"Bir kendime I Love You! Sevebileceğim tek aşağılık, tek salak kendimim - kendimim - kendimim!" "Her şey tutku konusu olabilir. Her şey aynı ölçüde kutsal ve aynı ölçüde aşağılık olabilir. Tutkular çevreye göre değişen şeylerdir.."
Spoiler içeriyor
"O zamanlar 12 Mart olmuş, sıkıyönetim var, kuş uçurtmuyorlar... yav ne gereği vardı şimdi bu itin?" hahahaahaaha "Ayrılmak mı zor, bu mutfakta hizmet etmek mi?" Not: Vasıf Öngören'in aynı tiyatro oyunundan uyarlamadır.. Zengin Mutfağı, ilk bakışta bir köşkün mutfağında geçen…devamı"O zamanlar 12 Mart olmuş, sıkıyönetim var, kuş uçurtmuyorlar... yav ne gereği vardı şimdi bu itin?" hahahaahaaha
"Ayrılmak mı zor, bu mutfakta hizmet etmek mi?"
Not: Vasıf Öngören'in aynı tiyatro oyunundan uyarlamadır..
Zengin Mutfağı, ilk bakışta bir köşkün mutfağında geçen gündelik bir hikâye gibi dursa da aslında 1970’lerin Türkiye’sinde büyüyen toplumsal gerilimi, işçi hareketlerini ve sınıf çatışmasını içeriden hissettiren bir film. Dışarıda grevler, 15–16 Haziran işçi eylemleri ve sıkıyönetim konuşulurken içeride bu olaylar sadece yarım cümlelerle, korkuyla ve dedikoduyla dolaşıyor. Film büyük olayları göstermiyor; onların insanların zihnini, ilişkilerini ve karakterlerini nasıl bozduğunu gösteriyor... Bu atmosfer içinde film en çok güvensizlik duygusunu öne çıkarıyor. Kimse kimseye tam olarak güvenemiyor; insanlar birbirini sürekli ölçüyor, tartıyor ve en küçük çıkar ihtimalinde bile pozisyon değiştiriyor..Böyle bir düzende insanlar sadece hayatta kalmaya çalışırken bile birbirlerine karşı tetikte yaşamak zorunda kalıyor..
Selim ve patron Kerim gibi karakterler bu düzenin en rahatsız edici yüzünü oluşturuyor. Selim, aslında güçlü olmayan ama küçük bir fırsat ve statü şansıyla birlikte değişen, kendisine zamanında yardım eden insanlara karşı tavır değiştiren biri olarak sinir bozucu bir karaktersizlik sergiliyor. İlk başlarda Saftirik birine benziyordu fakat sonradan ne kadar karaktersiz, ne oldum delisi çıktı anlamış değilim sjhjhh Selim karaktersizi tek başına "kötü, ispiyoncu, ara bozucu insan" olmaktan ziyade, güç ve fırsatın insanı nasıl hızlıca karaktersizleştirdiğini ve terbiyesizleştirdiğini gözler önüne seriyor..
Filmde hizmetçi kızdan açıkçası gıcık oldum. Ya ülkede karışıklıklar var herkes canının derdine düşmüş ama bu hanımefendi ülkeden habersiz nişanlanmak hatta evlenmek istiyor Selim deyyusuyla sjhjh Hatta bu kaos ortamında sanki başı göğe erecekmiş gibi nişanlanıyor da sjhjh. Ülkede bu kadar güvensizlik varken, insanlar birbirine güvenmezken, her şey bu kadar karışmışken hâlâ bu kadar "evlilik merakı" içinde olması bana kopuk ve düşüncesiz geliyor.. Lütfi Aşçı’nın da ona karşı ayrı bir hassasiyeti var; onun elinde büyüdüğü için acıyor, değer veriyor ve bu yüzden de onu korumaya, kollamaya çalışıyor. Hatta Selim’in bile orada kalması, biraz bu kızın hatırına ve bu insanların iyi niyetinin sayesinde ama işte iyilikten maraz doğuyor sjhjh hani bizde bir atasözü vardır ya "İyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir" diye sjgjhh Yok abi yok kimsenin kimsede bir gram hatırı kalmamış, herkes ne oldum delisi olmuş sjhjhh
Filmde en çok üzüldüğüm şey bu hayatta da gerçeğini yaşadığımız şu durum oldu : Çoğu zaman bizim değer verdiğimiz insanların, değer verdiği fakat aslında yüreği beş para etmeyen insanlara sırf değer verdiğimiz insanların hatırı için tahammül edip onların saygısızlığına ve terbiyesizliğine katlanmak zorunluluğu... Mesela buna örnek olarak diyelim ki kız kardeşinizin hatırı için eniştenizin yaptığı terbiyesizlikleri görmezden gelmek gibi bir şey ajsjsjs Öyle değil midir sanki ? Sırf kız kardeşiniz yüreği beş para etmeyen eniştenizi seviyor diye yüreğinin beş para etmediğini bildiğiniz halde sizin de ona saygı duymanız istenir. Yani kız kardeşiniz eniştenizi sevdiği için artık enişteniz yüreği beş para etmese bile dokunulmazdır sjsjsj onun hakkında kötü bir düşüncenin dahi dile getirilmesi katiyen yasaktır ve karşınızda her zaman onu savunacak bir avukat hazır ve nazırdır sjsjsj bu avukatın kim olduğunu söylememe gerek yok herhalde anlarsınız wjsjwk
Demem o ki iyi niyet, her zaman doğru sonuç üretmeyebiliyor; bazen en büyük karmaşa da buradan çıkıyor maalesef.. ve biliyorum ki imkan ve koşullar sağlandığında her insan her şeyi yapabilir ve herkesten her şeyi bekliyorum..
