Gizli Tarihle karşılaştırıldığı ve her seferinde Gizli Tarih'ten çok daha kötü olduğu söylendiği için uzunca bir süre yorum yapmakta kararsız kaldım. Evet, çok benzer unsurlar var. Özellikle ana karakterlerin düşkünlükleri açısından -hem zihinsel hem maddi düşkünlükleri. Ama -sanırım- ben Tavşan'ı…devamıGizli Tarihle karşılaştırıldığı ve her seferinde Gizli Tarih'ten çok daha kötü olduğu söylendiği için uzunca bir süre yorum yapmakta kararsız kaldım. Evet, çok benzer unsurlar var. Özellikle ana karakterlerin düşkünlükleri açısından -hem zihinsel hem maddi düşkünlükleri.
Ama -sanırım- ben Tavşan'ı daha çok sevdim. Gizli Tarih, karnıma sancılar sokabilecek kadar güzeldi, evet. Ancak Tavşan ızdıraptan tarifsiz bir zevk almamı da sağladı. Donna Tartt'ın kalemi oldukça derin ve insanı bi çukura düşer gibi içine alıyordu. Buna karşılık Mona Awad'ın kalemi benzersiz. Sadece iyi değil, hatta iyi mi değil mi anlayamayacağınız kadar yaratıcı. Kendisine has, betimlemeler yaşanan tuhaflıklarla uyum içinde. Öyle ki kitap bittikten sonra gpt ile nasıl Mona Awad gibi yazabilirim üzerine hasbihal ettik. Bir durumu sınırsız şiirsellik ve absürtlükle süsleyerek kendi çapımda başarılı sayılabilecek denemelere imza attım.
Roman ayakları yere fazla basan okurların hoşuna gitmese de benim gibi dünyada biraz sihir bulmayı seven okurlar için fena halde keyifli olacaktır. Biraz da şiirsel dilden ve size masallar, efsaneler anlatılmasından keyif alıyorsanız mutlaka okumanızı öneririm.
Livaneli okumayı hiç istemiyordum çünkü seven kitleye bakınca kitapları az çok tahmin ediyordum. Yine de gaza geldim, bi deneyeyim dedim okumaya başladım. Orhan Pamuk gibi üst kurmaca yapılmaya çalışılmış ama pek olmamış. Sonra, kitaba konmuş birçok bilgi var, ipsiz sapsız…devamıLivaneli okumayı hiç istemiyordum çünkü seven kitleye bakınca kitapları az çok tahmin ediyordum. Yine de gaza geldim, bi deneyeyim dedim okumaya başladım.
Orhan Pamuk gibi üst kurmaca yapılmaya çalışılmış ama pek olmamış. Sonra, kitaba konmuş birçok bilgi var, ipsiz sapsız çıkarımlar falan... Karakterimiz zeki bi adam bakın, demek için konmuş şeyler. Ama tüm bunlar bana sadece dünyanın sırlarını çözdüğünü sanan orta yaşlı azgın adam kibri gibi geldi (bkz Teoman). Öyle bi yazılmış ki salak yerine konmuş gibi hissettim.
Ay bi de nostalji 'ey gidi günler' türünde ve vicdani boyutu çok ağlaktı. Yani yazarın yapması gerken acıyı okuyucuya hissettirmektir, ana karaktere vicdan yaptırıp 'ama görüyo musunuz ne kötü şeyler' dedirtip durunca bende pek bir şey uyanmıyor.
Ana konu da derin falan değildi. Irkçılık yapmayın. Evet, bu daha önce benim de aklıma gelmişti.
Bu kadar abartılması maalesef bizim ülkede dramın her zaman tutması yüzünden. Biraz da İbrahim'in batıcılıktan nefret eden, doğunun dramını romantize eden boktan bir seküler olmasından kaynaklı.
İzlediyseniz hatırlarsınız, Love Death & Robots'da bir bölüm vardı. Kadınla adam buzluklarını açtıklarında orada insanların olduğunu, medeniyetin inşa edildiğini, savaşlar çıktığını hızlandırılmış bir şekilde izliyorlardı. Bu kitap da bana tam olarak böyle bir bakış açısı sundu. Buzluğumu açtım ve oldukça…devamıİzlediyseniz hatırlarsınız, Love Death & Robots'da bir bölüm vardı. Kadınla adam buzluklarını açtıklarında orada insanların olduğunu, medeniyetin inşa edildiğini, savaşlar çıktığını hızlandırılmış bir şekilde izliyorlardı. Bu kitap da bana tam olarak böyle bir bakış açısı sundu.
Buzluğumu açtım ve oldukça gerçekçi bir ailenin yaşamını şiirsel bir dille izledim.
