"Onu kırmış olmalı yaşamında birisi. Dinledikçe susması, düşündükçe susması.. Tek başına iki kişi olmuş kendisiyle gölgesi, Heykelini yontuyor yalnızlığın ustası." -Özdemir Asaf
"Duvarı yıkacak gücüm yoksa, onu yıkmak için kendimi paralayacak halim yok tabii ki, fakat önümde duvar var diye ona boyun eğecek de değilim." -Yeraltından Notlar/ Fyodor Dostoyevski
Spoiler içeriyor
24 farklı kişiliğe sahip Billy Milligan'ın hayatından uyarlanan dizi çoklu kişilik bozukluğunu en iyi anlatan yapımlardan biri olmuş bana göre. Baştan söylemek isterim ki diziyi çook beğendim. Dizide Billy'yi Danny karakteri olarak görüyoruz ve Danny gerçek Billy'nin kişiliklerinden birinin adı.…devamı24 farklı kişiliğe sahip Billy Milligan'ın hayatından uyarlanan dizi çoklu kişilik bozukluğunu en iyi anlatan yapımlardan biri olmuş bana göre. Baştan söylemek isterim ki diziyi çook beğendim. Dizide Billy'yi Danny karakteri olarak görüyoruz ve Danny gerçek Billy'nin kişiliklerinden birinin adı. Bu detay hoşuma gitti.
Kişilik bozukluğunun genel manada en sık görülme sebebi çocuklukta yaşanan cinsel istismar olarak kabul ediliyor. Zihin o kadar fazla acı çekiyor ki bu denli acıyı kaldıramadığı için çareyi kendini bölmekte buluyor. Danny de dizide hem öz babası hem de üvey babası tarafından istismar ediliyor ve bununla baş edemediği için ilk bölünme başlamış oluyor. Zamanla yaşadığı farklı zorluklar için birer karakter oluşturup hayatını bu şekilde devam ettirebiliyor. Konuyu bildiğim için dizinin başından itibaren diğer bütün kişilikleri doğru tahmin ettim ama yine de Johnny ve Mike bana biraz saçma geldi. Onları arkadaşı sanıyor sonuçta ve çevresindeki birine hiç mi onlardan bahsetmiyor ya da kendi kendine konuştuğunu gören biri Danny'de tuhaflık olduğunu anlamıyor mu? Annabel parti için eve geldiğinde ikisinin de alt kişilik olduğu fazlasıyla belli edildi ama o zamana kadar okulda çoktan anlaşılması gerekirdi bana göre.
Dizide, gerçekteki tecavüzler, silahlı soygun, çocuk kaçırma ve ıslah evi gibi bazı olaylar yansıtılmamış sadece üvey babasını ve birkaç kişiyi yaralaması yüzünden yargılanıyor gibi gösterilmiş. Büyük suçları yansıtılmadığı için mi karakter çok masum işlendiği için mi bilmem Danny'yi çok çok sevdim. İnsanın sarılıp her şeyi beraber düzeltelim diyesi geliyor. Annesi dahil güvenecek kimsesinin olmaması ve yalnızlığı çok üzücüydü.
Danny'nin annesine de aşırı aşırı gıcık oldum. Ya senin çocuğun bir kez istismar yaşamış bir şekilde o kişiden uzaklaştırabilmişsin de ikinci kez yaşayınca niye kör sağır gibi davranıyorsun? Neymiş birine ihtiyacı varmış 😒 Zayıflığın yüzünden kendi çocuğuna yıllarca acı çektireceğine yıksana dünyayı o adilerin başına. Bir erkeğin gölgesine sığınmadan yaşayamayan zavallı kadınlardan nefret ediyorum. Gelmiş bir de affedilmeyi bekliyor utanmadan. Mahkeme sahnesinde o kadar şaşırmadım ki. Böyle bencil insanlar yüzünden kaç çocuk yaşadığı istismarı saklamak zorunda kalıyor ya da anlatsa bile asla destek göremiyor üstüne baskılanıyor.