Spoiler içeriyor
Anayurt Oteli beni gerçekten sarsan filmlerden biri oldu. Kitabı çok daha derinlikliydi belki ama film de en az kitabı kadar sarsıcıydı.. Film bittikten sonra Zebercet’e acısam mı nefret mi etsem bilemedim. Ama şunu net söyleyebilirim ki ben Zebercet'e tamamen acımıyorum.…devamıAnayurt Oteli beni gerçekten sarsan filmlerden biri oldu. Kitabı çok daha derinlikliydi belki ama film de en az kitabı kadar sarsıcıydı.. Film bittikten sonra Zebercet’e acısam mı nefret mi etsem bilemedim. Ama şunu net söyleyebilirim ki ben Zebercet'e tamamen acımıyorum. Çünkü o sadece içine kapanık, yalnız bir adam değil; aynı zamanda saplantılı, tacizci bir katil. Durduk yere hiçbir nedeni olmaksızın bir kadını öldürüyor ( nedeni ne olursa olsun birini öldürmeyi gerektirmez bu da ayrı bir konu!) kediyi vahşice bir tavayla öldürüyor, kadınları gizlice takip ediyor.. İçinde bastırdığı duygular zamanla onu tamamen ele geçiriyor.. Ama filmin rahatsız edici tarafı şu ; Zebercet dışarıdan bakınca saf, sessiz, hatta mütevazı biri gibi görünüyor. İnsan ilk bakışta ondan korkmaz, kendi halinde saf biri olarak görebilir. Fakat herkes göründüğü gibi değil maalesef. En korkuncu da bu aslında.. Taşıdığı karanlık o kadar büyük ki sessizliğinin altında adeta çürümüş bir dünya var... Kadınlarla ilişki kuramıyor mesela. Sürekli prova yapıyor. Aynaya bakıp kendi kendine konuşuyor. "Ben… Zebercet…” diye tekrar edip duruyor... İnsanlarla doğal bağ kuramayan birinin iç dünyasının nasıl parçalandığını görüyorsunuz film boyunca. Özellikle finalde, kendini asmadan önce yine kendi adını söylemeye çalışması çok çarpıcıydı benim için. Ben… diyor ama "Zebercet" diyemeden kendini bırakıyor. Sanki hayatı boyunca kim olduğunu bile tamamlayamamış biri gibi.. intihar etmeden önce ceketinin düğmesini sanki karşısında saygıdeğer biri varmış gibi ilikledikten sonra kendini asması da gerçekten çok sarsıcıydı...
beni en çok ürküten detaylar şunlar oldu: İntihar etmeden önce tıraş olması, ceketinin düğmesini iliklemesi… Sanki ölüme değil de bir davete hazırlanıyor gibi. Ortada doğru düzgün bıyığın bile yok manyak adam sjsjsj ama büyük bir ciddiyetle tıraş oluyor sjsjss burada gülme krizine giriyorum kusura bakmayın çünkü gerçekten sinirlerim bozuldu sjsjjs Trajik olduğu kadar tuhaf bir sahneydi. Hem korkutucu hem acınası. Sanki hayatında hiçbir şeyi kontrol edememiş bir insan, en son ölümünü kontrol etmeye çalışıyor gibi..
