Sinemanın ve sahnenin en büyük isimlerinden olan büyük usta Charlie Chaplin'in bütün hayatına bir bakış. Sinemaya getirdiği yenilikler, bir çok departmanda olan uzmanlığı ve anlattığı meseleler ile sinema sanatının merkezine konumlanmış bir isim. Film onun bütün hayatına bir bakış sunuyor.…devamıSinemanın ve sahnenin en büyük isimlerinden olan büyük usta Charlie Chaplin'in bütün hayatına bir bakış.
Sinemaya getirdiği yenilikler, bir çok departmanda olan uzmanlığı ve anlattığı meseleler ile sinema sanatının merkezine konumlanmış bir isim. Film onun bütün hayatına bir bakış sunuyor.
Film flashbackler ile ilerliyor. Chaplin'in biyografisinin yazarı(Anthony Hopkins) ile Chaplin arasındaki konuşmalar üzerinden geriye dönüşler vasıtasıyla izliyoruz. Başlangıçta küçük Charlie Chaplin'in, felaket giden bir gösteriyi sahneye atlayarak toparlamasını izliyoruz ve böylece onun doğal yeteneğine ve sahne becerisine tanık oluyoruz. Film adeta "adam olacak çocuk" dedirttiriyor. Yıllar sonra onu yine sahnelerde sarhoş tiplemesinde, Şarlo'nun temellerine tanık oluyoruz.
Daha sonra Amerika'ya göçen Chaplin burada büyük bir film yıldızı olur. Ama bu ona yetmez. Artık kendi filmlerini yapmak istemektedir. Fakat anlatmak istediği meseleler, özgürlükler ülkesi ABD'ye fazla gelir. Üstelik kendisi İngiliz bir göçmen olduğu için kendini tehlikeye atmaktadır aslında. Amerika'nın göçmenlere olan tutumu, sanayii çılgınlığı ve en sonunda Nazi hiciv filmleri Amerikan Hükümetini rahatsız eder. Ve en nihayetinde sürgün edilir.
Özellikle Great Dictator'a parantez açmak istiyorum. Charlie Chaplin sessiz sinema sanatçısıdır ancak artık sesli sinema devri başlamıştır. Çevresindekiler artık onun da sesli film yapması gerektiğini söyler. Chaplin ise; sesli filmlerin yalnızca İngilizce bilenler tarafından, sessiz filmlerin ise bütün dünya tarafından anlaşılacağını savunur.
Nihayetinde bir sesli film yapmaya karar verir: Great Dictator. Fakat bu sefer de bu filmden vazgeçirmeye çalışırlar. Chaplin'de kardeşine şu sözleri söyler: "Yıllarca sesli film yapmamı söyledin. Şimdiyse vazgeçirmeye çalışıyorsun. Eğer Şarlo konuşacaksa benim söyleyeceklerimi söylemeli!". Ve o filmde söyledikleri bugün bile aklımızda.
Robert Downey Jr. kendine bir kez daha hayran bıraktı. Muhteşem bir performans. Uyuşturucu batağına düşmeseydi nasıl bir kariyeri olacağını gerçekten hayal bile edemiyorum.
Bu film sinemaya bakışınızı genişletecek, bu sanatın ve bu sanatın icracılarının ne kadar muhteşem olduğunu hissettirecek bir yapım. Mutlaka izleyin.
Hem IMDB puanı hem de Raf puanlarını görünce hayret ettim doğrusu. Ben anlamadım sanırım bu filmi. Daha önce görmediğim bir hikaye değil, daha önce kullanılmamamış bir üslup da yok. Tamamen klişe, kötü bir mesnevi kıssası gibiydi film benim için. Üstelik…devamıHem IMDB puanı hem de Raf puanlarını görünce hayret ettim doğrusu. Ben anlamadım sanırım bu filmi.
Daha önce görmediğim bir hikaye değil, daha önce kullanılmamamış bir üslup da yok. Tamamen klişe, kötü bir mesnevi kıssası gibiydi film benim için. Üstelik film kendi cemaatini oluşturmaya çalışıyor gibiydi.