Dizinin 10 bölüm olması çok iyi olmuş bir günde oturup bitirilebiliyor. Oyunculuklar gayet iyiydi ve Tom Holland'ın oyunculuğu da başka bir seviyedeydi resmen. Daniel Keyes'in kitabından uyarlama olduğu için yeni sezon gelecektir diye umut ediyorum. Bir an önce gelse keşke ama hemen gelmeyeceği bir gerçek. Neyse kitabını alır oradan merak gideririz artık.
Sanal dünya ile gerçek dünyanın birbirine karıştığı, hiç düşmeyen temposuyla ekrandan bir saniye gözünü ayırmaya fırsat vermeyen aksiyon dolu bir bilim kurgu filmi. Günümüzde bile insanlar gerçek dünyada herhangi biriyle diyalog kurmadan internet dünyasında vakit geçirmeyi tercih ederken bu olası…devamıSanal dünya ile gerçek dünyanın birbirine karıştığı, hiç düşmeyen temposuyla ekrandan bir saniye gözünü ayırmaya fırsat vermeyen aksiyon dolu bir bilim kurgu filmi.
Günümüzde bile insanlar gerçek dünyada herhangi biriyle diyalog kurmadan internet dünyasında vakit geçirmeyi tercih ederken bu olası gelecek modellemesinde insanlar OASİS'ten neredeyse hiç çıkmadan orayı kendi dünyaları haline getiriyorlar. Dostlukları, arkadaşlıkları hatta aşklarını bile bu kurdukları dünyada yaşamaya başlıyorlar. Oyun dünyasıyla ilgili hiç bilgim olmadığı halde filmi çok beğendim. Durağanlığın olmaması da bunda etkili olabilir tabii. Yığınların savaşmaya giderken müzik açmaları favori sahnem oldu çok iyi sahneydi bence :)
*Gerçeklik tek gerçek olan şeydir.✨
İzlediğim en garip filmlerden biri olabilir. Üç ayrı noktaya kurulmuş distopik bir dünya diyebilirim. Birincisi 45 gün içinde eş bulma zorunluluğu kılıp bulamayanı hayvana dönüştüren, eş bulsa bile ilişkilerin çok da derinleşemediği, olsun diye kurulmuş sahte ilişkilerin dünyası. İkincisi yalnızlığı…devamıİzlediğim en garip filmlerden biri olabilir. Üç ayrı noktaya kurulmuş distopik bir dünya diyebilirim. Birincisi 45 gün içinde eş bulma zorunluluğu kılıp bulamayanı hayvana dönüştüren, eş bulsa bile ilişkilerin çok da derinleşemediği, olsun diye kurulmuş sahte ilişkilerin dünyası. İkincisi yalnızlığı tepe değer olarak görüp bir ilişki içerisine dahil olmak isteyenlere düşmanlık güden aşırı bireysellerin dünyası ve sonuncusu da çift halinde şehirde yaşayanların dünyası.
İlk iki dünya birbirinin paraleli gibi. Bir tarafta gerçekten hissi olmasa bile ufacık uyumluluklara tutunarak zorla kurdurulan ilişkiler diğer tarafta gerçek aşkı hissetse bile bunu yaşamaya izin verilmeyen bir zorbalık türü. Şehirdeki yaşam da farklı kontrollerle denetleniyor. Üç dünyanın hiçbirinde özgürce yaşamak yok yani. Film boyunca insanların denetim altında olmasını izlemek bunaltıcıydı ama bence film güzeldi. Açıktan ve gizli şekilde yapılan eleştiriler yerindeydi.
Normalde romantik komedi izlemeyi sevmem ama insan bazen pembe gözlüklerini takıp yormayan, sürprizsiz bir şeyler izlemek istiyor sanırım. Yani evet iki kişi aşık oluyor önce ayrı düşüp sonunda kavuşuyorlar falan. Sonsuza kadar mutlu yaşayacakları tipik hikayeli tatlı filmlerden biri.