Zebercet yalnız olabilir, hasta olabilir ama bu masum insanların zarar görmesini değiştirmiyor. Bazı insanlar psikolojik olarak gerçekten çok karanlık yerlere sürüklenebiliyor ve herkes yardım almak istemiyor. Herkes "ben düzelmek istiyorum, çevremdeki insanlara zarar veriyorum" demiyor ya da o ruh halinde bunu düşünemiyor maalesef. Bazen insan kendi saplantısına teslim oluyor. Gerçek hayatta da böyle insanlar var ve bu yüzden psikolojik sorunların ciddiye alınması gerekiyor..Yusuf Atılgan bence Zebercet karakterini inanılmaz gerçekçi yazmış. İnsan izlerken "Böyle biri gerçekten olabilir mi?' diye düşünüyor. Sonra fark ediyorsun ki evet, olabilir. Belki de filmi bu kadar sarsıcı yapan şey tam olarak bu. Çünkü Zebercet bir canavar gibi bağırıp çağırmıyor. Sessizce, içten içe çürüyor. Ve o sessizlik ve yalnızlık, köksüzlük, bunalım daha da korkutucu hâle geliyor. Ve sadece kendine zarar vermiyor, kendiyle birlikte masum bir sürü insanı da içindeki buhrana kurban ediyor...
Spoiler içeriyor
"Bir adam, genç bir kızın ilgisini çekmek için böyle romantik taktikler deniyorsa...Ya adam şeytanın tekidir ya da kız aptaldır..!" "Beni seviyorsan, kimsenin seni tanımasına müsaade etme.." "Maskemin ardında gizlenen bu aşkı yalnızca sen görebilirsin " çünkü ben, diğerlerine rağmen yalnızca…devamı"Bir adam, genç bir kızın ilgisini çekmek için böyle romantik taktikler deniyorsa...Ya adam şeytanın tekidir ya da kız aptaldır..!"
"Beni seviyorsan, kimsenin seni tanımasına müsaade etme.."
"Maskemin ardında gizlenen bu aşkı yalnızca sen görebilirsin " çünkü ben, diğerlerine rağmen yalnızca seni sevdim..."
Kitabın konusu için bir hayaletin saplantılı aşkının hikâyesi ya da sevgiye olan büyük özlem ve açlığı mı demeliyim bilemiyorum ama genellikle insanlar tarafından sevgi yoksunluğunu yaşamaya terk edildiğimiz zaman bu eksikliği doldurmak ve ayrı dünyaların insanları olsak da başka insanları tutunacak bir dal olarak görmemizle zamanla yoksun bırakıldığımız o sevgi korkunç bir saplantı haline geliyor. Kitapta hayalet olarak karşımıza çıkan Erik'in tam olarak yaşadığı durum bu. Hissetmiş olduğun ve doldurmak istediğin o boşluk hissi hiçbir zaman dolmayacak Erik.. Senin lanetin de bu işte, çirkin yaratılmak gibi büyük bir günah işledin ve sonsuza kadar yalnızlığa mahkûm edildin. Çünkü, korkunç, tüyler ürpertici bakılamaycak kadar çirkin bir yüzün vardı. Sana ilk maskeni yüzünü görmek istemeyen 'annen' armağan etmişken sen kendi içinde neyin boşluğunu doldurmaya çalıştın ki Erik? Sen olduğun gibi sevilmek istedin fakat bu dünyada kendi anne ve baban bile seni sevmemişken başka birinden sevgi beklemen içi boş bir umuttu. Unutma, bu dünyada seni kendi anne ve baban bile sevmediyse seni hiç kimse sevemez. Bu hususta insanların iyi veya kötü olmasını belirleyen şeyin koşullar olduğunu düşünüyorum. Şayet Erik ailesinden sevgi görseydi ya da sürekli sitem ettiği o korkunç yüze sahip olmasaydı belki de insanlardan bu kadar nefret edip cinayet işlemeyecekti. İçinde sönmek bilmeyen bir ateş vardı. Herkese öfkeliydi ve herkesten nefret ediyordu çünkü; kendinde olan bütün yoksunluklar, eksiklikler başkalarının önemsemediği ve zaten kendilerinde var olan zenginliklerdi. Erik'i kötü ve saplantılı yapan Tanrı'nın ve insanların ona dayattığı acımasız koşullardı..Her şeye rağmen Erik kötü biri değildi.. Kötü olan insanlardı! Saplantılı sevmesi onun suçu değildi fakat hani o hor görülen, yüzü bakılamaycak kadar korkunç, sizlerin deyişiyle " Canavar" olan hayalet var ya işte o has mı has sevdi, sadakatli ve merhametli sevdi, en önemlisi de ne biliyor musunuz? o canavar en sonunda karşılıksız sevmeyi öğrendi.. Erik'in aşkı insanların sahte aşklarından aşağı değildi. Asıl aşağılık ve basit olan yitirdiğimiz, kirlettiğimiz, kendi menfaatimiz için kullandığımız sahte duygulardı ve yine aşağılık olan insanlardı, Erik değildi!
