" Güzellik gerçekliktir. Gerçeklikse güzellik. Bu dünyada bilebileceğin ve bilmen gereken tek şey budur. " Buna katılıyor musunuz, sizce güzellik derken ne demek istiyor?
Olay akışı, diğer şeyler umrumda değil son zamanlarda izlediğim en hissiyatlı filmdi. Uzun zamandır bir şeyi böyle hissederek izlememiştim. Görsel şölendi. Sanatsal açıdan beni çok tatmin etti. Shakespeare yerine Agnes'e, yani kadına odaklanması devrim mahiyetinde. Bu filmi izleyin ve hissiyata…devamıOlay akışı, diğer şeyler umrumda değil son zamanlarda izlediğim en hissiyatlı filmdi. Uzun zamandır bir şeyi böyle hissederek izlememiştim. Görsel şölendi. Sanatsal açıdan beni çok tatmin etti.
Shakespeare yerine Agnes'e, yani kadına odaklanması devrim mahiyetinde. Bu filmi izleyin ve hissiyata kendinizi teslim edin.
Filmin verdiği herkesin yası yaşama şekli farklıdır mesajı güzel olmuş. Babanın bunu sanatına dökerek yapması çok etkileyiciydi. Bu şekilde oğluna veda vedebildi. İkisinin de ruhunu özgür bıraktı.
Hamnet kardeşinin yerine geçtiğinde ve arafta çaresizce dolandığında gözyaşlarım süzülüverdi. Ölüm yeterince korkunçken bir çocuğun ölümü insanı derinden etkiliyor. Hele böyle acılar içinde... O dakikalardan sonra nasıl bitirdim bilmiyorum zaten. Kapılıp gitmişim. Finalde ellerini uzattıkları sahne doğaçlamaymış. O kısım olmasa bu kadar etkileyici bir final olur muydu şüpheli. Sondaki müziğin girip de duygusal yapmadığı bir film yok zaten. Bu müzik bir başyapıt.
Sosyal medya insanın kendi düşüncelerini oluşturma becerisini ve bunlar üzerindeki kontrolünü ciddi şekilde zayıflatıyor. Sanki orada bulanan herkes, her şey manipüle için var. Kendimi av gibi hissediyorum. Hep bana bir şeyler satma, bir şeyler izletme peşinde olan bir sistem bu.…devamıSosyal medya insanın kendi düşüncelerini oluşturma becerisini ve bunlar üzerindeki kontrolünü ciddi şekilde zayıflatıyor. Sanki orada bulanan herkes, her şey manipüle için var. Kendimi av gibi hissediyorum. Hep bana bir şeyler satma, bir şeyler izletme peşinde olan bir sistem bu. Kendini aslında hiç de öyle düşünmediğin bir şeyi savunurken buluyorsun. O coşkulu güruhlar herkesi ardından sürüklemek istiyor. Amaç barış değil amaç kargaşa.
Linç kısmına girsek çıkamayız, korkunç... Linçlenmekten öyle korkuyoruz ki gerçek hayatta bile fikirlerimizi belirtemez olduk. Evet, insan hep zorlanır düşündüklerini söylemekte. Ama böyle değildi. Kim olduklarını bilinmeyen binlerce, belki milyonlarca kişiden, onların klayvyeciliğinden korkmazdık. İnsan egosu çok hassas. Bir kişi bile ona katılmadığını söylediğinde ezilir, büzülür içten içe. Sosyal medya insan psikolojisi için dehşet bir yer. Böyle tasarlandı çünkü işlerine gelen bu.
Sözde bir özgürlük sunuyor. Yol orada git diyor. İstediğin zaman burayı terk edebilirsin. Ama seni orada tutmak için her şeyi yapmaya hazır.
İnsanların hayatını çalmak üzere kurulu bir sistemde yaşayıp gitmemizi bekliyorlar. 1 kere geldiğim şu hayatta sosyal medyaya harcayacak ne kadar vaktim var ki? Yaşamaya ne zaman sıra gelecek? Deneyime?
Teknoloji güzeldir ama araç olduğunda. Bizi yönettiğinde, zombileştirdiğinde değil. Bisiklet mesela araçtır. Varlığıyla sunduğu cazibesi vardır. Bildirimi, gündem akışı, kontrol etme amacı yoktur.
Beynin sınırsız yeteneği, ruhun keşfedilmeyi bekleyen gizleri var ama biz bunları keşfetmek yerine, bizi olgunlaştıracak sorunlarla yüzleşmek yerine göz telefonda kambur kambur yaşayıp gidiyoruz.
