Bir gün bir yaprak olup düştüm bilinmezliğin nehrine Geçtim ağaçların, kayaların içinden; hayat vere vere Hiç bitmeseydi savruluşum, hiç tükenmeseydi bilinmezliğim Belki anlardım her şeyi Beni yeşerten o daldan kopmadan önce
bir gün gelir, Tanrım!" diyemezsin artık. toptan bir temizlik zamanıdır. artık "sevgilim!" diyemeyeceğin bir gün. çünkü boşunalığı kanıtlanmıştır aşkın. ve gözlerden yaş akmaz. ve ancak kaba işlere yarar eller. ve kuruyup kalır yürek. Kadınlar boşuna çalarlar kapını, açmazsın. tek başınasındır,…devamıbir gün gelir, Tanrım!" diyemezsin artık.
toptan bir temizlik zamanıdır.
artık "sevgilim!" diyemeyeceğin bir gün.
çünkü boşunalığı kanıtlanmıştır aşkın.
ve gözlerden yaş akmaz.
ve ancak kaba işlere yarar eller.
ve kuruyup kalır yürek.
Kadınlar boşuna çalarlar kapını, açmazsın.
tek başınasındır, ışıklar söndürülmüş
ve karanlıkta parlar kocaman gözlerin.
belli ki acı çekmeyi bilmiyorsundur artık.
ve hiçbir şey istemiyorsundur dostlarından.
kimin umrunda yaşlanmak, yaşlılık nedir ki?
dünyayı taşıyor omuzların
ve bir çocuğun elinden daha hafif dünya.
savaşlar, kıtlıklar, evlerde aile kavgaları
hayatın sürüp gittiğini kanıtlıyor
ve kimsenin özgürlüğe kavuşamadığını.
bu gösteriyi acımasız bulanlar (o yufka yürekliler)
ölmeyi yeğ tutacaklardır.
gün gelir ölüm de işe yaramaz.
gün gelir buyurulandır yaşamak.
yalnızca yaşamak, hiç kaçış olmadan
Spoiler içeriyor
"Başarısızlıktan başarısızlığa basit birer taslaktan öteye gidemezsin. Hayat asla tekrar sahnelenilemeyecek bir oyunun sonsuz tekrarından ibarettir." Bu sözü çok sevdimm Burada insanın hayatı boyunca yaptığı şeylerin çoğunun tam anlamıyla kusursuz olmayacağı anlatılıyor. Yani yaptıklarımız çoğu zaman bir taslak gibi eksik,hatalı,…devamı"Başarısızlıktan başarısızlığa basit birer taslaktan öteye gidemezsin.
Hayat asla tekrar sahnelenilemeyecek bir oyunun sonsuz tekrarından ibarettir."
Bu sözü çok sevdimm Burada insanın hayatı boyunca yaptığı şeylerin çoğunun tam anlamıyla kusursuz olmayacağı anlatılıyor. Yani yaptıklarımız çoğu zaman bir taslak gibi eksik,hatalı, yarım olacak İnsan sürekli deniyor ama çoğu deneme başarısızlıkla bitiyor ve bazen bunları kabullenmekte çok zorlanıyoruz devam etmek de bırakmak da birer seçenek ve her iki seçeneğin de bize mutluluk getirip getirmeyeceğini kestiremiyoruz kısaca hayatta neyi seçersen seç ikisinin sonunda da bir şeyler kaybedip bir şeyler kazanacaksınız ve her zaman seçmediğiniz seçenek aklınızın bir ucunda kalacak .Bazen başka bir hayat yaşamayacağımı düşündüğümde içimde tuhaf bir duygu oluşuyor biraz burukluk, biraz da mutluluk. Hayatın ne kadar mutlu ve keyif verici yanları olsa da bir o kadar da acı ve hüzün ile dolu olduğunu biliyorum ama yine de hep mutlu olmak amacıyla taslağımızı hazırlıyoruz bu nedenle çoğunlukla hayal kırıklıkları yaşıyoruz Amélie’nin insanların hayatına dokunması, beni en çok etkileyen şeylerden biriydi özellikle Madeleine Wallace’ın kocası hakkında yıllarca kötü düşünmesi ve sonra ondan geldiğini sandığı bir mektupla yeniden umutlanması O sahne bana bazen acı bir gerçek yerine pembe bir yalanın insanı daha iyi hissettirebileceğini düşündürdü.Belki de her zaman en doğru olanı yapmak gerekmez bazen o an iyi hissedebilmek için küçük yalanlar da insanı iyileştirebilir.Tabii bu, değiştirilemeyecek gerçekler için geçerli bence.Eğer hayat hâlâ bize bir şeyleri değiştirme gücü ve zamanı veriyorsa, o zaman sahte yalanlarla yaşamamak gerekir.Amélie’nin hayatı bir oyun gibi görmesi, kendi kafasında kurduğu dünyası ve küçük detaylarda mucizeler