Spoiler içeriyor
iki günde 20 bölümün hepsini izlettiriyor. ilgiyle izliyorsun ve izlediğin basit, gelişi güzel yapılıp çekilmiş bir şey değil. tam emin olmaya başladığın katil, bir başkası çıkabiliyor. küçücük olaylar cinayete kadar gidebiliyor. güzeldi gerçekten. ikinci sezonda cinayetlerin seri katille bağlantısının kurulduğu…devamıiki günde 20 bölümün hepsini izlettiriyor. ilgiyle izliyorsun ve izlediğin basit, gelişi güzel yapılıp çekilmiş bir şey değil. tam emin olmaya başladığın katil, bir başkası çıkabiliyor. küçücük olaylar cinayete kadar gidebiliyor. güzeldi gerçekten.
ikinci sezonda cinayetlerin seri katille bağlantısının kurulduğu andan itibaren tolga'dan şüphelenmeye başladım. detaylara, suçlulara, kurbanlara, herkesin bilgilerine hakim birisinin ve özellikle ilk sezon cihan'a söylediği "senin baban ölmeyi hak etmiş zaten" gibi cümleleriyle de kendini ele veriyordu izleyiciye. bilgisayarla istediği yere girip çıkabiliyor, teknolojik olarak ekip arkadaşlarından çok ileride, kimsenin dikkatini çekmeyecek ama takdir toplayacak kadar zeki ve kendi halinde biri. o yüzden finalde buna hiç şaşırmadım ama metin'in çelik yelek giymeden gelmesini, tolga'nın gerçekten hasta çıkmamasını ve kendini öldürmesini beklemiyordum. zaten öleceğim mantığıyla kendisi hakkındaki ipuçlarını silmediğini düşünmeye başlamıştım. masum birini yani metin'i vurduğu, öleceğini düşündüğü için de kendini vurdu. bu kadar çabuk olmasını beklemiyordum.
zaten cihan'ın herkesten önce tolga'yı bulacağı ve onun elinde canının tehlikeye gireceği hem ana karakter olmasından hem bu türlerde klişe olmasından hem de cihan'la metin'in otel odasında "sakın ölme" konuşmasından belliydi.
üçüncü sezon şimdilerde gelmez, belli. ikinci sezon daha yeni sayılır. o yüzden bekleyelim bakalım üçüncü sezonunu.
Spoiler içeriyor
genel olarak güzeldi ve polisiye roman okuyormuşum da aklımda canlananları izliyormuşum gibi hissettirdi. dizinin özellikle ilk bölümleri bunu hissettiriyordu ve gerilim sayesinde fark etmeden bölümler bitiyordu. ancak bir süre sonra sıkıcılaşmaya başladı. herkesten şüphelenelim diye çabalamışlar gibiydi ve bu da…devamıgenel olarak güzeldi ve polisiye roman okuyormuşum da aklımda canlananları izliyormuşum gibi hissettirdi.
dizinin özellikle ilk bölümleri bunu hissettiriyordu ve gerilim sayesinde fark etmeden bölümler bitiyordu. ancak bir süre sonra sıkıcılaşmaya başladı. herkesten şüphelenelim diye çabalamışlar gibiydi ve bu da bölüm sayısını uzatmış. en azından 4 bölüm daha az olup olaylar güzelce toparlanarak bitirilseydi daha iyi olurdu. finali de final gibi değildi. her şey son dakikalara sıkıştırılmış, sonu havada kaldı.
ilk bölümlerde yanlış hatırlamıyorsam arzu'ya t3c4vüz edilmiş denmişti ve sonra tırnak altında deri dokusu bulundu denmişti. o doku da metin'e ait çıktı ama bu olay, cinayetten önceki günlerde işlenmedi mi? o kadar gün o deri parçası nasıl kaldı o tırnak altında? ben bir yer mi kaçırdım yoksa dizide zaman geçişleri çok fazla olduğu için belirsizlik mi yaşandı anlayamadım. genelde 22 ve 23 şubat tarihleri dışında tarih belirtilmediği için izleyici olarak şubata doğru geri sayım yapılıyor ama izlediğimiz günden sonra ne kadar süre, gün geçti tam anlaşılmıyor.
final sahnesinde münevver'in "ben anneyim" sahnesinde ezgi'nin ona güzel bir cevap vermesini bekledim ama çok pasifleştirildiği için mi bilemiyorum, beklentim boşa çıktı. keşke olsaydı ve hiç değilse birkaç dakika daha fazla olsaydı da geri kalanlara ne oldu öğrenebilseydik.
