"Çünkü kitaplıklar, güya kitapları düzgün saklamak için kitlenirdi. Oysa aslen kitaplar okunmaktan, birinin bunların içinde yatan gizli ve tehlikeli şeyleri öğrenmeyi akıl etmesi riskinden korunuyordu."
"Aşık olduğunuz anda panik yapmayın. Bir yerde oturun derin bir nefes alın ve katilinizle tanışmanın tadını çıkarın." Kesinlikle izlenmesi gereken bir film her repliği ile o kadar derin izler bırakıyor ki 🙂↕️
Çoğumuz hayatı ya fazla sorgulayıp kendimize yükleniyoruz ya da hiçbir şey olmamış gibi davranıp bastırıyoruz. Oysa ikisi de insanın iç dünyasında bir tür savunma mekanizması. Depresyondayım demek bazen gerçekten bir yardım çağrısıdır ama çoğu zaman da farkında olmadan kendimize duyduğumuz…devamıÇoğumuz hayatı ya fazla sorgulayıp kendimize yükleniyoruz ya da hiçbir şey olmamış gibi davranıp bastırıyoruz. Oysa ikisi de insanın iç dünyasında bir tür savunma mekanizması. Depresyondayım demek bazen gerçekten bir yardım çağrısıdır ama çoğu zaman da farkında olmadan kendimize duyduğumuz öfkenin yansımasıdır. Öte yandan “vur patlasın çal oynasın” modunda görünenler de genelde kaçıyor, çünkü durup düşündüklerinde içlerinde çöküntüyle karşılaşacaklarını biliyorlar.
En zoru ne biliyor musun? Kendini tanımak. İnsan, kendi içindeki kaosu kabul ettiğinde iyileşmeye başlıyor zaten. Biraz melankoli, biraz umut, biraz karmaşa… Aslında hepimiz biraz “senin gibi”yiz; ne tam oradayız ne de burda.
Ama belki de önemli olan sürekli “doğru yerde miyim?” diye sormak değil, bulunduğumuz yerde ne kadar dürüst kalabildiğimizdir. Hangi tarafta olduğumuzu bilmiyorsak da sorun değil, bazen kaybolmak da bir keşiftir.
Birini deli gibi değil, aklı başında sevmek istiyor insan; çünkü artık sevilmenin coşkusundan çok, yıkılmanın ağırlığını tanıyor. Zihni baştan çıkaran fırtınalara değil, ruhu sakinleştiren rüzgârlara ihtiyaç duyuyor. Sevgi artık bir sarhoşluk değil, bir bilinç hâli… Kaybolmak değil, kendini bulmak istiyor…devamıBirini deli gibi değil, aklı başında sevmek istiyor insan; çünkü artık sevilmenin coşkusundan çok, yıkılmanın ağırlığını tanıyor. Zihni baştan çıkaran fırtınalara değil, ruhu sakinleştiren rüzgârlara ihtiyaç duyuyor. Sevgi artık bir sarhoşluk değil, bir bilinç hâli… Kaybolmak değil, kendini bulmak istiyor kalbin içinde. Çünkü gerçek sevgi, delilikte değil; bilinçli bir kalışta saklı.
Bazen davranışlar, aradığın cevaplardır. Kelimelerle anlatılmayan, sessizlikle bastırılan her şey aslında çoktan vücut bulmuştur bir bakışta, bir gecikmiş mesajda ya da göz göze gelmemekte ısrar eden bir çift gözde. İnsan bazen sözcüklerin peşinde koşarken, elinden kayıp giden davranışları görmez. Oysa…devamıBazen davranışlar, aradığın cevaplardır. Kelimelerle anlatılmayan, sessizlikle bastırılan her şey aslında çoktan vücut bulmuştur bir bakışta, bir gecikmiş mesajda ya da göz göze gelmemekte ısrar eden bir çift gözde. İnsan bazen sözcüklerin peşinde koşarken, elinden kayıp giden davranışları görmez. Oysa birinin seni önemseyip önemsemediği, seni nasıl dinlediğinde değil; seni nasıl sustuğunda anladığında ortaya çıkar. Çünkü bazı cevaplar suskunlukta değil, eylemsizlikte gizlidir. Bu yüzden bazen hissettiğin boşluk, aslında çoktan verilmiş bir cevabın yankısıdır.
