Geç kalınmış 2025 özetim 257 film 117 film incelemesi yazıldı 41 ön gösterim daveti 21 ön gösterime gidildi 32 kısa film 11 dizi 5 dizi incelemesi yazıldı 33 oyun 33 oyun incelemesi yazıldı 9 kitap 26 çizgi roman 22 çizgi…devamıGeç kalınmış 2025 özetim
257 film
117 film incelemesi yazıldı
41 ön gösterim daveti
21 ön gösterime gidildi
32 kısa film
11 dizi
5 dizi incelemesi yazıldı
33 oyun
33 oyun incelemesi yazıldı
9 kitap
26 çizgi roman
22 çizgi roman incelemesi yazıldı
1 manga
3 gözaltı
6 kazanılan dava
1 kaybedilen dava
2 devam eden dava
Devam eden bir takım yasaklar
ve dahası…
2026’da maks 100 film izlerim diye düşünüyorum. Bir de daha az adliye koridoru görsem fena olmaz.
26.12.2025 Bayılıyoruz boş film övmeye. Yazıda spoiler olacak, ona göre okuyun. Film ilk yazılmaya başladığında, sıradan bir felaket filmi, yani insan vs doğa kafasıyla yazılmış; sonradan bakmışlar AI revaçta, yapılan işlerde tutuyor, biz de yapalım demişler ve simulasyon, AI, döngü…devamı26.12.2025
Bayılıyoruz boş film övmeye.
Yazıda spoiler olacak, ona göre okuyun. Film ilk yazılmaya başladığında, sıradan bir felaket filmi, yani insan vs doğa kafasıyla yazılmış; sonradan bakmışlar AI revaçta, yapılan işlerde tutuyor, biz de yapalım demişler ve simulasyon, AI, döngü falan eklemişler gibi geldi. Biraz baktığımda da raportajlarda falan, direkt “böyle yaptık” demeseler de başta sadece felaket filminden ibaret olacağını kabul etmişler. Keşke öyle yapılsaymış…
Başta yazdıklarımdan da anlaşılacağı üzere, filmi övmeyeceğim; hatta öyle ki başlangıçta ortalama duran felaket kısımlarını bile övmeyeceğim, çünkü film bunların hepsini çöpe atmayı başarıyor. En ufak zeka kırıntısı bulunmayan filmde yazılan karakterler de motivasyonsuz, klişenin en üst noktasında yer alıyorlar. İyi yazılan bir karakter varsa, o da izleyip hemen herkesin sövdüğü çocuk karakterdi. İyi yazılmış çünkü bir çocuk ağlayıp zırlayan, kıçının üzerinden durmayan, kıyamet koparken bile eğlenmek isteyen bir karakterdi o. Çocuklar da böyledir zaten; tamam, gerçekte olsa evin yarısı suyla dolmuşken “Anne, ben dalcam” demez belki, ama nefret kusulacak nokta burada çocuk karakter değil sanki, ne dersiniz? Bunu yazıyorum çünkü okuduğum bir yorumda şu yazıyordu: “Film boyu asalak çocuğun ölmesini bekledim.” Bu yorumu yazarken ne düşündü bilmiyorum, ama film hakkında açıklama yapmak yerine direkt nefretini kusan adamın ceddini si…
Neyse, muhtemelen yapay zekaya yazdırılmış ve yapay zekanın aptal olduğu saatlerde üretilmiş bir senaryo var karşımızda. Çünkü ne olmaya çalıştığını bilmiyor bu film: Felaket filmi gibi başladı, hafif dram ekledi, sonradan bilim kurguya kaydı; AI, döngü ve simülasyon üçlüsü işin içine girdi, araya da serpiştirilmiş çatışma sahneleriyle biraz aksiyon katmışlar filme. Bu kadar şeyi karıştırıp hiçbir şey olmayan bu filmin Netflix filmi olması da tabii ki şaşırtmadı.
Filme kötü diyemem, ama iyi film diyecek kadar da boş değilim. Bu film için “ortalama” veya “ortalama altı ama izlenmeyecek kadar kötü olmayan filmlerden” demek doğru olur diye düşünüyorum.