ayrıca ben ezgi'nin ailesinin ölümünü de şüpheli buldum, nesrin'in gizemli geçmişini de gördükçe bunların bağlantılı çıkacağını düşündüm. nesrin'in ali'nin varlığından utanmasının nedenini; ezgi'nin babasıyla yasak ilişkisi olmasına ve sonucunda isteyerek veya istemeyerek bir yangın çıkartmasına, onların ölümlerine neden olmasından kaynaklı olabileceğini, kerem ve ezgi'nin de bu olay sebebiyle hayatlarına dahil olduğunu sandım. o yüzden de münevver'in "sen bana ailenin emanetisin" gibi bir cümle kurduğunu ve nesrin'i de bu yüzden cezalandırdıklarını düşündüm. olaylar böyle gelişse de gelişmese de bence bu konu havada kaldı. gereksiz sahneler yerine böyle soru işaretleri açıklanabilirdi.
nasıl biri olduğunun ve nasıl çocuk yetiştirdiğinin önemli olduğunu görmüş olduk. psikolojik ve birçok açıdan iyi olmayan biri, bir sürü kişinin hayatına böyle etki edebiliyor. sadece münevver değil, dizide gördüğümüz diğer kişiler de çok iyi değillerdi. yapmacık tavırlar, yalandan ve temelsiz kurulan ilişkiler de vardı. kızların arkadaşlığı, erkeklerin arkadaşlığı temelde gerçekten bir arkadaşlık ilişkisi değildi. kendi evlilikleri bile sağlıklı değildi. bu durum bazılarının çocuklarını da etkilemiş. sevda ve kızı, elif ve metin'in oğlu, oğuz örnek gösterilebilir.
elif ve metin'in ilişkisi berbattı. metin de çok iğrenç birisiydi. izlerken tiksindiğim kişilerden biriydi. ama kıyamam yaaa, arzu'ya t3c4vüz etmeye kalkıştığı için çok pişmanmııışş ve hayatı boyunca unutamayacakmııışş :((( kıyamam ya sen bundan da mı mağdur oldun, yazıııık (!)
kerem ise iğrenç bir narsistin, manipülatif kontrolcünün tekiydi. senin aşkın da yalan, tıpkı diğer söylediklerin gibi. sen sadece sana tapılsın, çevrendeki herkesten saygınlık gör, herrrrkes senin sözünü dinlesin istiyorsun. sen iğrenç birisin. polisiye dizileri izlemeyi daha çok tercih ettiğim ve daha çok ilgiyle seyrettiğim için tahmin yürütmeyi ve analiz etmeyi seviyorum. sen en başından beri tam da tahmin ettiğim gibi biri çıktın. bir tek, katil olma ihtimalin konusunda yanılmışım. çocuğuna karşı iyi davranıp annesini öcü gibi göstererek sorunsuz, harika bir baba ve harika ve cefakar bir koca imajı çizmişsin. muhtemelen kaçakçılığını yaptığın ilaçlarla da uzun bir zamandır ezgi'yi tetikliyordun, delirtmeye çalışıyordun. yaptığını yapmamış, yapmadığını yapmış gibi göstererek kendinden şüphe etmesini sağladın. silah meselesindeki gibi. geçmişinden gelen travmasını kullandın çünkü iyi tanıyordun, çünkü senden başkasıyla konuşamayacak ve derdini anlatamayacak kadar köşeye sıkıştırdın onu. çevresindekilere anlatamıyordu çünkü sen ve annen, o kadar iyi ve güçlü bir imaj çizdiniz ki ezgi bunları anlatsa bile yalanlayacak ve terapi geçmişini öne sürecektiniz. o yüzden ezgi'nin, yeni gelen ve ona yakın davranan, neşeli görünen ama bir o kadar da yaralı olan, onu anlayabilecek ve ona iyi gelebilecek gibi görünen arzu'ya inanması bence normaldi. izleyenlerin yorumlarında arzu'ya sırlarını anlatmasına anlam veremeyenler vardı. bence sebep buydu. kerem uzaklaş dedikçe arzu yaklaştı. arzu derdini anlattıkça ve içten tavırla ezgi'ye de alan açtıkça ezgi ona yakınlık duydu ve artık biriyle olan konuşma ihtiyacını bastırmadı. üstelik arzu ona hak da veriyordu.
