Spoiler içeriyor
"Bir kadının istemediği bir hayat, nasıl olur da onun kaderi olabiliyor?" Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi, bir aşk hikâyesi gibi görünse de bütünüyle ele alındığında, merkezinde kadınlık, kader, toplumsal baskı ve içe gömülen bir trajediyi anlatır. Olaylar dışarıdan bakıldığında belirli…devamı"Bir kadının istemediği bir hayat, nasıl olur da onun kaderi olabiliyor?"
Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi, bir aşk hikâyesi gibi görünse de bütünüyle ele alındığında, merkezinde kadınlık, kader, toplumsal baskı ve içe gömülen bir trajediyi anlatır. Olaylar dışarıdan bakıldığında belirli bir akışa sahip olsa da, romanın gerçek gücü bu olaylarda değil, Fikret’in iç dünyasında büyüyen sessiz çöküştedir.. Fikret, duygularını açıkça ifade eden değil; aksine hislerini içinde taşıyan, büyüten ve giderek kendine döndüren bir karakterdir. Bu nedenle yaşadığı her şey, bir olaydan çok içsel bir kırılmaya dönüşür. Aşk bile onda bir coşku değil, ağırlaşan bir melankoliye ve kaçınılmaz bir sıkışmışlık hissine dönüşür..
Film uyarlaması Ölmüş Bir Kadının Mektupları, bazı sahne ve karakter detaylarında romandan ayrışsa da genel olarak bakıldığında kitabın atmosferini ve duygusal iklimini büyük ölçüde koruyan bir yapıya sahip. Yapılan değişiklikler, uyarlama sürecinin doğası gereği normal; çünkü film, romanın iç dünyasını birebir aktarmak yerine onu görsel bir dile dönüştürmek ve ilgi çekmek zorunda.
Filmde Fikret, kitaba kıyasla daha dışa dönük ve zaman zaman daha coşkulu bir şekilde çizilmiş. Bu durum karakteri daha "canlı" gösterse de, romanın taşıdığı o sessiz ve içe çöken melankoli hissini kısmen değiştiriyor. Yine de temel çatışma aynıdır: kadının istemediği bir hayatın içine yönlendirilmesi ve buna rağmen kendi sesini tam olarak hayata geçirememesi ve kendine biçilen kaderi sessizce kabullenişi..
"Sevgili kızım! Babanı şu son günlerde bedbaht ettiğim için beni affedeceksin değil mi? Emin ol ki annen aşkın bütün günahlarına karşı masum kalmış bir kadındır. Lakin görüyorsun ya, bu hal affa sebep olamıyor..." "O hiçbir zaman ciddi, masum ve sabırlı…devamı"Sevgili kızım! Babanı şu son günlerde bedbaht ettiğim için beni affedeceksin değil mi? Emin ol ki annen aşkın bütün günahlarına karşı masum kalmış bir kadındır. Lakin görüyorsun ya, bu hal affa sebep olamıyor..."
"O hiçbir zaman ciddi, masum ve sabırlı bir aşka mesken olacak bir kalbin var olduğunu bile tasavvur etmemiştir. Onun için sevmek bir cinayet, sevilmek ise ondan beter bir kabahatti.."
"Gitmiştim... Kurtulmuştun benden... Ben yokken niçin kendi kanatlarınla uçamadın? O güçlü kanatlarınla? Niçin kendini aşamadın? Kendi çemberini kırıp niçin kurtulamadın?" "Hep böyle oluyor... Aynı kelimeleri kullanıyoruz ama başka dillerden konuşuyoruz.."
Spoiler içeriyor
Su, Menfaat ve Ahlakî Yıkım.. İnsan, doğru ile yanlış arasındaki çizgiyi kendi çıkarına göre değiştirebiliyorsa, ahlak dediğimiz şey gerçekten neye dayanır? Filmin merkezinde susuzluk sorunu, su üzerinden doğan mülkiyet kavgası, kardeşler arasındaki çatışma ve bu çatışmanın insan ilişkilerini bozucu etkisi…devamıSu, Menfaat ve Ahlakî Yıkım..
İnsan, doğru ile yanlış arasındaki çizgiyi kendi çıkarına göre değiştirebiliyorsa, ahlak dediğimiz şey gerçekten neye dayanır?
Filmin merkezinde susuzluk sorunu, su üzerinden doğan mülkiyet kavgası, kardeşler arasındaki çatışma ve bu çatışmanın insan ilişkilerini bozucu etkisi yer alıyor. Ancak anlatı yalnızca bir su kavgası değildir.. Maalesef büyük bir ahlaki yozlaşma ve çöküş söz konusudur..
Abinin kardeşinin karısına göz dikmesi, onu haksız yere hapse göndermesi ve çıkar uğruna aile bağlarını yok sayması, eserde insan doğasının karanlık yönlerini gerçekçi bir şekilde gözler önüne seriyor..
