İlk göz ağrım. Hakkında ne yazarsam yazayım hissettiklerimi kağıda aktarmakta zorlanıyorum. Okuduğum kitaplarda konusu, edebiyatı ve dili ile benim için ilk sırada diyebilirim. Uçurtma Avcısı’nda, birlikte büyüyen Emir ve Hasan adlı iki çocuğun hikayesi anlatılıyor. İki çocuk, ait oldukları sınıflar…devamıİlk göz ağrım. Hakkında ne yazarsam yazayım hissettiklerimi kağıda aktarmakta zorlanıyorum. Okuduğum kitaplarda konusu, edebiyatı ve dili ile benim için ilk sırada diyebilirim.
Uçurtma Avcısı’nda, birlikte büyüyen Emir ve Hasan adlı iki çocuğun hikayesi anlatılıyor. İki çocuk, ait oldukları sınıflar bakımından birbirinden çok farklı şartlarda büyüyor. Emir’in babası, Afganistan’ın varlıklı ve tanınmış kişileri arasında yer alıyor. Hasan’ın babası ise Emir’in babasının yanında hizmetkar olarak çalışıyor. Kitap hakkında çok fazla birşey söylemek istemiyorum. Hasan ve Emirin yaşadıkları savaşın Afganistan'a getirdikleri savaşın görünmeyen yüzünü bize gösteriyor. Ve tabiki pişmanlıklar, dostluklar gibi kavramları ruhunuzun derinliklerinde hissedeceksiniz. Kitabı anlatmaktan yana değil hissettiklerimi yazmaktan yanayım. Bu arada Afganistan'da yazılan ilk kitap özeliği taşıyor. Kitap hakkında yorumlarınızı bekliyorum.
#
#
#
First eye pain. Whatever I write about it, I find it difficult to convey what I feel. In the books I read, read in the first place for me with the subject, literature and language. The Kite Runner tells the story of two games, Emir and Hasan, who grew up together. Two children, the classes they belong to are made up of very different conditions. Emir's father is among the wealthy and residents of Afghanistan. Hasan's father works as a servant for Emir's father. I don't want to say too much about the book. The scene that Hasan and Emir brought together from the war they went through to Afghanistan shows us the invisible face. And of course, you will feel concepts such as regrets and friendships in the depths of your soul. I'm not in favor of telling the book, I'm in favor of writing what I feel. By the way, it is the first book written in Afghanistan. Waiting for your comments about the book.
Geleneksel din, ahlak ve felsefe anlayışlarını kendine özgü yoğun ve çarpıcı bir dille eleştiren en etkili çağdaş felsefecilerdendir.Bu kitap herkes ve hiç kimse içindir. Masadan en son kalkanlar için. Hiçlik hakkında hiçbir şey bilmeden başlamış olduğum kitapta hiçlik aslında insanın…devamıGeleneksel din, ahlak ve felsefe anlayışlarını kendine özgü yoğun ve çarpıcı bir dille eleştiren en etkili çağdaş felsefecilerdendir.Bu kitap herkes ve hiç kimse içindir. Masadan en son kalkanlar için. Hiçlik hakkında hiçbir şey bilmeden başlamış olduğum kitapta hiçlik aslında insanın kendisidir kanısına vardım. Okunması gereken bir kitap olarak düşünüyorum fakat altını doldurmadan okunacak bir kitap değil.
Friedrich Nietzsche'nin "üst insan" olarak tanımladığı felsefenin özünü anlattığı kitaptır.
**Benim için çok çok güzel bir kitap olmadı ama bir iki sayfada beni etkiyen yerler oldu. İnsanın dış görünüşünün çok önemli olmadığını farklı bir bakış açısıyla anlatmaya çalışıyor. Bize kişinin önce kendini sevmesini kendi güzelliğinin farkında olmasının önemini göstermektedir. Dünyada…devamı**Benim için çok çok güzel bir kitap olmadı ama bir iki sayfada beni etkiyen yerler oldu. İnsanın dış görünüşünün çok önemli olmadığını farklı bir bakış açısıyla anlatmaya çalışıyor. Bize kişinin önce kendini sevmesini kendi güzelliğinin farkında olmasının önemini göstermektedir. Dünyada olan kötülüğü, öğrenciliği normal yaşamda ne kadar normal olduğunu ve bu durum normal olduğunda insanların üzerinde nasıl bir etki bıraktığını bize farklı bir bakış açısıyla anlatmaktadır. Kişinin kendine saygısı yoksa toplumdan bir saygı beklemesin kusur insanda bir iz değil, imtihandır, kendini geliştirme şeklidir
Okuyanlardan yorum bekliyorum.
****Köleye krallık vermişler, bütün köleleri asın demiş***** Che Guevara, bir çoban tarafından ihbar edildikten sonra saklandığı yerde tutuklandığında, çobanlardan biri şaşkınlıkla sordu: "Hayatını seni ve haklarını savunmakla geçiren bir adamı nasıl ihbar edebilirsin?" Çoban sadece şöyle cevap verdi: "Düşmanla savaşı…devamı****Köleye krallık vermişler, bütün köleleri asın demiş*****
Che Guevara, bir çoban tarafından ihbar edildikten sonra saklandığı yerde tutuklandığında, çobanlardan biri şaşkınlıkla sordu:
"Hayatını seni ve haklarını savunmakla geçiren bir adamı nasıl ihbar edebilirsin?"
Çoban sadece şöyle cevap verdi:
"Düşmanla savaşı koyunlarımı korkuttu!"
Yıllar sonra, Mısır'da, büyük lider Muhammed Kerim, Napolyon'un önderlik ettiği Fransız seferine direndi. Ancak tutuklandıktan sonra idama mahkûm edildi.