sevda da ezgi'ye yakınlık gösteriyordu ve onunla konuşmaya çalışıyordu ama ezgi güvenemediğinden mi rahat edemediğinden mi yoksa kerem'in kulağına gider diye korktuğundan mı bilemiyorum, onunla konuşmadı. bu da ezgi'yi iyice köşeye sıkıştırıyordu. özgür'le de konuşamıyordu çünkü kerem hem kıskançlık ve kontrolcülükle onları uzak tutuyordu hem de dediğim gibi imajları onu kurtaracaktı. ayrıca oğuz'dan uzak kalabileceğinin de farkındaydı. ilk bölümlerde kerem "ezgi okumuş, aklı başında biri. cahil değil, böyle bir şey olsa niye gizlesin" gibi bir şeyler demişti, tam hatırlamıyorum. işte buna güvenerek, bunları söyledi.
leyla'nın, kerem'in çocuğu olduğunu anladım zaten ama ilk bölümlerde acaba ali de mi kerem'in çocuğu da nesrin'inmiş gibi göstermişlerdi diye düşündüm. belli ki dayısına çekmiş. ali böyle bir ortamda şımarık, ahlaki ve etik açıdan eğitimsiz, sosyal açıdan yetersiz, davranışsal şiddetle ve psikolojik baskıyla cezalandırılmış, bastırılmış, empatiden yoksun, iğrenç bir çocuk/genç yetişkin olup çıkmış. sapık, t4cizci iğrenç bir herif olmuş. otopside t3c4vüz olayını duyduğumda direkt ali ve metin'den şüphelendim. ikisi de iğrençler.
bedel bölümünde, çocuğun adını unuttum, liseli ergenler kavga ettiğinde çocuk hastanelik oldu ve bu olay duyuldu, kötü izlenim bıraktı diye ali neredeyse çırılçıplak halde bir odada, karanlıkta cezaya bırakıldı. gel gelelim konu ali'nin arzu'yu t4ciz etmesi, ona takıntısı olunca bir cezası olmadı. bunun farkında olunmasına rağmen. neden? çünkü o yapılanlar bir hatadır, ali de kerem de masumdur, başkaları duymadığı ve bilmediği için de cezalandırılmalarına gerek yoktur. çünkü onlar kötü, iğrenç insanlar değildir ve münevver asla kötü çocuk yetiştirmez. asla kötü biri değildir, yöntemleri de kötü değildir. o sadece ailesini dışarıdaki kötü insanlardan koruuuurr 👉🏻👈🏻. oysa dışarıdaki insanları, ailesinden korusa daha faydalı olurdu.
oğuz'un şansı, annesi ezgi'ydi. ne kadar nefret ettirmeye çalışırlarsa çalışsınlar ezgi ile olan bağını koparamadılar. zamanları olsa ve ezgi tamamen uzakta olsa bunu başarabilirlerdi. şimdiden babasından gördüklerini okulda arkadaşına yapmaya başlamıştı bile. kerem, nesrin, ali bütün bunlara rağmen, münevver'e rağmen farklı biri olabilirlerdi. belki de kabul etseler, görseler, zinciri kırabilirlerdi. belki 10 yıl önce yapamayabilirlerdi, 5 yıl önce de ya da 1 yıl önce de ama bir yerden başlasalardı bu zinciri kırabilirlerdi.
mert'in annesiyle ilişkisi diğerlerine göre daha iyiydi. arzu çocuklarına karşı iyiydi. onları seviyor ve önemsiyordu. hayatı, amacı farklı olsa da diğerleri gibi davranmıyordu çocuklarına. yine de süper biri de değildi. mert, karıştığı kavgadan dolayı ceza almadı. her ne kadar ali zorlamış olsa da ve pelin'in gözüne girerim düşüncesiyle yapmış olsa da sonuçta yaptı ve pişman da olmadı bu kötü davranışından. başka arkadaş edinmeye çalışmadı, bu arkadaş grubuyla takılmaya devam etti. olan sonucunda ona ve leyla'ya oldu. annesi kurduğu tuzakların ve oyunların sonucunda çok kötü bir sonuçla karşılaştı. kötülük yaparak, kötü insanlarla ilişki kurup bunu devam ettirerek kendini içinden çıkılması güç bir duruma soktu. t3c4vüz ve öldürülme olayları yaşanmasaydı keşke. başkalarının kötü eylemleri yüzünden yaşadığı bu olayların "hak etti, ettiğini buldu, öyle giyinmeseydi" gibi görülmesini istemiyorum. bunlardan sorumlu olan o değil, yapan kişiler. umarım kendimi doğru aktarabilmişimdir.