Bir konu da; filmin kapağında Johnny Depp var bu yüzden filmde önemi olacak zannediyorsunuz. Ancak kısa ve nispeten önemsiz bir rolde. Herhalde seyirci çeksin diye böyle bir çakallık yapmışlar.
Bu yorumu kısa tutacağım. İzlemenizi tavsiye etmem.
Spoiler içeriyor
Bu filmi defalarca izlemişimdir ancak ne kadar iyi bir film olduğunu yeni yeni farkediyorum. Nereden başlasam bilemiyorum. Hikaye anlatımı, efektler, slow motion sekanslar... Guy Ritchie şov yapmış resmen. Holmes'in de filmde dediği gibi "esrarlı bir kedi-fare oyunu" izliyoruz film boyunca.…devamıBu filmi defalarca izlemişimdir ancak ne kadar iyi bir film olduğunu yeni yeni farkediyorum.
Nereden başlasam bilemiyorum. Hikaye anlatımı, efektler, slow motion sekanslar... Guy Ritchie şov yapmış resmen. Holmes'in de filmde dediği gibi "esrarlı bir kedi-fare oyunu" izliyoruz film boyunca. Belli ki ilk filmden güzel kazanmışlar. Çünkü bu filmde çok görkemli sahneler mevcut.
İlk filmde gıyaben bahsedilen ve filmin sonunda işaret edilen Profesör James Moriarty bu filmde arz-ı endam ediyor. Jared Harris çok iyi bir oyuncu zaten ama Moriarty karakterinin resmen vücut bulmuş hali olmuş. Karakterin ağırlığını, tehditkar havasını ve dehasını çok iyi yansıtmış. Tabii bunda yazarların ve yönetmenin de katkısı var.
Moriarty çok iyi bir antagonist örneği. Onun kaynaklarından ve zekasından korkutmayı güzel başarıyor film. Ve Holmes ne kadar zeki olsa da karşısındakinin de en az onun kadar zeki ama ondan daha tehlikeli olduğunu hissediyoruz. Ve filmde karşılaştıkarı anlarda birbirlerine olan saygıları, nezaketten ödün vermemeleri çok güzel ve kaynak eserle tutarlıydı.
Bu seride sevdiğim noktalardan biri de; kaynak esere kıyasla Dr.Watson'un daha ön planda, daha aktif olması. Vakalarda; Holmes'in, kendisinden meslektaşım diye bahsetmesine rağmen hep bir izleyici gibi kalıyordu. "Meslektaş" sözünün hakkını bu filmde veriyorlar.
Önceki filme yaptığım yorumda Guy Ritchie'nin atmosfer oluşturma becerisine hayranlığımdan bahsetmiştim. Bu filmde ise daha da iyi bir atmosfer ve çok daha iyi bir görsellik ve efektler var. İlk filmde oluşturulan Victoria İngilteresinin yanına Avrupa da ekleniyor.
Filmin diyalogları çok güzel yazılmış. Özellikle Holmes ve Moriarty'nin karşılıklı diyalogları harika. Zaten bu iki dahinin yavan diyalogları olması beklenemezdi. "Beni taç takarken görmelisin tatlım" gibi gerizekalı diyaloglardan sonra bu filmdeki diyaloglar ve karşılıklı akıl oyunları, gözümde daha da değerli hale geldi. Film boyunca iki karakterimiz hem gerçekten hem de metaforik olarak satranç oynuyorlar. Film son kısmındaki satranç sahnesi de bana göre filmin zirvesi. Film boyunca atılan tohumların meyve vermesini izlemek diğer bir deyişle pay-off kısmı çok tatmin edici. Kağıt üstünde bu kadar iyi olan bu unsurlar, RDJ ve Jared Harris'in muhteşem oyunculukları ile birleşince ortaya epik bir sekans çıkıyor. Bu seri ile tanıştığımız; Holmes'in dövüşleri önceden simüle ederek kazanması özelliğinin, "bu oyunu bir tek sen oynayabildiğini mi sanıyorsun?" denilerek, Moriarty cephesinde de görmemiz çok iyiydi.