Son olarak, en az film kadar garip bir cümleyle bitirmek istiyorum yazıyı: Akıcı, sıkıcı bir filmdi The Great Flood.
4,80/10
22.12.2025 Ağır olacak belki ama neden var bu film? Anlatılan hikâye klişe, daha ilk dakikalardan ne olacağını biliyoruz ve buna rağmen bir dram yaratmaya çalışmışlar. Anime’de amacı meme ellemek olan karakterimiz bir anda âşık oluyor ve istediği sadece cinsellik değil,…devamı22.12.2025
Ağır olacak belki ama neden var bu film?
Anlatılan hikâye klişe, daha ilk dakikalardan ne olacağını biliyoruz ve buna rağmen bir dram yaratmaya çalışmışlar. Anime’de amacı meme ellemek olan karakterimiz bir anda âşık oluyor ve istediği sadece cinsellik değil, gerçekten âşık oluyor. Tamam, madem bu karakter buna evrilecekti biz niye anime boyunca ergen muhabbeti izledik amk?
Karakter gelişimi mi diyeceksiniz buna da? Bu filmde de CGI kullanımı yer yer göze batıyor ama benim asıl gözüme batan şey gereksiz uzatılan aksiyon sekanslarıydı. Evet, iyi ve estetik gözüküyor; evet, eğlenceli de sahneler ama bu kadar uzun tutunca sıkıyor. Süreyi uzatma çabaları bana geçmedi maalesef. Bu arc neden bu kadar abartılıyor diye düşünüyordum ama anime kitlesinin ne olduğunu bir kez daha anlamış oldum.
Neyse, anime hakkında ne düşünüyorsam aynısını düşünüyorum bu film hakkında. Klişe bir senaryo, anlık motivasyonla gaza gelen karakterler, olmayan motivasyonlar ve yine bana geçmeyen dram ile romantik karışımı türü ile gereksizdi; ancak estetik görüntüler, müzikleri ve merak ettiren sonu ile kötü diyemediğim, sadece gereksiz bulduğum bir filmdi Chainsaw Man: Reze Arc.
6,84/10
25.12.2025 Nepo baby ve torpilli diye gömülen Timothée Chalamet, bu filmle beraber eleştirenleri susturmuştur diye düşünüyorum. Belki de kariyerinin en iyi performansını gösteriyor filmde. Yılın en iyi filmlerinden olduğu kesin; hatta birçok kişiye göre en iyisi olacaktır. Ama Oscar ödüllerinde…devamı25.12.2025
Nepo baby ve torpilli diye gömülen Timothée Chalamet, bu filmle beraber eleştirenleri susturmuştur diye düşünüyorum. Belki de kariyerinin en iyi performansını gösteriyor filmde.
Yılın en iyi filmlerinden olduğu kesin; hatta birçok kişiye göre en iyisi olacaktır. Ama Oscar ödüllerinde gereksiz övülen One Battle After Another’a karşı kaybedeceğini düşünüyorum.
Filme gelecek olursam; klasik biyografi filmlerinden değil. Düz bir anlatıma sahip değil. Karakteri izlemesi zevkli ama izlediğimiz karakter de alışagelmiş “iyi” karakterlerden değil. Daha çok bir anti-kahraman izliyoruz ve bu da daha doğal, bol kaoslu, akıcı bir film izlememize sebep oluyor.
İyi bir film bekliyordum ama yılın en iyilerinden olabileceğini hiç düşünmemiştim. Şaşırttı diyebilirim. Bunların yanında yönetmenlik ve sinematografi de özellikle övülmesi gereken noktalar.
Kısacası kusursuz bir film yok karşımızda ama kısır geçen son yılları düşündüğümüzde; doğallığı, iyi oyuncu performansları, yönetmenliği, sinematografisi ve özellikle masa tenisi sahneleriyle gayet iyiydi Marty Supreme.