Spoiler içeriyor
Hugh Howey'nin Wool isimli distopik bilim kurgu serisinden uyarlanan dizi, kıyamet sonrası dünya temalı yapımlardan biri. 1. sezonu ne kadar güzelse 2. sezonu bir o kadar berbattı. İlk sezonla ilgili yazdığım şeyleri değiştirmeden 2. sezonla ilgili ekleme yapmak istiyorum. Silo,…devamıHugh Howey'nin Wool isimli distopik bilim kurgu serisinden uyarlanan dizi, kıyamet sonrası dünya temalı yapımlardan biri. 1. sezonu ne kadar güzelse 2. sezonu bir o kadar berbattı. İlk sezonla ilgili yazdığım şeyleri değiştirmeden 2. sezonla ilgili ekleme yapmak istiyorum.
Silo, içinde on bin insanın yaşadığı kule benzeri bir yapı. Kast sistemine benzer şekilde alttan üste doğru farklı sınıflar yaşıyor burada. En altta mekanikçiler de denilen enerjiden sorumlu kişiler varken en tepede yargı ve güvenlik birimi yaşıyor. Asansör benzeri taşıma sistemleri yasak, sadece merdiven kullanmak zorundalar. Bu yüzden en alttan en üste gitmek günler sürebiliyor.
Silo'nun ne zaman kimin tarafından inşa edildiği bilinmiyor. 140 yıl önce bir isyan çıktığı ve kurucularla halk arasında bir anlaşma yapıldığı söyleniyor. Bu anlaşma kanun hükmüne geçiyor yani anlaşma dışına çıkmak kesinlikle yasak. İsyanla birlikte o dönem ve öncesine ait olan her türlü eşya, kitap vb ne varsa yasaklanıyor, kim bu tarz bir eşya bulundurursa ağır şekilde cezalandırılıyor. Yine Silo dışına çıkmak istemek serbest olmakla birlikte geri dönmek kesinlikle yasak. Dışarı çıkmak isteyen kişilere idama gidiyormuş gibi muamele ediliyor çünkü dışardaki hava zehirli olduğu için çıkan kişiler birkaç dakika içinde ölüyorlar. Öyle gösteriliyor desem daha doğru olur sanırım çünkü Silo'nun belli başlı yerlerinde bulunan ve dış dünyayı gösteren ekranlarda oynama yapıldığı, ekranların gerçeği yansıtmadığı düşüncesi, gerçeği bulma uğruna birçok kişiyi hayatından ediyor.
Dizi boyunca hangi düşünce gerçek, kim kime çalışıyor, saklanan sırlar neler gibi düzinelerce soru oluşuyor akılda. Yavaş ilerlediğini düşünenler olsa da ben diziyi çok beğendim. Oluşturulan dünya ve kurgu kesinlikle çok iyi işlenmiş. Juliette'e zaten bayıldım. Güçlü kadın karakter sevdama ilaç gibi geldi kendisi. Sezon finalindeki ters köşe, açığa çıkamayan sırlar ve öğrenilecek tonla detayla birlikte yeni sezonların bir an önce gelmesi için sabırsızlıkla bekleyeceğim kesin.
Distopik ve post apocalyptic türleri sevenlerin çok beğeneceğini düşünüyorum.
•••
2. Sezon
İlk sezonda tempo ağır olsa da öğrendiğimiz, kafa yorduğumuz şeyler varken yeni sezon ciddi anlamda hiçbir şey anlatmıyordu.
Toplasak iki bölüme sığacak olayları sündüre sündüre on bölüm anlatma çabası neden? Böylesi güzel bir diziyi/ kurguyu etrafa alık alık bakan insanlar topluluğuna çevirmek ve asla merak etmediğimiz insanların aşırı uzun diyaloglarına boğmak neden, anlamıyorum gerçekten. İlk sezonun üstüne ne koyabildik diye düşününce neredeyse sıfır aydınlanmayla birlikte ortaya atılan yeni gizemler beliriyor sadece.
Son bölüme kadar bir şey olacak diye sabırla izledim ancak sonunu da bir garip bağladılar. Sözde merak unsuruyla bitirdiler ama havada kalan, ne olduğu belirsiz bir finaldi. Koca sezon bir şey anlatmayıp kafa karıştıracak üç beş cümleyle bitirmek özensizlik bana göre. Yapım elindeki hazineyi harcamış resmen.
