Gülüp eğlenmeliydim. Su gibi akmalıydım şu yaşımda. Oysa ağır ağır düşünüyorum geleceği. Kaç gecem daha böyle huzursuz geçecek? Beni felaketler değil düşünmek mahvedecek. - Murat Ali Ersan -
Tartışmalar oldukça mantıklıydı, sevdim. Yolculukları, samimiyetleri, birbirlerinin lafını bölmemeleri hoşuma gitti. Alıntılar: " Benimlesin ama benim değilsin. Kimse kimsenin sahibi değil. Ve sadece, yarın her şeyin bitebileceğini kabul edersem mutlu olabilirim. " " Her zaman kendimizden uzak durmalıyız. Aksi takdirde…devamıTartışmalar oldukça mantıklıydı, sevdim. Yolculukları, samimiyetleri, birbirlerinin lafını bölmemeleri hoşuma gitti.
Alıntılar:
" Benimlesin ama benim değilsin. Kimse kimsenin sahibi değil. Ve sadece, yarın her şeyin bitebileceğini kabul edersem mutlu olabilirim. "
" Her zaman kendimizden uzak durmalıyız. Aksi takdirde deliririz. "
Buna tamamen katılmıyorum, kendimize yaklaşmadan, kendi içimize dönmeden sadece dış dünyanın bize sunduklarıyla oyalanırsak hayatın anlamı ne ki? Kendi içimdekini bilmeden dışarıyı nasıl bileceğim? Aşırıya kaçılmamalı bu içe dönme o da ayrı.
Yorumcunu ve benliğini uyumlu hâle getirme fikri kulağa hoş geliyor. Jule göre gerçek benliğimiz sessiz, iç ses dediğimiz şey bizim yorumcumuz. Yorumcu benliğin aldığı kararları akla uygun hâle getirir.
" Tek eşlilik, kültürel olarak programlanmış mutsuzluktur. " Bu çok iddialı. Tek eşlilik konusunda fikirlerim oldukça sofistike. Ne Jule'a tamamen katılıyorum ne de Jan'a.
" Çocuklarımıza istikrarlı bir yuva vereceğiz ama bunun bizi cinsel olarak öldürmesine izin vermeyeceğiz. " Jan'ın Roma sistemini anlattığı bu alıntı onun düşüncesine açıklıyor.
Ben insanın tek eşli olmasının daha iyi olacağını çünkü insanın birden çok insana verecek yeterince ilgi ve aşkının olmadığına inanıyorum. Bu poligomi'yi cinsel açıdan istiyorsanız ayrı tabii.
" Farklılık ve uyumsuzluk ihtirası yaratan şeydir. Neden birbirlerine uygun olmayan pek çok insan bir araya geliyor?
Cinsel çekicilik ile başarılı partnerlik arasında temel bir çelişki var "
" Kapitalizm insanlık dışı insanları sevmeyen sistemdir. "
Kapitalizmin ayırma stratejisi , uzun zamandır bu şekilde düşünüyordum ve bu düşüncemi adlandırmak aklıma gelmedi. Bunu duymak iyi oldu.
" Mutsuz olalım ki daha çok tüketelim. "
Gerçekten de insan mutsuz olduğunda, uzun bir süre yalnız kaldığında içindeki o eksiklik hissini bir şeylerle doldurmak için her şeyi yapıyor. Aşırıya kaçmaya eğilim gösteriyor. Çok alkol tüketmek, aşırı cinsellik gibi...
" Rekabet eğlencelidir. Orman savaşçıları bile rekabet eder, biz sadece yarışmayı severiz." Her ne kadar Jule'un düşüncelerine yakın olsam da Jan burada haklı, yarışmayı seviyoruz. Belki de doğuştan bir rekabet ortamına doğup, aksini bilmememizden kaynaklıdır bilmiyorum.
Geleyim filmin başında tartışılan intihar konusuna.
İntihar bencillik gibi görünebilir ama kendini yok etmeyi aklına koyduğunda kimseyi düşünmezsin. Kendini bile düşünmüyorsun ki.
