Kürt-Türk meselesini hepimiz hatırlıyoruz. Bu ülkede, eğitimli olmalarına rağmen “Kürtçe konuşulmasın” diyen insanların varlığı acı bir gerçekti. Mesleyi basit bir ırk, dile indirgemek tam amerikan soytarılarına göre hareketti. Nasibini diğer ülkelerde almış. Osmanlı zamanında birçok etnik kökene ev sahipliği yapmış…devamıKürt-Türk meselesini hepimiz hatırlıyoruz. Bu ülkede, eğitimli olmalarına rağmen “Kürtçe konuşulmasın” diyen insanların varlığı acı bir gerçekti. Mesleyi basit bir ırk, dile indirgemek tam amerikan soytarılarına göre hareketti. Nasibini diğer ülkelerde almış. Osmanlı zamanında birçok etnik kökene ev sahipliği yapmış dini, dili Hoşgören atalarımıza hakaret edilmiş resmen Türkiye'de bunun sorun edilmesi. Kimsenin kalbine zorla vicdan ya da merhamet yerleştiremezsiniz; ama sevgiyi, ufak ufak da olsa, aşılayabilirsiniz.
Bu filmdeki kız çocuğunun bana öğrettiği şey tam olarak buydu: koşulsuz ve saf bir sevgi. Öylesine güzeldi ki, huysuzlukları bile insanın içini ısıtıyordu. Bu satırları yazarken ağlıyorum; garip bir şekilde içime işledi. Film hüzünlü başladı, hüzünlü bitti.
Süre olarak biraz uzun, düşük bütçeli bir yapım ama hatırı sayılır oyuncular var. Oyuncu kadrosuna baktığınızda da bunu anlayabilirsiniz. Tavsiye ederim. Ben bittim şu an.
Osmanlı tokadı dizisi bu diziden uyarlanmıştı şimdilerde böyle orjinal senaryolar yok tabi oyunculuklar uyum senaryo bambaşkaydı asansör sahnesi var meşhurdur) eğlenceli kafa dağıtmak motivasyon arıyorsanız tavsiye ederim
Özgür iradenizle isyan ettiğinizi sanıyorsunuz ama sadece algoritmaların, sizi öfkelendirmek için önünüze attığı kemikleri kemiriyorsunuz. Acı satılıktır. Ve sizler bu kanlı pazarın en sadık alıcılarısınız.
Spoiler içeriyor
Bireyci Mitin Çöküşü: Martin Eden Jack London’ın Martin Eden’i, sınıf atlamayı bir kurtuluş değil, varoluşsal bir kayıp olarak ele alır. Roman, bireysel emeğin ve iradenin kutsandığı modern anlatıyı tersyüz eder; yükselişin bedelinin insanın kendine yabancılaşması olduğunu gösterir. intiharını beklemiyordum. Yabancılaşmış…devamıBireyci Mitin Çöküşü: Martin Eden
Jack London’ın Martin Eden’i, sınıf atlamayı bir kurtuluş değil, varoluşsal bir kayıp olarak ele alır. Roman, bireysel emeğin ve iradenin kutsandığı modern anlatıyı tersyüz eder; yükselişin bedelinin insanın kendine yabancılaşması olduğunu gösterir.
intiharını beklemiyordum. Yabancılaşmış olmasını daha iyi anlatılamazmış gibi ikna oldum.
Şimdi izledim; çocukluğumda izlediğim bir film sanmıştım ama değilmiş. Yine de çok özel, çok hoş bir film. Oyuncu kadrosu yerinde; yalnız bazı sahneler yine de biraz yavan kalmış. Eğer bunu 12 yaşında izleseydim, muhtemelen hayatımın en iyi filmi olurdu. Fantastik…devamıŞimdi izledim; çocukluğumda izlediğim bir film sanmıştım ama değilmiş. Yine de çok özel, çok hoş bir film. Oyuncu kadrosu yerinde; yalnız bazı sahneler yine de biraz yavan kalmış. Eğer bunu 12 yaşında izleseydim, muhtemelen hayatımın en iyi filmi olurdu.