Bahsetmeden edemeyeceğim bir şey daha var: Orman sekansı. İzlediğim en iyi şeylerden biriydi. Çekim tekniklerine gerçekten hayran kaldım.
Sözün özü; Yönetmeliğiyle, oyunculuklarıyla, görselliğiyle çok iyi bir film olmasının yanında kişisel olarak çok sevdiğim bir film. Mutlaka izleyiniz.
The Godfather parodisi. Sonu haricinde çok beğendiğim bir film oldu. Marlon Brando bu filmde Vito Corleone'nin parodisini oynuyor. Hatta filmde de bu konuya bolca değiniliyor. Genel olarak filmin bir çok noktasında da The Godfather serisine referenslar mevcut. Biraz klasik 80'ler…devamıThe Godfather parodisi.
Sonu haricinde çok beğendiğim bir film oldu. Marlon Brando bu filmde Vito Corleone'nin parodisini oynuyor. Hatta filmde de bu konuya bolca değiniliyor. Genel olarak filmin bir çok noktasında da The Godfather serisine referenslar mevcut.
Biraz klasik 80'ler ve 90'lar gençlik filmi hikayesi ama işte bahsettiğim şeylerle örüldüğü için farklı bir noktada. Ben eski kafalıyım. Güzel bir romantizm, iddiasız ama güldüren mizahi ton ve temiz olay örgüsü görünce beğeniyorum.
Eğer Marlon Brando ve/veya The Godfather hayranıysanız hiç durmayın ve izleyin.
Tablo gibi film. Filmle alakalı en büyük övgüm bu maalesef. Kubrick filmografisinde en az beğendiğim film bu oldu. Muhtemelen sorun Kubrick'te değil bendedir ama durum bu. Film inanılmaz bir prodüksiyona sahip ve çok görkemli sahneler var. Ama Kubrick için büyük…devamıTablo gibi film.
Filmle alakalı en büyük övgüm bu maalesef. Kubrick filmografisinde en az beğendiğim film bu oldu. Muhtemelen sorun Kubrick'te değil bendedir ama durum bu. Film inanılmaz bir prodüksiyona sahip ve çok görkemli sahneler var. Ama Kubrick için büyük bir şey değildir tabii ki. Filmin her karesi adeta bir tablo gerçekten. Filmde dönemine atıf olarak, izlediğimiz hiç bir karede derinlik neredeyse yok, sanki bir düzlem üzerinde gibi.
Film açgözlü, hırslı bir adamın yükselişi ve düşüşü üzerine. Barry Lyndon belki de "görmemiş" insana dair bir örnek. Sahip olduklarının asla yetmemesi, sonradan gördüğü şeylere olan bağlılığı ve hemen kazandığı üstten bakma. Ve tabii ki nihai son: Sahip olunan her şeyin kaybedilmesi.
İnanılmaz görsellik ve yönetmenlik ama hikaye beni çok cezbetmedi. Sizi de etkilemek istemem iyi veya kötü yönde, izleyip kendiniz karar verin.
Şaheser. Absürdlük sanırım benim en çok güldüğüm tarz ve bu dizide absürdlük tavan yapmış derecede. Ve zaman zaman bu "saçmalığın" içinden bu kadar ciddi şeyler anlatabilmek gerçekten harika. Hiç alakaları olmamalarına rağmen Kemal Sunal filmlerinde (özellikle Natuk Baytan'ın yönettiği filmler)…devamıŞaheser.
Absürdlük sanırım benim en çok güldüğüm tarz ve bu dizide absürdlük tavan yapmış derecede. Ve zaman zaman bu "saçmalığın" içinden bu kadar ciddi şeyler anlatabilmek gerçekten harika.
Hiç alakaları olmamalarına rağmen Kemal Sunal filmlerinde (özellikle Natuk Baytan'ın yönettiği filmler) hissettiğim şeyleri hissediyorum ve aynı keyfi alıyorum.
