Bayadır okurken bu kadar zevk aldığım ve bitmesin diye günlere yaydığım bir kitap olmamıştı. Bir gorilin gözünden onun maceralarını okumak çok keyifliydi.
Spoiler içeriyor
Gerçeği ile sürekli yüzyüze olduğumuz ve kadın olmayan bireylerin empati kurmasının zor olduğunu düşündüğüm kadın cinayetleri.. Kadın cinayetlerine bu ismin verilmesinden bile rahatsız olanlar var, zirâ argümanlarına göre erkek cinayetleri diye bir laf yokmuş, bu haksızlıkmış ve erkekler de kadınlar…devamıGerçeği ile sürekli yüzyüze olduğumuz ve kadın olmayan bireylerin empati kurmasının zor olduğunu düşündüğüm kadın cinayetleri.. Kadın cinayetlerine bu ismin verilmesinden bile rahatsız olanlar var, zirâ argümanlarına göre erkek cinayetleri diye bir laf yokmuş, bu haksızlıkmış ve erkekler de kadınlar kadar mağdurmuş evet bunları da duydum.
İstatiksel olarak verileri bilmiyorum ama adım kadar eminim kıskançlıktan veya tahakküm kurulamadığı için öldürülen erkek sayısı kadınlara göre minimumdur.
Kadın düşmanı erkek grubu, sadece yapabildiği için bile şiddet gösteriyor, öldürüyor ve daha beteri dizide gördüğümüz gibi yakıyor, parçalıyor, işkence ediyor.
Bunlar sırf cinsiyetten dolayı oluyorsa, yani senin eteğinin boyu kısa tamam sen bazı şeyleri hak ettin, işte o saatte oradan geçiyordun çünkü aranıyordun gibi binlerce abuk bahaneleri varsa işte bunlar sırf kadın olma durumundan kaynaklı. Her neyse diziye bakarsak eğer, başrollerimizden oyunculuğunu en çok beğendiğim Hasan oldu. Bazı saçmalıklar tabi yok değil. Mesela Sofia. Kaç tane feminist böyle davranıyor? Yani kadın dizisinde feminizmi karalamak gibi bir şey olmuş. Asabi ve bir dahi olan Sofia ikinci sezonda yoktu yine de yeni gelen donuk kızdan iyiydi keşke kalsaydı.
Önem'in zırt pırt sigara yakıp efkarlanması da komikti. Tamam isyan ediyor adaletsizliğe bunalıyor da her bölümde 5-10 dk sigara yakıp ağır ağır üfleme ve konuşma sahnelerini beğenmedim.
Bir de dizinin başında kadın düşmanı olan savcı efendi ikinci sezonda birden ılımlı ve içini açan, biri oluveriyor. Bir şey oldu da değişti ben mi kaçırdım anlamadım.
Her şey iyiydi hoştu, tadındaydı ve son bölüm fenaydı. Böyle bir son beklemedim Hasan'ın oğlu kızının katili diye düşündüm ama çocuk gitti katil oldu ve zincirleme bir sürü kişinin hayatı mahvoldu. 3.sezon olursa Hasan muhtemelen olmaz olsa da yıkık bir halde ve biraz da Önem'i falan suçluyor olur sanırım.
Bir de bu dizinin farkındalık oluşturduğu konusunda şüphelerim var. Aklı başında ve bilinçli kişiler zaten izler. Ama kafası malum şekilde çalışan insanların açıpta izleyeceğini hiç sanmıyorum
İstanbul'u anlamak için başta gelen kitaplardan. Biraz üzücü çok düşündürücü. Bir dünya başkenti olan, tarihin altın sayfalarında bir inci gibi parlayan bir şehrin nasıl tahribe uğradığını okurken insan üzülüyor. Her yönden betonun döküldüğü, şehir planlamasında üçüncü dünya ülkelerine yaklaşan, keşmekeşten…devamıİstanbul'u anlamak için başta gelen kitaplardan. Biraz üzücü çok düşündürücü. Bir dünya başkenti olan, tarihin altın sayfalarında bir inci gibi parlayan bir şehrin nasıl tahribe uğradığını okurken insan üzülüyor. Her yönden betonun döküldüğü, şehir planlamasında üçüncü dünya ülkelerine yaklaşan, keşmekeşten ibaret hale gelen ama hala daha ayakta kalmaya çalışan güzel İstanbul...