ezgi'nin sonunda bu şiddet dolu, toksik ilişkilerden ve aileden kurtulup sıyrılmasına sevindim. sonunda kerem'den boşandığını, haklarını aldığını, sağlığına kavuştuğunu, oğluyla yeniden başladığını düşünmek istiyorum. kerem'in, metin'in, münir'in ve ali'nin de münevver gibi cezasını çektiğini umut ediyorum. özgür'ün yıllardır ezgi'ye aşık olduğunu biliyoruz. ben bu olaylardan sonra ezgi'nin yeniden bir ilişkiye başlayabileceğini sanmıyorum. özgür'e de aşık olduğunu sanmıyorum. uzunca bir süre oğluna ve kendine odaklanacağını düşünüyorum. özgür de karşılıksız olan aşkını gömüp, defne'yle birlikte yeni bir sayfa açabilir. defne'ye zaman zaman, duygularını işiyle karıştırıp ezgi'ye baskı yaptığında kızdım.
neyse. dizi genel olarak güzeldi. oyunculuklar, görsellik açısından iyiydi. senaryoda eksiklikler ve boşluklar olduğunu düşünüyorum. finali de yarım kalmış gibiydi. gereksiz uzatılmış olduğunu düşünüyorum. tempo bir süre sonra ya düştü ya da çok yavaş olduğu için sıkıcılaşmaya başladı. bazı sahnelerde küfürler çok yapay durdu. zengin site, sarmaşık, cinayet falan derken aklıma ara ara ufak tefek cinayetler geldi.
her şeye rağmen merak uyandıran ve kendini izleten bir diziydi.
bu arada ilk ve son'un üçüncü sezonunu izleyemedim. izleyen varsa, kaçırdığım bir şey var mı? ilk sezonu izledikten sonra hadi bir de ikinci sezona bakayım dedim, onu izledim de üçüncüyü izleyemiyorum. ilk bölümünü bitirmem günlerce sürdü, izlettirmiyor kendini. ben de…devamıbu arada ilk ve son'un üçüncü sezonunu izleyemedim. izleyen varsa, kaçırdığım bir şey var mı?
ilk sezonu izledikten sonra hadi bir de ikinci sezona bakayım dedim, onu izledim de üçüncüyü izleyemiyorum. ilk bölümünü bitirmem günlerce sürdü, izlettirmiyor kendini. ben de kendimi izlemeye zorlamama gerek olmadığını fark ettim wjdşsmdkwşdöek sanırım ben bergüzar korel'in oyunculuğunu beğenmiyorum. vatanım sensin izlerken de böyleydi, sahneleri geçesim geliyordu.
Spoiler içeriyor
vakit kaybı değil ama öyle beklentiye girmeye de gerek yok. aman aman bir dizi değil, klasik ve tahmin edilebilir. izlerken hiç ters köşe yapmadı. kızın sevgilisinin, yavuz muydu neydi o adam olduğu daha ilk bölümden belliydi. lal'in ailesindeki güya gizem…devamıvakit kaybı değil ama öyle beklentiye girmeye de gerek yok.
aman aman bir dizi değil, klasik ve tahmin edilebilir. izlerken hiç ters köşe yapmadı. kızın sevgilisinin, yavuz muydu neydi o adam olduğu daha ilk bölümden belliydi. lal'in ailesindeki güya gizem de işaret ediyordu zaten onları zaten. belki annesinin haberi yoktur demiştim ama bile bile devam etmiş, onca yıl göz yummuş. ikisi de iğrenç insanlar.
can salağı tam da bu dizilerin klasik ergen çocuğu tiplemesiydi, yeterince sinir etti. arkadaşları da kendisinin laciverti zaten. kaç yaşında adam, çocuğum yaşında kıza baktım demekten kaçınmak için karısına ilgisizdin diye çıkışmaya kalktı? ya sen bu güya taktiklerle suç bastırabileceğini mi sandın şapşal şey? lâl de göz göre göre evli bir adamla ilişki yaşadın, aferin sana! keşke şu bok çukurundan kaçabilseydin, olan sana oldu.
ikinci sezonu gelmeyecekmiş sanırım, gerek de yok bence. evet o cinayete sessiz kaldığın için suçlusun neslihan ve umarım sen de cezanı çekersin. daha ilk sahnelerden başladın, benim oğlum yapmaz diye zaten. kendi ağzıyla ben öldürdüm diyen çocuğu ikna ettin resmen, ben sana güveniyorum diye. bu mu senin güvenilirliğin, bu mu kariyerin? ok kendine dönünce nasıl da kurallar esnedi, polisle olan yakın ilişki çıkar için kullanıldı ama dimi? dizide kimse masum değil. nejat da imtiyaz verip verip sonra benden sakladınız diye hesap soruyor, tam delirmelik.