" Ama sadece kendi hayatından sorumlu değilsin. " İşte tam olarak bu üzerimizdeki baskıyı artırır. İntihar edecek kişi sırf bu yüzden vazgeçebileceği gibi başkalarını kendinden kurtarmak için, daha fazla yük olmamak için intihar fikrine daha çok sarılabilir.
Güçlüler hayatta kalır bakış açısı tehlikeli. Çünkü bu düşünce zayıf olarak görülen insanları aşağılama, onlar üzerinde üstünlük kurup ezme davranışını beraberinde getiriyor.
Herkes başlarda sıkıldığını yazmış ben baştaki neredeyse her şeyin sonlarda anlam kazanacağını bildiğim için olmalı ki çok sıkılmadım. Sadece heyecanla acaba Nolan bu sefer nereden şaşırtacak dedim. Şaşıracağımın farkında olsam da bu şaşırmama engel olmadı tabii. Onun da dediği gibi…devamıHerkes başlarda sıkıldığını yazmış ben baştaki neredeyse her şeyin sonlarda anlam kazanacağını bildiğim için olmalı ki çok sıkılmadım. Sadece heyecanla acaba Nolan bu sefer nereden şaşırtacak dedim. Şaşıracağımın farkında olsam da bu şaşırmama engel olmadı tabii. Onun da dediği gibi anlamaya değil, hissetmeye uğraştım. Tekrar filme dönersek şunları söyleyeceğim:
Hayatın berbat gerçekliğinden kaçmak için aldatılmaya çok hazırız.
Sonda da dendiği gibi " Aslında sırrı öğrenmek istemiyorsunuz, aldatılmak istiyorsunuz. " Film gerçekten aldatıcıydı. Herkes gerçeği istediği söyler ama çok az insan gerçekten ister. Çok az insan gerçeğin bedelini ödemeye hazırdır.
Ve denildiği gibi alkışlanmak için yok ettiğiniz şeyi geri getirmelisiniz. Ve Alfred kardeşi olarak geri geldi. Son tam bir prestijdi.
Gelelim Tesla'ya, Tesla'nın zekasına hep hayran kalmışımdır ve bu filmde ondan bahsedilmesi ne kadar hoşuma gitti anlatamam. Ona ne tamamen ahlaklı denebilir ne de tamamen ahlaksız.
Tesla'nın Angier'a söylediği " Bu sizi yok edebilir " cümlesinde bence kastedilen asıl şey hırstı. Angier'ı yok eden de başarılı yapan da hırsıydı.
Ayrıca ikisinin de fedakarlık yaptığını söyleyebiliriz her ne kadar Fallon Angier'a öyle demese de.
Gizem bence mesele bu. Gizemini yitiren şey hiç olmaya mahkumdur en azından insanın gözünde.
Sonuç olarak güzeldi, izlenmeli.
Evet Atatürk'ün de zamanında okullarda okutulmasını istediği bir kitap bu. Niye istediğini okuduğunuzda kavrıyorsunuz. Devlet üzerinde bakış açınızı değiştirebilir. Kendinizi sorgulamanıza neden olabilir. Okunmalı. Özellikle de şu dönemde milletimizin bu kitaptaki mesajları iyice anlaması ve uygulamaya geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Başlıca…devamıEvet Atatürk'ün de zamanında okullarda okutulmasını istediği bir kitap bu.
Niye istediğini okuduğunuzda kavrıyorsunuz. Devlet üzerinde bakış açınızı değiştirebilir. Kendinizi sorgulamanıza neden olabilir. Okunmalı. Özellikle de şu dönemde milletimizin bu kitaptaki mesajları iyice anlaması ve uygulamaya geçmesi gerektiğini düşünüyorum.
Başlıca hepimize gelsin bu sorular:
-Toplumu tek bir kişi mi halk mı değiştirir?
- Köylerimizdeki kör kardeşlerimizin ve babalarımızın gözlerini kim açacak? Bataklık, ormanlıkların güzel kısımlarına ulaşmayı kim göze alacak?
- Kendi ülkemizde neler yapıyoruz, milletimizin geleceğinde nasıl bir rolümüz var?
- Kahraman olmak için illa Sezar, Napolyon gibi kan döküp, işgal mi yapmak gerekiyordu?