UYARI : Kitabı okumak isteyen arkadaşlara kitabın yan etkileri ile ilgili küçük bir uyarıda bulunmak istiyorum. Kitabı sakın karanlık bir oda da mum yakıp okumayın. Kitapta hayalet o kadar gerçekçi bir şekilde tasvir edilmiş ki o karanlıkta bir çift sarı gözle karşı karşıya kalabilirsiniz. Hatta abartmıyorum kitabı elinizden fırlatıp geri almaya da korkabilirsiniz. Sonra yanan mum ışığında kendi yansımanızı hayalet sanıp çığlık atarak aileniz tarafından deli yerine konulabilirsiniz sjhjhh Akşam sokak lambalarının içine Erik'in girdiğini bile düşünebilirsiniz. (Hepsi bizzat tecrübe edilmiştir) Benden söylemesi. :)
Spoiler içeriyor
"Işığımı yitirmek üzereyim kadim anamız. Gönül gözüm körelirse, nasıl bekçilik yaparım emanetine?" "Benim kaderimde yazılı olan ne?" "İçimden başka şeyleri de çalmışlar! Biliyorum." "... en azından sırrımı saklayabilirdin. Yüreğin sağlam olsaydı.." "Aşkı, özümü yüreğine işlemem gerek. Seninle bin yılları aşıp…devamı"Işığımı yitirmek üzereyim kadim anamız. Gönül gözüm körelirse, nasıl bekçilik yaparım emanetine?"
"Benim kaderimde yazılı olan ne?"
"İçimden başka şeyleri de çalmışlar! Biliyorum."
"... en azından sırrımı saklayabilirdin. Yüreğin sağlam olsaydı.."
"Aşkı, özümü yüreğine işlemem gerek. Seninle bin yılları aşıp çocuklarımın yüreğinde filizlenmesi için, karanlık geldiğinde arayacakları ışık olması için yüreğine işlemem gerek. Kılavuzu ol çocuklarımın güzel kızım. Bilgeliğimi yeryüzüne yaymak için elçim ol. Kızlarımın, oğullarımın bu aşka ihtiyacı olacak.."
"Senin aşkınla kavrulmak için ruhum çok soğuk artık! Birkaç damla gözyaşından fazlasını çekip alamazsın benden.."
"Erkeğe üstünlük bahşederek insanlığın ruhunu ağuluyorlar. Kadın ve erkek eştir. Biri diğerine üstündür demek, küfre hizmettir. Birini yüceltip diğerini aşağılamak, özü parçalamaktır. Nefret tohumunu ekmektir bu topraklara..."
*Kitabı inceleme fırsatınız olursa eğer kitabın okunma sayısının bugün itibariyle sadece bir kişi olduğunu göreceksiniz. Takdir edersiniz ki bu bir kişi de ben oluyorum sjhjjj Kitap pek bilinen bir eser değil. Benim bu kitapla tanışmamın da bir hikâyesi var tabii. Hiçbir şey karşımıza tesadüf eseri çıkmaz.. Bu kitabı okumak benim yazgımdı ve ben yazgımı gerçekleştirdim.. Kitabın nerdeyse hiç bilinmiyor ve okunmamış olması bende merak duygusu uyandırdı. Hiç kimse okumamışsa kesin bir hikmet vardır diye düşündüm ve öyle de oldu sjsjsjs
*Biliyorum, seninle karşılaşmam bir tesadüf eseri değildi Aşmunikal.. Milyonlarca insan içinde bir başkası değil de neden ben? Artık bunun cevabını kendime verebiliyorum... Çünkü ben senim, sende ben.. İkimiz biriz.. Dünyadaki eşitsizliğe, kötülüğe, zulme, umutsuzluğa, yitirdiklerimize rağmen biz biriz Aşmunikal... Ne demiş bizden evvel gidenler? :
"Levh - i Mahmuz'a işlenmiştir nasip..."
Kitabı okuduğum süre zarfında nasip ve kader denilen kelimeler daha bir anlamlı geldi gözüme. Karşımda kanlı canlı kader ve yazgıyı gördüm ve buna tüm kalbimle inandım... Dünya uğruna, insanlık uğruna kadınların kötü ruhlara henüz doğmamış ana rahmindeki evlatlarını kurban olarak sunması, aşklarını feda etmesi, değersiz bir varlık olarak görülüp tek vasfı kocalarını hoşnut edip "doğurmak" olduğu öyle etkili bir şekilde anlatılmış ki bu ifade edilişe hayran kalıp büyülenmemek elde değil..