neyse, dizi bana hiç geçmedi. günlük sinir dozumu aldım sadece. her karaktere çok sinirliyim, sinirlerimi bozdunuz.
bu kadar yaş farkı olan bir ilişki olmak zorunda mıydı? konusu ilgimi çekti ama ibrahim çelikkol ile sıla türkoğlu arasındaki yaş farkı rahatsız ediyor. ilk bölümüne baktım, ikinci bölümün de başına biraz baktım. izlerken bu konuya söylenmekten kendimi alamadım resmen.
Spoiler içeriyor
ilgi çekici, akıcı ve kafa karıştırıcı bir dizi olmuş. birkaç kere kısa kesitlerine denk geldim, özellikle de "sahteyi aslından ayıramıyorsan gerçekten sahte midir?" sahnesiyle ilgimi çekti. öylesine yemek yerken bir göz atayım dedim, mini diziymiş nasılsa diye başladım. beklediğimden çok…devamıilgi çekici, akıcı ve kafa karıştırıcı bir dizi olmuş. birkaç kere kısa kesitlerine denk geldim, özellikle de "sahteyi aslından ayıramıyorsan gerçekten sahte midir?" sahnesiyle ilgimi çekti.
öylesine yemek yerken bir göz atayım dedim, mini diziymiş nasılsa diye başladım. beklediğimden çok daha kısa sürede saatler içinde bitirdim. aradaki küçük molaları vs. saymazsak neredeyse soluksuz bitirdim. sanırım 4. bölümden sonraydı, olaylar çözülmeye başlayınca daha da aktı gitti. sonlara doğru bi' şaşırttı, anladığımı düşündüğüm yerlerden de emin olamadım, beni de manipüle etti.
oyunculuklar güzeldi, gereksiz sahne yoktu. izlerken, şimdi ne olacak diye diye beklemeden diğer bölüme geçtim. e tabii peş peşe izleyince de teori üretmeden, spoiler bile yemeden, diziyi saf haliyle izlemiş olduğum için şaşırtıcı ve etkili oldu.
hizmet sektöründe, özellikle de lüks ve yüksek hizmet sektöründe çalışanların nasıl ezildiğini, insan gibi hatta bir nesne gibi bile görülmediğini gösterdi. insanlar sana kaba davranabilir, çarpıp sonra da hiç dönüp bakmayabilir, giyim kuşamını beğenmedi diye kovdurabilir ama sen yine de sesini çıkaramazsın. müşteriler rahatsız olmasın diye bırak tuvalet ihtiyacını karşılamayı yanlarında "tuvalet" bile diyemezsin. ayakların şişer, yorgunluktan canın çıkar ama beklentiye uymak zorundasın. başkası hırsızlık yapar, parası senden çıkar. kendinden "aşağı" olana karşı nezaket gösteremezsin. senden daha varlıklı, daha çok kabul gören ve otorite olmuş kişiler karşısında değerin ölçülür, çaban bile değersizleşir. var olmak, saygın olmak için onlarla denk olmalısın ya da onlardan daha yukarıda olmalısın.
ben sarah olarak bahsedeceğim genel olarak. sarah, sistemin açıklarını çok iyi gördü. neredeyse elini sürmeden, gerçek anlamda suça elini değdirmeden fırsatları lehine çevirdi. yasal açıkları, sözcükleri ve insanları manipüle etti. yalanla gerçek birbirine karıştı ve lüks bir marka yarattı. kaliteli malzemeler ve özenli işçilikle, yılların seçkin markasıymış gibi davrandı ve insanlar da statünün görkemine kapılıp önüne arkasına bakmadı. sarah'nın da dediği gibi, insanlar ulaşılmaz lüksü arzuladı ve o da onlara bunu sundu. aslında mevzu çanta ya da modadan çok; ulaşılmaza erişebilmenin ve erişme gücünün olması, bununla hava atabilmenin eşsiz hazzı, o lüks materyale sahip olmayla beraber sınıf atlamış olmanın verdiği o gurur, kabul görme ve gıptayla bakılma hissi diyebilirim. bir ürün, vaadini yerine getirebiliyorsa, ulaşılabilirse ve kullanışlıysa aslında yeterlidir. ancak insanlar sıradan ve herkes gibi olmak istemez. daha seçkin, daha farklı, daha iyi, daha üstün ve daha, daha, daha... bu yüzden ürünler asıl amacından çok, bir başka daha amaçla kullanılabilirler: sahip olmanın zor olduğu ama sahip olunca da değer katan bir ürün olmakla. statü vaadi.
