⏳“Tavşanı bana av yapmadan önce beni aslana av et , ey Tanrım.” ⏳“Kimimiz mürekkep , kimimiz kağıt gibiyiz . Bazılarımız siyah olmasak , bazılarımız aptal olacaktı; Bazılarımız beyaz olmasak , bazılarımız kör olacaktı.” ⏳“Yalnızlığım , insanlar konuşurken yaptığım hataları yüceltip…devamı⏳“Tavşanı bana av yapmadan önce beni aslana av et , ey Tanrım.”
⏳“Kimimiz mürekkep , kimimiz kağıt gibiyiz . Bazılarımız siyah olmasak , bazılarımız aptal olacaktı; Bazılarımız beyaz olmasak , bazılarımız kör olacaktı.”
⏳“Yalnızlığım , insanlar konuşurken yaptığım hataları yüceltip sessiz erdemlerimi suçladıklarında doğdu.”
⏳“Neşeli gönüllerle neşeli bir şarkı söyleyebilen kederli bir yürek nasıl da asildir!”
⏳“Şiir , ifade edilen bir düşünce değildir . Şiir , kanayan bir yaradan ya da gülümseyen dudaklardan yükselen bir şarkıdır.”
⏳“BİR ŞAİR , sarayının külleri arasında otururken küllerin arasından bir imge yaratmaya çalışan devrik bir kraldır.”
⏳“Arkadaşlık asla bir fırsat değil , daima tatlı bir sorumluluktur.”
⏳“Doğa gönül hoşluğuna dair söylediklerimize kulak verse , hiçbir nehir denizi aramaz , hiçbir kış bahara dönüşmek istemez . Azla yetinmek hakkında söylediklerimiz duyulsa , kaçımız şu havayı soluyabilir?”
⏳“Bana, “Seni anlamıyorum,” demen , değerimin çok üstünde bir övgü ve hak etmediğim bir hakaret.”
⏳“Hayat bana altın verirken , benim seni gümüşe layık görüp kendimi cömert addetmem kötülüğün ta kendisi değil midir?”
⚓⚓⚓⚓⚓⚓⚓⚓⚓⚓⚓⚓⚓⚓⚓
🖋️ Okurken Leyla Erbil’e önce kızmak istedim . Ahmed Arif’in ona olan sevgisine karşı davranışları için . Aslında sadece Ahmed Arif’in ona yazdığı mektupları okuyoruz kitapta . Fakat mantıken verdiği cevaplardan anlaşılıyor karşı tarafın ne yazdığı . Neyse işte ,…devamı🖋️ Okurken Leyla Erbil’e önce kızmak istedim . Ahmed Arif’in ona olan sevgisine karşı davranışları için . Aslında sadece Ahmed Arif’in ona yazdığı mektupları okuyoruz kitapta . Fakat mantıken verdiği cevaplardan anlaşılıyor karşı tarafın ne yazdığı . Neyse işte , en nihayetinde Leyla Erbil’e kızamadım çünkü haklıydı . O evli bir kadındı . Ahmed Arif’in ona yazdığı o muhteşem sevgi sözcükleri karşısında verebileceği tepkiler sınırlıydı . Eşi yanlış anlayabilir , insanlar dedikodu çıkartabilir . Bu gibi durumlar söz konusu olabilirdi . Ki okuyanlar anlayacaktır . Eşi bu mektuplardan gayet haklı sebeplerle rahatsız olabilirdi . Başka bir insan olsa bütün ilişkisini kesebilirdi bile . Durum böyle olduğundan her şey daha hüzünlü bir hal aldı . Okurken kalbim kırıla kırıla okuduğum noktalar oldu . Ama tabi bu yaşanmışlıklar için pek fazla şey söylemek haddime değil . Sadece , bizim bu mektupları okumamızı sağlayan Leyla Erbil’e teşekkür etmek isterdim .Bu kitapta asıl önemli olan noktanın “Ahmed Arif Gibi Sevebilmek ” olduğunu düşünüyorum.
🖋️Şimdi bu söylediklerimden Ahmed Arif’in Leyla Erbil’e aşık olduğu anlamı çıkartılabilir . Ama Ahmed Arif’in sevgi mantığı , bir aşk veya bir arkadaşlık sevgisi adı altında küçültülmemeli . Kendisi zaten çok sevdiğim bir şairdi . Fakat bu zamana kadar , bu dünya üzerinde böyle temiz , böyle güzel seven bir insan olabileceğinden haberdar değildim . Her zaman , insanları bencil olmadan , büyük bir incelik ve empati duygusuyla sevebildiğimi savunurdum . Fakat böylesine bir sevgiyi ilk defa görüyorum . Aranızda , ne büyük aşklar yaşanmış bu dünyada diyecekler olabilir . Fakat işte bu aşk bile değil . Leyla Erbil evleniyor , fakat Ahmed Arif kıskanmıyor ya da üzülmüyor bile . Normalde başka bir insan olsa o noktadan sonra bırakırdı . Fakat Ahmed Arif ,Leyla Erbil'in varlığını , sözünü , sesini seviyormuş . Şiir gibi sevmek kavramı bu ilişki için söylenebilecek en ideal söz sanırım . Normalde insanlar dış görünüşe göre severler insanları . Bu her koşulda yanlış bir şeydir zaten . Fakat Ahmed Arif dış görünüşünü de sevse bile , aslolan şey ruhunu sevmesidir . Her şeyine değer vermesidir . Hatta bu sebeplerden dolayı Leyla Erbil’de bu sevginin abartı olduğunu düşünüyor zaman zaman .Duygusal bir eksiklikten kaynaklandığını düşündüğüm zamanlar oldu . Leyla Erbil’in de bu tarzda bir tabiri var . Çünkü normalde , her insanın önceliğinin kendisi olması gereklidir . Öbür türlü insanlar saf sevgimizden yararlanır , bizi yaralarlar . Ama Ahmed Arif sadece ve sadece Leyla Erbil için büyük bir ayrıcalık tanımış hayatında . Sözlerinden de anlaşıldığı gibi Leyla Erbil’i her zaman kendinden üstün tutmuş . Müthiş bir sadakat ve sevgiyle bağlı ona . Ve bu sevgi için evlenmelerini gerektiren bir şey olmamış . Ahmed Arif onu , her koşulda dost olarak , aile olarak , eş olarak sevmiş . Bu müthiş sevgiye okuyarak tanıklık edebildiğim için şanslı hissediyorum kendimi . Ahmed Arif’in harikulade şiirlerinden ayrı olarak böyle bir kişiliğe sahip olduğunu görebilmek büyük bir şans bence .