Kitap hakkında fazla spoiler vermek istemiyorum, ama pek bilinen bir eser olmadığı için genel olarak içeriği hakkında sizlere tanıtım amaçlı olarak şunları söyleyebilirim : Kitapta Hitit medeniyetinden ve o dönemin mitolojisinden, tarihinden, toplumsal yapısından kardeşler arasındaki taht kavgalarından, batıl inançlardan, toplumsal değerlerden, kadın ve erkek arasındaki bitmek bilmeyen eşitsizliklerden söz ediliyor. Kitabın birinci bölümünü bitirine kadar kitap içerisinde sadece bir hikâye anlatılıyor sanıyordum fakat yazar bugünümüzü de unutmayıp eski medeniyet ile bugünü sentezleyerek olaylar arasına sağlam bir bağ kurmuş. Bu arada ilgimi çeken bir başka şey yazarın genellikle devrik cümlelerle kurulu bir anlatımı tercih etmesi.. Bunun nedenini bilmiyorum üslubundan kaynaklı sanırım. Kitabın içerisindeki kehanet, büyü, ilahi kudret, mitolojik tanrılar, şahmaran gibi figürlerin kitabın içeriğini zenginleştirdiğini ve merak güdüsünü kamçıladığını düşünüyorum. Kitapta depremden de bahsedilmiş ve depremin sebebi çok ilginç bir takım batıl inançlara bağlanmış bu bana çok ilginç geldi.. Yönetmenlerin böyle bir kitaptan haberleri olsa kitabın filminin ya da dizisinin yapılacağından hiç şüphem yok..
HESAPLAŞMA: Dinle beni iblis Ahirman! Bir kadın bir kadından daha fazlasıdır! Sen kadınları değersiz birer varlık olarak görüp tek vasfı "doğurmak" olarak görsen de biz daha fazlasıyız. Sen bile bir kadının ana rahminden meydana gelmişken kadınları bu şekilde değersiz görmen zavallıca ve nankörce.. Dünya uğruna kendi çıkarların için henüz doğmamış kadınların çocuklarını kurban ettirdin, kadınlardan aşklarını çaldın.. Ama unutma, sen bizi yok saydıkça biz daha çok var olacağız.. Bir Aşmunikal ölse Aşmunikaller ölmeyecek biz her zaman var olacağız... Bizden sonraki aşklarımızı, kızlarımız ve oğullarımız devralacak sen her zaman yenilmeye mahkûm olacaksın.. Senin gücün gerçek aşkı yenmeye hiçbir zaman yetmeyecek! Görünürde aşk kaybetmiş olabilir fakat kaderleri Bezmi Elest'te bağlanmış aşklara, birbirine söz vermiş ruhlara senin gücün yetmeyecek!
"Çünkü biz önceden söz verdik birbirimize, aşinayız birbirimize hiç de yabancı değiliz birbirimize, sadece yazgımızın birbirini bulmasını bekliyoruz.."
Kitap o kadar dolu dolu ki ne söylesem gerçekten eksik kalacak. Kitaptaki bazı olay ve durumları ifade edecek sözcük bulmakta zorlanıyorum. İncelememi kitaptan bir alıntıyla sonlandırıyorum, herkese keyifli okumalar diliyorum...
*Aşk ve Söz; Karanlığa yol vermişti
Aşktır ışığın kaynağı
Aşktır, ışığa yol veren
Aşktır, ışığa özü ram eden
Nefes alanlar bilmez ki
Aşktır varı, var eden..
SON
Spoiler içeriyor
Medusa'yı dikkatle inceleyin. Korkmayın, taşa dönüşmezsiniz!. "Zeus, altın yağmuru olup, Dania'nın kapatıldığı odaya yağar ve kızı hamile bırakır.."(Uçan sinekle bile anın var, Allah senin belanı versin Zeus sjhj) "Değersizleştirilen, aşağılanan, mutlulukları çalınan, haksızlığa uğrayan kadınlar taşlaşıyor ve etrafındakileri de taşlaştırıyor..."…devamıMedusa'yı dikkatle inceleyin. Korkmayın, taşa dönüşmezsiniz!.
"Zeus, altın yağmuru olup, Dania'nın kapatıldığı odaya yağar ve kızı hamile bırakır.."(Uçan sinekle bile anın var, Allah senin belanı versin Zeus sjhj)
"Değersizleştirilen, aşağılanan, mutlulukları çalınan, haksızlığa uğrayan kadınlar taşlaşıyor ve etrafındakileri de taşlaştırıyor..."