Filmde ve kitabında en belirgin kırılma noktası aile ilişkilerinde görülür. Kardeşlik gibi en güçlü bağ bile, çıkar ve sahip olma arzusu karşısında zayıflar. Güvenin yerini şüphe, dayanışmanın yerini rekabet alır. Bu noktada insan davranışlarını yönlendiren temel şey artık vicdan değil, çıkar olur.
Film ile kitabı arasında çok belirgin farklar olmamakla birlikte kitabında olmayan bazı eklemeler yapılmış. Konu, atmosfer ve işlenen tema, hatta kullanılan şiveye kadar (Ege ağzı) film kitaba bayağı sadık kalmış diyebilirim.
Fakat benim dikkatimi çeken en önemli fark şu oldu: kitapta karakterlerin yerleri ve ahlaki konumları filmde değiştirilmiş. Kitapta daha "insancıl" ve nispeten iyi tarafta duran kişi Osman’dı. Asıl çıkarcı, menfaatçi ve ahlaki yozlaşmanın en belirgin görüldüğü karakter ise ağabey Hasan'dı. Yani kötü olan ağabey, daha sert ve bencil olan taraftı. Ama filmde bu durum tersine çevrilmiş. Onun dışında filmde kitapta olmayan bazı sahneler de var. Ama bunu çok garip karşılamamak lazım. Çünkü film, karakterlerin yapısına göre onların verebileceği tepkileri biraz daha görselleştirerek eklemiş. Yani hikâyeyi bozmak için değil, daha sinemasal hale getirmek için yapılmış eklemeler bunlar.
Genel olarak baktığımda ise şunu söyleyebilirim: hikâyenin ana çatısı korunmuş. Ama karakter düzenindeki bu değişiklik, özellikle dikkatli okuyan biri için algıyı biraz karıştırabiliyor. Mesela ben kitabını okuduğum için aslında abi Hasan'ın kötü, kardeşi Osman'ın ise iyi olduğunu biliyorum, fakat sadece filmini izleyenler tam tersi zannedecekler. Bu isim karışıklığı çok da önemli olmasa da bence her zaman orijinaline sadık kalmak gerekiyor en azından karakterlerin isimleri konusunda.. Açıkçası kurgusal bir karakter de olsa iyi ve daha insancıl olan Osman'ın hakkını yedirmek istemiyorum djhjh çünkü bu kitabı ve filmini izleyen vicdan sahibi insanların Osman'ın abisi Hasan'a neler söyleyebileceklerini az çok tahmin edebiliyorum sjhjjh Zira durduk yere masum ve bir o kadar da mağdur olan Osman'a küfretmenizi istemem sjsjss Tekrardan söylüyorum filmde isim karışıklığı var bilginize, okuduğum kitapta yani orijinal yapıtında kötü, çıkarcı ve bencil olan abi Hasan'dı ve ona göre daha insancıl olan kardeşi Osman'dır.. :)
"Kaybettiğin, kaybedeceğin bir şey yok ortada. Senin olan tek şey ömrün! Yaşamak bir hüner ağa, o hüneri kıvıran da az! Gününün kıymetini bilmeyen, canının istediğini yapmayan herkes kendi köşesinde mahpustur! Elinden uçan uçar, bir daha geri dönüp konmaz.."
Spoiler içeriyor
"Tanrı gerçek olmalı, çünkü sen şeytansın!" "Artık orada yaşayamazdım. Ormanın gölgelerinde daha fazla özgürlük hissettim. Yalnız yaşamanın kendi tehlikeleri var. Ama onlarla daha az korkuyorum..." Kurt Adam Kim? Yoksa Sen misin? Red Riding Hood filminde anlatılan dünya "kurt adam" efsanesi…devamı"Tanrı gerçek olmalı, çünkü sen şeytansın!"
"Artık orada yaşayamazdım. Ormanın gölgelerinde daha fazla özgürlük hissettim. Yalnız yaşamanın kendi tehlikeleri var. Ama onlarla daha az korkuyorum..."
Kurt Adam Kim? Yoksa Sen misin?