Spoiler içeriyor
Karakterler neden nefret etmemiz için yazıldı acaba? Tüm karakterler sempatik, eğlenceli ve seyir zevki veriyorlar ve sonra... Lorelai kaçıngan bağlanması yüzünden sürekli ilişkilerini baltalıyor, Sookie aşırı takıntılı ve bencil takılıyor, Emily hakkında konuşmak bile istemiyorum. Haklı olduğu konularda bile haksız…devamıKarakterler neden nefret etmemiz için yazıldı acaba?
Tüm karakterler sempatik, eğlenceli ve seyir zevki veriyorlar ve sonra...
Lorelai kaçıngan bağlanması yüzünden sürekli ilişkilerini baltalıyor, Sookie aşırı takıntılı ve bencil takılıyor, Emily hakkında konuşmak bile istemiyorum. Haklı olduğu konularda bile haksız olmayı başarıyor.
Ama asıl star parçam Rory. İlk sezon ne kadar sevimli bir kızdı. Sonra ilk hatasını yaptı: Dean'leyken Jess'le olmayı seçti. Onu aldattı. Ve devamı geldi tabii ki. Jess'le kaza yapmaları da devamında gelen salakça olaylardandı.
Rory, etrafındaki insanlara karşı çok hassas ve uyumlu bir kız evet. Bunu görüyoruz. Sanırım bencilliği de kendi düğününden kaçan, kocası olacak adama açıklama bile yapmayan annesinden öğreniyor. Bakın, şu ana kadarkiler bağışlanabilir. Ama Yale'ı bırakması bağışlanamaz.
Anlayamıyorum, tam olarak amacı neydi? Sorun Logan'ın ailesinin onu kabul etmesi için uygun bir aday olmak mı? Çünkü kariyer hedeflerini uygun bulmamışlardı yemek yedikleri akşam. Logan'ın babası ağır bir laf etmemiş olsa da Rory, tüm çevresi tarafından ilahlaştırıldığı için ilk kez gerçeklerle yüzyüze geldi. Ama benim tasarladığım Rory böyle yapmazdı. Rory hırslanırdı. Ona göstericem, derdi. Çabucak pes etmezdi böyle.
Logan da berbat bir sevgili bu arada.
Bir diğer içerlediğim konu da Paris'e karakter gelişimi yazmayı reddetmeleri. Paris cevheri olan bir karakter. Kirk gibi kullanmışlar kızı ama Rory'nin doğru düzgün arkadaşı bile yok. Lane'i ne görüyor, ne duyuyor. Kızın grubu var kaç kere dinlemeye gitmiştir acaba... Rory berbat biri olmamasına rağmen berbat bir arkadaş ve bunu da uygun bulmuyorum. Bence Paris'e biraz karakter gelişimi yazılmalıydı ve Rory pick meliği bırakıp Lane ve Paris'le düzgün iletişim kurabilmeliydi.
Neyse, 6. sezondayım ve devam ediyorum hala. Biraz içimi dökmek istedim.
Sevgili Arsız Ölüm'ün daha 50 sayfasını okudum ama Dirmit bana o kadar Sierva Maria'yı hatırlattı ki bunu yazmak istedim. Bu kadardı. Kaydırmaya devam edebilirsiniz.
Keyifli, akıcı bir büyüme hikayesiydi. Bu tarz kitapları okumak yaz aylarında özellikle güzel oluyor. Yormuyorlar, tatilde hissettiriyorlar. Kitabın yaz aylarında geçiyor olması da bu zevki katlıyor tabii. Aristo ve Dante, karakterlerinin tanıdık olmasıyla da okutan bir kitap. Hepimizin kendimize has…devamıKeyifli, akıcı bir büyüme hikayesiydi. Bu tarz kitapları okumak yaz aylarında özellikle güzel oluyor. Yormuyorlar, tatilde hissettiriyorlar. Kitabın yaz aylarında geçiyor olması da bu zevki katlıyor tabii.
Aristo ve Dante, karakterlerinin tanıdık olmasıyla da okutan bir kitap. Hepimizin kendimize has sandığımız ergenlik sancılarımızı, sadece kendi canı acıyor zanneden bir karakter üzerinden okuyoruz. Dünyadaki yerini bulamayan çocuklar, aptallıklar yapan çocuklar, kendilerine has olan çocuklar... Hepsi adımladığımız yaşlar.
Kitabın atmosferi bana sürekli Call Me By Your Name filminin atmosferini, karakterler de (Dante'ye hakaret gibi olacak ama) Akhilleus ve Patroklos'u hatırlattı. Yaz ayları, gençlik, aşk ve dostluk. Biraz da entelektüellik ve sırıtkan diyaloglar. Diyaloglar çok fazla ve alt altaydı ancak hiç yormamakla birlikte beni eğlendirdi. Çocukların aileleriyle ve birbirleriyle iletişimlerinin kuvvetli olmasını sevdim.
Uzatmak istemiyorum. Uzatmamı gerektirecek bir kitap da değil zaten.