NOT: Korkmayın Okuyun,Taşa Dönüşmezsiniz!
Medusa, her zaman mitolojide en çok ilgimi çeken kadın figürlerinden biri olmuştur. Korkuyla anılan bir canavar değil de, susturulmuş, yanlış anlaşılmış bir kadının derinliği gibi gelir bana. Bu yüzden bir gün onun hakkında yazılmış bir kitabı ilk kez okuyacak olmak benim için sıradan bir okuma değil, kişisel bir buluşma gibiydi.
Özlem Ertan'ın "Medusa" kitabını binlerce kişi arasında ilk okuyan biri olmak, hem heyecan vericiydi hem de önemli. Çünkü hem ilgimi çeken bu karakterle karşılaşmak, hem de bu karşılaşmanın ilk tanığı olmak istedim.
Belki de içten içe, Medusa'nın sesini ilk ben duyacakmışım gibi hissettim...
Ama kitap bambaşka bir yöne çıktı.. :(
Popüler kültürdeki Medusa temsillerinden, sanat tarihindeki heykellerden, tablolardan, opera ve tiyatro sahnelerinde Medusa figüründen bahsediyor. Görsel olarak zengin, bir tür mitoloji albümü gibi.. Ama ben bir derleme değil, Medusa'yı baştan yazacak onun yazılmış kaderini altüst edecek bir hikâye bekliyordum. Sadece bilgi değil, duygu ve derinlik istiyordum. Medusa'nın iç dünyasına, yalnızlığına, gücüne dokunmak; onunla birlikte dönüşmek istemiştim fakat umduğumu bulamadım maalesef.. Kitapta eksik olan şey, yalnızca bir kurgu değildi. Bir ruh eksikti.
Medusa kitapta merkezde değil, parantez içinde kalıyor. Bir yerde beliriyor, sonra hızla başka sahnelere geçiliyor. Bir kadının hikâyesi değil bu kitap - daha çok onun etrafında dönen yansımaların toplamı. Ben Medusa 'ya bakmak istedim, ama kitap daha çok onun çevresini anlattı.
İlk okuyan olmak, ilgimi çeken bir karakterle karşı karşıya gelmek... Bu benim için yine de kıymetli bir deneyimdi. Ama itiraf etmeliyim ki beklentimle bulduklarım arasında bir uçurum vardı.
Ben Medusa'nın kalbine gitmek istedim, ama bu kitap beni yalnızca çevresinde dolaştırdı.
Eğer mitolojik bilgi, sanat tarihi ve görsel içerik arıyorsanız; bu kitap sizin için faydalı olabilir. Ama Medusa'nın yeniden yazılmış hikâyesini, bir içsel yolculuğu ya da güçlü bir anlatıyı arıyorsanız; bu kitap o değil. Ben okudum, belki ilk okuyan oldum ama Medusa bana gülmedi. Belki başka bir kitapta, belki kendi hikâyemde karşılaşırız..
Hoşça kal Medusa...
Spoiler içeriyor
"O korkunç, acı verici, baş ağrıtıcı bir hata yaptı ve beni sevdi.. Bunun için ceza görmeliydi.." "Burası bir bataklık ve farkına varmadan içine çekileceksin, gömüleceksin." Zahmete girip bir medeniyet kurmaya çalışırsın, toplum bazı prensiplere dayansın istersin. Hükümeti ve sanatı kurarsın…devamı"O korkunç, acı verici, baş ağrıtıcı bir hata yaptı ve beni sevdi.. Bunun için ceza görmeliydi.."
"Burası bir bataklık ve farkına varmadan içine çekileceksin, gömüleceksin."
Zahmete girip bir medeniyet kurmaya çalışırsın, toplum bazı prensiplere dayansın istersin. Hükümeti ve sanatı kurarsın ve ikisinin de aynı olması gerektiğini fark edersin. Her şeyi en üzücü noktaya getirirsin.. gerçekten kaybedecek bir noktaya.. ve sonra onca müziğin ve bir şeylerin inşa edilmesinin sesleri arasından çok korkunç bir ses gelir.. nedir o? Trompetler neyi çalmaktadır? "Hadi oradan!"
Film, ilk bakışta orta yaş bir çiftin bitmek bilmeyen kavgası gibi duruyor ama aslında bunun çok daha ötesinde bir şey anlatıyor. Aynı evin içinde yaşayan iki insanın birbirine sevgiyle değil, alışkanlıkla ve zorunlulukla bağlı kaldığı bir ilişkiyi gösteriyor. George ve Martha’nın evliliği düz bir ilişki değil; sürekli devam eden bir güç savaşı, bir psikolojik çekişme alanı..