Film 1 Ocak’ta vizyona giriyor. Gereksiz filmleri övmek yerine, övülmeyi hak eden ve yapılan reklamların hakkını sonuna kadar veren Marty Supreme filmini övebilirsiniz.
8,46/10
04.01.2026
Rewatch
2026 yılında izleyeceğim ilk filmin iyi olmasını istiyordum ve iyi olduğunu bildiğim Marty Supreme filmini tekrar izlemek istedim. Gittiğim salon şaşırtıcı bir şekilde doluydu; hafta sonu olmasının etkisi vardır tabii, ama bu film için salonun yarısından fazlasının dolu olacağını beklememiştim.
İkinci izleyişimde Timothée Chalamet’in performansı yine üst düzeydi; Odessa A’zion başta olmak üzere yardımcı karakterler de sağlam bir performans sergiliyor. Bazı gereksiz karakter ve sahneler olsa da film, 150 dakikalık süresini olağanüstü kurgusu ve durmak bilmeyen temposu sayesinde hiç hissettirmiyor. Film, Marty karakterinin kötü biri olduğunu inkar etmiyor ama saf kötü olmadığını yüzümüze vurmaya çalışıyor. Sonuna kadar karaktere tam ısınacağız derken yine bir boklar yiyor ve nefretimizi kazanıyor. İşin garip tarafı, bu dolandırıcı, zampara, narsist ve manipülatif karakteri izlemek zevkli; sıkmıyor, yer yer yoruyor, bazen eğlendiriyor, hatta belki bazılarını duygulandırıyor bile.
Kısacası, uzun süresine rağmen TikTok ve Rees bağımlılarının bile izleyebileceği filmlerden Marty Supreme.
Son olarak, Timothée Chalamet’in belli bir kitle tarafından sevilmediğini biliyordum ama bizim ülkede bu kadar sevmeyeni olduğuna ilk kez şahit oldum. Okuduğum bazı yorumlarda Timothée’nin boykot edilmesi gerektiğini, her içeriğin altından onun çıktığını, başarılı bir oyuncu olmadığını, tekelleşmeye sebep olduğunu ve hukuki bir zeminde tartışılması gerektiğini yazan bile olmuş. Okuduğumda güldüğüm, ama yorumu yazanın ciddi olduğunu anladığımda kahkaha attığım garip birkaç dakikaydı. Bu adamın 2020 sonrasında toplasak 10 filmde rol almışlığı yok, diziler zaten yok. Üstelik bu filmdeki performansıyla da inanılmaz prestijli ve hak edene gittiğini bildiğimiz(!) Oscar’a göz kırpıyorken, bu cehalet kokan yorumu nasıl yazabilir bir insan, aklım almıyor.
8,11/10
21.12.2025 Baştan söyleyeyim; ben de bu animeyi seviyorum, kudurmayın. Sadece sizin gibi abartmıyorum. 2022’de mangasına yazdığım kısa bir yazıdan dolayı Twitter’da sövülmedik değerimi bırakmayan, maks. 14 yaşındaki fan kitlesi yüzünden; animesini izlememe rağmen hakkında ufacık bir şey bile yazmamışım. Filminden…devamı21.12.2025
Baştan söyleyeyim; ben de bu animeyi seviyorum, kudurmayın. Sadece sizin gibi abartmıyorum.
2022’de mangasına yazdığım kısa bir yazıdan dolayı Twitter’da sövülmedik değerimi bırakmayan, maks. 14 yaşındaki fan kitlesi yüzünden; animesini izlememe rağmen hakkında ufacık bir şey bile yazmamışım. Filminden önce de unuttuğum animeyi tekrar izlemek istedim.
Köle gibi davranılan ve tek amacı meme ellemek olan ana karakteri izlemek ve bundan zevk almak tam olarak kime hitap ediyor bilmiyorum ama bana göre değil demiştim ilk birkaç bölümde. Ancak bu karakterin bir noktada olgunlaşacağını düşünürken, aksine daha da ciddiyetsiz, kimseyi rol model almayan tavırla devam ettiğini görünce bir ısınmaya başladım karaktere.