Alıntılara geçelim:
✨ Kahraman halkı heyecanlandırır, alevlendirir. Ancak bu alevi, milletinden aldığı ateş ve heyecanla yakar.
✨Topluma, millete musallat olan manevi mikroplar gerçek mikroplardan daha da tehlikeliydi.
✨Milyonlarca halk bedenen, ruhen, fikren, ahlaken çürüyor da hiç kimse bu kokuşmuşluğu görmüyor. Sanki herkesin karakteri bozulmuş veya herkes bu yozlaşmışlığa o kadar alışmış ki, bunu artık doğal bir durum sanıyor. Peki gerçekten bu böyle mi olmalı?
✨Başka milletlerin topraklarını işgal eden kumandanlardan niçin bu kadar saygıyla bahsedildiğini anlayamıyorum.
✨Her dönemde, her coğrafyada halk kitleleri sabır ve tahammül göstermeye mecbur bırakılmıştır. Zorluklara, yokluklara tahammül etmek halkın zorunlu görevi gibi sayılmıştır. Her vesileyle halka saldırıp onları hor görürler.
✨Öncelikle, bütün özgürlükleri, mutlulukları, zenginlikleri kendileri için isterken halk için en büyük sefalet ve yokluklara karşı tahammül etmeyi tavsiye eden burjuvalara ve seçkinci devlete kızıyordu. Sonra da halka kendisine dayatılmış bu mecburiyete tahammül ettiğinden dolayı kızıyordu. Halkın zihin tembelliğine, maddi manevi sefaletine, hukuksuzluklara, eğlenceye alışmış olmasına kızıyordu.
✨Politikacılar, generaller sürekli devletlerinin sınırlarını genişletmeye çalışıyorlar; fakat egemenlik sürdükleri sınırlar içinde yaşayan halkın özgürleşmesini, aklını, düşüncesini, inancını, ahlakını yükselmesini istemiyorlar.
✨Devlet, yöneticileri iyi ya da kötü, kendi milletlerinin bir yansımasıdır. Devlet adamları, millî ruhun birer kopyasıdır; halk kitlesinin içinden çıkmıştır.
✨Her millet layık olduğu idareye, devlet adamlarına sahip olur.
Kitap öyle yerlere değinmiş ki konuşmaya başlasam bu yazı alır başını gider. Ben alıntılarla yetineyim. "Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir. " "Korkuyorsun, Nana derdi ona. Hiç tadamadığın mutluluğu benim…devamıKitap öyle yerlere değinmiş ki konuşmaya başlasam bu yazı alır başını gider. Ben alıntılarla yetineyim.
"Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir. "
"Korkuyorsun, Nana derdi ona. Hiç tadamadığın mutluluğu benim bulmamdan korkuyorsun. Benim mutlu olmamı istemiyorsun. İyi bir hayatım olmasını istemiyorsun. "
"Çünkü bir toplumun, kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı yoktur. "
-Bizi geri gönderirseniz bize ne yapacağını söylememe gerek yok.
-Bir erkeğin evinde ne yapıp yapmadığı bir tek kendisini ilgilendirir.
-Peki, o zaman kanun ne olacak, Memur Rahman?
-Prensip olarak özel aile meselelerine karışmıyoruz hemşire.
- Karışamazsınız tabii. Erkeğin çıkarı söz konusuysa karışmazsınız.
Flamingo göndermesi iyiydi.
Bir ressam flamingo resmi çiziyor. Taliban bunun İslam'a aykırı olduğunu söylüyor. ( kuşların bacaklarının uzun, çıplak görüntüsüne bozulmuş bak bak ) Ressama işkence ediyorlar ve iki seçenek sunuyorlar: Ya resmi yok et ya da flamingoları edepli hâle getir. Ressam flamingolara pantolon giydiriyor. Artık flamingolar Müslüman!
"Beni korkutan şey, hemşire Allah'ın beni karşısına dikip Neden sözümü dinlemedin Molla? Neden buyruklarıma uymadın? diye soracağı gündür. Ona kendimi nasıl anlatır, nasıl açıklarım hemşire? Emirlerine itaatsizliğimi nasıl savunur, kendimi nasıl aklarım? "
"Raşit erkek arkadaşları geldiğinde Meryem'e aşağı inmemesini tembihlemişti.