bulması çok hoşuma gitti.Film bana çocukluğumdan bir anıyı da hatırlattı.Küçükken belirli bir süreliğine gittiğim atölyede Fatih hocam vardı. Bir gün oraya bir kedi gelmişti ve kediye uçak adını vermiştim:DSabahları herkesten önce kalkar, onun mamasını ve suyunu hazırlardım.Bir gün onun için ev yapmak istedim ve oradaki çocuklarla konuşup birlikte çamurdan küçük bir ev yapmıştık.O zaman Fatih hocam bana şöyle demişti “Hayatta ne kadar iyilik biriktirir ve yaparsan, bir gün o kadar karşılığını alırsın.” tabii ben o zamanlar 12–13 yaşlarındaydım ve bu nasihatin anlamını tam kavrayacak yaşta değildim bir sabah uyandığımda yatağımın yanında küçük bir hediye paketi vardı.Üstünde Bu da iyiliğinin karşılığı küçük kız :) yazıyordu. İçinde ahşap gibi odundan yapılmış, üzerinde kaplumbağa figürü olan bir kalem vardı.O gün o kadar mutlu olmuştum ki...Hala birilerine yardım ettiğimde hocamın o sözleri aklıma gelir Amélie’de de bunu gördüm. İnsanların hayatına dokunduktan sonra o yaşlı adamın da onun hayatına dokunması ve yaptığı iyiliklerin karşılığında sonunda aşkını kazanması...Amélie ile çok bağ kurdum Zaten filmi de yakın bir arkadaşım “Amélie vibe veriyorsun” dediği için merak edip izlemiştim çok olmasa da biraz benzerlik yakaladım:d Bence çok tatlı bir filmdimAkışı biraz yavaş olduğu için bazıları sıkılabilir ama benim için her sahnesi küçük bir sanat eseri gibiydiii Masal gibi bir film.Düşündüm de belki de anlam arayışı o kadar da kafamızda büyüttüğümüz bir şey değildir.Belki de anlam gerçekten çok küçüktür birilerinin kalbine dokunacak kadar küçük..
Orası… orası evimiz. Bizler oradayız. Sevdiğimiz herkes, tanıdığımız herkes, adını duyduğumuz herkes, gelmiş geçmiş tüm insanlık hayatlarını orada yaşadı. Bütün neşelerimiz ve kederlerimiz; kendinden emin binlerce din, ideoloji ve ekonomik doktrin; bütün avcı ve toplayıcılar; bütün kahramanlar ve korkaklar; bütün…devamıOrası… orası evimiz. Bizler oradayız. Sevdiğimiz herkes, tanıdığımız herkes, adını duyduğumuz herkes, gelmiş geçmiş tüm insanlık hayatlarını orada yaşadı.
Bütün neşelerimiz ve kederlerimiz; kendinden emin binlerce din, ideoloji ve ekonomik doktrin; bütün avcı ve toplayıcılar; bütün kahramanlar ve korkaklar; bütün uygarlık kuranlar ve yıkanlar; bütün krallar ve köylüler; bütün âşık çiftler, anneler ve babalar, umut dolu çocuklar…
Tüm o generaller ve hükümdarlar, dönemlerinin efendileri olmak için şeref ve zafer adına kan ırmakları döktüler. Ama hepsi yalnızca küçük bir noktanın küçücük bir bölümünde yaşadı.
Bu küçük pikselin bir köşesinde yaşayan insanların, diğer bir köşedeki insanlara yaptıkları bitmek bilmeyen zorbalıkları düşünün. Aralarındaki farklar ne kadar küçüktü… Ama birbirlerini öldürmeye ne kadar hevesliydiler. Nefretleri ne kadar ateşliydi.
Afra tafralarımızın, hayali benmerkezciliğimizin ve evrende ayrıcalıklı olduğumuza dair yanılgımızın boyu, bu soluk ışıklı nokta tarafından ölçüldü.
Gezegenimiz, onu saran devasa kozmik karanlıkta yapayalnız bir noktadır. Bu engin karanlıkta, bizi kendimizden kurtarmak için başka bir yerden yardım geleceğine dair hiçbir iz yoktur.
Dünya, bildiğimiz kadarıyla yaşamın var olduğu tek yerdir. En azından yakın gelecekte türümüzün göç edebileceği başka bir yer yok. Evet, ziyaret edebiliriz… ama yerleşmek? Henüz değil.
Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, şu an için ayakta kalabileceğimiz tek yer Dünya’dır.
Gökbilimin insanı mütevazı yaptığı söylenir. İnsan kibrinin ahmaklığını, uzaktaki bu görüntüden daha iyi vurgulayan başka bir şey yok gibi geliyor bana.
