Hector Barbossa: O adadan nasıl kurtulabildin, anlayamadım. Jack Sparrow: Beni o tanrının cezası kara parçasına bıraktığın zaman bir şey unuttun dostum: Ben Kaptan Jack Sparrow'um.
"Her seye karşın, doğadan bir parça bu; canli, gerçek doğadan bir parça. Peki o tuhaf, insani huzursuz eden duygu nereden kaynaklaniyor? Doğayı böylesine milimi milimine tuvale aktarmak mi yanlis olan yoksa? Insana rahatsızlık veren eksiklik, doğaya fazla sadik olmaktan mi…devamı"Her seye karşın, doğadan bir parça bu; canli, gerçek doğadan bir parça. Peki o tuhaf, insani huzursuz eden duygu nereden kaynaklaniyor? Doğayı böylesine milimi milimine tuvale aktarmak mi yanlis olan yoksa? Insana rahatsızlık veren eksiklik, doğaya fazla sadik olmaktan mi kaynaklanıyor? Ya da bir konu, özüne nüfuz etmeden, ondaki bütün anlam katmanlarini açığa çikaran gizemli ışığı yakalamadan duyarsızca ele alındığında, ortaya çıkacak olan sey, yalnizca insanin içini allak bullak eden korkunç bir gerçeklik midir?
Tipki, güzel bir insanin içine, özüne ulaşmak amaciyla neştere sarilmak gibi: Ortaya dökülen iç organlar, insanin yüreğini kaldiran bir manzara degil midir? Neden, basit, siradan bir doğa parçasi, kimi ressamların ona verdikleri ışıkla sizde hiçbir bayağı izlenim uyandirmaz... hatta, tersine, haz verir, huzur verir, sükûnet verir de... ayni konu başka kimi ressamların elinde bayağılığa, çirkinliğe dönüşür? Oysa ikinci ressam da doğaya, konusuna tümüyle sadik kalmistir. Resmi içinden aydinlatan ışığın eksikligiyle açiklanabilir herhalde bu durum! Alabildiğine görkemli, göz alici bir doğa görüntüsü karsisinda bile, gökyüzünde günes yoksa eğer, bir seylerin eksik oldugu duygusuna kapılmamız gibi tıpkı!"
"Burnunuzu kaybetmiş miydiniz acaba?" "Evet." "Burnunuz bulundu." "Ne diyorsunuz!?" diye bagirdi Kovalev. Sevinçten ağzı dili kurumustu. Gözlerini dört açmış , karşısında dikilmekte olan bekçinin titrek mum ışığında parlayip gölgelenen tombul dudaklarına, yanaklarina bakiyordu. "Nasil bulundu?" "Garip bir rastlantiyla: Bir uzun…devamı"Burnunuzu kaybetmiş miydiniz acaba?"
"Evet."
"Burnunuz bulundu."
"Ne diyorsunuz!?" diye bagirdi Kovalev. Sevinçten ağzı dili kurumustu. Gözlerini dört açmış , karşısında dikilmekte olan bekçinin titrek mum ışığında parlayip gölgelenen tombul dudaklarına, yanaklarina bakiyordu. "Nasil bulundu?"
"Garip bir rastlantiyla: Bir uzun yol arabasina binmis, Riga'ya giderken yakaladik kendisini. Düzenlenme tarihi hayli eski bir memur kimliği çıktı üzerinden.”
Bizler, sanatın kalpleri değiştirebileceğine inanıyoruz. Ve onlara güç verebileceğine. Sanat, insanlara yaşadıklarını hissettirebilir. Sanat, erkek ve kadının ruhuna erişebilir. Sanat, topluma şuur getirir. Bizleri daha iyi bir birey yapar. Sanat, evrensel olabilir. Sınırsız, her türlü dinden ve ırktan bağımsız. Sanat…devamıBizler, sanatın kalpleri değiştirebileceğine inanıyoruz. Ve onlara güç verebileceğine. Sanat, insanlara yaşadıklarını hissettirebilir. Sanat, erkek ve kadının ruhuna erişebilir. Sanat, topluma şuur getirir. Bizleri daha iyi bir birey yapar. Sanat, evrensel olabilir. Sınırsız, her türlü dinden ve ırktan bağımsız. Sanat bir ilah olabilir. Ama bir dekor asla! Gerçek bir silah! Hedef vurulmalı
Yerken okumayı severim. Sabah gazetesi hep aynı palavralarla dolu. Ölenler öldürenler, çalanlar çaldıranlar, ezenler ezdirenler. Spor sayfasında da aynı rezalet. Futbolcular tüm ülke halkını korkudan donlarına ettiriyor. Para, para, para. "Pazara değin binlikleri avucuma saymazlarsa top mop yok" diyen diyene.…devamıYerken okumayı severim. Sabah gazetesi hep aynı palavralarla dolu. Ölenler öldürenler, çalanlar çaldıranlar, ezenler ezdirenler. Spor sayfasında da aynı rezalet. Futbolcular tüm ülke halkını korkudan donlarına ettiriyor. Para, para, para. "Pazara değin binlikleri avucuma saymazlarsa top mop yok" diyen diyene. Gazetelerin birinci sayfasında yalnız reklamlar var artık. BEYİN YIKAMAK"! İç sayfalar uzay yolculuklarına, gün geçtikçe çoğalan televizyon eleştirilerine ayrılmış. Cicili bicili kuponlar da boy gösteriyor. "Beş bin kupon biriktirene bedava dünya gezisi", "on bin kupon kes apartman katı kazan". Bizleri iyiden iyiye enayi yerine koyuyor bu zengin patronlar be! Kumaş verenler, hayat sigortaları, paralar, otomobiller derken tüm ülkeyi tatlı düşler içinde uyutacaklar.
