Hayat, geleceğe dair planlar yaparken gözümüzden kaçan o küçük, dingin anlardan ibaret. Pencereye vuran gün ışığı, demli bir çay ve o an hiçbir yere yetişmek zorunda olmamanın hissi.
Gözden kaçırdığımız o kadar çok detay var ki... Yağmur sonrası toprağın kokusu, bir dostun samimi gülüşü, gökyüzünün her akşam bize sunduğu o benzersiz renkler. Hayat fark ettiğin kadar güzel.
İnsanlara fiziksel olarak bu kadar yakınken, ruhsal olarak fersah fersah uzak olmak... Herkese değip kimseye dokunamamak, içimizde büyüttüğümüz en sessiz trajedi
Bugün koltuk minderlerinin arasını bir temizleyeyim dedim, resmen kendi kişisel arkeoloji kazımı yaptım. İki yıl önce kaybettiğim o şanslı 20 lirayı, bitmiş bir pil ve nereden geldiği belli olmayan eski bir sinema biletini bulunca kendimi bir define avcısı gibi hissettim.…devamıBugün koltuk minderlerinin arasını bir temizleyeyim dedim, resmen kendi kişisel arkeoloji kazımı yaptım. İki yıl önce kaybettiğim o şanslı 20 lirayı, bitmiş bir pil ve nereden geldiği belli olmayan eski bir sinema biletini bulunca kendimi bir define avcısı gibi hissettim. 2026 yılındayız, her şey dijital, her şey akıllı ama o kaybolan eşyaların minder arkasından çıkmasındaki o çocuksu sevinç hala ilk günkü gibi taze!
Bir de şu pazar poşetlerini 'tek seferde' eve taşıma inadımız yok mu.Parmaklarımız kesilecek gibi olsa da o poşetleri bırakıp iki tur yapmayı kendimize yediremiyoruz. Resmen kendi içimizde bir olimpiyat branşı geliştirmişiz: 'Poşet Taşıma Maratonu'. Bugün hiçbir büyük meseleyi dert etmiyorum. Sadece o eski sinema biletine bakıp gülümsüyorum ve akşam içeceğim çayın yanına hangi bisküvinin daha iyi gideceğini düşünüyorum. Hayat, o ciddiye aldığımız planların arasında verdiğimiz o küçük saçma sapan ve çok kıymetli nefeslerden ibaret. Bugün ciddiyeti vestiyere asın, sadece keyfinize bakın!
Nasibin olan şey, bir dağın altında bile olsa gelir seni bulur. Nasibin olmayan şey ise iki dudağının arasında (ağzının içinde) bile olsa sana nasip olmaz