Red Riding Hood filminde anlatılan dünya "kurt adam" efsanesi etrafında kurulan bir korku ve inanış sistemine dayanıyor. İnanışa göre her 13 yılda bir, ay ile kızıl gezegenin aynı hizaya geldiği "kanlı dolunay" zamanında kurt adamın ortaya çıkabileceği söyleniyor. Bu dönemde normal dolunayda tehlikenin bedenle sınırlı olduğu, kanlı dolunayda ise kurt adamın lanetinin ruha musallat olduğu inanışı anlatılır; tek bir ısırık bile geri dönüşü olmayan bir dönüşümdür. Bu inanışa göre kurt adam, lanetini bir ısırıkla başka bir insana aktarabilir ve kilise gibi kutsal mekânlara giremez. Ancak köyün asıl korkusu, bu kurt adamın ormanda bir yerde değil, insan kılığına girmiş şekilde aralarında yaşıyor olabileceği ihtimalidir ki Bu doğrudur kurt adam aslında kendi içlerinde tanıdıkları biridir.. Film aynı zamanda Kırmızı Başlıklı Kız masalına bilinçli göndermeler yapar; kırmızı pelerin, orman ve kurt figürü sembolleri taşır ama burada masalın güvenli anlatısı kırılır ve her şey şüpheye dönüşür. Film boyunca zihninizde sürekli şu soru cereyan eder: İnsanları öldürüp, her şeyi talan eden bu acımasız"Kurt adam kimdir?" Gerçekten ormanda saklanan bir yaratık mı, yoksa her gün yüzüne baktığınız, tanıdığınızı sandığınız biri mi? Ve yine kendi kendinize şu soruyu sorarsınız:
Kurt adam kim? Yoksa.. siz misiniz? :)
Spoiler içeriyor
"İnsan olmak çok zor, kafalarınız çok küçük, kuyruğunuz da yok. Sürekli yalan söylüyorsunuz!" "Dünya çok bozuldu, kimseye güvenemezsin. Belki de dünya kimseye güvenemediğin için bozulmuştur.." Güvenmek mi daha tehlikelidir yoksa güvenememek mi? Raya and the Last Dragon, dışarıdan bakıldığında bir…devamı"İnsan olmak çok zor, kafalarınız çok küçük, kuyruğunuz da yok. Sürekli yalan söylüyorsunuz!"
"Dünya çok bozuldu, kimseye güvenemezsin. Belki de dünya kimseye güvenemediğin için bozulmuştur.."
Güvenmek mi daha tehlikelidir yoksa güvenememek mi?
Raya and the Last Dragon, dışarıdan bakıldığında bir macera hikâyesi gibi görünüyor; ama aslında merkezinde çok daha derin bir şeyi anlatıyor: Güven ve güvensizlik çatışması.. Filmde Kumandra diye bir yerden söz ediliyor. Film boyunca Raya'ın "gerçek bir Kumandra" olmakla neyi kastettiğini bir türlü anlayamamıştım fakat filmin sonunda çok iyi bir şekilde anlamış oldum. Şöyle ki gerçek bir Kumandra olmak, insanların tam anlamıyla birbirlerine güvenebilmesi demekti aslında.. Bu bağlamda Kumandra sadece bir ülke değil. Başta tek bir bütünken, zamanla parçalanmış bir yapı. Bu parçalanma fiziksel olduğu kadar zihinsel. Çünkü insanlar artık birbirini "birlikte yaşanacak biri" olarak değil, "risk taşıyan biri" olarak görmeye başlıyor. İşte film tam burada kırılıyor: güven, yerini güvensizliğe bırakıyor... Ejderhaların insanlar taşlaşmasın diye kendilerini feda etmesiyle ortaya çıkan ejderha taşı, bu dünyanın merkezine yerleşiyor. Ama bu merkez, birleştirici bir güç olmaktan çok, insanların sahiplenme isteğini tetikleyen bir şeye dönüşüyor. Güç korunmuyor; paylaşılmıyor; üzerinde hak iddia ediliyor. Ve bu andan itibaren hikâye aslında bir güç hikâyesi değil, bir güven hikâyesi oluyor. Ya da güvensizlik mi demeliyim bilemiyorum... Kumandra’nın beş bölgeye ayrılması da tesadüf değil: Kalp, Diş, Omurga, Kuyruk ve Pençe. Her biri sadece bir yer değil, bir karakter. Bir zihniyet, bir tutum. Ülkenin bu isimlerle bölgelere ayrılması da tesadüf olamaz. Filmde alegorik bir anlatımla insani duyguların sembolleştirmesi vardır. Mesela Kalp, güveni temsil etmesi gerekirken kırılmanın başladığı yer oluyor. Güvenmek isteyen ama defalarca kırıldığı için hassaslaşan yerimiz. Sevme isteği var ama her kırıkta biraz daha çekinen, en kırılgan duygumuzu sembolize ederken, Diş; korkunun keskinleşmiş hâli. Kendini korumak için mesafe koyan, gerektiğinde sertleşen tarafımız. Güven yerine şüpheyi seçen aklı sembolize