Dünyada o kadar çok izlenecek film, okunacak kitap, gezilecek yer var ki insan, hayatı boyunca birçoğunu yapamayacağı için üzülüyor. Romalılar bu durumu "Ars longa, vita brevis" diyerek özetlemiş. "Sanat uzun , hayat kısa."
Sherlock Holmes- Albayın Ölümü/ Radyo Tiyatrosu Albay Barclay, evindeki kilitli bir odada ölü bulunur. Kapı içerden kilitlenmiştir ve bahçeden dolaşıp içeri girenler anahtarı içerde bir türlü bulamazlar. Aynı odada baygın şekilde yatan, albayın çok sevdiği eşi, ilk bakışta ölümün direkt…devamıSherlock Holmes- Albayın Ölümü/ Radyo Tiyatrosu
Albay Barclay, evindeki kilitli bir odada ölü bulunur. Kapı içerden kilitlenmiştir ve bahçeden dolaşıp içeri girenler anahtarı içerde bir türlü bulamazlar. Aynı odada baygın şekilde yatan, albayın çok sevdiği eşi, ilk bakışta ölümün direkt şüphelisi olarak düşünülür. İşin içine Sherlock Holmes'ün dahil olmasıyla fark edilmeyen detaylar ortaya çıkacak ve albayın ölümüne giden yolun yıllar öncesinden adımlanmaya başlandığı anlaşılacaktır. Sonu, tahmin etmenin güç olduğu farklı bir öyküydü ve gizem çözülene değin odağı üzerinde tutuyordu. Sherlock Holmes zaten okumayı ayrı dinlemeyi ayrı sevdiğim bir karakter.
Bu ara babamla yemek yerken Sherlock Holmes ya da Agatha Christie'den bir tiyatro açıp dinlemeyi alışkanlık edindik. Babam da radyoda yayınlandığı dönem oyunları dinlemeyi çok severmiş. İki polisiyesever olarak katilin kim olduğu hakkında fikir yürüterek geçen yemekler yeni favorim oldu diyebilirim💜
Tarihi, mitolojik efsaneleri hafif klişeler ve mizahi unsurlarla işleyen eğlenceli bir film serisi. Bu tarz tarihsel/arkeolojik aksiyon yapımlarında benim için ilk sırada her zaman Indiana Jones var tabii ki ancak Flynn karakterinin cool görünmeye çalışan toy ve panik hallerini izlemek…devamıTarihi, mitolojik efsaneleri hafif klişeler ve mizahi unsurlarla işleyen eğlenceli bir film serisi. Bu tarz tarihsel/arkeolojik aksiyon yapımlarında benim için ilk sırada her zaman Indiana Jones var tabii ki ancak Flynn karakterinin cool görünmeye çalışan toy ve panik hallerini izlemek de keyifliydi.
Görsel efektleri ve hikaye akışı zayıf olsa da kafa dağıtmalık izlerken keyif alınan bir seri bence. Dizisini daha önce görüp izlerim diye kaydetmişim ama filmlerine hiç denk gelmemiştim ilginç bir şekilde. Büyük beklentilerle izlemediğim/izlemeyeceğim için dizisinden de keyif alacağımı düşünüyorum.
Spoiler içeriyor
Film, bir yanda faşist Franco yönetimindeki askerler ve sivil direnişçiler arasındaki çatışmalar ile diğer yanda faşist yüzbaşının üvey kızı Ofelia'nın yaşadığı gerçeküstü olaylar olmak üzere iki farklı pencere açıyor bize başlangıçta. Konuyu anladıktan sonra bir noktaya kadar The Man In…devamıFilm, bir yanda faşist Franco yönetimindeki askerler ve sivil direnişçiler arasındaki çatışmalar ile diğer yanda faşist yüzbaşının üvey kızı Ofelia'nın yaşadığı gerçeküstü olaylar olmak üzere iki farklı pencere açıyor bize başlangıçta.
Konuyu anladıktan sonra bir noktaya kadar The Man In The High Castle'da olduğu gibi savaş ve gerçeküstü temanın birlikte işleneceğini zannetmiştim .Aynı anda iki farklı senaryo izliyormuşuz da ara ara karakterlerin yolları kesişip sonrasında kendi olay örgülerine devam ediyorlarmış gibi hissettirmişti hatta. Bu tarz fantastik bir hikayeyi tek başına da izleyebilirdik içine savaş eklemeye gerek var mıydı dediğim oldu.