sarah da bunu anlamış ve bunu kullandı. bunu kendisi de sorguda söylüyordu zaten. hepimizin bildiği şeyleri daha fazla açıklamaya gerek yok. her şey çok iyi, çok kusursuz gidiyordu. ancak minjeong da bu eserin yaratıcısı olarak bu başarıda kendisinde de hak gördü. fikrin sahibi, sürecin yöneticisi ve standartın belirleyici sarah olsa da bütün bunlarda mijeong'un da katkısı oldukça büyüktü. ürünlerin güzelliği, özenli yapımı ve eşsiz tasarımlarında onun katkısı çok büyüktü. yaptıkları çantalar, özellikle de o "sanat eseri" olarak anılan siyah çanta onun eseriydi ve bunun karşılığını istemesi de doğaldı. haklılığı vardı yani. ancak yöntemiydi belki de yanlış olan ve onu bu sona ulaştıran. sarah'nın yerine geçmeye çalışmak yerine onunla gücünü birleştirseydi belki de büyük tasarımcı gibi bir rolle öne çıkabilirdi. bu ihtimal de minjeong'un davranışlarının değişimiyle, sarah'nın söylediği o cümlenin bıraktığı etkiyle ve kanına giren gücün zehriyle aslında imkansızdı. ne minjeong, sarah'nın bu büyük başarısının gölgesinde kalmayı kabul ederdi ne de sarah, o kadar yaptığı şeyden sonra tahtına bir ortağı kabul ederdi. minjeong özür dileseydi işlerin bu raddeye gelmeyeceğini düşündü ama minjeong, bu başarıyı tek başına göğüslemesine izin vermez hatta hepsinin kendi hakkı olduğunu düşünerek yine sarah'dan kurtulmak isterdi. boudoir, ikisinin paylaşamayacağı bir ışıktı. sonucunda yine ikisinden biri yok olacak, hatta ölecekti.
sarah bir dolandırıcı mı yoksa kurnaz ve krizi fırsata çevirebilen bir iş kadını mı, buna net bir cevap vermek zor. beyaz ya da siyah cevap yok. zaten kimliği çokça değişti ve hiçbirine ait olamadı, hiçbiriyle gerçekten yaşayamadı. bu yüzden ona ait olan tek şeyi, markasının adını korumayı seçerek hapse girdi.
bunların dışında, sarah'nın giyimi ve makyajı ama özellikle de turuncu saçlı görünümüyle lansman gecesindeki görünümü çok güzeldi. bayıldım.
son olarak, dedektifin sorduğu sorunun cevabı açık uçlu kaldı. sarah, bu zamana birçok ismi kullanmış ve bir sürü kimlikle yaşamış olsa da en çok mok gahui ve sarah kim'di. dizinin sonunda da bence kendisini hâlâ sarah kim olarak görüyordu.
kaçırdığım ya da unuttuğum bir şey yok herhalde, daha fazla ekleyecek bir şeyim kalmadı.
Spoiler içeriyor
sırf süslü cümleleri, bitmek bilmeyen bahaneleri var diye bir katile ve yandaşlarına sempati duyup sevebilenleri anlayamıyorum. ilk sezonun ilk 10-15 bölümü kendini izletebilen bölümlerdi. sonrası ve özellikle de ikinci sezonu zorlama olmuş. barış yesari, travmalarını bahane ederek zevk için insan…devamısırf süslü cümleleri, bitmek bilmeyen bahaneleri var diye bir katile ve yandaşlarına sempati duyup sevebilenleri anlayamıyorum.
ilk sezonun ilk 10-15 bölümü kendini izletebilen bölümlerdi. sonrası ve özellikle de ikinci sezonu zorlama olmuş.
barış yesari, travmalarını bahane ederek zevk için insan öldüren ve suçu da her zaman başkalarına atan seri katilin tekiydi. yaptıklarından babasını, ikizini, savcıyı hatta bazen büge'yi sorumlu tuttu ama asla kendisi yüzünden bunların yaşandığını kabul etmedi. zayıflıklarını, sahip olduğu statüsünü ve maddi gücünü, yanına çektiği kendisi gibi iğrenç kişileri kullanarak sayısız suça karıştı. sayısını unuttuğum kadar insan öldürdü ve insanların hayatını mahvetti. kendi ailesinin, sevdiklerinin hayatını mahvettiği yetmiyormuş gibi savcı'ya ve savcı'nın hayatındaki insanlara da musallat olup herkesi mahvetti.