Bu himayeci tavır Meryem'in kendini değerli hissetmesini sağlıyordu.
Demek ki kızın onuru, namusu korunmaya değer bir şeydi. "
Meryem'in Raşit'in odasında bulduğu dergilerle ilgili şu yorumu:
"Bir kadının yüzü, demişti, yalnızca kocasını ilgilendirir. Bu sayfalardaki kadınların da kocaları vardı belki. En azından erkek kardeşleri, ağabeyleri vardı. Bu durumda, aklı fikri başka erkeklerin karılarının, kız kardeşlerinin mahrem bölgelerinde olan Raşit, onun örtünmesi için neden baskı yapıyordu? "
"Bir annenin kendi çocuğuna sevgi duyamayacağından korkması korkunç bir şey. Doğa dışı bir şey."
"Bütün sevgilerini zaten sahip olduğu çocuklara verip tüketen ana babaların yeni çocuk yapmalarına izin verilmemeliydi, haksızlıktı bu."
" İnanma istersen yıldızların yandığına, Güneşin döndüğüne inanma, Doğrunun ta kendisini yalan bil, Ama seni sevdiğime inan Ophelia. " İlk defa okuyorum ve eminim tekrar okuyacağım. İnsanın bir kerede bu kitabı tamamen anlayabileceğini düşünmüyorum. Hamlet karakteri oldukça derin bir kişilik…devamı" İnanma istersen yıldızların yandığına,
Güneşin döndüğüne inanma,
Doğrunun ta kendisini yalan bil,
Ama seni sevdiğime inan Ophelia. "
İlk defa okuyorum ve eminim tekrar okuyacağım. İnsanın bir kerede bu kitabı tamamen anlayabileceğini düşünmüyorum.
Hamlet karakteri oldukça derin bir kişilik çünkü.
Tekrar görüşüne dek elveda Hamlet diyorum.
Şu an o kadar garip hisler içersindeyim ki sanki Martin benim elimde büyümüş de gözümün önünde yok olup gitmiş gibi acı çekiyorum. Yakınımı kaybetmiş gibi hissettiğim için ona ne kadar bağlandığımı şimdi anlıyorum. Sonunun böyle olacağını bilsem bile inanmak istemiyorum.…devamıŞu an o kadar garip hisler içersindeyim ki sanki Martin benim elimde büyümüş de gözümün önünde yok olup gitmiş gibi acı çekiyorum. Yakınımı kaybetmiş gibi hissettiğim için ona ne kadar bağlandığımı şimdi anlıyorum. Sonunun böyle olacağını bilsem bile inanmak istemiyorum. Bir zamanlar hayata bu kadar bağlı bir adamın bu kadar kolay yitip gitmesini konduramıyorum.
O kadar samimi, hayatın içinden bir roman ki bu, kimse bana bunun sadece bir kitap olduğuna inandıramaz. Acayip boşlukta hissediyorum. Günlerdir bitirmek için sabırsızlandığım kitabı aslında hiç bitirmek istemiyormuşum bu farkındalık da acıtıyor bir yandan kalbimi. Bir alıntı bırakarak ağlamaya gidiyorum...
Ruth: Halbuki baksana neleri göze aldım ben.
Martin: Neden daha önce göze almadın? İşim gücüm yokken... Açlıktan ölürken... Şimdi kimsem o zaman da aynı adamdım, insan olarak, sanatçı olarak aynı Martin Eden'dım; o zaman neden yapmadın? Kafamı duvarlara vura vura kendime sorduğum soru buydu. Sadece senin için değil, herkes için sordum.
Oldukça öğretici ve sorgulatıcı bir kitap. Osho, kendi düşüncelerini size kabul ettirmek yerine tüm her şeyi yıkmanızı ve baştan inşa ederek kendi benliğinize ulaşmanızı istiyor. Bazı alıntılar: İnanç bir tür uyuşturucudur. İnanç gerçeği vermez. Sadece gerçek olmayana inanılır. İlk önce…devamıOldukça öğretici ve sorgulatıcı bir kitap. Osho, kendi düşüncelerini size kabul ettirmek yerine tüm her şeyi yıkmanızı ve baştan inşa ederek kendi benliğinize ulaşmanızı istiyor.