Fantastik bağlantısını ise tuhaf bulduğumu söylemeliyim. Hayatın akışına ayak uydurmaya çalışmayın; gerçekten her yaşın bambaşka bir güzelliği var. Okulda, işte yaşanan mobbingler ve zorbalıklar insanı belli kalıplara sokmak istiyor. Bunun temel sebebi, insanların kendini ya da başkasını görmek istediği gibi şekillendirip işine geldiği gibi kullanması.
Kalpten dostluklar her zaman bu filmde olduğu gibi olmayabilir; bunu kabul etmek gerekiyor. Ama eğer böyle bir dostun, gerçekten seven birinin varsa, ondan asla vazgeçme. Altından, elmastan bile daha değerlidir.
Günümüzde bu filmde gördüğümüz gibi güzellik, standartlar, moda ve kültür anlayışı var; buna rağmen şuursuzca sürüklenen, kendini yetiştirmeye çalışan ama yönünü kaybetmiş pek çok genç ve yetişkin görmek mümkün. Benim için asıl önemli olan, insanın kendine öz eleştiri yapabilmesi ve doğal kalabilmesi.
Bağlandığınız kabukların çoğu aslında önemsiz… Ömür tükeniyor; çoğu insan bunu ancak yaşlanıp aynaya baktığında anlıyor. İnsanın nereye ait olduğunu ve neyi istemediğini bilmesi de en az bunlar kadar önemli. Ayırt edebildiğinizde içinizdeki ışık öyle bir parlıyor ki insanlar ister istemez size çekiliyor ve saygı duyup özeniyorlar.
Geniş çaplı düşünüp doğru analiz yaptığınızda, kendinizi bulma yolunda daha kaliteli bir hayat size armağan ediliyor. Bunu da koruyabilmek tüm yaşantınız boyunca önemli. Güzel yaşlanıyorum :)
Şöyle bir maziye daldım da; çocuklukta ne kadar masum şeyler vardı. Oyuncağımı arkadaşım aldı diye ağlardık mesela. Şimdi dönüp bakıyorum da insanlar birbirlerinin sevgililerini bile paylaşır hâle gelmiş. Çok garip… Eskinin gençlerinin gerçekten güçlü bir ahlak anlayışı ve sağlam bir…devamıŞöyle bir maziye daldım da; çocuklukta ne kadar masum şeyler vardı. Oyuncağımı arkadaşım aldı diye ağlardık mesela. Şimdi dönüp bakıyorum da insanlar birbirlerinin sevgililerini bile paylaşır hâle gelmiş. Çok garip…
Eskinin gençlerinin gerçekten güçlü bir ahlak anlayışı ve sağlam bir karakteri vardı. Bugün ise o değerleri kaybetmiş çocuklar ve torunlar görüyoruz; insanın içi acıyor.
Bir şeyi güzelce, sakince anlatsan bile hemen saldırı pozisyonuna geçiliyor. Yine dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz: Ne kadar anlatırsan anlat, hitap ettiğin kitlenin anlayabildiği kadar anlaşılıyorsun.
Kafanızdaki soru işaretlerini kendiniz oluşturuyorsunuz. Bir şeyden bin anlam çıkarmayı bıraktığınızda ve asıl önemli olana odaklandığınızda, dâhil olduğunuz sohbetin toksik figürü olmazsınız. Doğru soruları sorup gerçeğe ulaşmayı bilmiyorsanız, uzman desteği alabilirsiniz. Kimsenin sizin duygusallığınızla ya da travmalarınızla uğraşacak vakti yok.…devamıKafanızdaki soru işaretlerini kendiniz oluşturuyorsunuz. Bir şeyden bin anlam çıkarmayı bıraktığınızda ve asıl önemli olana odaklandığınızda, dâhil olduğunuz sohbetin toksik figürü olmazsınız.