🖋️Ve Ahmed Arif gibi hapis cezası yiyen , onca dayak işkence , onca acılar çeken şairler , yazarlar için söylenecek çok söz var aslında . Ama adalet diye bir şey olmadığına göre , sözlerde anlamsız kalıyor artık ...
🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷
“Bana kim ne derse desin hatta bir kıza bu kadar ehemmiyet ve kıymet verdim diye bana kızanlar bile olsa , aldırmayacağım ama sen ister dostum ol ister sevgilim , yeter ki hayatımda ol.”
“Bana karşı alâkan yalnız dostça bile olsa, bu , bir merhametten doğmasın... En nihayet iki arkadaş olalım amma bana acımana razı olamam .”
“Şüphesiz haysiyetle ilgisiz bir dünya bu . Ama galiba mezarımıza sadece haysiyeti götüreceğiz.”
“Evleneceksin demek? Herhal çocuğu sevdin! İnşallah mesut olursun canım . Ama müstakbel kocan bana yazdığına kızmayacak cinstendir inşallah. Yoksa seni kaybetmek , sesini duymamaktansa gebereyim daha iyi olur .”
“Umut , yaşama sebebi , zulme dayatma yetisi oldun bana . SENSİZ EDEMEM .Bunu bir eksiklik sayanlar olabilir . Takmam kimseyi . Sensiz edemiyorsam bu bana ancak yücelik, haysiyet verir . Dünyaya geldiğime pişman değilem! Seni tanıdım çünkü. ”
“Ha geçen mektubunda bir “burjuva kokmayım burnuna” diyorsun . Yanlış o . Ne kokarsan kok . İster sarmısak ister chat noir! Ben sana ölümsüz , ölümlü , değişir , değişmez niteliklerinle mecburum . Ötesi yok bunun . Kambur , cüzzam da olsan (tövbe tövbe!) benim için aynı gül tazeliğindesin .”
“Oysa ki budalalar , bu toprağı kimseler benim gibi sevemez!”
“Hani milattan önce , sonra diye bir deyim var ya ! Kızmasan , küfretmesen , “Leylâ’dan önce” , “Leylâ’dan sonra” diye başlatıcam takvimimi.”
“Bensiz üzülmene dayanamayacak kadar da egoistim.”
“Her hâl ve şartta kitabımı sana ithaf ediyorum . Sürprizle karşına çıkmak daha güzel olurdu ama bizler artık hayatın bu çeşit tatlılıklarından faydalanamayacak kadar baltalandık.”
“C. Chaplin’in dediği gibi dünyayı anneler , şairler ve öğretmenler yönetseydi , kimseler sızlanmazdı! Ama o da bencileyin hayalci. Nerede o cici anneler , namuslu , bilimci öğretmenler , yiğit şairler ? Belki 2000 yılından sonra... Ah be !”
“Hatırladıkça yüreğim cehennem kesilir.”
“Tabii kıskandığım onların ne eserleri ne de kendileri! Klasik deyimle ruhlarını kıskanıyorum . Yaşamaya haysiyetli bir anlam kazandıran çabalarını...”
“Kaderimiz bir tuhafsa , ömrümüzü dolu bir kadeh gibi sindire sindire içemediysek , günahı boynumuza değil.”
“Galiba özdeyişçiliğim tuttu gene . Çoğu zaman saçmalarım oysa . Saçmalamak bir zorunluk . Sevmem o kusursuz , o evliya görünüşlü kişileri . İçlerinde cehennemî uçurumlar olduğuna kalıbımı basarım .Sahtedirler mutlak .”
“Seni mektupla da olsa öpmek büyük şey . Daha bir süreli ve can tadında hem . Bütün o büyük yazarlar , biyolojistler aldanmış . Ayrılık ve zaman bende sana ait hiçbir ânı öldüremiyor , silemiyor . Ya da ben acayip bir yaratılıştayım . ”
“Ben üşümüyorum bu kış . Kazağın sırtımı , canımı , sevdân evrenimi sarmışken böyle nasıl üşürüm?”
🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷
İçmek ,
Gözlerinde içmek , ayışığını .
Varmak ,
Gözlerinde varmak , can tılsımına .
Gözlerin hani ?
💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜
Seni anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yıldıza.
Bir kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...
💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜
Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık...
💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜💜
Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni...