Yeni sezona karşı fazla negatif düşünüyor olabilirim ama aylardır merakla yeni bölümleri bekliyordum ve bu kadar kötü bir sezon olması hayal kırıklığı yaşattı. Yeni sezonu ne zaman çıkar nasıl olur bilemiyorum ama o ilk heyecanımla beklemeyeceğim kesin.
Sürgün -Kısa Film- YouTube'da dolaşırken çarpıcı bir kısa filme denk geldim. Bir okul günüyle başlıyor film. Öğretmenimize bir öğrenci ailesiyle ilgili derdini anlatmak için geliyor ama öğretmen onunla ilgilenmeyip birkaç kez farklı şekillerde geri gönderiyor çocuğu. Teneffüste gel, formları doldur…devamıSürgün -Kısa Film-
YouTube'da dolaşırken çarpıcı bir kısa filme denk geldim. Bir okul günüyle başlıyor film. Öğretmenimize bir öğrenci ailesiyle ilgili derdini anlatmak için geliyor ama öğretmen onunla ilgilenmeyip birkaç kez farklı şekillerde geri gönderiyor çocuğu. Teneffüste gel, formları doldur öyle gel gibi gibi. Görülmek isteyen bir öğrencinin doğru düzgün yüzüne bakmaması özellikle de göz teması kurmaması sinir kat sayımı o kadar arttırdı ki.
Öğretmen, kızını kaybetmiş ve muhtemelen depresyonda ama eğer mesleğine devam etmek istiyorsa bu konu üzerine yardım alıp öyle devam etmeliydi bence. Kendi kendine unutup gideceği bir konu değil sonuçta ve yaşadığımız şeylerin acısını çocuklardan çıkarmamız doğru değil. Evet hepimiz insanız hayatımızda bizi çok zorlayan şeyler yaşayabiliyoruz ama öğretmenlik zaman doldurulacak, mesai bitsin de gideyim tarzında çalışılabilecek bir meslek asla değil. Öğrencilerin hayatında aileleri ne kadar önemliyse öğretmenleri de bir o kadar önemli çünkü. Herkesin unutamadığı, iyi/ kötü yanıyla hatırladığı bir öğretmeni mutlaka vardır.
Bu öğretmen de Murat'la ilgilenmeyi hala ertelerken masasında Murat'ın yazdığı veda mektubunu görüp intihar ettiğini düşünüyor ve telaşa kapılıyor. Filmin sonunda Murat'ı görüyoruz o yüzden hocasına ders vermek için böyle bir şey yaptığı sonucu çıkıyor. Öğretmen de yaptığı hatayı fark edip daha bilinçli şekilde öğrencilerine faydalı olmaya çalışıyor sonrasında.
Ben burada diğer ihtimali düşünmeden edemedim. Farz edelim ki Murat kimsenin onu görmediğini, görmek istemediğini düşündü. Ailesiyle problem yaşarken okulda da istediği şekilde anlaşılamayınca gerçekten intihar etti diyelim ne olacaktı o zaman? Hocası bu bana hayat dersi oldu deyip öğrencileriyle ilgilense bile Murat ölmüş olacaktı sonuçta.
Her zaman söylüyorum ve hep söyleyeceğim öğretmenlik maaş için tatil için statü için yapılabilecek bir meslek değil, olmamalı. Çocukları sevmeyen, anlamak ve dünyalarına dahil olmak için çaba harcamayacak kişilerden öğretmen olamaz çünkü bu yeterliliğe sahip olmayan kişinin açtığı yara ömür boyu etkisi geçmeyecek bir sonuç doğurabilir.
10 dakikalık bir film için çok uzun yorum yaptım belki ama her bir çocuk bir dünya demek benim için.
- Dünya niye bu kadar kötü biliyor musun?.. - Hayır. - Söyleyeyim o zaman. İnsanlar sadece kendi işlerini düşündükleri, ezilenlerin hakkını koruma ve suçluları ortaya çıkarma zahmetine girmedikleri için.