Dünya, kötü şeyler yapan sıradan insanlarla dolu; çünkü kötülük çoğu zaman bilinçli bir seçimden çok, düşüncesizlikle beslenen bir refleks. İnsanoğlunun en temel ilkelliği, kendi elleriyle yıktığını fark etmeden yıkıma hayran kalmasıdır. Medeniyet dediğimiz şey; ekranlara, teknolojiye, parlak binalara değil, vicdanın…devamıDünya, kötü şeyler yapan sıradan insanlarla dolu; çünkü kötülük çoğu zaman bilinçli bir seçimden çok, düşüncesizlikle beslenen bir refleks. İnsanoğlunun en temel ilkelliği, kendi elleriyle yıktığını fark etmeden yıkıma hayran kalmasıdır. Medeniyet dediğimiz şey; ekranlara, teknolojiye, parlak binalara değil, vicdanın inceliğine bağlıdır. Oysa insan, hâlâ ilkel içgüdüleriyle korkar, saldırır, sahip olur, yok eder. Gelişmişliğin maskesini takar ama hâlâ empati kurmadan yaşar, hâlâ başkasının acısına seyirci kalır. En büyük ilkellik ise budur: bilgiye sahip olup onu bilgelikle taçlandıramamak.
Bazı insanlar hayatımıza bir mevsim gibi girer; ilkbahar gibi taze, yaz gibi sıcak… Ama unutma, hiçbir mevsim sonsuza dek sürmez. Gelişleri çiçek açtırsa da, gidişleri yaprak döker. Kimileri bir tren gibidir: durakta kısa bir soluklanma için durur, sonra düdüğünü çalıp…devamıBazı insanlar hayatımıza bir mevsim gibi girer; ilkbahar gibi taze, yaz gibi sıcak… Ama unutma, hiçbir mevsim sonsuza dek sürmez. Gelişleri çiçek açtırsa da, gidişleri yaprak döker. Kimileri bir tren gibidir: durakta kısa bir soluklanma için durur, sonra düdüğünü çalıp kendi yoluna devam eder. Sen o trenin içinde değilsen, peronda kalmayı da öğrenmelisin.
Zamanın kıyısına vuran dalgalar gibi gelir bazıları. Ayaklarını ıslatır, bir an ferahlatır, sonra geri çekilirler. Gidenin arkasından bağırmak, dalgaya “kal” demek kadar nafiledir. Çünkü suyun doğasında gitmek, insanın doğasında unutmak vardır. Ama sen yine de durduğun kıyıda denizi sevmeye devam et.
"İfade edemediğim bir eksiklik var içimde, sanki her şey başka türlü olabilirdi." Belki de bir zamanlar başka bir hayatta yaşamak üzere yazılmıştım, ama bu hayatın içine düşüverdim yanlışlıkla. İçimde büyüyen eksiklik, yaşanmamış ihtimallerin sessizliği gibi: Ne bir çığlık kadar gür,…devamı"İfade edemediğim bir eksiklik var içimde, sanki her şey başka türlü olabilirdi."
Belki de bir zamanlar başka bir hayatta yaşamak üzere yazılmıştım, ama bu hayatın içine düşüverdim yanlışlıkla. İçimde büyüyen eksiklik, yaşanmamış ihtimallerin sessizliği gibi: Ne bir çığlık kadar gür, ne de bir fısıltı kadar belirgin. Sadece orada, hep orada...
Hayaller kurduk küçükken. Sonsuzluk kadar geniş ve masal kadar mümkün. Her bir köşesi ışıkla dolu bir gelecek. Ama gerçek hayat, hayalleri karşılamadı; onları alıp buruşturdu, sonra da "büyümek" adı altında önümüze koydu. Hayallerde koşan çocuklar, gerçek hayatta nefes nefese kalıyor artık.
İşte bu yüzden, bazen en derin eksiklikler kelimeye dökülemez. Çünkü onlar, “başka türlü olabilirdi”nin içinde kaybolmuş bir parça bizden. Kaybettiğimiz ne bir insan, ne bir fırsattır belki de; sadece olamamış bir versiyonumuzun yasını tutuyoruz.