Sevdiğim bir bölüm;
"Şimdi şehirleşiyoruz. Bütün güzel Boğaz korularına; "Ben denizi gören yerlerde oturayım da ne olursa olsun," diye beton gökdelen dikenler, falanca büyük mezarlıkta da aile mezarlığımız olsun diyor. Eski taşları kırıp kaldırıyorlar, apartman boyunda soğuk beyaz mermerden kabirler yaptırıyorlar. Bu yeni türeyen zevksiz ölüler evi, bu arsızca yerleşme yüzünden, yan taraftaki kazasker efendi; "Şunlara bulaşmayım," der gibi samur kürkünü toparlayıp geriye kaykılıyor; öbür yandaki üsküflü subaşı ağa, hiddetle bıyık buruyor; kâtibi kavuklu mümeyyiz efendi, "lâhavle..." çekiyor. Ölümü olağan bir tavır, çelebice bir estetikle karşılayan eski toplumun yerini; onu telâşla ve kapkaçla yenmeye çalışan, pervasızca yıkıp yapan ham bir toplum aldı."
Son dakikaya kadar olaylar olaylar. İlk iki bölüm biraz ağır ilerledi ama sonra birden insan nefesini tutuyor. Sıradan bir uçak kaçırma değil, daha ziyade karmaşık akıl oyunları var. Çok güzeldi
Spoiler içeriyor
Narsist lafı bir insanda vücut bulsaydı bu adam olurdu kesin. Adam bildiğin plastik bir şeyi insan bedenine soluk borusu diye takılabilir diye yutturmuş ve baya binlerce insanı buna inandırmış(içlerinde profesörler falan da var) Ellerine tanrının eli falan diyor, mutlu mutlu…devamıNarsist lafı bir insanda vücut bulsaydı bu adam olurdu kesin.
Adam bildiğin plastik bir şeyi insan bedenine soluk borusu diye takılabilir diye yutturmuş ve baya binlerce insanı buna inandırmış(içlerinde profesörler falan da var)
Ellerine tanrının eli falan diyor, mutlu mutlu ölen hastalarını anlatıyor. Onlar deneyimmiş vesaire vesaire... Bir de ölümüne sebep olduğu gençlerden birinin annesi olan kadını kendine aşık etmiş hatta çocuğu olmuş( burada kadına anlam veremedim cidden, ablacım neyin kafasını yaşadın sen?)
Belgesel kısaydı ve biraz da romantize edilmişti, keşke hasta yakınlarına daha çok yer verilseydi. Bence bu onların hakkıydı.
Acı cekerek ölenlerin arasında Türkiye'den de bir kız var. Babasının Twitter hesabını buldum, adamcağız her şeyi günbegün yazmış, adalet aramış ve en sonunda kanser olup vefat etmiş...
Kızın adı Yeşim, devlet tedavisi için 500 bin avro ödemiş yanlış hatırlamıyorsam. Gitmiş güzelce yemek yemiş otobüsle o lanet yere ulaşmış ve sonra ameliyatta bu kasap tarafından hayatı karartılmış. Sonrası diğer mağdurlarla aynı. Acılar içinde geçen korkunç zamanlar ve ölüm.
İşin en kötü ve rahatsız edici yönü şu, adam ceza almadı, yani aldığı ceza dalga geçer gibi ve şartlı tahliye ile serbest. Üstelik tıp lisansı da iptal edilmemiş. Bu da demek oluyor ki adının duyulmadığı ülkelerde hala doktorluk yapabilir.
Ben bu derece adaletsizlik sadece Tr'de olur sanıyordum ancak dünyanın en gelişmiş ülkeleri bile böyleyse Allah yardımcımız olsun.
Spoiler içeriyor
Dizinin ilk bölümünde takıntılı olan kişinin başroldeki beyefendi olduğunu düşündüm, ancak güzel bir ters köşe ile hanım ablamız çıktı. İşin güzel yanı gerçek bir hikaye olması. Yani hayatta milyonlarca insan, milyonlarca gizli fikir var ve bunu bir kez daha gördük.…devamıDizinin ilk bölümünde takıntılı olan kişinin başroldeki beyefendi olduğunu düşündüm, ancak güzel bir ters köşe ile hanım ablamız çıktı. İşin güzel yanı gerçek bir hikaye olması. Yani hayatta milyonlarca insan, milyonlarca gizli fikir var ve bunu bir kez daha gördük. Çok ürpertici, düşünsenize birine bir fincan çay ikram ettiniz ve bunun karşılığında hayatınızın her anında bir işgale uğruyorsunuz.