Bazı alıntılar:
İnanç bir tür uyuşturucudur.
İnanç gerçeği vermez.
Sadece gerçek olmayana inanılır.
İlk önce var olun.
Zincirlerini sevmek.
Kendi mesihiniz sizsiniz.
Kalabalıkların bilinci yoktur.
Düşüncelerinizin kaçı gerçekten size ait?
Sizi çalmışlardı.
İçinizdeki ses gerçekten kime ait?
Asi bir ruhunuz yoksa ruhunuz yok demektir.
Her çocuk birey olarak doğar ama bir yetişkin nadiren birey olarak ölür.
Bu kitap benim nezdimde oldukça karmaşık. Okuduğum şeyleri anlamaya çalışırken kitap karakterinin konudan konuya atlaması beni bir dolambaça soktu. Hâlâ da pek anlamış değilim. Yazarın anlatmak istediği şeyler açıkça belirtilmeden kapalı bir şekilde ifade edilmiş. Yapılan göndermeler iyiydi. Bence filmi…devamıBu kitap benim nezdimde oldukça karmaşık. Okuduğum şeyleri anlamaya çalışırken kitap karakterinin konudan konuya atlaması beni bir dolambaça soktu. Hâlâ da pek anlamış değilim.
Yazarın anlatmak istediği şeyler açıkça belirtilmeden kapalı bir şekilde ifade edilmiş.
Yapılan göndermeler iyiydi.
Bence filmi kitabından daha iyi olan yapıtlardan biri.
Doğaçlama gidecek, kendimi sözcüklerin büyülü dünyasına bırakacağım. Ahmet Mithat Efendi, dönemini yansıtan ama aynı zamanda dönemindekilerden çok farklı bir yazar. Kötü yola düşmüş, belki de düşmek zorunda bırakılmış bir kızın öyküsü bu. Çocuk denebilecek yaşta " Henüz 17 yaşında" masumiyetine…devamıDoğaçlama gidecek, kendimi sözcüklerin büyülü dünyasına bırakacağım.
Ahmet Mithat Efendi, dönemini yansıtan ama aynı zamanda dönemindekilerden çok farklı bir yazar.
Kötü yola düşmüş, belki de düşmek zorunda bırakılmış bir kızın öyküsü bu.
Çocuk denebilecek yaşta " Henüz 17 yaşında" masumiyetine aykırı bir yerde para kazanıyor. Toplumun " fahişe " diyerek kestirip attığı bir kız.
Zannımca üzerinde derin düşünülmesi gereken bir konu.
Bunların da iki türlüsü vardır çünkü:
Öykümüzdeki Kalyopi gibi bu işi yapmaktan müthiş iğrenen ama ailesinin sahip çıkmadığı bir kız olduğundan bu yolda ilerlemek zorunda bırakılan ve tabi bir de gerçekten bu işi kendi zevk ve sefası için yapan. İlkine yardım eli uzatılır ama ikinci pek fenadır.
Kalyopi karakteri biri el uzatsa onu oradan çıkarıp özgür bıraksa hemen o yolu terk edecek biri. Bu yüzden çok daha masum.
Ahmet Efendi karakteri ona derin bir merhamet duyan vicdanlı bir adam.
Ona bu yardım elini uzatan kişi.
Kalyopi'yi o cehennemden çıkarıp özgür kılıyor.
Evet buradaki Kalyopi kurtuldu.
Peki ya gerçek hayattaki Kalyopiler?
Çok konuşmayacağım, hassas bir konu.
Şunu merak ediyorum:
Herkes iğrenir bu tarz kızlardan ama kimse onları kurtarmak istemez. Neden bu yola girdiğini merak etmez. Çünkü hepimiz sebeplerden çok sonuca odaklanırız. Belki de " Bize ne?" diyebiliriz ama dememeliyiz. Hepimizi ilgilendiren toplumsal bir konu bu.