Bu ikisi arasında normal bir iletişim yok. Birbirlerini dinlemiyorlar bile; daha çok karşısındakini bastırma, iğneleme ve alay etme üzerinden ilerliyorlar.. İkisi de birbirinden deli djhjh Birinin yükseldiği yerde diğeri onu düşürmeye çalışıyor. Ama garip olan şu: tüm bu sertliğe rağmen birbirlerinden kopamıyorlar. Çünkü aslında birbirlerine mecburlar. Bilmiyorum belki bu da bir iletişim dilidir djhjhh Bir anlamda birbirlerinin sınırlarını bilen tek insanlar onlar.. zaten en son sınırları aşınca ortak olarak yarattığı hayali çocukları ölmek zorunda kalıyor..
George’un Martha'nın konuşmasına tahammül edemediğinde "Kim korkar hain kurttan?" diye şarkı söylemesi de sadece bir şarkı değil. Aslında gerçeğin kendisine karşı bir savunma. Yüzleşmekten kaçmanın, acıyı hafifletme çabasının bir hali. Ama Martha tarafında bu oyun çok daha kırılgan bir yere oturuyor; çünkü o hayale gerçekten tutunuyor. O yüzden o "çocuğun" yokluğu onun için bir kayıp gibi hissediliyor... Bu bağlamda psikolojik derinliği olan bir filmdi.. film çok net bir şekilde şunu gösteriyor ki, bu ilişki ne sadece aşk ne de sadece nefret. Daha çok birbirinden başka tutunacak dalı olmayan iki insanın, hem birbirini yaralayıp hem de birbirine mecbur kaldığı bir döngü.. Ve bu döngü içinde en dayanılmaz şey, gerçeklerden kaçmak için kurdukları şeylerin bile bir gün yok olmak zorunda olması...
Spoiler içeriyor
"Kalırsa bir soru kalır benden Ölüm gelir, Gün akşama kavuşurken.." "Şimdi çıksam karşına desem yeniden merhaba Siler miyim yaşları gözlerinden bu defa.." "Tek bir şey ol, en iyisi ol!" Barış Akarsu: Merhaba benim için yalnızca bir biyografi filmi gibi değildi.…devamı"Kalırsa bir soru kalır benden
Ölüm gelir,
Gün akşama kavuşurken.."
"Şimdi çıksam karşına desem yeniden merhaba
Siler miyim yaşları gözlerinden bu defa.."
"Tek bir şey ol, en iyisi ol!"
Barış Akarsu: Merhaba benim için yalnızca bir biyografi filmi gibi değildi. Film boyunca asıl gördüğüm şey, Barış Akarsu’nun şöhretinden çok karakteriydi. Çünkü o, ünlü olmanın büyüsüne kapılıp ne olduğunu unutmadı..Tam tersine ne kadar tanınırsa tanınsın içindeki sade, temiz ve samimi tarafı koruyabildi. Onun hayatını şekillendiren en önemli insanlardan biri dedesi. Filmde de bunu çok güçlü hissediyoruz. Dedesinin sözleri Barış Akarsu için yalnızca bir öğüt değil, adeta bir yaşam anlayışı gibiydi.. Özellikle Halikarnas Balıkçısı'nın Aganta Burina Burinata eseri üzerinden kurulan "merhaba" meselesi çok anlamlıydı. Kitapta, Halikarnas Balıkçısı’nın ölürken bile son sözünün "merhaba" olduğu anlatılıyor. Bu yüzden "merhaba" kelimesi Barış Akarsu için çok özel bir anlam taşıyor. Burada merhaba yalnızca bir selam değil; hayata, insana ve sevgiye açık olmanın simgesi gibi duruyor.. O kadar içten ve hayat dolu ki... onun hayatında sanki her şey birdenbire olmuş ve birdenbire bitmiş gibi..
Filmi izlerken insan ister istemez şu soruyu düşünüyor: Neden bazı iyi insanlar bu dünyadan erken gidiyor? Bunun cevabını kimse tam olarak bilemez. Belki kader, belki hayatın değiştirilemeyen tarafı… Ama bazı insanlar kısa yaşasa bile arkalarında çok derin bir iz bırakıyor. Barış Akarsu da onlardan biri. Ben onun şarkılarını her dinlediğimde hüzünle karışık bir huzur hissediyorum. Sanki hâlâ bir yerden insanlara "merhaba" demeye devam ediyor gibi.. Toprak onu incitmesin..