dizinin başından beri söylediği "bir çocuğun ruhunu öldürmek de cinayettir." cümlesi dizi boyunca dile geldi durdu ama o kadar havada kaldı ki barış bile o sözün kendisindeki etkisini unutmuş olabilir. nazlı'nın ve can'ın ruhunu defalarca kez öldürdü ama önemli olan küçük barış'ın minnoş ruhu çünkü babası onu hiç sevmemiş, yazık ona. annesi öldürüldüğünde günlerce mal mal ortada gezip "annem öldü benim ya" diye ağladı, kıyamam. sen başka çocukların annelerini, başka annelerin hatta kendi annenin çocuğunu öldürürken düşündün mü bu konu hakkında? nazlı'nın da annesi öldü, sen öldürdün ya barış?
babanın aynısı hatta daha fazlasısın. tıpkı baban gibisin ve çocuğunun, büge'nin hayatının içine ettin. büge de tıpkı tomris gibi öldü. baban elleriyle öldürdü, sense yaptıklarınla öldürdün. kız, sizin hayatınıza yanlışlıkla dahil olduğu andan beri çekmediği kalmadı. baban, ikizin ve sen hep birlikte büge'nin hayatını cehenneme çevirdiniz. onlar tehditle, şantajla hayatını zindana çevirdi. sen de büge gitmeye çalıştığında, senden kurtulmaya çalıştığında manipüle ederek, ölürüm/öldürürüm diye diye kızın gitmesine her şekilde engel oldun. en sonunda da oğlunuza silah tuttun, içi boş olsa da olmasa da yaptın. o kadar iğrenç bir karaktersin ki ikincç sezonda da sırf kendi emellerin için onlarca mahkumu kaçırdın ve kendine ordu, mürit yaptın. intikam vaatleri verip duygularını sömürdün, kullandın ve harcadın. en sonunda tetikçi o adam karşına çıktığında, ilk kurbanın melike'nin abisi hani, neden onun intikamına engel oldunuz? bıraksaydınız da öldürseydi seni, intikamını alsaydı? yok, sadece siz "intikam" alırsınız ve kendi "adalet" anlayışınızı meşrulaştırırsınız öyle değil mi?
çok sinirliyim biliyorum çünkü yine bitirmek için kendimi zorladığım bir dizi oldu. ilk sezonu, yayınlandığı zamanlar azıcık görebilmiştim ve merak uyandırmıştı. sonraları spoiler yedim, neler oluyor öğrendim ama gidişatı merak ettiğim için izleyip bitireyim dedim. bitirmek zorunda değildim, sadece kendime eziyet oldu.
ah büge, salak büge, tomris'in sözlerini dinlemeliydin büge. oğlunu düşündüğünü söyleyip her fırsatta barış'ı kurtarmak yerine kendin barış'tan kurtulmalıydın. toksik bir ilişkiden öylece kurtaramazsın kendini ama sen kurtulmaya yakınken bile tekrar kucağına düştün her seferinde. en sonunda da önüne atladın, kurşunu sen yedin. kim için? ne için? şimdi ne sen kurtuldun ne de oğlun can. bu ailenin içinde sıkışıp kaldın, tomris'i de mi görmedi gözün? illet bir adamla ve manyak çocuklarla ömrü tükendi, öldürüldü kadın. sana da cemre'ye de yazık oldu. dizide bir sürü kadın göz göre göre katledildi ve silinip gitti. zeynep, melike, cemre, büge, nazan ve dahası. dizi kocaman bir mezarlığa döndü, içinde bir sürü kadının yattığı bir mezarlık.
ikinci sezon komple fiyasko. eylül, kızım sen salak mısın? barış'a mı aşıksın? barış'a? başlarım şimdi suçluya aşka da sınır tanımayan aşka da! aşk mı yoksa saplantı, takıntı mı? böyle insanlara karşı nasıl, nefret ve tiksinti dışında, hisler besleyip hayranlık duyabiliyorsunuz? sasha? senden var ya utanıyorum. başından sonuna kadar barış'ın arkasını temizledin ve destek oldun. senden nefret ediyorum, senden tiksiniyorum.
sonda savcı'nın da barış'la beraber hapse girmesi tamamen saçmalıktı. iğrenç bir finaldi. yazdıkça deliriyorum, delirdikçe iğreniyorum bu diziden. barış'ı sevip sempati duyanlara rastladım. "keşke cemre olsaydım da abim olsaydın barış 🥺" yazan birine bile rastladım? üstelik bu sadece böyle yorumlardan biri. barış için fan derecesinde editler falan da görüyorum. siz nasıl bir bilinçsizlikle yaşıyorsunuz ya? hadi oyuncuyu beğenmeniz, oyunculuğunu takdir etmeniz tamam ama iğrenç bir karakteri neredeyse bağrınıza basıp çok sevmeniz sağlıklı mı? sizin hiç mi ülkedeki kadın cinayetlerinden, suç işleyip işleyip serbest kalan suçlulardan haberiniz yok?
