le guin okumadığınız her gün için ayrı ayrı pişmanlık duyacak, azap çekeceksiniz. 'neden?' diye soracaksınız kendinize, başınızı duvarlara vururken 'neden bu kadını bu zamana kadar hiç okumadım?'
Az önce Tarık Tufan'la tanıştım ve ona 'Bana bak güneş!' kısmını çok beğendiğimi söyledim. O da bana o kısmını Zonaro'nun notlarından okuduğunu ve gerçekten yaşanmış olduğunu anlattı. O kadar şaşırdım ki fotoğraf çekilmeyi unutup gittim. Hikaye bu kadar. "Ve güneş…devamıAz önce Tarık Tufan'la tanıştım ve ona 'Bana bak güneş!' kısmını çok beğendiğimi söyledim. O da bana o kısmını Zonaro'nun notlarından okuduğunu ve gerçekten yaşanmış olduğunu anlattı. O kadar şaşırdım ki fotoğraf çekilmeyi unutup gittim. Hikaye bu kadar.
"Ve güneş bana bakınca, gerçekten gözlerim kamaşıyordu."
Öncelikle yazar hanımefendi bu seriyi on dokuz yaşında yazmaya başlayıp yirmi üç yaşında tamamlamış. Bu yüzden onu inanılmaz kıskandım. Mükemmel bir seri mi? Sanmam. Ancak sürükleyiciliği su götürmez bi gerçek. Elimden bırakamadığım, yürürken bile okuduğum oldu. Güzel bir evren yaratılmış.…devamıÖncelikle yazar hanımefendi bu seriyi on dokuz yaşında yazmaya başlayıp yirmi üç yaşında tamamlamış. Bu yüzden onu inanılmaz kıskandım.
Mükemmel bir seri mi? Sanmam. Ancak sürükleyiciliği su götürmez bi gerçek. Elimden bırakamadığım, yürürken bile okuduğum oldu. Güzel bir evren yaratılmış.
Ama tiktoktaki yok Rin'i hiç sevmiyorum/Yaşasın Kitay yorumlarının sığlığından hoşlanmadım. Fantastik kitapların kitlesinde, ana karakterin pişip ağzına düşen armutlara ve aşkı doruklarda yaşayan karakterlere bir düşkünlük var sanıyorum ki. Ve bu, kitapta karşılanmayınca bir yanlışlık sezilmiş. Ama öyle değil.
Bahsetmeme gerek var mı bilmiyorum ama özellikle ilk kitaptaki soykırım sahneleri gerçek savaşlardan esinlenilme. Bu zaten bir yere kadar gerçekçilik yükünü taşıyor. Bir de üstüne karakterler o kadar gerçekçi yollarda ilerliyorlar ki savaşın psikolojik yükünü ve ahlaki ikilemlerini çok net hissediyoruz.
Rin zaten püripak bir karakter değil arkadaşlar. Bunu Sinegard'a gitmek için koluna damlattığı mumlardan anlamanız gerekirdi.
Ve bu kitaba kadar Rin adım adım delirdi. Savaş herkesi delirtir ancak Rin bir silah olarak elden ele dolaştı ve yaptıklarının sorumluluklarıyla yüzleşti sürekli.
Başlarda Rin'in sürekli taraf değiştirmesi canımı sıkmıştı ama sonraları hiçbir tarafın haklı olmadığını ve Rin'in doğru seçimi yapmaya çalışırkenki yanılgılarının onun delirmesindeki en temel sebeplerden biri olduğunu fark ettim. Rin, güç istiyordu. Kendisini paramparça etti. Ama Rin barış istese de başka bir çıkış bulamazdı.
Güzel bir seriydi. Kendimi yine ortaokul yıllarımda Açlık Oyunları okurkenki gibi hissettim.
Ve Nezha, özür dilerim.
O kadar iyi bir geçiş kitabıydı ki... Tüm kitabı tek lokmada yuttum resmen. İşimi gücümü bıraktım da okudum. Karakter çatışmaları da iyi yazılmıştı. Son olarak: SPOILER!!!!! Orospu Nezha. Bi bokluk çıkacağını biliyodum senden.
Yazma azmim artsın diye ana karakteri yazar olan dizi/film/kitap tüketmek istediğim bi dönemde öylece karşıma çıktı ve izleyeyim dedim. Ama hiç beklemediğim kadar eğlendim. Sonlara doğru duygulandım bile. Ve öğretmen öğrenci ilişki dinamiğini kabul edilemez bulsam da bu dizide yanlış…devamıYazma azmim artsın diye ana karakteri yazar olan dizi/film/kitap tüketmek istediğim bi dönemde öylece karşıma çıktı ve izleyeyim dedim. Ama hiç beklemediğim kadar eğlendim. Sonlara doğru duygulandım bile. Ve öğretmen öğrenci ilişki dinamiğini kabul edilemez bulsam da bu dizide yanlış bulduğum hiçbir şey olmadı. Romantizmi gerçekten çok tatlı işlemişler. Çıtır çerez izlemelik bir dizi olabilir sizin için. Benim ise muhtemelen dönüp dönüp random bir bölümünü açıp izleyeceğim konfor dizilerimden biri oldu.
20 sayfa boyunca unironically 'kediler ve kedileri sevenler mükemmeldir, köpekler ve köpekleri sevenler boktur' temalı yazısından ve yazının içinde türleri 'maymunlar, insanlar, zenciler, inekler' diye saymasından sonra -normalde kelime bile atlamaktan korkan ben- sayfaları atlaya atlaya okumaya başladım. Atlarken bile…devamı20 sayfa boyunca unironically 'kediler ve kedileri sevenler mükemmeldir, köpekler ve köpekleri sevenler boktur' temalı yazısından ve yazının içinde türleri 'maymunlar, insanlar, zenciler, inekler' diye saymasından sonra -normalde kelime bile atlamaktan korkan ben- sayfaları atlaya atlaya okumaya başladım. Atlarken bile ırkçı söylemlerine denk geldim.
Genelde 'yav amca ne anlatıyosun ya' minvalinde okudum ve ne şaşırtıcı ne de yeni şeyler söylüyor. Niçe okuduğu için kendisini düşünür sanan yaşlı adamlardan da bıktım açıkçası.
Substack korkunç bir platform ve bunun sebebi aslında güzel bir temele sahip olması. Ancak içerideki insanlar bu güzelliğin farkındalar ve bunu dünyanın en özel şeyiymiş gibi paylaştıkları için platformu mahvediyorlar. Bu paylaşımlar az buz da değil. O kadar çok romantize…devamıSubstack korkunç bir platform ve bunun sebebi aslında güzel bir temele sahip olması. Ancak içerideki insanlar bu güzelliğin farkındalar ve bunu dünyanın en özel şeyiymiş gibi paylaştıkları için platformu mahvediyorlar. Bu paylaşımlar az buz da değil. O kadar çok romantize ediyorlar ki platform özünden sapmış, güzel yazıların okunup paylaşıldığı bir yer olmaktansa, güzel yazıların okunup paylaşılması üzerine güzellemeler yapılan bir yer halini almış durumda.
Ve çok okunma alan bütün yazılar sanıldığının aksine o kadar da iyi değil. Sadece çok fazla insana hitap ediyor ve bu insanları özel💫 hissettirmeyi başarıyorlar. Bu kötü olmayabilir -ki bence öyle- ancak sığ oldukları gerçeğini değiştirmiyor.