olacak dünya,
Sonsuz bir kış gelecek
Göremeyeceğim baharı bir daha.
Çünkü hiç görmediğim
Daha çok şey var
Yeşiller başka başkadır
Her ormanda her bahar
Ocakbaşında oturmuş
Düşünüyorum eski insanları
Ve hiç göremeyeceğim bir dünyayı
Görecek olanları.
Fakat her oturup düşündüğümde
O eski zamanları
Geri dönen ayak seslerini bekliyorum
Ve kapı önündeki konuşmaları
Öncelikle polisiye türünü çok severek okuyan bir okuyucu olarak okuduğum en sıkıcı polisiye romandı diyebilirim. Yazar polisiye adı altında bizlere tarih kitabı okutmak istemiş sanırım. Ortada bir cinayet ve bunu araştıran bir polisimiz var. Ancak cinayet çözmek yerine sürekli tarihi…devamıÖncelikle polisiye türünü çok severek okuyan bir okuyucu olarak okuduğum en sıkıcı polisiye romandı diyebilirim. Yazar polisiye adı altında bizlere tarih kitabı okutmak istemiş sanırım. Ortada bir cinayet ve bunu araştıran bir polisimiz var. Ancak cinayet çözmek yerine sürekli tarihi bilgiler veriliyor. Yazar cinayeti ve tarihi harmanlamak istemiş ama bunu dengeli bir şekilde yapamamış ve çok fazla tarihi bilgilere gömülüp işin cinayet çözme boyutuna çok az yer vermiş. Bir yerden sonra ne isimleri ne tarihleri ne de geçmişte yaşanan olayları takip edebildim. Zaten aklınızda tutamayacağınız kadar çok isim geçmeye başlıyor. Bu da hem kurguyu zayıflatmış hem de kitabı sıkıcı hale getirmiş. Kitapta kendini çok fazla tekrar eden bazı detaylar yine kitabın bir diğer eksisi. Örneğin polisimizin sürekli sigara içmesi. Neredeyse sayfa başı sigara içti.
Bir diğer rahatsız edici şey ise yazarın sürekli Dan Brown kitaplarını taşlaması. Ama ilginç olan şu ki kendisi de onun kitaplarına benzer bir kitap yazmaya çalışmış. Fakat başaramamış. Dan Brown, kitaplarında tarihi bilgiyi ve kurguyu güzel bir şekilde harmanlarken bu kitap onun kötü bir taklidi gibi olmuş.
Ne yazık ki Mazzanti’nin bu kitabı okuduğum en sıkıcı polisiye romanı olarak kitaplığımda yerini aldı.
📚✨📚 Her zamanki gibi inanılmaz bir kurgu. Tim Weaver polisiye/gerilim türünde en severek okuduğum yazarlardan. Gecenin Gözleri, yazarın okuduğum yedinci kitabı. Olaylar yine ana karakterimiz David Raker üzerinden anlatılıyor. Yani bu bir seri ama tek tek de okunabilecek bir seri…devamı📚✨📚
Her zamanki gibi inanılmaz bir kurgu. Tim Weaver polisiye/gerilim türünde en severek okuduğum yazarlardan. Gecenin Gözleri, yazarın okuduğum yedinci kitabı. Olaylar yine ana karakterimiz David Raker üzerinden anlatılıyor. Yani bu bir seri ama tek tek de okunabilecek bir seri ve her kitapta başka bir olay anlatılıyor. Bu kitapta da dedektifimiz David Raker, yine kayıp birini bulmaya çalışıyor. Lynda Korin adında bir kadın on aydır kayıptır ve polis hiçbir şey bulamamıştır. Kadın bir sahil kasabasına gitmiştir ancak aracıyla girdiği park yerine ait kamera kayıtlarında kadının girişi varken çıkışına dair hiçbir şey yoktur. Kadın bir anda yok olmuştur sanki. Peki Lynda birileri tarafından mı kaçırıldı yoksa kendi isteğiyle mi ortadan kayboldu? Eğer öyleyse neden?