Süreç ilerledikçe fark ettim ki Ofelia'nın muazzam hayal gücü gerçek hayatta yaşadığı kötü olaylardan etkilenmemesi için onu kendine has bir peri masalına inandırıyormuş meğer. Bu masal temelini Ofelia'nın gerçek hayatından aldığı için de toz pembeden ziyade karanlık masal dediğimiz korkutucu ögeler barındırıyor içinde. 10 yaşındaki bir çocuğun yaşadıklarına dayanamayarak zihninde bir dünya oluşturması ve kaçış yolu araması çok üzücüydü. Savaşların doğru ya da haklı bir tarafı zaten yok ama sadece masumlara yaşattığı kötülükler yüzünden bile nefret edebilirdim savaştan ve savaşanlardan. Ofelia'nın sonunu gördüğümde krallığın gerçek son olmasını her şeyden çok istedim.
Filmin verdiği mesajlar çok yerindeydi. Hem fantastik kısımlarda yerleştirilen imgeler hem de totaliter yönetimlerin aksini asla kabul etmediği koşulsuz itaat eylemine karşı film boyunca gösterilen dik duruş çok çok iyiydi. Vidal; acımasızlığı, kibri ve kendi sadistliğini emir komuta zincirine mâl etmesiyle gerçek bir faşist asker gibiydi. Mercedes gözü karalığıyla benim bu filmde favori karakterim oldu. Film boyunca davranışlarını sevmiştim zaten ama sonda Vidal'e vurduğu darbeye bayıldım. Genel anlamda beğendiğim, kendini izleten bir film oldu benim adıma.
Günlük hayatta ve iş hayatında var olan erkek egemen bakış açısını göz önüne sermek amaçlı oluşturulan bir tersine dünya filmi. Günümüz bakış açısı, kadınları iş dahil hayatın her alanında duygusal ve histerik taraf erkekleri ise mantıklı ve profesyonel tarafmış gibi…devamıGünlük hayatta ve iş hayatında var olan erkek egemen bakış açısını göz önüne sermek amaçlı oluşturulan bir tersine dünya filmi.
Günümüz bakış açısı, kadınları iş dahil hayatın her alanında duygusal ve histerik taraf erkekleri ise mantıklı ve profesyonel tarafmış gibi dayatıyor bize malum. Filmde bu dayatmayı olduğu haliyle yer değiştirerek sunmalarına bayıldım diyemem. Yani her şey tersine dönse diye düşündüğümüzde erkeksi davranan kadınlar aklımıza gelmez muhtemelen ancak genel kabul davranışların ne denli çirkin olduğunu gösterebilmek için bu şekilde anlatmalarını anlayabiliyorum. Kadın egemen bir dünyada yaşıyor olsaydık; kadınların, çoğu erkek gibi kaba saba konuşacağını ya da erkekleri objeleştireceğini düşünmüyorum açıkçası ama yaşamadan bilemeyiz tabii.
Filmi empati kazandırma potansiyeli açısından beğendim ancak ben oyumu, kadın ya da erkek egemen bir dünya yerine herkesin birbirine saygılı olduğu, hayatı paylaştığı ve herhangi bir cinsiyetin yetkinliğin önüne geçemediği 3. bir paralel dünyadan yana kullanmak isterim.
Spoiler içeriyor
The Menu, bir adada seçkin misafirlere hizmet veren ünlü bir şefin akşam yemeği programıyla başlıyor. Şef; her yemeğini, oluşturduğu felsefi düşünce sistemi ve tiyatral anlatımıyla müşterilerine sunarken, biz de olayın yemekten farklı noktalara ilerleyişini izliyoruz. Kısmen birbirleriyle bağlantılı ve yanlış…devamıThe Menu, bir adada seçkin misafirlere hizmet veren ünlü bir şefin akşam yemeği programıyla başlıyor. Şef; her yemeğini, oluşturduğu felsefi düşünce sistemi ve tiyatral anlatımıyla müşterilerine sunarken, biz de olayın yemekten farklı noktalara ilerleyişini izliyoruz. Kısmen birbirleriyle bağlantılı ve yanlış işlere bulaştığını anladığımız müşterilerin iç yüzleri de menüyle paralel şekilde ortaya çıkıyor.