Eğlenceli, aksiyonu iyi; komedisi de ilgimi çekmemesine rağmen yer yer iyi olabiliyor ama bir şeyleri eksikmiş gibi hissettiriyor bu anime. Belki çok sıradan bir konusu olduğundan bu boşluk hissi vardır ama bu sıradan hikâyeyi diğerlerinden farklı anlatmayı başardığı için sıkılmadan izleyebiliyoruz. Aslına bakarsanız Chainsaw Man’i iyi yapan en önemli şey de bu. Çünkü pek anime izlemeyen ben bile shounen animelerinin çoğunu sevemiyorum; tutmuş şeyleri kopyala-yapıştır yaparak farklı karakterlerin bakış açısından izlemek bana pek geçmiyor. Bunun en büyük örneği benim için Demon Slayer’dı; çünkü animeyi üç kez izlemeye çalıştım ama ilk sezondan ilerisine gidemedim. Beni içine çeken bir şey yoktu.
Chainsaw Man ise tüm shounen klişelerini eksiksiz bir şekilde kullanmasına rağmen “ben bildiğin shounen animelerinden değilim” diyerek, birçok klişeyi kullanırken alttan alta eleştiri de yapıyor ama iyi bir anime olmaktan ileriye gidemiyor.
Kısacası; karakterlerin sığ olması, her ne kadar eleştirmek için de olsa fazla klişe olması ve yaratmaya çalıştıkları dramatik havanın bana geçmemesinden dolayı, benim gözümde üst düzey, başyapıt bir anime falan değildi Chainsaw Man.
Son olarak; animasyonları her ne kadar iyi olsa da bazı sahnelerde CGI fazla göze batıyordu.
7,12/10
20.12.2025 Neden bu kadar övüldüğünü anlamadım, aynı şekilde gömen kesimin de neden gömdüğünü anlamadım. Dram kısmı yok, onda bir anlaşalım; ama komedisi gayet iyiydi. Süresi fazla uzun gelmişti ama izlerken akıp gitti, hatta hızlı bir şekilde son geldi. Orijinal filmi…devamı20.12.2025
Neden bu kadar övüldüğünü anlamadım, aynı şekilde gömen kesimin de neden gömdüğünü anlamadım. Dram kısmı yok, onda bir anlaşalım; ama komedisi gayet iyiydi. Süresi fazla uzun gelmişti ama izlerken akıp gitti, hatta hızlı bir şekilde son geldi.
Orijinal filmi The Intouchables’ı bundan bir ay önce izlemiş ve hayran kalmıştım. Dram ve komedi dengesi çok iyi ayarlanmıştı. Bizim uyarlama filmimize gelecek olursam; fazlasıyla doğal oyunculuklar ve iyi komedisinin yanında, bana geçmeyen bir dram yaratma çabası vardı filmin. Yani ne arşa çıkartacak kadar iyi ne de yerin dibine sokulacak kadar kötü bir film var karşımızda. Sadece iyi bir komedi filmi izledim ben. Sinemamızda nadiren iyi film gördüğümüzden olsa gerek, biraz fazla şişirmişler bu filmi.
IMAX kısmına gelecek olursam; ben filmi IMAX’te izlemedim ama çok da gerekli olduğunu düşünmüyorum. Son zamanlarda olur olmadık filmleri IMAX formatında izletmeye çalışıyorlar ama ekstra bir deneyim katmıyor; bu da onlardan biri gibi.
Kısacası, iyi komedisi, oyunculukları ve başarılı yerelleştirilmesi sayesinde iyi ama abartılmaması gereken bir filmdi Yan Yana.