Bana göre bu görüntü, birbirimize daha nazik davranmamız ve bu soluk mavi noktayı koruyup gözetmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Çünkü burası, şimdiye kadar bildiğimiz tek yuvamız. 🌍
~ Carl Sagan
“Matrix’te olduğunuzu bilmiyorsanız nasıl uyanabilirsiniz ki?” Yıllar önce insanlar “ileride insanların beynine çip takılacak ve insanlar oradan kontrol edilecek” diyordu. Ama bugün baktığımızda aslında buna çok da uzak olmadığımızı görüyorum. Çünkü sosyal medya ve internet artık bir anlamda beynimize takılmış…devamı“Matrix’te olduğunuzu bilmiyorsanız nasıl uyanabilirsiniz ki?”
Yıllar önce insanlar “ileride insanların beynine çip takılacak ve insanlar oradan kontrol edilecek” diyordu. Ama bugün baktığımızda aslında buna çok da uzak olmadığımızı görüyorum. Çünkü sosyal medya ve internet artık bir anlamda beynimize takılmış bir çip gibi çalışıyor. Özellikle küçük yaşlarda başladığında düşüncelerimizi, duygularımızı ve hatta neye öfkeleneceğimizi bile yönlendirebiliyor.Bir zamanlar ben de sosyal medyaya oldukça bağımlıydım. Bildirimler, beğeniler, insanların hayatlarını sürekli görmek… Bir süre sonra bunun çağımızın hastalığı olan “görünür hayat” olduğunu fark ettim. Çünkü çoğu zaman bir şeyi gerçekten yaşamak için değil, insanlara göstermek için yaşıyoruz.Bir süredir fark ettiğim başka bir şey daha var. İnsanlara hayallerini sorduğumda çoğu zaman benzer cevaplar alıyorum:daha iyi bir ev, daha iyi bir araba, daha iyi bir hayat…Ama çoğu zaman hayaller burada bitiyor.Sanki hepimiz aynı hayali kuruyormuşuz gibi.Belki de bunun sebebi sürekli aynı hayatları görmemiz.Aynı şeyleri görmeye alıştıkça, aynı şeyleri istemeye başlıyoruz.İlginç bir şey daha var. İnsanlar sık sık “son 5–6 yıl ne kadar hızlı geçti” diyor. Ama sosyal medyayı daha kontrollü kullanan bazı insanlar tam tersini söylüyor: “Aslında o yıllara çok fazla şey sığdırdım.” Dikkat ve odak sürelerine baktığınızda aradaki farkı görmek zor değil. Bu belgesel de tam olarak bunu anlatıyor. Sosyal medya şirketlerinde çalışmış insanlar, bu uygulamaların insanları nasıl bağımlı hale getirdiğini ve davranışlarını nasıl yönlendirdiğini açıkça anlatıyor.Belki de bazen şu soruyu sormamız gerekiyor:Gerçekten özgür müyüz?Yoksa farkında olmadığımız bir sistemin içinde mi yaşıyoruz?Çünkü Matrix’te olduğumuzu bilmiyorsak…
uyanmamız da mümkün değildir.
“Her ayrılık bir parça ölüm taşır içinde...” Bu sözle bitiyor film; çünkü bazı ayrılıklar sadece gitmekle kalmaz, içimizde yankılanan boşluklar bırakır. Zeynep'in öyküsü tam da bu boşlukta başlıyor. Babasının ani kaybının sebebin kendinde gören ve bununla baş başa kalan bir…devamı“Her ayrılık bir parça ölüm taşır içinde...”
Bu sözle bitiyor film; çünkü bazı ayrılıklar sadece gitmekle kalmaz, içimizde yankılanan boşluklar bırakır. Zeynep'in öyküsü tam da bu boşlukta başlıyor. Babasının ani kaybının sebebin kendinde gören ve bununla baş başa kalan bir çocukken, zamanla bu acının tüm sorumluluğunu yüklenmiş bir genç kadına dönüşüyor. O yük, Zeynep’in sesini kısmış, dünyaya sırtını döndürmesine neden olmuş. Sevdiği herkesin gideceğini sanmasına kendi sevgisinin insanlara zarar getirdiğine inanmış Ama sonra… Can ile karşılaşıyor. Birbirleriyle yaralarının içinde buluşuyorlar. Can, ömrünün sonbaharında bir adam. Film adını buradan almış.Bence film çok sıradan olmuş fakat bazen bulmak istediğimiz şey çok sıradan şeylerin içinde bulunur.. Çünkü Zeynep'in hikayesi sadece bir aşk değil; bir varoluş mücadelesidir.Sevgiyle yeniden doğmanın ,kendini affetmenin ve hayatın bıraktığı boşlukları sessizce doldurmanın anlayışıdır.
“Hayat bizi yarım bırakmış olabilir ama sen bizi ölümsüzleştir.”