Morpheus: Matrix her yerdir. Etrafımızı çevreler. Şu anda bile, bu odanın içinde. Pencereden baktığında ya da TV'yi açtığında onu görebilirsin. Çalışmaya gittiğinde onu hissedebilirsin. Kilisede bile... Vergilerini öderken. Gerçekleri görmeni engellemek için gözlerinin önüne çekilen bir dünya bu. Neo: Ne…devamıMorpheus: Matrix her yerdir. Etrafımızı çevreler. Şu anda bile, bu odanın içinde. Pencereden baktığında ya da TV'yi açtığında onu görebilirsin. Çalışmaya gittiğinde onu hissedebilirsin. Kilisede bile... Vergilerini öderken. Gerçekleri görmeni engellemek için gözlerinin önüne çekilen bir dünya bu.
Neo: Ne gerçeği?
Morpheus: Bir köle olduğun gerçeği Neo. Sen de herkes gibi bir köle olarak doğdun. Dokunamadığın tadamadığın ya da koklayamadığın bir hapishanedesin. Beyninin içi bir hapishane.
Aşkları ateşten ve çiyden meydana gelmisti. Asklarına bedensellik girmedi çünkü bunu kutsallığın kirletilmesi olarak görüyorlardi. İlişkilerinin nihayetinde bedensel bir gerçekliğe dönüşecek olmasi, akillarina getirmedikleri bir seydi. Gerçi yaşadıkları bedensel gerçeklikler, hissettikleri tensel arzu ve mutluluklar da yok degildi: Birinin parmaginin…devamıAşkları ateşten ve çiyden meydana gelmisti. Asklarına bedensellik girmedi çünkü bunu kutsallığın kirletilmesi olarak görüyorlardi. İlişkilerinin nihayetinde bedensel bir gerçekliğe dönüşecek olmasi, akillarina getirmedikleri bir seydi. Gerçi yaşadıkları bedensel gerçeklikler, hissettikleri tensel arzu ve mutluluklar da yok degildi: Birinin parmaginin ucunun ötekinin eline veya koluna değmesi, tokalaşırken birbirini kavrayan ellerin anlik temasi, nadiren verilen buselerde dudaklarin birbirini okşaması, kizin saçinin gencin yanağını karıncalandırarak ürpertmesi, eliyle nazikçe gencin lülelerini gözlerinin önünden çekerken onun gönlünü titretmesi... Tüm bu duyguları hissediyor ve bu okşamalarda, bu hoş bedensel temaslarda, küçücük de olsa, neden bir günah belirtisi hissettiklerini anlayamıyorlardı.
Ön ayakları bacakları ıslanmıştı; ıslanılan yerler anında buz tuttu.Bacaklarındaki buzları yalayıp atmak için hemen harekete geçen köpek, bunun ardından karın üstüne oturup ayak parmaklarının arasında dolduran buzları isirarak çıkarmaya çalıştı içgüdüleri böyle emrediyor ona.Buzların orada kalması demek yaralı ayaklar demekti.…devamıÖn ayakları bacakları ıslanmıştı; ıslanılan yerler anında buz tuttu.Bacaklarındaki buzları yalayıp atmak için hemen harekete geçen köpek, bunun ardından karın üstüne oturup ayak parmaklarının arasında dolduran buzları isirarak çıkarmaya çalıştı içgüdüleri böyle emrediyor ona.Buzların orada kalması demek yaralı ayaklar demekti. Köpek bunu bilmiyor sadece varlığının en derinlerindeki mahzenlerden çıkagelen esrarengiz yönelime boyun eğiyordu
Bongo sağcı köpekle sevgili oldugunu saniyor.Sürekli birlikte takılıyorlar, çocuk yapmayı planladiklari izlemine kapılıyorum. Bongo aşık olmuş gibi, ona kıyıp sağcı köpeğin geyik degil de bir köpek oldugunu bir türlü söyleyemedim.