Ancak Napolyon onu yanına çağırdı ve şöyle dedi:
"Ülkesini senin gibi bir cesaretle savunan bir adamı idam ettiğim için pişmanım. Tarihin beni vatanlarını savunan kahramanları öldürmüş biri olarak hatırlamasını istemiyorum. Bu yüzden, kaybettiğimiz askerlerimin tazminatı olarak, on bin altın karşılığında seni affedeceğim."
Muhammed Kerim gülümsedi ve şöyle dedi: "Yeterince param yok, ama tüccarlara yüz bin altından fazla borcum var."
Napolyon ona bir mühlet tanıdı ve o da zincirlerle ve işgalci askerlerle çevrili olarak pazara çıktı. Kurbanlarını feda ettiği kişilere umut bağlamıştı. Ancak tek bir tüccar bile karşılık vermedi. Bunun yerine, onu İskenderiye'nin yıkımının ve ekonomik durumlarının kötüleşmesinin sebebi olmakla suçladılar.
Muhammed Kerim, kalbi kırık bir şekilde Napolyon'un yanına döndü. Napolyon ona şöyle dedi:
"Seni bizi öldürdüğün için değil, ticaretleri yüzünden vatanlarının özgürlüğünden alıkoyan korkak bir halk uğruna hayatını feda ettiğin için idam edeceğim."
Muhammed Reşid Rıza şöyle dedi:
"Cahil bir toplum için devrimci, kör bir adamın yolunu aydınlatmak için kendini yakan birine benzer.
Korkmuyorum artık solmaktan Solmaktan ve solgunluktan Gelmişim nerelerden böyle Kurumuş bir dere yatağı gibi Ya da pek kurumamış da Baygın, hasta ya da cançekişen Çırparaktan yüzgeçlerimi dip sularında Ya da yer tahtaları, muşamba, örtük perdelerin kasvetini Yorgun düşerek taşımaktan Ve…devamıKorkmuyorum artık solmaktan
Solmaktan ve solgunluktan
Gelmişim nerelerden böyle
Kurumuş bir dere yatağı gibi
Ya da pek kurumamış da
Baygın, hasta ya da cançekişen
Çırparaktan yüzgeçlerimi dip sularında
Ya da yer tahtaları, muşamba, örtük perdelerin kasvetini
Yorgun düşerek taşımaktan
Ve ne çıkar ayırmasam kendimi
Suların büyük içkilere kavuştuğu koylardan.
Şimdi Sevişme Vakti Çıplak heykeller yapmalıyım, Çırılçıplak heykeller Nefis rüyalarınız için Ey önünden geçen ak sakallı kasketli, Yırtık mıntanından adaleleri gözüken Dilenci Sana önce Şiirlerin tadını Aşkların tadını Kitaplardan tattırmalıyım Resimlerden duyurmalıyım. resimlerden... Şu oğlan çocuğuna bak Fırça sallıyor Kokmuş…devamıŞimdi Sevişme Vakti
Çıplak heykeller yapmalıyım,
Çırılçıplak heykeller
Nefis rüyalarınız için
Ey önünden geçen ak sakallı kasketli,
Yırtık mıntanından adaleleri gözüken
Dilenci
Sana önce
Şiirlerin tadını
Aşkların tadını
Kitaplardan tattırmalıyım
Resimlerden duyurmalıyım. resimlerden...
Şu oğlan çocuğuna bak
Fırça sallıyor
Kokmuş manifaturacının ayağına
Dörtyüzbin tekliğinden
On kuruş verecek
Seni satmam çocuğum
Dörtyüzbin tekliğe,
Ne güzel kaşların var
Ne güzel bileklerin
Hele ne ellerin var, ne ellerin.
Söylemeliyim,
Yok
Yok... meydanlarda bağırmalıyım.
Bu küçük
Güllerin buram buram tüttüğü
Anadolu şehri kahvesinde
Kiraz mevsiminin
Sevişme vakti olduğunu.
Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım
Baygınlık getiren şiirler
Kiraz mevsimi, kiraz
Küfelerle dolu pazar.
Zambaklar geçiriyor bir kadın.
Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor
Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını
Belediye kahvesinde hâlâ o eski, o yalancı
O biçimsiz bizans şarkısı.
Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem,
Nasıl etsem nasıl yapsam da
Meydanlarda bağırsam
Sokak başlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu...
Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını,
Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam
Boş geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere
Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğunun
Oğlu bir şiir okusa
Karacaoğlan'dan
Orhan Veli'den
Yunus'tan, Yunus'tan.
“O vakit iyi geceler. Sabah seni uyandırırım." "Sen benim çalar saatimsin" dedi çocuk. Yaşlı adam, "Yaşlılık benim çalar saatim" dedi."ihtiyarlar neden o kadar erken uyanır ki? Bir uzun gün daha yaşamak için mi?" Çocuk, "Bilmem" dedi. "Tek bildiğim çocuklar uzun…devamı“O vakit iyi geceler. Sabah seni uyandırırım."
"Sen benim çalar saatimsin" dedi çocuk.
Yaşlı adam, "Yaşlılık benim çalar saatim" dedi."ihtiyarlar neden o kadar erken uyanır ki? Bir uzun gün daha yaşamak için mi?"
Çocuk, "Bilmem" dedi. "Tek bildiğim çocuklar uzun ve ağır uyur."
Yaşlı adam, "O günleri anımsayabiliyorum"dedi."Zamanında uyandırırım seni."
"Beni bizim kaptanın uyandırmasını istemiyorum. Sanki zayıfımışım gibi."
"Biliyorum."