Aristo ve Dante evrenin sırlarını keşfediyor. Ancak sonunda evrenin kendilerinden ibaret olduğunu anlıyorlar. Her insan gibi onlar da evrenlerinin ta kendileri. Bu da bana Stephen King'in O romanındaki bir cümleyi hatırlattı.
"Ölmek istemiyordu. Kendisi evrendeki yegane gerçek kişiydi, ölemezdi. Ölürse evren de ölürdü."
Spoiler içeriyor
O kadar kötü ki... Sevilecek tek bir karakter yok. Hepsi histerik ve ilişki kurmayı bilmeyen bencil insanlar. Seda, en yakın arkadaşının Mert'ten hoşlandığını bilmesine rağmen Mert'e kur yapıp duruyor. Ama kendisi Mert'i sevmiyor. Mert ise Seda'ya aşık. Banu, tüm bunları…devamıO kadar kötü ki...
Sevilecek tek bir karakter yok. Hepsi histerik ve ilişki kurmayı bilmeyen bencil insanlar. Seda, en yakın arkadaşının Mert'ten hoşlandığını bilmesine rağmen Mert'e kur yapıp duruyor. Ama kendisi Mert'i sevmiyor. Mert ise Seda'ya aşık. Banu, tüm bunları "hmm olabilir" ifadesiyle izliyor ve burası da aşırı tutarsız. Oysa yakın olmadığı Zuhal, Mert'e karşı hislerini belli edince orospu damgası yemişti. Hem Banu'dan hem de Seda'dan. Saçmalığı görüyor musunuz?
Seda ise ablasının sevgilisine aşık, üstelik aşkı karşılıklı. Ama adam ablasından ayrılmak yerine yasak bir ilişki yürütüyor.
Zuhal, dengesizin teki. Mert'e olan saplantısı beni çok rahatsız etti. Fazla yüzsüz. Yetişkin haliyle ergen hali arasındaki tek benzerlik 'asi' olmaları, yalan söylemeleri. Her iki halinde de zorlama bir kişilik görüyorum.
Mert zaten malın teki. Ama anlamadığım nokta: birinci bölümde, kendi arkadaşları Banu'nun kilosuyla dalga geçerken sesini çıkartmaması hatta eğlenmesi gösterilirken ileriki bölümlerde Banu'nun Mert'e aşık olmasına sebep olarak Mert'in Banu'yu zorbalıktan koruduğu bir sahne görüyoruz. Kimse bu Mert ne ayak, niye bi koruyo bi dalga geçiyo kızla diye sorgulamadı mı cidden? Hadi onu geçtim, yetişkin Mert ile ergen Mert arasında tek bir ortak nokta bile yok. İnsanlar büyürler, değişirler, gelişirler ama bu kadar başkalaşma da mümkün değil.
Murat'a gelecek olursak, iyi giden bir karakterdi. Muhtemelen bu karakteri nasıl mahvedebilecekleriyle ilgili uzun uzadıya düşünmeleri sonucu senaristler ona da Mert'in idrar testlerine müdahale ettiği sahneyi yazmışlar. Çünkü bu olay ne karaktere uyuyor ne de bir anlamı var...
Ha bir de Banu ve Murat'ın birlikte olmaları NE ALAKAYDI??? Şaşırtıcı olalım, ters köşe yapalım istemişler ama saçma sapan, bağlamdan kopuk bir dizi yazmışlar. Bu iki karakter birbirlerinden hoşlanmıyordu bile.
Bütün karakterleri ahlaksızca entrikalara sokup, dizinin sonuna gülüştükleri bir anıyı koyup "awww ne kadar da tatlı bir arkadaş grubu" dedirtmeye çalışıyorlar. Berbat bir arkadaş grubu. Burada bahsetmeyi atladığım kim bilir başka ne saçmalıklar var.
Elif salağına gelecek olursak: bir sahnede annesini sadece merak ettiği için bulmak istediğini söylüyor. Sonra buluyor, beni neden bıraktın diye kızıyor. On yedi yaşında doğurmuş, kim bilir neler yaşamış kıza bileniyor. Sonra bi bakıyor annesi Zuhal değil Banu. Bu sefer de Zuhal'e sempati besliyor. Bir öyle davranıyor, bir böyle. Yirmi yaşında ve hala ergen gibi tepkiler veriyor. Ara sıra lafı geçse de kendisini büyüten kadına karşı çok büyük sadakatsizlik işlediğini düşünüyorum. Biyolojik olarak kan bağının olduğu kişiye beslediğin duygular, seni büyüten kadına karşı beslediklerinden daha yoğun olmamalıydı. Ayıp be!
Aşk101 gibi bir dizi yapalım demişler ama içine sıçmışlar. Senaryodaki tutarsızlıklar, karakterlerin 'gençlik yaa' adı altındaki cozutmaları bende tiksinti uyandırdı. Hiç samimi değilsiniz. Seda başta olmak üzere karakterlere editler yapıp 'kraliçe' başlığı atan tüm tiktokerların da ben kafasına sıçayım. İzlemeyin.