Bir başka sorun: Gerçeklik algımızı mahvetti. Neye inanacağımızı bilmiyoruz bile.
İnsanları bir araya getiren gerçek değil mi? Peki gerçek ne?
Hayatımın bir döneminde tekrar okumak isteyeceğim bir kitap. Söyledikleri okunup geçilecek türden değil. Evet kitap bitti ama üzerinde düşünme eylemi bitmedi. En beğendiğim alıntılara geçeyim: - Ey sen büyük yıldız! Aydınlattıkların olmasaydı ne olurdu mutluluğun? - Severim tanrısını sevdiği için…devamıHayatımın bir döneminde tekrar okumak isteyeceğim bir kitap. Söyledikleri okunup geçilecek türden değil. Evet kitap bitti ama üzerinde düşünme eylemi bitmedi.
En beğendiğim alıntılara geçeyim:
- Ey sen büyük yıldız! Aydınlattıkların olmasaydı ne olurdu mutluluğun?
- Severim tanrısını sevdiği için tanrısını yerden yere vuranı: Çünkü tanrısının öfkesi mahvedecektir onu.
- Eyvah! En aşağılanası insanın, artık kendini aşağılayamayanın zamanı yaklaşıyor.
- Kendi dünyasını kazanır dünyayı kaybeden.
- Kendisini görmek istemiyordu yaratan bunun üzerine dünyayı yarattı.
- İnsan aşılması gereken bir şeydir: İşte bu yüzden erdemlerini sevmelisin. Çünkü onlarda yok olacaksın.
- İyi bir savaş her davayı kutsallaştırır.
- Başka nedir ki dostunun yüzü? Senin kendi yüzündür o, kaba ve kusurlu bir aynada.
- Özgür mü diyorsun kendine? Sana hükmeden düşünceni duymak isterim,bir boyunduruktan kaçıp kurtulduğunu değil.
- Ne için özgürsün? Kendi iyini ve kötünü sen verebilir misin kendine?
- Hiç tam zamanında yaşamayan, nasıl tam zamanında ölsün ki?
- Eğer tanrıları olsaydı, nasıl dayanırdım ben bir tanrı olmayışıma?
- Tutsaktırlar onlar benim gözümde, damgalıdırlar. Onların kurtarıcı dedikleri kişi sıkı sıkıya zincirlemiş onları.
- Sahiden ne çok gülmüşümdür, keskin pençeleri olmadığı için kendilerini iyi zanneden zayıflara.
- İstemek kurtarır.
- İnsanların arasında temiz kalmak isteyen pis sularla yıkanması da bilmeli.
- En bağışlanamaz yanın bu işte: Gücün var ve hükmetmek istemiyorsun.
- Kendini görmemeyi öğrenmek gerekir çok şey görmek için.
- Öven kişi; sanki veriyormuş gibi davranıyor, aslında daha çok kendisine verilmesini istiyor.
- Kiminin yalnızlığı hastanın kaçışıdır, kiminin yalnızlığıysa hastalardan kaçıştır.
- Bir son vermek için yeni bir dize yazmaktan daha çok cesaret gereklidir.
- Sadece nefret edilesi düşmanlarım olmalı aşağılanası düşmanlarım değil.
- Seni artık bir tanrıya inandırmayan da dindarlığın kendisi değil mi?
- Acı çeken her şey yaşamak ister. Mirasçı isterim der acı çeken her şey. Çocuk isterim, kendimi istemem. Ama haz mirasçı istemez, çocuk istemez. Haz kendisini ister.
Spoiler içeriyor
" Bizim için daha iyi, daha sağlıklı bir şey bulmak için bile olsa yine acı çekmek riskini almaktansa bildiğimiz acıya katlanırız. " Çok vurucuydu. Tom'un iyi oynadığını biliyordum ama bu oyunculuğu bir başkaydı. Çok samimiydi bir kere. Sadece o değil…devamı" Bizim için daha iyi, daha sağlıklı bir şey bulmak için bile olsa yine acı çekmek riskini almaktansa bildiğimiz acıya katlanırız. "
Çok vurucuydu. Tom'un iyi oynadığını biliyordum ama bu oyunculuğu bir başkaydı. Çok samimiydi bir kere. Sadece o değil diğer oyuncular da döktürmüş. Çoklu kişilk bozukluğunu merak edenler için güçlü analiz edilmiş bir dizi. Hiç sıkılmadım. Danny'nin sondaki toparlamış, bütünleşmiş hâlini görünce huzur buldum sanki. Acıyla başa çıkmasının tek yolu buydu. Benliğini bölmek. Ona kim kızabilir ki?