Filmi genel anlamda beğendim ama mantığıma oturmayan boşluklar da vardı. Hayatının son listesini sunan şefin bu son nokta için neden bu insanları seçtiğine dair tam bir açıklama yapamadım kendi içimde. Vaktinde Jigsaw karakterinin yaptığı gibi doğru yoldan sapmış olmaları bizim şef için de yeterli gelmiştir belki ama içlerinde daha masum olanları da vardı. Gerçi ekibiyle toplanıp böyle manyakça bir akşam hazırlayan birinden akla mantığa uygun davranmasını beklemek de zaten pek doğru olmayabilir.
Şefin insanlar hakkında rahatsız olup eleştirdiği, iki yüzlü sığ davranışların onu zamanla mesleğine ve kendine yabancılaştırması/uzaklaştırması bu son vurucu noktayı planlamasında -her türlü saçma bence ama- etkili olmuş olabilir. Aynı şekilde Margot'yu bırakma sebebini de bu pencereden baktığımda anlayabiliyorum.
Atmosferi ve filmin işlenişiyle, izlerken sıkmayan, farklı konusu sayesinde ilgiyi üzerine çekebilen bir filmdi. Uzun zamandır kendime vakit ayıramadığım için seçtiğim filmin pişman etmemesine ayrıca mutlu oldum.
Zorbalığa, adaletsizliğe ve çıkar uğruna sistem içinde göz ardı edilen problemlere öğrenci, öğretmen, veli pencerelerinden bakmamızı sağlayan çok güzel bir dizi. Gerçek hayatta Eğitim Hakları Dairesi gibi tam yetkiyle donanmış bir kurum olmasını o kadar çok isterdim ki. Kötü insanlara…devamıZorbalığa, adaletsizliğe ve çıkar uğruna sistem içinde göz ardı edilen problemlere öğrenci, öğretmen, veli pencerelerinden bakmamızı sağlayan çok güzel bir dizi. Gerçek hayatta Eğitim Hakları Dairesi gibi tam yetkiyle donanmış bir kurum olmasını o kadar çok isterdim ki. Kötü insanlara hadlerini bildirip ceza çektirdiklerini gördükçe içimin yağları eridi resmen😄
Sadece Kore kültürüne has değil küresel çapta yaşanan sorunlar ele alındığı için eğitim camiasının içinde neredeyse her türünü bol bol yaşadığımız sorunlara dışardan bir gözle bakmak bazı anlarda çok zorladı kabul ancak dizi içeriği, bu durumlara hiç maruz kalmayan ya da maruz bıraktığını anlayamayan insanların empati kurabilmesine olanak sağladığından iyi ki böyle bir dizi yapmışlar diye düşünüyorum.
Konu yer yer gergin ve hüzünlü olabiliyor elbette ama mizahi yönü de güzeldi bence. Özelikle kayınpeder damat atışmaları tatlıydı. İlk defa bir yapımda karakterlerin hepsini sevdim, umarım yeni sezonları da çıkar💜
Bedensel hareket kısıtlılığı olan bir çocuk ile Maria isimli bir diğer çocuk arasındaki dostluğu ve duygusal paylaşımın standart kalıpların çok ötesinde olduğunu anlatan harika bir kısa filmdi. Maria, merhameti ve çabasıyla arkadaşının hayatını güzelleştirmenin bir yolunu arayıp ipleri keşfediyor. Birlikte…devamıBedensel hareket kısıtlılığı olan bir çocuk ile Maria isimli bir diğer çocuk arasındaki dostluğu ve duygusal paylaşımın standart kalıpların çok ötesinde olduğunu anlatan harika bir kısa filmdi.
Maria, merhameti ve çabasıyla arkadaşının hayatını güzelleştirmenin bir yolunu arayıp ipleri keşfediyor. Birlikte geçirdikleri o kısacık zaman dilimi bile bize sevgiyle ilgili çok fazla şey anlatıyor.