Çizimler, seslendirmeler ve karakter tasarımları gerçekten çok iyi. Öyle zamanlar var ki karakterle empati kuruyorsunuz çünkü yaşadığınız sorunlar onların da başına geliyor. Ve öyle zamanlar oluyor ki tahmin edemeyeceğiniz kadar saçma.
İzlediğim en iyi dizilerden biri. Mutlaka izleyin derim.
Adeta bir resital. Her türlü duygunun ve unsurun mükemmel bir şekilde yedirilmesi; mükemmel kurgu, müzikler ve oyunculuklar... Açıkçası önce hangisinden bahsetsem bilmiyorum. Hikayesini övmeyeceğim çünkü uyarlama bir eser ancak uyarlanma şeklini dibine kadar öveceğim. Yeri geldiğinde komik, yeri geldiğinde gergin,…devamıAdeta bir resital.
Her türlü duygunun ve unsurun mükemmel bir şekilde yedirilmesi; mükemmel kurgu, müzikler ve oyunculuklar... Açıkçası önce hangisinden bahsetsem bilmiyorum. Hikayesini övmeyeceğim çünkü uyarlama bir eser ancak uyarlanma şeklini dibine kadar öveceğim.
Yeri geldiğinde komik, yeri geldiğinde gergin, yeri geldiğinde de son derece heyecanlı bir film. İç içe geçen hikaye gerçekten çok iyi. Kadrosu da inanılmaz. Yan roldeki isimleri sayayım sizlere: Mark Wahlberg, Alec Baldwin, Martin Sheen ve Vera Farmiga. Ve hepsinin bir dönüşümü var ve bunlar harika yedirilmiş. Leo Dicaprio bu filmde biraz şamaroğlanı ve Küçük Emrah modunda, Matt Damon ise adeta piç diyebileceğimiz bir rolde. Jack Nicholson filmin yıldızı dersem yanılmam sanırım. Rol çalma ve dikkat çekme konusunda inanılmaz bir yeteneği var.
Filmin kurgusu da çok iyi. Zaten Scorsese üstadın filmlerinde ortak olarak kurgunun güzelliği sabittir ama bu filmde adeta bir şov var. Zaten aldığı, En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Uyarlama Senaryo ödüllerinin yanı sıra En İyi Kurgu ödülünün de haklı galibi.
I'm Shipping Up to Boston şarkısının kullanımına da dikkat çekmek lazım. İrlanda mafyası ile alakalı bir filme ancak bu kadar uyumlu bir şarkı seçilebilirdi.
King of Comedy'den sonra en beğendiğim Scorsese filmi. Fazla ayrıntıya girmeden söyleyebileceğim tek şey; mutlaka izleyin.
Dumbledore sen salak mısın niye Gilderoy Lockhart'ı Hogwarts'ın en önemli dersinin hocası yapıyorsun? Yüzlerce öğrencinin öğreneceği en önemli dersi vasıfsızlara vermek ne demek? Yarın bu çocuklar ölüm yiyenlerle karşılaşınca ne yapacak? Bir öğretmenin nihai görevi kendinden iyi öğrenci yetiştirmektir. Bu…devamıDumbledore sen salak mısın niye Gilderoy Lockhart'ı Hogwarts'ın en önemli dersinin hocası yapıyorsun? Yüzlerce öğrencinin öğreneceği en önemli dersi vasıfsızlara vermek ne demek? Yarın bu çocuklar ölüm yiyenlerle karşılaşınca ne yapacak?
Bir öğretmenin nihai görevi kendinden iyi öğrenci yetiştirmektir. Bu profesörlerin eğittiği bir tane kalifiye büyücü yok. Hogwarts'ta eğitim alıp başarılı olacak bir tane öğrenci yok Hermionie dışında. O da zaten derslere konuları bilerek, okuldan önce öğrenmiş olarak geliyor.
Dumbledore seri boyunca hiçbir işe yaramıyor resmen.