AHMED ARİF ✍🏻
🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙🌙
🧭 Ah söze nerden başlasam , canımm Uncharted . Seninle olan bağımız bu filmden çok daha önce başladı 💛 Uncharted bir oyun serisi arkadaşlar , bilmeyenler için söylemiş olayım . Bu oyun serisini inanılmaz seven biri olarak , hep filminin…devamı🧭 Ah söze nerden başlasam , canımm Uncharted . Seninle olan bağımız bu filmden çok daha önce başladı 💛 Uncharted bir oyun serisi arkadaşlar , bilmeyenler için söylemiş olayım . Bu oyun serisini inanılmaz seven biri olarak , hep filminin de çıkmasını istemiştim . Çünkü bir film için gerekli olan her malzeme var içinde . Karakterler , hikaye , atmosfer o harikulade manzaralar her şey ama her şey çok güzeldi . O yüzden filminin yapılacağını ilk öğrendiğimde çok heyecanlanmıştım . Ancak , Nathan Drake gibi bir karakteri Tom Holland canlandıracaktı . Açıkçası kendisini severim , bence iyi bir oyuncu . Fakat Nathan için biraz çocuksu kaçabilir mi acaba diye düşünmüştüm. Oyununu oynayan veya izleyenler bilir , Nathan'ın içinde her zaman yalnız bir çocuk tarafı vardı . Merhametliydi , yetimhanede büyümesi ve abisinden ayrı kalması gibi konular onu yumuşak kalpli biri yapmıştı. Fakat ne olursa olsun , özellikle yetişkin olduğu andan itibaren , kararlı ve sert bir karakter gördük . Tom Holland sevimli bir adam . Nathan Drake’in ciddiyetini biraz fazla bozabilirdi . Fakat filmi izledikten sonra anladım ki , Nathan ve Tom’un bağdaştıkları şeyler vardı . Mesela Tom fiziksel olarakta benzemiyor Nathan’a .Yani özellikle yüzünden bahsediyorum . Fakat filmi izlerken hiç tuhaf gözükmedi gözüme . İlginçti gerçekten . Tom Holland’ın oyunculuğuyla ilgili bir durum mu , yoksa Nathan'ın farklı bir yüze , ses ve mizaca uyum sağlayabilen bir karakter olmasından mıdır bilemiyorum . Ama filmi izleyince bu kaygılarımın yersiz olduğunu gördüm . Bir şekilde , yine aynı alışık olduğum Nathan Drake’i izliyordum . Bu beni apayrı sevindirdi gerçekten. Zaten bir de şöyle bir şey var , Sully ile ilk tanıştıkları zaman işlenmiş filmde, yani daha genç bir görünüme sahip olmalıydı Nathan . O yüzden bence her şey yerli yerindeydi. 🙃
🪙Çoğu kişi , filmin yetersiz ya da çerezlik olduğundan bahsetmiş . Yani çoğu kişi , izlensede olur izlenmesede görüşünde . Yani evet belki doğru olabilir . Ama oyununa hayran olan ben her sahneyi gülümseyerek izledim . Uncharted çok geniş bir skala , seri haline getirip daha büyük bütçeler ve prodüksiyonlarla oyunun ruhunu daha fazla yansıtabilirler . Çünkü hikaye ve görsel şölen bol . Mesela , oyununu izlerken o hayran kaldığımız manzaralar , filmde biraz eksik kalmıştı . Çok daha fazla görsel şölen sunulabilirdi gerçekten . Yani evet geliştirilebilir . Fakat ne olursa olsun , sıkıcı ya da boş değildi . Ayrıca yinede oyundaki sahneleri sunmuştu bize , helikopter sahneleri vs. gayet güzeldi . Bir başlangıç için uygun bir adımdı .Seri haline getirip çok fazla sükse yaratabilecek malzeme var ellerinde . Umarım yaparlar . Çünkü ben bu başlangıcı gerçekten çok beğendim .💛
👑 Oyunculara gelirsek , Chloe karakterini inanılmaz seven biri olarak o asi bakışlı mavi gözlerini görmek isterdim . Fakat filmde , yine oyundaki karaktere benzemeyen birini oynatmışlar . O yüzden yine ve yine tedirgin oldum . Fakat sonra 😁 ona da alıştım ve beğendim . Yani Chloe denildiğinde aklıma çok daha sert ve havalı bir kadın gelir . Filmde Sophia Ali canlandırıyor . O da güzel canlandırmış yalan yok, ama yine de daha da sert bir görünüm bekliyordum. Her neyse , izlerken böyle Chloe mi olur kardeşim ya sorgulamalarına girmedim sonuçta . Gelelim Sully karakterine . Mark Wahlberg gayet iyi oyuncu tabi . Ama oyundaki gibi babacan tavrının artması gerekiyor . Tabi seri haline getirirlerse umarım 🙏 Sonuç olarak oyuncular ve orijinal karakterlerin uyumunu ne olursa olsun beğendim 💛
🏛️ Oyundaki seslendirmeler gerçekten çok güzeldi bilen bilir .
Nathan Drake - Okan Yalabık.
Victor Sullivan - Ege Aydan.
Elena Fisher - Ceyda Düvenci.
Chloe Frazer - Dolunay Soysert.
Böyle güzel bir liste yani . Sully'nin o babacan tavrı büyük oranda Ege Aydan’ın ses tonuyla ilgili bir durum sanırım . Hele Okan Yalabık’ın sesi Nathan Drake için yaratılmış olmalı . Keşke yeniden onlar seslendirse , o zaman hayatta altyazılı seyretmezdim . Gerçi filmdeki yüzlere uyum sağlayabilir mi sesleri bilmiyorum ama . Bir umuttur yaşamak işte 😁
🗝️ Tabi Elena karakteri bu filmde yoktu mantıken . Ben her zaman Chloe’nin tarafını tutmuştum . Oyununu izleyenler varsa , Elena mı ? Chloe mi ? Diye sorayım o zaman . 🙃
🗽Benim kadar hisli izleyemeyecek olsanız bile , objektif bakıldığında keyifli vakit geçirtecek aksiyonlu bir film . Zaman kaybı olduğunu düşünmüyorum kesinlikle . O yüzden izlemenizi tavsiye ederim. 💎
🗾Ve bu güzel oyun serisi için bir şeyler söylemek istiyorum . Efsanelere merak sarmamı , araştırmamı sağlayan bir oyun serisidir kendisi . Edgar Allan Poe’nun şiirine konu olmuş Eldorado efsanesi ve daha fazlasını konu edinmiş bir macera oyunu . Her hatırladığımda tekrar tekrar izleyebileceğim ve serinin devamını çekmeleri için dua edebileceğim bir oyun . Filmin devamı gelsin zaten ama oyunun devamı keşke gelse , herhalde havalara falan uçarım 😁Aynı zamanda bu oyun , İspanyolca öğrenmek istememe ve kriptoloji öğrenme isteğimin körüklenmesine sebep olmuştur .Daha yazsam bir sürü övgü cümlesine maruz kalacaksınız . O yüzden burada bırakıyorum...