eder. Omurga ise dayanma gücümüzdür. Hayatın yüküne karşı "devam etmeliyim" diyen tarafımız. Ama zamanla duygudan çok sertliğe dönüşebilen dirençtir aslında.. Kuyruk, görülmeyen, geri planda kalan duygular. İhmal edilmiş, bastırılmış, hep geride bırakılmış hislerimizi sembolize eder. Pençe, kaybetme korkusuyla tutunma halimiz, anlara sıkı sıkıya yapışan; bırakmaktan korkan tarafımızdır. Fakat filmde ana çatışma Kalp ile Diş bölgeleri arasında gerçekleşir, diğer bölgeler fazla aktif değildir. Görüldüğü üzere coğrafya bile artık bir düşünce biçimine dönüşmüş durumda. Raya bu parçalanmış dünyanın içinde büyür. Onun güvensizliği bir karakter özelliği değil; yaşanmışlığın sonucudur. Güven duyup arkadaş olduğu birinin ona ihanet etmesi, onun dünyasında tek bir fikre dönüşür: "Güvenirsem kaybederim." Bu yüzden onun mesafesi aslında bir savunma biçimidir. Sisu ise bunun tam karşısında duruyor. O, güvenin kusursuz insanlara değil, kusurlu insanlara rağmen mümkün olduğunu savunuyor. Film bu iki bakış açısını sürekli birbirine çarptırıyor: deneyimle oluşan güvensizlik ve umutla ayakta kalan güven çatışması.. Bu çatışmanın arkasında ise görünmeyen bir güç var: Druun. Ama Druun aslında bir düşman değil; korkunun, şüphenin ve kopuşun kendisi. Ve en çarpıcı tarafı şudur: insanları taşlaştırması... kesinlikle bu da tesadüf değildir. Çünkü burada taşlaşma sadece fiziksel bir yok oluş değil, duygusal bir donma hâlidir. Güvenemeyen insan katılaşır, hissedemez hale gelir, bağ kuramaz; yani film aslında şunu söylüyor: insan, güveni kaybettikçe canlılığını da kaybeder. Taşlaşma, duygusuzluğun ve kopuşun bedensel bir karşılığıdır. Buradaki taşlaşma da bir metafordur. Güvenemeyen sevemeyen, vicdan ve merhametten yoksun, vs insanlar zamanla taşlaşır. Siz de bilirsiniz ki bazı insanlara laf olsun diye taş kalpli demeyiz.. çünkü gerçekten de kalpleri taştandır...
Kalbi diyarında yaşayan ve ejderha taşının muhafızı olan Benja’nın çağrısı ise bu döngüyü kırma girişimidir aslında. Diğer bölgeleri bir araya getirmek istemesi, aslında bir güç gösterisi değil, yeniden güven kurma denemesidir. Çünkü o güvenilmez ve ayrıca güvenmek ister. Çünkü insanların birbirine güvenmeyip sürekli çatışarak yok olacaklarını bilir .. Ama film burada acı bir gerçek gösteriyor: iyi niyet tek başına yeterli değildir. Çünkü güven tek taraflı kurulabilecek bir şey değildir.. filmde verilmek istenen o kadar çok mesaj var ki.. Fakat bana göre bu filmin vermek istediği mesaj, Kumandra bir yer değil, bir ihtimaldir. Ve bu ihtimal, insanların birbirine güvenmeyi seçmesiyle var oluyor ya da yok oluyor.
Ve belki de en sert gerçek şu: İnsanlar güveni kaybettikleri için parçalanmadı; parçalandıkları için güveni kaybetmeyi doğal hale getirdi ya da en başından beri birbirlerine güvenmeyerek parçalandılar...
Alt tarafı bir elma yedik beraber sjsjs "Yaşamanın tadı tuzu kalmadı artık.." BİR MEYVENİN PEŞİNDE KAYBOLAN DÜNYA.. İnsanın ilk sınavı olarak anlatılan o an... Adem ve Havva'nın cennette karşılaştığı "yasak meyve", aslında tek bir meyveden çok daha fazlasıdır. Tevrat'ta meyvenin…devamıAlt tarafı bir elma yedik beraber sjsjs
"Yaşamanın tadı tuzu kalmadı artık.."
BİR MEYVENİN PEŞİNDE KAYBOLAN DÜNYA..
İnsanın ilk sınavı olarak anlatılan o an... Adem ve Havva'nın cennette karşılaştığı "yasak meyve", aslında tek bir meyveden çok daha fazlasıdır. Tevrat'ta meyvenin adı geçmez; elma sonradan sembolleşir. Çünkü Latince "malus" hem elma hem de kötülük anlamına gelir. Bu yüzden elma, insanın ilk yanılgısının görsel sembolüne dönüşür. Hikâyenin temeli şudur: Cennette her şey serbesttir, ancak tek bir ağaçtan meyve yemek yasaktır. Bu yasak, bir cezadan çok, insanın özgür iradesini sınayan bir işarettir. İblis/Havva'nın zihnine şüpheyi fısıldar: "Bu meyveyi yerseniz gözleriniz açılacak, iyiyi ve kötüyü bileceksiniz."