David olayı araştırdıkça inanılmaz şeyler oluyor ve kitap ilerledikçe heyecan unsuru daha da artıyor. Kurgusu gerçekten çok ama çok iyiydi. Yazarın her kitabında bunu başarabilmesi, aynı karakter üzerinden yazmasına rağmen kendini tekrar etmemesi ve her seferinde etkileyici bir kurgu ile karşımıza çıkması takdir edilesi. Yazarın okuduğum yedi kitabının içinde sanırım bu ilk üçe girer. Konusu ve konunun işlenişi çok iyiydi. Bu türde yazıp da ortalığı çok fazla kan, vahşet veya sapıkça şeyler olmadan anlatabilen yazarlar benim için çok önemli. Çünkü genelde bu türde çok rahatsız edici sahne kullanmak sanki daha heyecan verici gibi bir yanılgı var. Ama bunu dozunda yaparak başaran yazarlar da var. Tim Weaver da o yazarlardan. Polisiye, macera, gerilim, dedektiflik tarzı romanları seviyorsanız kesinlikle şans vermeniz gereken bir kitap.📚
“Eğitim ve kültür aşılama işini eğlendirerek de yapmak mümkündür televizyonda. Bu teknik gelişmeler insanımıza faydalı olabilir. Eğer bu imkanlar gönül terbiyesi almamış insanların eline düşerse insanlığa faydası değil zararı olur. Onun için bizim gençlerimizin eğitiminde akıl ve gönül terbiyesi şarttır.…devamı“Eğitim ve kültür aşılama işini eğlendirerek de yapmak mümkündür televizyonda. Bu teknik gelişmeler insanımıza faydalı olabilir. Eğer bu imkanlar gönül terbiyesi almamış insanların eline düşerse insanlığa faydası değil zararı olur. Onun için bizim gençlerimizin eğitiminde akıl ve gönül terbiyesi şarttır. Dünyada imrenilecek yerlere geleceğimize inanıyorum, eğer kafa ve gönül birlikteliğini sağlayıp kendimize hedefler belirlersek.”
En sevdiğim yazarlardan biri olan Austen’ın kitabı Emma, yazarın daha önce okuduğum kitaplarından biraz farklıydı. En önemli fark ana karakteri yani Emma’yı sevememiş olmam. Emma bazen bencil, kendini hep üstün gören ve üstün tutmak isteyen, hep en iyisine layık olduğunu…devamıEn sevdiğim yazarlardan biri olan Austen’ın kitabı Emma, yazarın daha önce okuduğum kitaplarından biraz farklıydı. En önemli fark ana karakteri yani Emma’yı sevememiş olmam. Emma bazen bencil, kendini hep üstün gören ve üstün tutmak isteyen, hep en iyisine layık olduğunu düşünen bir karakter. Başlarda çöpçatanlık yapıyor ve bunu yaparken de insanların hayatını olumsuz yönde etkileyebilecek kadar ileri gidiyor. Karakterin üstelik de ana karakterin bu denli olumsuz düşünce ve davranışlarından sonra bir iç hesaplaşma, kendi ile yüzleşme, vicdan azabı çekme vb. bir şeyler beklerken Emma adeta mükafatlandırılıyor ve her şeyin en iyisinin onun olması sanki özellikle vurgulanıyor. Uzun zamandır bir karakterle bu kadar zıt düşmemiştim açıkçası. Asıl merak ettiğim yazarın amacı bu muydu ? Yoksa o bu karakterin tarafını tutup savundu mu?
Emma yazarın en sevdiği kitabıymış. Evet ama ya karakter? Acaba Austen’ın en sevdiği kitap karakteri de Emma mı?
Bunların dışında kitabın dili her zamanki Austen kitapları gibi çok akıcıydı. Kitapta havadan sudan muhabbetler çok fazlaydı ve çok uzundu. Fakat buna rağmen Austen’ın akıcı dili ve üslubu sayesinde okunaklıydı.
📖💫 Normalde son derece gerçekçi bir yaklaşıma sahip olan Youngju’nun, kitap okurken hayal aleminde gezinen bir insana dönüşmesi Minjun’u eğlendiriyordu. Adeta tek gözü açık uyuyan bir insan gibi, bir gözüyle gerçek dünyaya görüyor, diğer gözüyle ise rüyalarda dolaşıyordu. 💫 "Sanki…devamı📖💫
Normalde son derece gerçekçi bir yaklaşıma sahip olan Youngju’nun, kitap okurken hayal aleminde gezinen bir insana dönüşmesi Minjun’u eğlendiriyordu. Adeta tek gözü açık uyuyan bir insan gibi, bir gözüyle gerçek dünyaya görüyor, diğer gözüyle ise rüyalarda dolaşıyordu.
💫
"Sanki seyahat ediyor ve bilmediğim bir yolda yürüyordum. Ara sokaklarda sağa sola bakarak hedefe doğru ilerliyormuşum da, yabancı olduğu, bilinmedik olduğu için heyecana kapılıyormuşum gibi hissettim. İnsanların bu duyguyu tadabilmek için bilmedikleri yerlere seyahat ettiğini ve belki de Hyunam-Dong Kitabevi’nin de insanlar için böyle bir yer olduğunu düşündüm?"
💫
“Kitap okurken başkalarının duygularını paylaşabiliyoruz. Bizleri bitmek tükenmek bilmeyen bir telaşla başarıya koşturacak şekilde tasarlanmış bu dünyada, koşmayı bırakıp etrafımızdaki insanlara bakma olanağı elde ediyoruz. Bu yüzden daha fazla insan kitap okursa bu dünyanın biraz daha güzelleşeceğini düşünüyorum.”