Şimdi ve sonsuza dek ...
🇪🇸
✨ SIC • PARVIS • MAGNA ✨
“Büyük olaylar, küçük başlangıçlardan doğar.”
🧭🪙🧭🪙🧭🪙🧭🧭🪙🧭🪙🧭🪙🧭🪙🧭
Spoiler içeriyor
🦉Öncelikle , normalde her şeyiyle güzel sayılabilecek bir kitapken , sonu kötü bittiği için puan kırdım . Yoksa betimlemeler şahaneydi . Konusu da güzeldi . Ama ne olursa olsun , kitap film fark etmez , sonu kötü biten hikayeleri kabullenemiyorum…devamı🦉Öncelikle , normalde her şeyiyle güzel sayılabilecek bir kitapken , sonu kötü bittiği için puan kırdım . Yoksa betimlemeler şahaneydi . Konusu da güzeldi . Ama ne olursa olsun , kitap film fark etmez , sonu kötü biten hikayeleri kabullenemiyorum . Bu tamamen benimle ilgili bir durum . Yoksa kitabın işleyişine bakılırsa , içerdiği realistlik ve dramatize edilmiş finali birbiriyle uyumluydu . Yani acı unsuru öylesine gerçek işlenmişti ki , bir şey demek mantıksız olur . Sadece , Dilber’i gerçekten mutlu görmek istemiştim . 🥹
🦉Şöyle bir itirafım var . Kitabın başlarında bir önyargıya tutuldum maalesef. Çünkü sadece saf acı çeken bir kızın , klişe hikayesini okuyacakmışım gibi gelmişti . Ki öyle kitapları hiç sevmem . Ama sonra , biraz yorumlarına baktım ve öyle olmadığı izlenimine kapıldım . Gerçekten de sadece betimlemeleriyle bile , klişelikten uzak bir içerik yakalamıştı . O koyu dram cümlelerinde masalsı bir yön vardı . Ben okurken ne ağladım ne güldüm . Özellikle sonlara doğru , Celal Bey ile olan aşkı ve sonrasını okurken , büyülenmiş gibiydim . Hayal kırıklığı , sevdiğini kaybetmek bunlar nasılda güzel anlatılmış . O kısımları okurken , sanki çok kalabalık bir yerde kıpırdamadan duruyormuşum gibi , insanlar yanımdan geçip giderken , donuk ama içten içe fazla hisli bir duygu içerisindeydim . Çoğu kişi ağlamış , ben sadece içimin yandığını hissettim .
🦉Kitaba sonradan eklenen ve çok kısa bir bölümde yer alan Cevher karakteri için bir şeyler söylemek istiyorum . Açıkçası tuhaf bir şekilde , bütün hikayede Dilber'in acılarını ve Celal Bey'in çaresizliğini görmüş olsak bile , en çok etkilendiğim karakter Cevher oldu . O nasıl bir kalp öyle . Aklım almıyor gerçekten . Özellikle bu dünyada sevgi , para gibi harcanır bir durumdayken , böylelerinden öğrenmeliyiz sevmeyi .
🦉Kesinlikle önerdiğim bir kitap . Yoğun duygular eşliğinde okunacak şahane bir eser.💜
🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷
“Bu yatağı aşağı indirin de ben sizin esiriniz olayım . Sana su taşırım . Bebeklerini giydiririm . Odanı süpürürüm .Beni bırakma , dedi . ”
“Ben burada seni dolaba saklarım . Seni kimse bulup götüremez , diye cevap verdi.”
“Zavallı çocuklar! Sizin o mini mini elleriniz birkaç asırdan beri insanlığın altında inlediği esaret zincirlerini kırmak için değil , belki kendiniz gibi küçük kuşları , güzel çiçekleri okşamak içindir.”
“Ağlamak, uğradığımız felaketlere karşı vücudumuzda kalan son kuvvetin bir feryadıdır. Ağlayamadığımız zamanlar, bizde o kuvvetin de mahvolduğu vakitlerdir ki, onun yerini alan dokunaklı bir sessizlik en şiddetli acıyla dökülen gözyaşlarından daha yürek sızlatır.”
“Heyhat! Esaretin ezdiği , insaniyetin terk ettiği , ümidin ara sıra okşadığı bu zayıf mahluk gecenin unutkan kollarında uyuyordu.”
“Bir kalp, sevmek için mutlak servete ve asalete mi muhtaçtır? Bence en hakiki ikbal, ruhun göründüğü iki güzel göz; en büyük servet, kalbin hissini gösteren gül renginde dudaklardan akseden tebessümdür. Güzellikten büyük asalet, temiz kalpten büyük bir servet mi olur?”
“Ruhun o çalkantısı, tabiatın o ateşi olmazsa hayattan bir maksat, bir lezzet anlayamam. Kalbe sükûnet gelince insanı yerin altına koyarlar.”
“Çekinme! Kimseler işitmez, korkma! Bu ağaçlar, çiçekler ketumdur. İnsan değil ki ihanet etsin!..”
“İnsan, hayatının hangi döneminde olursa olsun, annesine karşı hep çocuktur.”
“Niçin ağlıyorsun?" diye sordukça :"Hiç! Ağlamak, esaretin en büyük hakkıdır. Biz o özgürlüğe sahibiz!" diyordu.
“Hayatımıza arkadaşlık eden geçmiş , unutuşun denizi içinde yok olur.”
“Acaba şimdi nerede? Asya’da mı? Afrika’da mı? Eğer Ortaçağ krallarından olsa , Asya’ya , o kanlar içinde büyüyen vahşi ihtiyara , bir kertenkeleyi timsah , bir kediyi kaplan yapan Afrika’ya savaş açardı . ”
— Merhametli Cevherciğim! Ah niçin kendini bu hale koydun? Ben sana ne yaptım ki benim yolumda hayatını feda ettin .
Cevher , sonsuz bir sessizliğe teslim olmaya başlamış bir sesle :
— Çünkü seni seviyordum... Zararı yok... İlk gördüğüm zaman senin gözlerin kalbimde öldürücü yaralar açmıştı... Zaten yaşamazdım...