6,76/10
Rewatch 19.12.2025 HAFİF SPOİLER “Oğluma karşılık oğlun” 13 yıllık bekleyişin ardından gelen Avatar: The Way of Water, olayın Pandora’nın görkemli görüntüsü ve gizemlerinden çıkıp tamamen kişisel bir husumete dönüştüğünü gördüğümüz, ilk filmdeki sorgulamaları ve Na’vi halkının etiklerini boşa çıkaran bir…devamıRewatch
19.12.2025
HAFİF SPOİLER
“Oğluma karşılık oğlun”
13 yıllık bekleyişin ardından gelen Avatar: The Way of Water, olayın Pandora’nın görkemli görüntüsü ve gizemlerinden çıkıp tamamen kişisel bir husumete dönüştüğünü gördüğümüz, ilk filmdeki sorgulamaları ve Na’vi halkının etiklerini boşa çıkaran bir filmdi. İlk film klişe ama kalan birçok sebepten ötürü efsane denebilecek seviyedeydi; ancak burada ilk filmde gördüğümüz birçok şeyin tersi oluyor. Zorunda kalmadığı sürece savaşmak istemeyen karakter bir anda savaş meraklısı oluyor. Özünde insan olan Jack Sully, herkesten çok Na’vi gibi davranıp bir başarısı olmamasına, hatta korkup kaçmasına rağmen gereksiz rolleniyor.
Film boyunca sürekli aynı şeyleri görüyoruz. İlk filmde gördüğümüz eğitim sahneleri ve alışma süreci burada da var. Bunun yanında sürekli kaçırılan çocuklar; biri kurtarılıyor, diğeri kaçırılıyor derken aslında aynı şeyleri izleyip duruyoruz. Sadece görsellik ve atmosfer bizi büyülüyor ve bunu izlerken hissedemiyoruz. Bu klişe ve aynı şeyleri izlerken sıkılmıyoruz; aslında bakarsanız önemli olan da bu gibi: sıkılmıyoruz.
Saçma bulduğum başka bir şeyden daha bahsedeyim: İlk filmde insanlardan her anlamda farklı gösterilen Na’viler, bu filmde bayağı insan gibiler. Birbirlerini zorbalayan ergenlerden klasik Amerikan komedisine kadar aynı. Renkleri mavi olmasa farklı bir ırk izlediğimizi anlayamayacağız diyerek abartabilirim hatta. Bunu karakterlerle bağ kuralım diye mi yaptılar bilmiyorum ama o farklı havasını bitirmiş.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi 3 saatlik filmin yarısı, Sully ve ailesinin sığındığı Metkayina klanını anlatmakla geçmesine rağmen final savaşında klanın umursanmaması, savaşın sadece aile etrafında yaşanması gibi saçma salak şeyler de barındırıyor. Özellikle sinemada izlerken tüyleri diken diken eden ama birkaç saat geçtikten ve üzerine biraz düşündükten sonra övülecek pek de bir şeyi olmadığını anladığım filmlerden Avatar: The Way of Water.
Kısacası bazı insanlar için deneyim çok da önemli değildir; onlar için hikâyenin bir amacı olmalıdır. Film bittikten sonra sadece görselliğiyle değil; diyalogları, hikâyesi, müzikleri, iyi yazılmış karakterleri, hatta söyleyemedikleriyle bile anılmalıdır. Neyse ki ben onlardan değilim. Bu belki kötü bir şeydir ama bu filmi tüm kötülüklerine rağmen sevdim.
7,34/10
Rewatch 18.12.2025 “Kendime, herhangi birinin geçebileceği her sınavı geçebileceğimi söylerdim.” Avatar: Fire and Ash’i izlediğimde ilk iki filmi tekrar izlememiştim. Fire and Ash’i tekrar izlemeden önce seriye bir rewatch atmasam olmazdı. İlk Avatar filminin Extended Collector versiyonunu izledim. Bu versiyon…devamıRewatch
18.12.2025
“Kendime, herhangi birinin geçebileceği her sınavı geçebileceğimi söylerdim.”
Avatar: Fire and Ash’i izlediğimde ilk iki filmi tekrar izlememiştim. Fire and Ash’i tekrar izlemeden önce seriye bir rewatch atmasam olmazdı. İlk Avatar filminin Extended Collector versiyonunu izledim. Bu versiyon filme yaklaşık 18 dakika ekliyor. Eklenen sahnelerde detaylandırılan bazı şeyler var ve bu da filmi ekstra zevkli kılıyor.