Doğru soruları sorup gerçeğe ulaşmayı bilmiyorsanız, uzman desteği alabilirsiniz. Kimsenin sizin duygusallığınızla ya da travmalarınızla uğraşacak vakti yok.
Ayrıca mecburmuş gibi davranarak hakka girdiğinizi de unutmayın; hesap bellidir, sorulacak soru da.
Bugüne kadar izlediğim en iyi intikam dizilerinden biriydi. Dizide gram romantizm yok bu arada. Hepsi ahjinin oyunları. Küçüklüğünden itibaren sevgi görmemiş, saygı duyulmamış, şiddete maruz kalmış bir kadının hikâyesini izliyoruz. Bir noktada zihninde bir şeyler dank ediyor ve insanların zaaflarını…devamıBugüne kadar izlediğim en iyi intikam dizilerinden biriydi. Dizide gram romantizm yok bu arada. Hepsi ahjinin oyunları. Küçüklüğünden itibaren sevgi görmemiş, saygı duyulmamış, şiddete maruz kalmış bir kadının hikâyesini izliyoruz. Bir noktada zihninde bir şeyler dank ediyor ve insanların zaaflarını kullanmayı öğreniyor. Buradan baktığımızda, içindeki öfkeyi dışa vururken narsistik bir yaklaşım sergilediğini görüyoruz. İnsan, içinde bulunduğu durumu yaşarken çoğu zaman dışarıdan göründüğü kadar net fark edemiyor.
Üvey kardeşi onun ilk kurbanı oluyor ve bu durum yıllarca devam ediyor. Spoiler vermek istemiyorum ama dizide dönen olayların korkunç olduğu kesin.
Oyuncuları ayrıca tebrik etmek gerekir; özellikle de bu narsistik ve psikiyatrik karakteri canlandıran başrol oyuncusunu. Onu daha önce hep “tatlı kız” rolleriyle izlemiştik. Bu kez bambaşka bir karakteri oldukça başarılı canlandırmış. Bildiğim kadarıyla webtoondan farklı bir son yazılmış ve final gerçekten vurucuydu.
Senaristi de ayrıca kutlamak lazım. Hikâyeyi ince ince işlemiş; bu kadına empati duyulabilecek küçük alanlar bırakarak izleyiciyi ikiye bölüyor. Aslında izleyiciyi bilinçli biçimde manipüle ediyor ve bunu yapmak herkesin harcı değil. “Nasıl oldu da kimse bu durumu fark etmedi?” sorusu da burada anlam kazanıyor; çünkü karakterin gerçek hayatta da ne kadar iyi bir rol yaptığını görüyoruz. Mimikleri, konuşmaları, ağzından çıkan her cümle sahte ve yalan.
Kurbanlarını kandırmak için sivri zekâsına ve soğukkanlılığına yaslanan bir kurmaca izliyoruz. Hayatınıza asla almak istemeyeceğiniz türden bir karakter; onunla zaman geçiren herkes yavaş yavaş rüzgârına kapılıyor, gerçeklik algısını yitirip alışkanlığa teslim oluyor.
Narsistik kişilik özelliklerine, yoğun sahtecilik ve manipülasyon da eklenince antisosyal kişilik bozukluğu tablosu belirginleşiyor. Bu tip insanlar kimseyi gerçekten düşünmez; tek istedikleri kontrol etmektir. Ah-jin karakterinde gördüğümüz asıl psikolojik rahatsızlık da bu. Potansiyel olarak ne kadar tehlikeli olabileceklerini aklınızın bir köşesinde tutmak gerekir.
Final bölümüne gelirsek; oldukça gerçekçi bir yol izlenmiş. “İyiler hep mutlu yaşar, kötüler mutlaka cezasını çeker” klişesinden uzak, daha gri bir final var. Her şey bitmiş gibi ama bir yandan da kurtulmuş hissi bırakıyor. Normalde dizilerin uzatılmasından yana değilim ama bu hikâye 2. sezonu hak ediyor. Ah-jin’e tam olarak ne olduğunu görmeyi gerçekten isterim.