Acaba Nil’in bu ürkütücü , bu öldürücü girdap ve taşkın suları zavallı Dilber’i , bu talihsiz esiri nereye götürüyor?
Nihayet Hürriyetine! 🍂
“Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın.” “Karalar bağlamadın beni anlayamazsın O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın.” Nurullah Genç ✍🏻 🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷
🐧 Otizm üzerine olan bu dizi , otizmi çok güzel betimlediği için birçok yönden otizmli bireylere karşı büyük bir anlayış içerisindeyim . Zaten , belli başlı zorluklar yaşadıklarını ve onlarında birçok şey başarabileceklerini biliyoruz . Fakat yine de , otizm…devamı🐧 Otizm üzerine olan bu dizi , otizmi çok güzel betimlediği için birçok yönden otizmli bireylere karşı büyük bir anlayış içerisindeyim . Zaten , belli başlı zorluklar yaşadıklarını ve onlarında birçok şey başarabileceklerini biliyoruz . Fakat yine de , otizm konusunda farkındalığım yetersiz . İşte bu dizi , bu konudaki farkındalığımızı çoğaltıyor .Ki bence , toplumda her insana karşı empati besleyebilmek herkesin görevi . O yüzden bu tarz konularda bir şeyler öğrenmeliyiz . Dizi otizm üzerine , fakat otizmi dramatize etmeden güzel bir hikayeyle işlemişler . Başrolümüz Sam’in terapistinin bile hayat hikayesinden bir şeyler izledik . Yani Sam’in ailesi , arkadaşları , sevgilisi . Herkesin üzerinde dönen bir konu vardı .Ve bu benim için gerçekten çok güzeldi . Çünkü bir film , dizi ya da kitap fark etmez , konunun sadece ana karakter üzerinden ilerlemesi yerine , hikayedeki diğer insanlarında hayatlarını görmek objektif bir bakış açısı sunuyor . Böylece hikayeyi kuş bakışı görebiliyoruz . Her şeye hakim olabiliyoruz . Bu durum bence seyir zevkini artırıyor . Her yönden empati dolu bir diziydi gerçekten .
🐧Sam dizideki en zeki karakterdi bu arada . Bildiklerine , keskin tavrına ve zekasına gerçekten hayran kaldım . Ayrıca kalbi de çok güzeldi . İnanılmaz dürüst olması biraz kalp kırıcı olabiliyordu haliyle . Fakat bence , bu dünyadaki herkesten çok daha gerçekti. Tüm sahteliklerden uzaktı . Penguenlere olan sevgisi , çizim yeteneği , zorluklarla olan mücadelesi bunların hepsi hayran olunası şeylerdi . Ve bence çok sevimli bir karakterdi . Bir sezon daha çekilmesini , Sam’in Antarktika maceralarını izlemeyi çok isterdim . Tadında bitti ama yine de eksik kaldı .
🐧 Casey karakteri yani Sam’in kız kardeşi için ayrı bir parantez açmak istiyorum . Başarılı bir koşucu olması , kendini keşfetme süreci ve umursamaz asi ve bir o kadar eğlenceli tavırlarının dışında gerçekten çok iyi bir kardeşti . Hatta bence abla demeliyim çünkü Sam’den küçük olmasına rağmen onunla her zaman ilgileniyordu . Sam’e yaptığı tatlı şakalar ve dalga geçişleri bile çok samimiydi . Umursamaz tavırlara sahip biri olmasına rağmen konu Sam olunca , onun için akan sular dururdu . Bu abi kardeş ilişkisini izlemek gerçekten keyifliydi .
🐧Sam’in en yakın arkadaşı Zahid , devamlı yaptığı cinsel şakalar ve çoğunluğunu cinselliğin oluşturduğu hayatı dışında , gerçekten çok iyi ve destekleyici bir arkadaştı . Sam’i bir kez bile sorguladığını hatırlamıyorum . Hep büyük bir empati içerisinde onu gerçekten anlıyordu . İzlerken sevgisini derinden hissedebiliyordunuz . Kız arkadaşı Paige içinde bir şeyler söylemezsem olmaz . Sam’e olan aşkına , sevecen karakterine ve rengarenk kişiliğine hayranım . Bence Sam onun gibi biriyle tanıştığı için çok şanslıydı . Hatta direkt birbirlerini buldukları için ikiside şanslıydılar . Çünkü Paige diğer insanlarla uyum sağlamakta güçlük çekiyordu . İnsanlar iyi niyet ve renkli kişiliğe alışkın olmadıklarından çoğusu Paige’i anlayamazlardı .
🐧Otizm konusunda oluşturdukları farkındalık dışında , dört sezonluk olmasına rağmen çerezlik bir dizi olduğunu düşünüyorum . Zaten akıcıydı . Favorilerim arasına girdi diyemem ama gerçekten beğendiğim diziler arasında yer alabilir . O yüzden izlemenizi tavsiye ederim . 🐧
🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧
Sam’in yaşadığı çok kötü bir günün ardından;
“Antarktika’da bilinen 37 yanardağ var. Çoğu kalın buz tabakasının altında. Yine de yanardağlar lavlar sıcak mağaralar oluşturur. O kadar acımasız soğuk ortama rağmen ısınacak yer bulursun.(kısacası; en kötü durumda bile bir umut vardır)”
“Av hayvanları avlanmamak için birlikte gezerler. Tek başına kalmış bir av hayvanı gibi hissediyorum.”
“Aslanların kötü niyetleri yoktur. kötü oldukları için avlanmazlar. Doğaları öyledir. Ebeveynlerinizin sizi koruması gibi, kız arkadaşınızın karar değiştirmesi gibi, bazılarının gitmesi gibi. Bazen aslanın midesine sıkışmış gibi hissediyorum. Hareket edemiyormuşum, kimse beni duyamıyormuş gibi. Ama her zaman bir çıkış yolu vardır.”
🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧🐧
🪷 Anoreksiya nervoza hastalığı üzerine olan bu film , hastalığı öyle şahane betimlemiş ki empati kurmamak mümkün değil . Biliyorum ki , bugün bu toplumda , dünyanın her yerinde empati yoksunluğu var . İnsanlar birbirlerini anlamıyorlar . Kimse kimsenin ne…devamı🪷 Anoreksiya nervoza hastalığı üzerine olan bu film , hastalığı öyle şahane betimlemiş ki empati kurmamak mümkün değil . Biliyorum ki , bugün bu toplumda , dünyanın her yerinde empati yoksunluğu var . İnsanlar birbirlerini anlamıyorlar . Kimse kimsenin ne hissettiğini önemsemiyor . Çoğu insan empati kurmaktan çok uzak , buna gereksinim duymuyor .Oysa ihtiyacımız olan yegane şeylerden biri . Bu film , yeme bozukluğunun ne kadar zor olduğuna dair , bu hastalıkla mücadele eden insanları anlamamızı sağlıyor .
🪷 Başrol karakterimizi Lily Collins canlandırıyor . Biraz internetten baktım . Sanırım kendisi de geçmişinde bu hastalıkla mücadele etmiş . Ve filmde elde etmek istedikleri zayıflık için kontrollü bir şekilde kilo vermiş . Makyaj , görsel efekt olmadan bu rol için gerçekten kilo vermiş . Ve bu taktir edilesi bir durum . Tabi ki , rolü için kilo veren tek oyuncu değil fakat bu her şekilde önemli bir ayrıntı bence . Lily Collins’in oyunculuğu da çok güzeldi kesinlikle .
🪷 Filmde çoğu kişi gibi benimde en çok etkilendiğim sahne , Ellen’in annesinin , onu bebek gibi besleyip ninni söylediği sahneydi . Bebekken onunla ilgilenemeyen annesi , bu yöntemle kuramadıkları duygusal bağı kurmak istedi .Bunun işe yarayabileceğine inandı . Anne ve çocuk ilişkisinde kurulan bağ gerçekten çok önemli . Buna yapılan vurgu , bu hastalığın sebebine yapılan vurguydu esasen .Ellen’ın ebeveynleri ile sorun yaşaması , bu hastalığa yakalanmasında büyük rol oynamıştır .Tabi sadece bunlar da değil , Ellen diğer herkes gibi . Beden eleştirilerine , modern zamanın oluşturduğu güzellik algılarına maruz kalmış olabilir . Bu filmde gösterilmiyor . Ama zaten yeme bozukluğu psikolojik bir rahatsızlık , toplumun bedenler için oluşturduğu normlar , aile içi ilişkiler ve zorbalık üzerine ortaya çıkması mümkündür . Filmin sonu kötü bitmedi , olumlu bitti . Fakat , Ellen’in tamamen iyileştiği ve güzel zamanlar geçirdiği , hayat dolu olduğu anları görmek isterdim . Bu nedenden ötürü finalini yetersiz buldum . Ama onun dışında , bu filmi izlemenin faydalı olduğunu düşünüyorum .
🪷 Yeri gelmişken söyleyeyim . Bu konu hakkında başka filmler için yorum yapmışlığım var . Fakat , üzeri çabuk kapatılabilecek bir konu olduğunu düşünmüyorum . İnsanların oluşturduğu güzellik algıları , yine insanlara zarar veriyor . Gerçekten hiç anlamış değilim . Etrafımda bedeninden hiç memnun olmayan insanlar tanıyorum . Hep başkalarının onlar üzerine düşüneceklerinden yakınıyorlar . Bu duruma her şahit olduğumda çok üzülüyorum . Bana sorarsanız , kendi kilon ya da bedeninle barışık mısın diye . Bu konu hakkında pek yanıt veremem çünkü elimden geldiğince düşünmemeye çalışıyorum . En nihayetinde bedenler sadece bedendir işte . Bir hastalık taşırken , iyileşme isteğinden başka bir şey düşündürtmeyen . Mutlak sonumuz olan ölüme varınca , topraklar altında kalacak olan . Bu topraklar üzerinde beğenmediğimiz bedenler , bu topraklar altındayken rahat uyusunlar . Ne diyebilirim ki , herkes kendine göre bir kural çıkardı . Çirkin ve güzel diye bir mantık ortaya çıktı . İnsanlar , bedenlerinden ruhlarından , sözlerinden , giydiklerinden yargılandılar . Sanki bir suçluymuş gibi . Gerçekten yargılandılar . Kilo , sivilce , zayıflık vs. bırakın artık . Hala bunlar üzerine mi konuşuyoruz gerçekten . Bu dünya da sevilecek binlerce şey varken , biz sadece pis nefretimizi kusuyoruz . Hoşçakalın , ve kendinize kocaman sarılın bence . Çünkü başkasının sevip sarılmasına gerek yok . Herkesin bedeni de ruhu da kendisine yeter . Biz sadece sevgimizi paylaşalım . Ve başkalarının her hangi bir şeyine dil uzatmaktan cayalım artık .🪷
“İnsanlar seni sevdiklerini söyler.
ama kastettikleri şey , seni sevmenin onlara
kendilerini nasıl hissettirdiğini sevmeleridir.”
🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷
Spoiler içeriyor
🐾 John Limpley , coşkun ve içi içine sığmayan karakteriyle fazlasıyla sinirimi bozdu . Çünkü Stefan Zweig betimlemeleri ustalıkla yaptığı için , karakteri çok yakınımda hissettim . Ve açıkçası bundan memnun olmadım . Rahatsız edici bir karakter , iyi biri…devamı🐾 John Limpley , coşkun ve içi içine sığmayan karakteriyle fazlasıyla sinirimi bozdu . Çünkü Stefan Zweig betimlemeleri ustalıkla yaptığı için , karakteri çok yakınımda hissettim . Ve açıkçası bundan memnun olmadım . Rahatsız edici bir karakter , iyi biri olmasına rağmen . Bu hikayede odaklanılan nokta köpek Ponto gibi gözükebilir . Fakat aslında , gelişen olayların suçlusunun çoğunlukla John Limpley olduğuna eminim . Kendisi inanılmaz coşkulu ve sevecen karakteriyle . Sahiplendiği köpeğini şımartıp , onu kendi hayatını yönetebileceği bir noktaya getirdi . Can dostlarımız hayvanlarla bir hayat paylaşmalıyız . Onlardan nefret edecek kadar hayatımıza hakim hale getirmemeliyiz . Bu herkes için geçerli . Bir insanıda hayatımızın odak noktası haline getirmemeliyiz . John Limpley , uzun zamandır bir çocuk sahibi olmak istiyordu . Ve hayalleri gerçek olduğunda , karısı hamile olduğunda . Bütün ilgisini ve sevgisini Ponto’dan çekti . Köpek kitapta inanılmaz suçlu bakılan bir gözle anlatılmış . Ama olayları başlatan , John Limpley ’ in tutarsız davranışlarıydı . Tüm ilgi ve sevgisini köpeğinin üzerinden çekip , yeni doğacak bebeğine ve karısına yüklemesi . Köpek için çok alışılmadık bir durumdu . Oysa Ponto , kibirlenecek ve başına buyruk bir şekilde yaşayacak kadar şımartılmış bir köpekti . Çocuk yetiştirme durumu her ne kadar önemliyse , sahiplenilen can dostlarımızda bir o kadar titizlikle yetiştirilmeli . Ponto kendisini efendi sanan bir köpek olmuştu . John Limpley’nin özel hayatını bile işgal etmişti . Ama bunu ona sağlayan tek şey yine John Limpley idi .Kitabın ana fikri bu aslında. Aşırı sevgi gösterisi ve sahiplenme duygusu bazen kötü müdür ? Bu cümleyle özetlemekte mümkün.Bebekli evlerde köpek , kedi vs. yetişebiliyor normalde . Hatta çocukla beraber arkadaş olarak bile büyüyebiliyorlar . Ama burada durum farklıydı . Evet Ponto korkunç bir şey yapmaya çalıştı . Limpley ailesinin bebeğini öldürmeye çalıştı . Fakat o da o evin bir üyesiydi . Kontrolsüz yetiştirilmesi , kibirli bir hale gelmesi onun suçu değildi . Sevgisiz kalınca da hırçınlaştı , saldırganlaştı maalesef. Ve sonunda bebek arabasını kimin ittiği hala bilinmiyor . Hikayeyi anlatan karakter ve hizmetçi , köpekten şüphelenmişlerdi . Ama doğru mu değil mi bilemeden , ucu açık bir şekilde kitap bitti . Neye uğradığımı şaşırdım . Kitap , bir katil üzerine konuşmayla başladığı için otomatik olarak katili insan zannetmiştim . Fakat kitabın yarısında olaylar köpek Ponto’nun duygu düşüncelerine geçti . Konu onun üzerinden devam etti . Şaşırdım tabi . Her şeyin , sevginin bile , kontrollü olması gerektiğine dair ibret niteliğinde bir kitap . Ve tabi , lütfen sahiplendiğiniz hayvanları sevgisiz bırakacaksanız onları rahat bırakın , sahiplenmeyin . Hiç kazanmadıkları bir sevgi , kazanıp kaybetmelerinden iyidir . Kitaptaki karakter her şeye ama her şeye , sanki güzel bir eşyaymış gibi değer veriyor . Hevesi kaçınca gözünden düşüyor sevdiği şey . İnanılmaz korkunç bir şey . Hayvanlar süs eşyası mı ? Bu bir canlı bu bir hayvan . Ponto'nun bu hale gelmesi kaçınılmazdı .
🐾 Konu ve verdiği mesaj bölümünü geçtiysek yorumuma geliyorum . Çok kısa bir kitap ve akıcılığı müthiş . Betimlemeler ve anlatım tarzı çok içine çekiyor . O hikayeyi canlı canlı yaşatıyor gerçekten . Ama ben yetersiz buldum . Bir şeyler daha olacak diye beklemiştim . Sonu , kadının , köpek kesinlikle katil diye düşünmesiyle bitti . Bunu saçma ve yetersiz buldum . Zaman kaybı diyemem çünkü kısaydı zaten . Ama çok beğendim diyemem . Ya da kesinlikle okunması gereken bir kitap diyemem . Çerezlik bir kitap . Yazarın yaptığı sorgulama güzel . “Aşırı sevgi gösterisi ve sahiplenme duygusu bazen kötü müdür ? ” . Bunun üzerine daha güzel bir hikaye yazılabilirdi . Mesela , kitaptaki her karakter beni tilt etti . Hikayeyi anlatan kadın , kocası . Limpley ailesi zaten komple sorun , özelikle John Limpley . Köpek Ponto meselesinde de , şu an mantık kurduğum için böyle yazabildim . Yoksa okurken öyle yazılmış ki . Köpekten nefret etmemek mümkün değil . Velhasılkelam , bunlar benim düşüncelerim . Daha farklı bir beklenti içerisine girdiğim için olabilir . Yoksa güzel sayılabilecek bir kitap . Sadece kitabı okurken karakterlerin içimde oluşturduğu hisler rahatsız ediciydi . Herkes okurken böyle olmaz tabi . Çerezlik , akıcı ve ana fikri güzel bir kitap arıyorsanız okuyabilirsiniz .🪷🪷🪷