" Cam gibi kırıldın, pek çok parçaya ayrıldın. " ona olan bu.
Annesinin tepkilerini ağzım açık izledim. Oğlunun bir kere elinden tutmadı, doktor ve avukat ondan çok yardım etti Danny'e. Yaklaşımları - özellikle avukatın - hoşuma gitti. Acı çeken, çekenin hâlinden anlıyor. Avukatın da travmatik bir geçmişi vardı.
İstismar mağduru çocuklara neredeyse tüm dünya sırtını dönerken bir de ailelerinin dönmesi çok zalimce. Böyle bir yara nasıl iyileşir ki?
Değindiği konular bakımından hoşuma giden dizilerden biri oldu.
Bu film cidden bir şaheser. Şaşılacak epey şey vardı. Polisin hasta olmasına değil de başından beri her şeyin farkında olmasına şaşırdım. Sonu müthişti. Daha uygun bir son düşünemiyorum. Başından beri canavar olduğunu biliyordu yine de onun için hazırlanan oyuna uyum…devamıBu film cidden bir şaheser. Şaşılacak epey şey vardı. Polisin hasta olmasına değil de başından beri her şeyin farkında olmasına şaşırdım. Sonu müthişti. Daha uygun bir son düşünemiyorum.
Başından beri canavar olduğunu biliyordu yine de onun için hazırlanan oyuna uyum sağladı. Ona deli demek büyük haksızlık gibi geliyor.
Filmdeki detaylardan bahsetmiyorum bile, boşa kurulmuş tek bir cümle yok. Sandığımdan daha zekice yazılmış bir karakter Teddy. Leo'ya da çok yakışmış.
Müzik ( On the nature of daylight ) çaresizliği iliklerime kadar hissettirdi.
Ve bu cümle her şeyin özetiydi:
- Yaralar canavarlar yaratır ve siz yaralısınız.
Oyuncunun karakterin hakkını verdiğini söyleyebilirim. Yabancı romanını okurken nasıl kriz geçirerek okuduysam bunu da öyle izledim. Akıl almıyor bu kadar yoğun duyguları olan insanoğlundan birisi nasıl bu kadar tepkisiz, ruhsuz olabilir? Adama seni öldürelim mi desek fark etmez diyecek. Fikri…devamıOyuncunun karakterin hakkını verdiğini söyleyebilirim. Yabancı romanını okurken nasıl kriz geçirerek okuduysam bunu da öyle izledim. Akıl almıyor bu kadar yoğun duyguları olan insanoğlundan birisi nasıl bu kadar tepkisiz, ruhsuz olabilir?
Adama seni öldürelim mi desek fark etmez diyecek. Fikri yok, kalıbı yok, yaşamının anlamı yok. İşin garibi kendisi de gayet farkında. Sadece arzularıyla ilgileniyor. Ama onu arzu yönetiyor da diyemem. Arzu insanda duyguları uyandırır, tepkiler verdirir ne bileyim. Bunda tık yok.
Gerçekten tam bir absürt karakter.
Öfkeli, dürtüsel insanlardansa böyle tepkisiz, hiçbir amacı olmayan insanlardan daha çok korkarım ve tehlikeli bulurum.
Karakteri yüzünden yargılanması konusuna gelirsek buradaki fikrim konusunda kararsızım.
Olaylara toplumun vermemizi istediği şekilde tepki vermeyince yargılanıyorsak bu adaletsiz yerlere kayar ama aynı şekilde insanlar sadece yaptıklarıyla yargılanmamalı da. Niyet de teşebbüs de en az sonuç kadar önemlidir. Böyle amaçsız bir ruh tehlikelidir sadece toplum için değil kendi için de. Bu insanlar devlet tarafından gözetilmelidir. Bir amaca bağlanmaları teşvik edilmelidir.
Spoiler içeriyor
Bu nasıl film? Vicdanınız mı yok? Karakterlerin konuşmasına gerek yoktu resmen. Birbirlerine bakışları, ellerinin mesafesi, çekingenlikleri,gülüşleri... Bunlar yeterince konuşuyordu. Küçük detaylar büyüktü. Adamın saf sevgisi.. Off, kadının yanında en azından onu seven biri var ama onun kimsesi yok. Nora'nın kariyerine…devamıBu nasıl film? Vicdanınız mı yok?
Karakterlerin konuşmasına gerek yoktu resmen. Birbirlerine bakışları, ellerinin mesafesi, çekingenlikleri,gülüşleri... Bunlar yeterince konuşuyordu. Küçük detaylar büyüktü.