"adalet nerede? daha belli değil" evet çünkü barış, zahit, sasha, rafi gibileri oldukça, onlar cezasız kaldıkça ve onların destekçisi oldukça adalet diye de bir şey olmayacak.
Spoiler içeriyor
bunu geçen haftalarda bitirdim. normalde izlemeyecektim ama kuzenimle öylesine bir şeyler izleyelim diye başladık. kitabı okumadım ama konusu hakkında ve yazarı hakkında bilgim vardı. bu yüzden okumayı reddediyordum. diziyi izlerken de zaten başımda saç kalmadı. bu bir aşk hikayesi değil,…devamıbunu geçen haftalarda bitirdim. normalde izlemeyecektim ama kuzenimle öylesine bir şeyler izleyelim diye başladık. kitabı okumadım ama konusu hakkında ve yazarı hakkında bilgim vardı. bu yüzden okumayı reddediyordum. diziyi izlerken de zaten başımda saç kalmadı. bu bir aşk hikayesi değil, iğrenç bir saplantı hikayesiydi. diziye dair sevdiğim bir şeyse dizinin ambiyansı, detaylar, paraleller gibi şeylerdi. kemal takıntılı, iğrenç bir adamdı ve hissettikleri aşk değildi. güzellenecek ve empati kurulacak hisler, hiç değildi. füsun, nişanlanacağını bile bile kendisinden 12 yaş büyük biriyle birlikte bir ilişkiye başladı. yaşadıkları üzücüydü ama sebebi de bu yasak ve kötü ilişkiydi. yıllar sonrasında da zaten aşık olduğu için değil, hayallerine ulaşmak için kemal'e geri döndü. onu sadece yüzeysel olarak gören, hislerine ve varoluşuna dikkat etmeyen bir adama.
olan sibel'e oldu. aldatıldı, zor günlerden geçti. kemal'in füsun'la olan ilişkisini öğrendiğinde "oh, işte beklenen tepki. hiç affetme sibel." dedim. sibel kabullenip de "iyileştireceğim" diyince başımdan aşağı kaynar su dökülmüş gibi oldu. aldatıldığı için değil de tezgahtar bir kızla aldatıldığına sinirlenip üzülmesi biraz kızdırdı. tek sorun bu mu cidden, diye düşündüm. sonra aklıma elit çevrede yetiştiği ve herkes tarafından ne kadar nitelikli olduğu vurgulandığı için böyle olduğu, o zamanki düşünce kalıpları geldi. yine de buna mı takıldın cidden? neyse. sonra zaten o bildiğimiz, aldatılma sonrası kendinde suç ve eksik arama psikolojisini gördük. kendini artık güzel hissetmediğini söyledi. hikayenin sonunda kendi mutlu hikayesini yaşamış görünüyordu. gerçekten bir musibet bin nasihatten iyiymiş. o adamın en başından beri gözü sibel'deydi zaten.
füsun'un ölümünde kemal'in parmağı olduğu, ölümünü göz göre göre seyrettiği doğru. yine de tek suçlu, füsun'un kendisi dışında, kemal değil. anne ve babası, özellikle annesi de bunlara göz yumdu. füsun öldükten sonra kemal'in boğazına yapışır diye bekledim???
kemal'in babasının hayatını romantize edişi ve babasının kopyası oluşu beni bitirdi. iğrençsiniz ikiniz de ve bunu romantize etmeniz, buna aşk demeniz, insanların hayatını mahvedişiniz beni çıldırttı.
füsun'a, sibel'e biraz bile üzüldüysem kemal'e de babasına da zeerrrrrrre üzülmedim. kapı koluna bile üzüldüm ama özellikle kemal'e zerrrrrre üzülmedim. cidden bu dizi için harcadığım zamanı başka bir şey için değerlendirebilirmişim. çığlık atasım geliyor kemal'i, "aşkını" ve onu güzelleyenleri hatırladıkça.