Hikayenin gerçek bir olaydan kurgulanmış olması ve ben dahil birçok insanın hayatında benzer bir örnek yaşamış olması belki etkisini bu denli arttırıyor bilemiyorum ama şu kısacık yapımı izlerken kırk yerimden bıçak yemiş kadar oldum. Çocukların birçok şeye alıştığı ve unutup gittiği düşünülüyor ama bazen bir bakış bile bir ömür hatırlanabiliyor. Maria'nın son sahnesine hiç şaşırmadım o yüzden.
Herkese ama özellikle çocuklara izletilmesi gereken çok değerli bir film.
Spoiler içeriyor
Hayatımda en değer verdiğim konulardan biri saygı. Başta yaşama olmak üzere düşünceye, inanca, benliğe saygı duymak, farklı olabiliriz ama sırf bu yüzden benden daha kıymetsiz değilsin diyebilmek mentalitemin yapı taşını oluşturan en önemli unsurlardan biri. Bu, süresi kısacık anlamı derin…devamıHayatımda en değer verdiğim konulardan biri saygı. Başta yaşama olmak üzere düşünceye, inanca, benliğe saygı duymak, farklı olabiliriz ama sırf bu yüzden benden daha kıymetsiz değilsin diyebilmek mentalitemin yapı taşını oluşturan en önemli unsurlardan biri. Bu, süresi kısacık anlamı derin film, birçok konuyla birlikte saygı kavramını mükemmel işlediği için filmi çok çok beğendim. İncelikle işlenen dolu dolu bir film kesinlikle.
İnsanların iyilik yapmak için belli bir dine mensup olmasına gerek olmadığını, birbirinin hayatını kolaylaştırmayı ve aynı düzlemde olmadan da bir insan için elinden geleni yapabilmeyi çok başarılı bir şekilde anlatmış. Adem ve Salim karakterleri iyiliğin iki farklı koldaki temsilcisi olarak bunu gayet güzel yansıtmışlar.
Sadece Adem'in ölümünü camiden duyurmama inadına anlam veremedim. Salim'e söyletmek istedikleri için bu şekilde yazılmış belli ki ama birçok yerleşim yerinde camilerden duyuru yapıldığını biliyoruz. Müslüman olmasa bile sevilen bir insanın ölümü de pekala duyurulabilir. Bürokrasiye bu denli takılmanın, bir arada huzurla yaşanan ortamlara ayrılık tohumu ekme ihtimali olduğu için duyuru yapmak alınabilecek bir inisiyatifti bana göre.
Filmin bence en vurucu noktaları; Adem'in kediye, verdiği yiyecek yüzünden bir şey olabileceği endişesi, Salim'in gittiği her yerde kediye bakınması ve kedinin kapalı dükkanın önünde dolandığı yerlerdi.
Spoiler içeriyor
Bir sonraki hamlenin öngörülemediği, merakla sonuca ulaşmakla olaylar üzerine tahmin yürütme arasında bırakan güzel bir filmdi. Mantık hataları bolca vardı tabii. Sadece internetten ödeme yapmamakla takip edilemez olunmuyor mesela, yer gök güvenlik kamerası malum ve kılık değiştirme kısmı cidden fiyaskoydu.…devamıBir sonraki hamlenin öngörülemediği, merakla sonuca ulaşmakla olaylar üzerine tahmin yürütme arasında bırakan güzel bir filmdi.
Mantık hataları bolca vardı tabii. Sadece internetten ödeme yapmamakla takip edilemez olunmuyor mesela, yer gök güvenlik kamerası malum ve kılık değiştirme kısmı cidden fiyaskoydu. Yine de bazı fikirleri akıllıca buldum. Filmi de genel anlamda beğendim.
Sonu, kurulan bütün düzeni boşa çıkaracak cinstendi ancak Amy gibi insanlar saplantılarını kolayca bırakmayacağı için davranışları karaktere uygundu. Nick'e üzülenleri görünce biraz şaşırdım. Tamam Amy kadar karanlık biri değil ama eşinin kaybına hiç üzülmeyip neredeyse oh be diyecek, kadını maddi manevi sömürüp üstüne aldatan, etik değerleri olmayan bir adama çok da üzülmedim açıkçası. Zaten istemem yan cebime halleriyle Amy'den uzaklaşamaz o. Maskeler düşmüşken bunların ilişkisi bir ömür sürer diyeceğim ama Amy sıkılırsa başka kurban da bulabilir kendine.