Bu filme ne kadar klişe desek de, izlediğimiz devam filmlerinden sonra efsane olduğunu tekrar anlamama sebep oldu. CGI bazı yerlerde göze çarpıyor; “asla eskimez” dediğim filmde bunu hissetmek üzse de hâlâ görsel bir şölen sunmaya devam ediyor.
Kısacası; keşif vaadiyle başlayıp fatih arzusuyla devam eden, birçok sahnesiyle sorgulatan ve en sonunda devam filmleriyle de beraber kişisel husumete dönüşen bir filmdi Avatar.
Son olarak, Avatar’ın anti-militarist tavrı yüzünden Oscar’ı, izleyenlerin bile hatırlamadığı The Hurt Locker’a kaptırması kadar saçma bir şey yok sanırım.
“Sally, kendi ırkına ihanet etmek nasıl bir duygu?”
8,34/10
Ne kadar Marvel bitti desem de, sızdırılan 1 dakikalık teaser bana göre çok da önemli olmamasına ve 144p olmasına rağmen heyecanlandırdı. Bence No Way Home’da olduğu gibi bol cameo’lu, fanları çıldırtacak ama senaryo bakımından pek de bir olayı olmayacak Doomsday'in.…devamıNe kadar Marvel bitti desem de, sızdırılan 1 dakikalık teaser bana göre çok da önemli olmamasına ve 144p olmasına rağmen heyecanlandırdı.
Bence No Way Home’da olduğu gibi bol cameo’lu, fanları çıldırtacak ama senaryo bakımından pek de bir olayı olmayacak Doomsday'in. Umarım yanılırım.
Detaylı Marvel Kronolojik İzleme Sırası – Part 1 Baştan söyleyeyim, ilk başta genel Marvel yorumlarımı yazacağım; diziye geçmek istiyorsan biraz aşağı bakabilirsin. 2025'in sonlarına geldik ve benim yine film izleme hevesim yok olmaya başladı. Yani benim yıllık film izleme hedefi…devamıDetaylı Marvel Kronolojik İzleme Sırası – Part 1
Baştan söyleyeyim, ilk başta genel Marvel yorumlarımı yazacağım; diziye geçmek istiyorsan biraz aşağı bakabilirsin. 2025'in sonlarına geldik ve benim yine film izleme hevesim yok olmaya başladı. Yani benim yıllık film izleme hedefi yine yalan oldu; kaldık 244 filmde. Şimdi de haftalarca uğraştığımız 37 sayfalık 78 film, 2 kısa film ve 10 one-shot’ın yanında; 31 dizi, 57 sezon, 572 bölümlük, izlemesi 586 saat 12 dakika süren Marvel Evreni için uzun bir kronolojik izleme sırası yaptık. Hazır film izleme hevesi gitmişken bu uzun listeye dalma zamanı dedik. Bu gidişle benim 2025'in en iyileri listesi de yalan olacak gibi duruyor.
2025 yılı Marvel için bir-iki istisna dışında rezildi. Sırasıyla bakacak olursak; Spider-Man animasyonu her ne kadar eğlenceli, çerezlik olsa da gereksizdi. Falcon’lu Captain America’dan bahsetmek istemiyorum; filmi çok sonra izledim ve kötü olacağını bildiğim hâlde beklediğimden bile kötü çıkmıştı. Daredevil açık ara en sevdiğim süper kahraman; Daredevil: Born Again dizisi ise evrene herhangi bir katkıda bulunmayan, tamamen karakterleri sevenlere oynayan bir diziydi. Muse karakterinin harcanması, dizinin bir türlü adam akıllı açılamaması falan derken... ben sevsem de beklentinin çok çok altında olduğunu kabul etmek gerek.
