ister ölüm olsun ister başka bir şey...seni seven insan seni terk ettiğinde ondan nefret etmeyi başarabilirsin... ta ki sevmeyi öğrenebilene kadar, onun gibi sevene kadar...
insanlığa faydası olmayan hayat da ne bilim... keşke aynı şekilde 13 değil "13 binden fazla bebek ve çocuğun" anısına diyebilseydim... (Filistin; içimde kanayan yara...)
"Ernest Hemingway șöyle yazmış 'Dünya güzeldir...Ve uğruna savaşmaya değer...' İkinci bölümüne katılıyorum..." Kısaca "Nolan gel de sinema gör..." derim ben...
"aynaya bak... kağıt havlular, temiz taksi, limuzin șirketi hayalleri... - ne kadar biriktirdin? -bu seni hiç ilgilendirmez... bir gün... bir gün rüyam hiç gerçek olacak mı..? bir gece uyanıp hiç olmadığını keşfedeceksin... yani her şey senin etrafında dönüyor... asla olmayacak…devamı"aynaya bak...
kağıt havlular, temiz taksi, limuzin șirketi hayalleri...
- ne kadar biriktirdin?
-bu seni hiç ilgilendirmez...
bir gün... bir gün rüyam hiç gerçek olacak mı..?
bir gece uyanıp hiç olmadığını keşfedeceksin...
yani her şey senin etrafında dönüyor...
asla olmayacak aniden yașlanacaksın...
olmadı...olmayacak da, çünkü bunu asla yapayamacaktın da zaten...
onu anılarına gömüp televizyon koltuğuna gömülecek geri kalan hayatını günlük tv tarafından uyușturularak geçireceksin...
bana cinayetten bahsetme...
tüm götürüsü, bir Lincoln Şehir Arabası'nın peşinatı kadardı...
ya da şu kız...
o kızı bile arayamıyorsun...
hala ne bok yemeye taksi sürüyorsun ki sen..?"
bi filmden çok cevabı tam buldum derken tekrar farklı bakıș açılarına yönelten, farklı sorular sorduran aslında "Toplumsal diyalektik nedir? " sorusuna cevap arayan müthiș bir Tony Kaye tartıșması... kısaca Edward Norton olmasa bu kadar iyi bi tartıșma da olmazdı...
"Eurylochus: Sirenlerin şarkısı nasıldı? Odysseus: Olmak istediğin her şey ve sonra keşke hiç dilememiş olduğun her şey. Kaşımak istediğin ama derinin altında bulup ulaşamadığın nefis bir kaşıntıydı. Bu yüzden o nefis kaşıntı dayanılmaz hale geldi. Sana en çok istediğin şeyin…devamı"Eurylochus: Sirenlerin şarkısı nasıldı?
Odysseus: Olmak istediğin her şey ve sonra keşke hiç dilememiş olduğun her şey. Kaşımak istediğin ama derinin altında bulup ulaşamadığın nefis bir kaşıntıydı. Bu yüzden o nefis kaşıntı dayanılmaz hale geldi. Sana en çok istediğin şeyin en çok sahip olamayacağın şey olduğunu ve sahip olamayacağın en çok şeyin de zaten sahip olduğun ve kaybettiğin şey olduğunu söylüyordu. Tutamadığım tüm sözlerin şarkısıydı."
muhteșem mekanların, uzun soluklu esrarengiz bir serüvenin çevresinde aslında filmin en içine çeken olayı harika replikleri ve en önemlisi zeki ve kibirli Odyssey'in alçakgönüllü bir dilenciye dönüșen içsel yolculuğuydu...
zeki ve kibirli birine göre baslangıçta zafer gibi görünen şey alçakgönüllü bir dilenciye göre medeniyeti çökerten, kıyım getiren bir ihanettir...aslında kendi halkının da sonunu getirecek olan "Denizden Gelenler" e dönüșmektir...
gerçek şu ki hepimiz birinin küçük meleği olarak dünyaya geldik... böyle bir yer de bizi savașçı ya da kurban olmaya zorladı... ikisi arasında hiçbir şey burada var olamaz... sen de savașçı olmayı seçtin...