Adamın saf sevgisi.. Off, kadının yanında en azından onu seven biri var ama onun kimsesi yok.
Nora'nın kariyerine odaklanmak istediğini anladım, elbette ki çok önemli hele ki bir kadın için. Ama abla öyle seven bir insan bırakılır mı be? Hayatında senin için her şeyi yapabilecek biri varsa onu bırakmamalı bence.
Bilmiyorum bence hayatta hiçbir şey sizi gerçekten seven ve anlayan insanların olması kadar değerli değil.
Kadının hislerinden korktuğu çok belliydi ama gerçekten dediği gibi bir süre ara verdikten sonra konuşsalar olmuyor muydu? Neyden kaçıyordun tam olarak dedirtti bana. " Gözlerini parlatan şey için savaşmamak ne büyük korkaklık." sözü bana Nora'yı hatırlatacak bundan böyle.
Çocukluklarından bu yana ilk defa konuştukları zaman veda ettikleri sırada kadının olayı basitleştirme çabası beni aşırı rahatsız etti. " Göz açıp kapayana dek geçer. " demesi mesela.
Adam seni bulmak için çabalamış, seni seviyor. Bu kadar basit mi sanıyorsun unutmayı?
Hae'nin kız arkadaşıyla ayrılıklarından bahsederken " Düşünmeye ihtiyacımız vardı. " derken Nora'dan bahsettiğini hepimiz biliyoruz değil mi?
Aralarındaki uyum ve bunun harcanması beni bitirdi.
Kadından eşini bırakmasını beklemedim elbette ama böyle de olmamalıydı bilmiyorum...
Ama sanırım hayatta her zaman her şeyin istediğimiz gibi gitmediğini anlamamız için böyle olmalıydı tam olarak.
Hae,taksiye binip gittikten sonra Nora gibi buruk hissettim.
" Arthur için sen kalan insansın. " En çok bu cümle dokundu bana.
Nora'ya gelen hep o oldu.
Nora'nın eşini dışlayıp Hae Sung'la kendi aralarında konuşmaları... İliklerime kadar o dışlanmışlığı, fazlalık hissini hissettim. Harbi adammış Arthur, karısına kendi içinde verdiği mücadeleyi yansıtmadı. Onu cidden seviyor ama bir yandan da üçüncü kişi olduğunu biliyor.
Ömrü boyunca bu histen kurtulabileceğini pek sanmıyorum.
" Sanki içinde benim asla giremeyeceğim kocaman bir yer varmış gibi hissediyorum. "
Tam olarak bahsettiği o yerde başkasının olduğunu gayet iyi biliyordu ama karısını kaybetme korkusu daha ağır bastığı için ses etmedi. Çaresiz hâldeydi.
Ne kadar itiraz ederse etsin Nora, Hae'yle birbirleri için yaratıldıklarının farkındaydı.
Çocukluk aşkı olan insanlara çok özeniyorum.
Başta söylenen o söz " Bir şeyi geride bıraktığın zaman başka bir şey kazanırsın. " Sanırım Nora çocukluk aşkını bırakarak kocasını kazandı. İyi bir son muydu bilmiyorum ama bok gibi hissettirdiği kesin.
Şirin, zevkli bir yapımdı ne kadar filmin yaptığı Fransa güzellemesi yer yer rahatsız etse de. Farelerden geçilmeyen Paris'in bu sorununu bile tatlı göstermişler ya ne diyeyim. Adamlar bu işi biliyor. Ramy adlı farenin aşçı olma yolundaki macerası izliyorsunuz. Ramy "…devamıŞirin, zevkli bir yapımdı ne kadar filmin yaptığı Fransa güzellemesi yer yer rahatsız etse de. Farelerden geçilmeyen Paris'in bu sorununu bile tatlı göstermişler ya ne diyeyim. Adamlar bu işi biliyor.
Ramy adlı farenin aşçı olma yolundaki macerası izliyorsunuz.
Ramy " Herkes aşçı olabilir. " inancıyla hareket ediyor. Şu da var ki fare bile olsan ailen sıkıntılı olabiliyor. Ramy'den hırsızlık yapmasını istemelerinden bahsediyorum. Anlamak isteyene bir şeyler anlatıyor bu. Neyse ki sonradan ailesi onun inancı uğrundaki kararlılığını görüp destekliyorlar.
Diyeceğim çok bir şeyim yok, bence izlenir. İçimi ısıtıyor böyle hayvanların insanlarla etkileşim kurduğu animasyonlar.