Thunderbolts ya da The New Avengers çoğu kişiyi şaşırtsa da sebepsiz bir şekilde iyi olacağını hissediyordum. Her ne kadar “hepimiz arkadaşız” gibi klişe bir temayla işlenmiş olsa da kısır Marvel yapımlarının yanında iyi gelmişti. The Fantastic Four: First Steps filmi ise kısaca yılın en büyük hayal kırıklığıydı. Ironheart dizisine de değinmek istemiyorum; birçok erteleme geçiren ve yine birçok sahnenin kesildiği, Marvel’ın “duyurduk, artık yayımlamazsak olmaz” diye çıkardığı diziden başka bir şey değil.
DİZİ İNCELEMESİ
“Wakanda birçok sırrın krallığıdır.”
Eyes of Wakanda dizisine gelecek olursam artık Marvel kronolojik sırasında ilk izlenecek içerik oluyor; çünkü milattan öncesine kadar gidiyoruz ve Wakanda’nın derinliklerine iniyoruz. Spoiler vermeden yazmakta biraz zorlanacağım ama deneyelim bakalım. Wakanda’nın sırları ne kadar umurumda, Wakanda temalı bir dizi izlemek ne kadar ilgimi çekiyor diye sorsanız “hiç” derim, çünkü pek de yakın hissedemiyorum kendimi.
İlk bölümde Wakanda’nın bir sırrını öğreniyoruz. Çok tekdüze gitse, sıradan bir konu anlatsa ve oyunculuklar göze batsa da fena değildi. İkinci bölümde ise alternatif Truva’ya gidiyoruz; Etiyopyalı Memnon’un aslında bir Wakanda casusu olduğu işleniyor. Bu bölüm gayet akıcıydı ancak animasyonlar çok gözüme batmaya başladı. Özellikle yakın çekimlerde gözlere baktığımızda amatörün bir üstü olduklarını söyleyebilirim. Ayrıca sadece benim mi dikkatimi çekti bilmiyorum ama özellikle bu bölümde karakterler, gerek animasyonları gerek diyaloglarıyla, eşcinsel gibiydi amk…
Üçüncü bölümde de yine farklı bir ajan/casus hikâyesi izliyoruz ama bu kez milattan sonra 1400 yılındayız. Burada belki de dizinin en çok konuşulan karakterlerinden Iron Fist’i görsek de benim pek umurumda olmadı. İlk iki bölümden farkı yoktu; sadece daha akıcı buldum.
Gelelim dizinin en önemli ve son bölümüne. Bu bölümde milattan sonra 1200 yılındayız ve yine bir casusluk hikâyesi izliyoruz; ancak durum çok daha farklı. Ne desem spoiler olacak, o yüzden susmak istiyorum. Kısacası bu bölümde Marvel evreninin sonunu görüyoruz; o sonun neden gelmediğini ve Wakanda’nın neden, nasıl dünyaya açıldığını daha net anlıyoruz. Tabii evrenin sonu gelmedi diye asla gelmeyecek gibi bir durum yok ortada. İzleyin görün; devam edersem spoiler vereceğim.
Yalan yok, sevdim bu diziyi. İrite eden yerler, animasyonun kötü durduğu sahneler ve ilk iki bölümde göze batan oyunculuklar oldu olmasına ama ortalama üstü bir mini diziydi. Wakanda’nın ne kadar tanrı kompleksli bir halk olduğunu gördüğümüz, birçok tarihi olaya ve savaşa bizzat şahit olduklarını ama asla karışmadıklarını öğrendiğimiz bir diziydi Eyes of Wakanda.
“Kronolojik sıra için ne kadar önemli?” derseniz bence önemli. Özellikle evrenin sonu, Wakanda’nın sırları falan derken orta derece önemli diyebilirim. Orta derece diyorum çünkü Infinity War sonrası MCU’da Wakanda’nın bir değeri kalmadı; kaynaklarını paylaşıyor, hatta onların kaynaklarından daha iyileri ortaya çıkıyor. Haliyle Wakanda’nın da eskisi gibi bir önemi kalmıyor. Bunlar spoiler değil; velet falan varsa kudurmasın şimdi.
Kısacası Wakanda halkının şerefli olacağım derken tarih boyunca ne kadar şerefsizce davrandığını gördüğümüz bir diziydi desem kimse inkâr etmez sanırım.
6,43/10