Eğitim almak için Paris’e giden 18 yaşında bir genç olan Frederic Moreau’nun hayatını, aşklarını, hayal kırıklıklarını, gelgitlerini kısaca bir gencin kendini arayışını anlatır. Frederic Fransız burjuvasının arasında kendine bir yer edinmeye çalışır. Ve zengin bir tüccar olan Mösyö Arnoux’un karısı…devamıEğitim almak için Paris’e giden 18 yaşında bir genç olan Frederic Moreau’nun hayatını, aşklarını, hayal kırıklıklarını, gelgitlerini kısaca bir gencin kendini arayışını anlatır. Frederic Fransız burjuvasının arasında kendine bir yer edinmeye çalışır. Ve zengin bir tüccar olan Mösyö Arnoux’un karısı olan madam Arnoux’ya aşık olur. Kitap Frederic’in hayatını anlatırken aynı zamanda dönemin Fransa’sını da çok iyi anlatmakta. Kitabı okurken Temmuz Monarşisi, 1848 Devrimi ve II. Cumhuriyet dönemlerine tanıklık ediyoruz. Bu yönüyle kitap zaman zaman tarihçilerin de başvurduğu bir kitap olmayı başarmış. Kitap belli bir yere kadar aynı tempoda okumamı sağlarken bir yerden sonra yavaşlamama sebep oldu. Sanırım bu kadar uzun olması bir yerden sonra zorlamaya başladı. Bunun sebebinin kitapta olanların belki 400 sayfada anlatılabilecekken 567 sayfa sürmesi olabilir diye düşünüyorum. Yine de bu kalınlıkta bir kitap için akıcıydı diyebilirim. Fransız edebiyatına ve tarihine ilgisi olan herkesin beğeneceğini düşünüyorum.
Anne Shirley macerasının hem dizisine hem de kitaplarına hayran olan biri olarak şunu söyleyebilirim ki bu kitap biraz hayal kırıklığı yarattı. Dili, akıcılığı, atmosferi her zamanki gibi çok güzeldi. Ama ana karakterimiz Anne bu kitapta bana biraz antipatik geldi. Özellikle…devamıAnne Shirley macerasının hem dizisine hem de kitaplarına hayran olan biri olarak şunu söyleyebilirim ki bu kitap biraz hayal kırıklığı yarattı. Dili, akıcılığı, atmosferi her zamanki gibi çok güzeldi. Ama ana karakterimiz Anne bu kitapta bana biraz antipatik geldi. Özellikle kedili bölümde. Sırf kedi Anne’in peşini bırakmıyor diye ondan kurtulmak için onu ilaç vererek öldürmek istemesi inanılmazdı gerçekten. Sayfaya bu olanları o döneme göre değerlendirmesi ve yargılamaması için okuyucuya not düşülmüş ama ben yine de bunu hoş göremedim.
Bunun dışında Anne’in ilk iki kitaptaki o geniş hayal gücü ve gevezeliği yerine üniversitede yaşadığı olayları ve üniversite hayatını okumuş oldum. Gilbert ve Roy’a karşı tavrı ve yaptıkları hoşuma gitmedi. Ve en önemlisi ise kitabın çok az bir kısmının Green Geblas’ta geçiyor olması. Kitabı okurken evden uzakta yabancılık çekiyor gibi hissettim. Sanırım bu kitabı benim için özel kılan en önemli şeylerden biri Green Geblas ve orada yaşayan karakterler. Onlar olmadan başka bir kitap okuyorum gibi hissettim.
Özetle kitabı ilk iki kitap kadar sevemesem de yine de okurken keyif aldım diyebilirim.
Benim için yeri hep ayrı olacak olan bu kitabı okumadan önce girdiğim beklenti ne ise tam olarak onu verdi bana. Hatta çok daha fazlasını. Karakterleri, atmosferi, yazarın dili beni içinde bulunduğum andan çıkarıp çok uzak yüzyıllara götürdü. Kitap çok kalın…devamıBenim için yeri hep ayrı olacak olan bu kitabı okumadan önce girdiğim beklenti ne ise tam olarak onu verdi bana. Hatta çok daha fazlasını. Karakterleri, atmosferi, yazarın dili beni içinde bulunduğum andan çıkarıp çok uzak yüzyıllara götürdü. Kitap çok kalın olmasına rağmen son derece akıcıydı ve bir solukta bitti. Okurken hissettirdiği duygular, kitabın içine soktuğu atmosfer ve duygular çok güzeldi, hiç bitmesin istedim. Sanki kitabın bir ruhu varmış hissiyatı verdi bana. Özellikle elektriklerin kesildiği gece loş ışıkta okuduğum sayfalar… O gece sanki kitabın havasına uygun bir ortam oluşmuştu.
Yazarın dili ve üslubunu çok beğendim, ilk defa okuyor olmama rağmen sanki yazarla önceden tanışıklığımız varmış gibi hissettim. Ara sıra “ sevgili okuyucu” diye seslenmesi de sanki başından geçenleri bana anlatıyormuş hissi verdi. Otuz dokuz yaşında ölen bir yazarın kısacık ömründe yazdığı son derece hoş ve bana göre büyüleyici bir kitaptı.