Spoiler içeriyor
Kadınları dövüp sövüp bunu güç sanmanızdan, gücünüzün yettiğini ezip sonra ortalıkta "adamım" diye gezmenizden nefret ediyorum! Kadınları susturup sindirmenizden, asıl namussuz siz olduğunuz halde kadınlara namussuz demenizden nefret ediyorum! Bir kız çocuğunu yük, bir kadını eksik etek! görmenizden nefret ediyorum!…devamıKadınları dövüp sövüp bunu güç sanmanızdan, gücünüzün yettiğini ezip sonra ortalıkta "adamım" diye gezmenizden nefret ediyorum! Kadınları susturup sindirmenizden, asıl namussuz siz olduğunuz halde kadınlara namussuz demenizden nefret ediyorum! Bir kız çocuğunu yük, bir kadını eksik etek! görmenizden nefret ediyorum! Cinsiyeti kimin belirlediğini bile bilmeden kadına 'erkek evlat veremedin' diyecek kadar onursuz oluşunuzdan, bu tür şeylerde sürekli kadını kusurlu bulmanızdan nefret ediyorum! Ataerkil düzeninizi töre diye savunmanızdan, merhametsiz kalplerinizden, beş para etmeyen vicdanlarınzdan nefret ediyorum! Ataerkil düzeninize de töreniz de lanet gelsin. Siz de onlarla birlikte yerin dibine girin inşallah!!
Film boyunca görülen şiddet, baskı ve insanı (kadını) değersizleştiren davranışlar sadece cahillik kelimesiyle açıklanamayacak kadar ağır geliyor bana.. Çünkü bugün bile eğitimli görünen insanların arasında aynı merhametsizliği görmek mümkün. Bu yüzden mesele vicdan sahibi olabilmek, gerçek manada "insan" olabilmek. Bir insanda her şeyden önce vicdan ve merhamet olması şart! Filmi izlerken o kadar çok öfkelendim ki... Bu toplumun ataerkil yapısına bir yığın lanetler yağdırdım! Toplum, tedavisi mümkün olmayan bir hastalıktır zaten bunu acı da olsa biliyorum... Filmde görülen şey yalnızca bireysel bir şiddet değil.. Özellikle kız çocuklarının değersizleştirilip, çocuğun cinsiyetinin kadın tarafından "seçiliyormuş" gibi düşünülüp bundan ötürü kadını suçlamak, gerçek manada acınası bir cahillik..!
Film üzerine düşündükçe meseleyi sadece "cehalet" ile açıklamanın eksik kaldığını hissediyorum. Çünkü bazen insanlar eğitimli, bilgili ve toplum içinde saygın görünse bile vicdansız ve merhametsiz olabiliyor..
Filmi izlerken insanın en çok canını yakan şeylerden biri de kadının sürekli bastırılan, susturulan ve yalnız bırakılan tarafını görmek oluyor. Sanki bir kadın hayata tutunmaya çalıştıkça karşısına daha fazla duvar örülüyor. Oysa güç dediğimiz şey ezmek için değil, korumak için var olmalı. Bir insana fiziksel olarak daha güçlü olmak, ona zulmetme hakkı vermez. Tam tersine; güçlü olanın görevi incitmemek, kollamak ve adaletli davranmaktır... erkek olmak kendinden güçsüz, aciz, zayıf bir kadını mı dövmektir? Gücü yeten yetene! Allah kimseyi kimseye muhtaç edip kimseyi başkasının elinde bırakmasın! Bu düzen içerisinde ben ne söylesem hep bir şeyler eksik kalacak.. bu filmdeki acıyı tarif edecek bir kelime henüz yok..
"Anlayamıyorsun değil mi? İyi ya da kötü olduğumu? Kör mü oldu gözlerin? İnsan olarak dilimden başka çözebileceğin bir şey yok mu yüzümde? Acı çekiyorum bak, insanlığın ortaklaşa paylaştığı duygulardan yoksun olduğumuz nasıl da belli. Nasıl da öksüz kalmışsın. Salt anasız…devamı"Anlayamıyorsun değil mi? İyi ya da kötü olduğumu? Kör mü oldu gözlerin? İnsan olarak dilimden başka çözebileceğin bir şey yok mu yüzümde? Acı çekiyorum bak, insanlığın ortaklaşa paylaştığı duygulardan yoksun olduğumuz nasıl da belli. Nasıl da öksüz kalmışsın. Salt anasız ya da babasız kalmak mıdır öksüzlük sanıyorsun?"
"Uçurumun kenarına kendi kandırmalarınla gelmişsin. Elimi uzatsam, beni de çekeceksin aşağılara..."