Ancak burada direk polise gitmiyor Donny. Bu da gerçekliğin üst seviyesi. Çünkü bazen hepiniz gerektiği anda gereken tepkiyi veremiyoruz. Mesela kadının ona attığı tüm sesli mesajları kategorilere falan ayırıyor, motivasyon ihtiyacı olunca ona göre bir ses açıp dinliyor ve gülüyor falan? Burada kendisiyle de bir muhasebe içinde. Çünkü bir insanın takdir edilme içgüdüsü ne kadar yoğun olur ve tatmin edilmezse onu takdir eden kişi tehlikeli bile olsa ondan kopamaz gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bir nevi Stockholm sendromu gibi ...
Bu arada en son Martha'nın gerçek kimliği falan bulundu, Twitter sayfası ortaya çıktı ve tüm bunlar olayları daha cazibeli hale getirdi. Tabii bu ne kadar etik tartışmaya kapalı sonuçta dizi özel hayat ihlali üzerine kurulu ve şimdi kadının tüm hayatı meydana döküldü.
Ama dizi açısından bakacak olursak, inanılmaz bir ivme yakaladı ve şu an neredeyse hepimiz konuşur olduk..
/Pişmanlıklar ve seneler beni yekpare bir taş gibi biçimlendirilmişti. Ama sadece döküldüğüm bir kalıptı bu. O biçimde kalmak zorunda değilim./ Mitoloji ile ilgili değilim ancak Madeline Miller o kadar güzel ve akıcı bir dil kullanıyor ki insan bir sonraki sayfayı…devamı/Pişmanlıklar ve seneler beni yekpare bir taş gibi biçimlendirilmişti. Ama sadece döküldüğüm bir kalıptı bu. O biçimde kalmak zorunda değilim./
Mitoloji ile ilgili değilim ancak Madeline Miller o kadar güzel ve akıcı bir dil kullanıyor ki insan bir sonraki sayfayı alelacele çevirmeden edemiyor. Akhilleus'un Şarkısı'da böyleydi.
Olay örgüsü tam, tasvirler yerinde, abartısız ve yalın bir akış içinde gelinen son sayfalar...
Bu arada sonundan bir şey anlayamadım (?) belki de tek kusuru garip bir bitişti.
Paralel evren teorileri gerçek midir bilemem ama bu kitabı okurken başka bir evrene geçip saatlerce sadece Nora'nın seçimini merak ederek huzur buldum. Enteresan bir kitap değil, edebi yönü baskın falan da değil. Sadece insan olmanın acı verici yönlerini, keşke demenin…devamıParalel evren teorileri gerçek midir bilemem ama bu kitabı okurken başka bir evrene geçip saatlerce sadece Nora'nın seçimini merak ederek huzur buldum.
Enteresan bir kitap değil, edebi yönü baskın falan da değil. Sadece insan olmanın acı verici yönlerini, keşke demenin anlamsızlığını ve seçim yapmanın öyle çokta aman aman bir olay olmadığını güzel güzel anlatıyor yazar.
Yalın, abartısız ve insana huzur veren bir kitap diyebilirim.
"Hayat sonuçlardan değil seçimlerden ibarettir."
Ben bir Başkomiser Nevzat fanı olarak bu dizide tabii azıcık hayal kırıklığı yaşadım. Ancak giriş müziği, konusu ve yaşattığı nostalji ile bunu çabucak unuttum. Eski dönemlerde çekilen dizilerde bir başkalık var. Tarif edemiyorum ama sanki insanlar başka bir evrenden... TRT'de…devamıBen bir Başkomiser Nevzat fanı olarak bu dizide tabii azıcık hayal kırıklığı yaşadım. Ancak giriş müziği, konusu ve yaşattığı nostalji ile bunu çabucak unuttum.
Eski dönemlerde çekilen dizilerde bir başkalık var. Tarif edemiyorum ama sanki insanlar başka bir evrenden...
TRT'de böyle diziler de çekilebiliyormuş demek ki. Şimdi izlediğim hiç bir yerli dizi yokken bir kez daha eseflendim.
Bizim de polisiye çekme potansiyelimiz varken niye heba olmuş ki? oysa yerli bir Dexter bile çekebilirdik. Neyse on bölümlük güzel bir dizi. Sadece izleyince böyle biraz sitemleniyor insan. Yoksa çok güzel kesinlikle izlenir.(sonu hariç)