👨🏻🚀 Bu filmle ilgili üzerine konuşulması gereken konular gerçekten çok önemli . Çünkü bence , dünyanın kanayan yarası olan bir konu var ortada. Öncelikle dış görünüş meselesiyle başlıyorum . Çoğumuz , doğarken kendi tercihimiz dışında gelişen bir olay sayesinde ayrımcılığa…devamı👨🏻🚀 Bu filmle ilgili üzerine konuşulması gereken konular gerçekten çok önemli . Çünkü bence , dünyanın kanayan yarası olan bir konu var ortada. Öncelikle dış görünüş meselesiyle başlıyorum . Çoğumuz , doğarken kendi tercihimiz dışında gelişen bir olay sayesinde ayrımcılığa uğruyoruz . Dış görünüşümüzü biz seçmiyoruz . Ve buna rağmen bir bedel ödüyoruz . İkinci olarak şöyle de bir durum var . Güzel diye adlandırılanlar neye göre güzel ? Çirkin diye adlandırılanlar neye göre çirkin ? Bunun kararını kimler veriyor gerçekten hiç anlam veremediğim bir durum . Çirkinlikmiş güzellikmiş bütün bunları bizler uydurduk . Dışlamayı , ayrımcılık yapmayı , canavar gibi davranmayı bizler oluşturduk . Üçüncü olarak , birini çirkin bulmak ve birine çirkin demek kimin haddine ? Sanırım herkes kendini çok fazla önemli sanıyor . Unuttuysak hatırlamamız gereken bir şey var ki , hepimizin sonu bir avuç toprak . Dünya üzerinde geçirdiğimiz her dakika , sadece sevgi sayesinde bizi yaşıyormuş gibi hissettirebilir . Bu kötü duygular yalnızca bizi aşağı çekecektir . Gerçi zaten aşağıda olup kendini yukarıda zannedenler için , bir şey değişir mi bilmem ama , tek bildiğim büyük küçük fark etmeksizin herkesin canavarlaşabildiği . Bu zorbalık meselesi hakkında küçük yaşlardan itibaren bir eğitim alınması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü eğitilmediğimiz sürece , insanlığımızı kaybetmemiz kaçınılmaz olacaktır . Filmde zorbalığa uğrayan karakterimiz Auggie , bütün bu davranışların hiçbirini hak etmemişti . Ve ben şahit olduğum bu sahneleri kalbim paramparça olarak izledim . Çünkü bu bir film olabilir , fakat yaşanan her şey gerçek . Ben bu filmi seyrederken , yine birileri bir yerlerde zorbalığa uğruyordu mesela . Zorbalık meselesinin kişisel gelişimi , özgüveni , özsaygıyı ne derecede etkilediğini bilmek için biraz düşünmek kafi . Yaşama sevincini alan ve insanı olduğu kişiden uzaklaştırıp sevgisizlik eserine dönüştüren bir şey olduğundan da çoğu kişinin haberi olmadığına eminim . Ne de olsa , insanlar bir başkasına yapılan herhangi bir zulme kayıtsız kalmak konusunda oldukça başarılılar. Filmin dikkat çekmek istediği konu çok güzeldi . Umarım herkes , birini güzel ya da çirkin görmenin , kendi kalbimizin iyilik derecesiyle belirlendiğini anlayabilir .
🌌 Filmin işleyişine yoğunlaşırsak . Karakterlerin , kendi bakış açılarından gözüken kısımları izlemek çok güzeldi . Onlarla daha rahat empati kurabilmeyi sağladı bu durum . Ve yine , herkesin bir şekilde kendi açısından belli bir seviyede haklı olabildiğini görmüş olduk. Auggie'nin ablasının durumuda çok üzücüydü . Bu pis dünya yüzünden , kardeşinin çok fazla yardıma ilgiye ihtiyacı vardı . Böylece ailesi , ona vakit ayıramıyorlardı . Her karaktere ayrı ayrı üzüldüm. Hatta zorbalık yapan çocuklara bile . Çünkü öyle olmalarının kendi eserleri olmadığını biliyorum . O yüzden sadece eğitilsek keşke diyorum . Güzel olan bir şey var ki , bu filmde konunun daha derin ve dramatik işleneceğini düşünmüştüm . Fakat yanılmışım , Auggie çok güzel arkadaşlar edindi . Ekrana bakarken , oy şunları keşke mıncırsam dediğim arkadaşlar . Auggie , Charlotte , Summer özellikle Jack Will tertemiz kalpleriyle çok güzel bir arkadaşlık kurdular .Önceleri tabi kalbim kırıldı izlerken . Fakat sonra her şey öylesine güzelleşti ki . Gördüklerim bu dünyadan değil gibiydi . Sırıtarak , sevinerek izledim . Hatasını anlayan ve bunu düzeltmek için çabalayan çocuklara sarılmak istedim .
👨🏻🚀 Kesinlikle izlenilmesi gereken bir film . Hem akıcı , izlerken hiç sıkılmadım . Ve son olarak , bütün Auggie gibi olanlar için bir şeyler söylemek istiyorum. Zorbalık sadece fiziksel görünüş içinde olmaz . Bunun birçok çeşidi vardır . Eğer geçmişte zorbalık görmüş ya da şimdilerde görmekte olan . Hatta zorbalık yapmış biri , şu an bunu bir ihtimal okuyorsa , ona şunu söylemek istiyorum .Kendini sevmen için geç değil . Buna bir dur demek ve başına gelenler için kendine daha da sıkı sarılmak için geç değil . Zorbalık yapmış biri içinde durum böyle . Yalnızca eksik olan , yarım kalmış biri böyle yöntemlere başvurabilir . Yalnız değilsin . Sadece senin gibi olanlar , aynı senin gibi bir yerlere kapamışlar kendilerini . Soyutlanmışlar her şeyden . Bir gün tüm bu engellere rağmen , karanlıklara rağmen , bir mucize olacak ve ait olduğun yeri keşfedeceksin . Hiç bir şey için geç değil . Değerini , senden başka birinin belirlemesine izin verme . Deniz gibi olan biz insanlar için . Hiçbir şey göründüğü gibi değildir . Kimse kimseyi en içini görerek tanıyamaz . Zira , kalbimize bakmaya çalışanda yok . Bir insanın değeri , bir başkasına gösterdiği merhamet kadardır . Bundan öteye geçemeyiz 💜
🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷
“Yüce gönüllülük, güçlü olmakta değil, gücü nasıl kullanıldığında yatar... Gücüyle pek çok kalbe güç veren, insanların en yüce gönüllüsüdür."