"Kendi arzularımın sahibi miyim, yoksa başkalarının reddedişlerinden inşa edilmiş bir aksiseda mıyım, bilmiyorum; içimdeki sesin kime ait olduğunu seçemeyecek kadar gürültülü bir sessizliğin ortasındayım."
"Bu gri bozkırın ortasında, içimde dinmeyen bir 'eve dönme' arzusu var; lakin ne kapısının eşiğini bilirim o evin, ne de penceremden süzülecek ışığı... Belki de çoktan vardım o meçhul menzile, ama yabancısı olduğum bir çatının altında kendimi hâlâ yollarda sanıyorum.
"Ankara’nın puslu ışıkları altında, her şeyin biraz bulanık ama gerçeğin hiç olmadığı kadar net olduğu o tuhaf saatin içindeyiz. Kızılay metrosunun bitmek bilmeyen merdivenlerinde kaybettiğimiz o çocukluk heyecanını, bir tren garının soğuk bankında kendimize veda ederek uğurluyoruz. Renkli bir karmaşanın…devamı"Ankara’nın puslu ışıkları altında, her şeyin biraz bulanık ama gerçeğin hiç olmadığı kadar net olduğu o tuhaf saatin içindeyiz. Kızılay metrosunun bitmek bilmeyen merdivenlerinde kaybettiğimiz o çocukluk heyecanını, bir tren garının soğuk bankında kendimize veda ederek uğurluyoruz. Renkli bir karmaşanın ortasında, elimizde yarım kalmış bir kadeh ve zihnimizde darmadağın hatıralarla yürüyoruz. Bu şehir bize denizi vaat etmedi ama kendi içimizde boğulmayı çok iyi öğretti.
"Bazen ruhumun derinliklerinde bir yerlerde büyük bir fırtınanın koptuğunu seziyorum ama yüzeyde tek bir yaprak bile kıpırdamıyor. Bu bir sükunet mi, yoksa kendi yangınına sırtını dönmek mi, bir türlü ayırt edemiyorum. İnsan, kendi hislerine bu kadar yabancılaşınca; boşluk, en gürültülü…devamı"Bazen ruhumun derinliklerinde bir yerlerde büyük bir fırtınanın koptuğunu seziyorum ama yüzeyde tek bir yaprak bile kıpırdamıyor. Bu bir sükunet mi, yoksa kendi yangınına sırtını dönmek mi, bir türlü ayırt edemiyorum. İnsan, kendi hislerine bu kadar yabancılaşınca; boşluk, en gürültülü duygu haline geliyormuş."
Gidilmeyen yollar birikmiş içimde, adımlarım ağır. Yollar uzun, ben ise her durakta biraz eksik. Çok kalabalık burası, ama kimse yok. Herkesin içindeyim, kendimin uzağında.
Gardiyanı da mahkumu da kendim olan bir hücredeyim; anahtar ise yine bende ama kapıyı açmaya cesaretim yok, çünkü insan bazen kendi inşa ettiği hapishanenin sahte güvenliğine, dışarıdaki özgürlüğün getireceği o uçsuz bucaksız belirsizlikten daha çok sığınır. Çevremdeki her türlü tehdide…devamıGardiyanı da mahkumu da kendim olan bir hücredeyim; anahtar ise yine bende ama kapıyı açmaya cesaretim yok, çünkü insan bazen kendi inşa ettiği hapishanenin sahte güvenliğine, dışarıdaki özgürlüğün getireceği o uçsuz bucaksız belirsizlikten daha çok sığınır. Çevremdeki her türlü tehdide karşı bir zırh kuşanabilir, ailemden veya dostlarımdan gelebilecek kırgınlıklara karşı kalbimi nasırlaştırabilirim ama kendi zihnimin kuytu köşelerinde pusuda bekleyen o zehirli düşüncelere karşı hiçbir savunmam yok; zira düşman içerideyse, kale duvarlarını ne kadar yükseltirsen yükselt o gürültülü sessizlikten kaçış mümkün olmuyor. Kalbimdeki o derin boşluğa asılı kalan, her gece üzerime biraz daha çöken bu karanlık fikirler, beni sadece olduğum yere çivilemekle kalmıyor, aynı zamanda kendi kurtuluşuma giden yolda en büyük engeli yine benim ruhuma yerleştiriyor. Belki de en korkuncu, özgürlüğün o ağır sorumluluğuyla yüzleşmektense, bu tanıdık acının içinde kaybolmayı bir teselli gibi görmeye başlamaktır; çünkü o kapıdan dışarı adım atmak demek, artık bahanelerin arkasına saklanamayacağın o çıplak gerçekle, yani kendinle tamamen baş başa kalmak demektir.
Evrenin Tek Hatasız Varlığı Olma İllüzyonu Görünen o ki, evrenin genişleme hızıyla yarışan tek şey, başkalarına karşı gösterdiğim o sınırsız, "Canın sağ olsun, insanlık hali" temalı şefkat paketim; ama konu kendi hatalarıma gelince içimden aniden bir 17. yüzyıl Engizisyon yargıcı…devamıEvrenin Tek Hatasız Varlığı Olma İllüzyonu
Görünen o ki, evrenin genişleme hızıyla yarışan tek şey, başkalarına karşı gösterdiğim o sınırsız, "Canın sağ olsun, insanlık hali" temalı şefkat paketim; ama konu kendi hatalarıma gelince içimden aniden bir 17. yüzyıl Engizisyon yargıcı çıkıveriyor. Sanki tüm insanlık, hata payı %100 olan birer prototipmiş de, bir tek ben fabrikadan "Hata Yaparsa Kıyamet Kopar" mühürlü, altın kaplama bir kusursuzluk sertifikasıyla çıkmışım gibi davranıyorum. Herkesin ayağı takıldığında "Yer çekimi işte, olur öyle" diyerek fizik yasalarını suçlayan ben, kendi ayağım takıldığında bunu galaksiler arası bir itibar suikastı ve ontolojik bir çöküş olarak nitelendiriyorum.
İşin en ironik yanı şu: Başkalarının kusurlarını birer "karakter detayı" olarak sevip kucaklarken, kendi ufacık bir yanlışımı mahşer provasına dönüştürüyorum. Oysa dünya, ben bir bardak su dökünce ya da yanlış bir cümle kurunca ekseninden kaymıyor; ama benim içimdeki o felsefi narsist, hatasızlık tahtından düşmemek için kendi kendine darbe yapıp duruyor. Belki de kendime olan bu "acımasız şefkat cimriliğim", aslında gizli bir kibirdir: "Herkes hata yapabilir ama ben o kadar önemliyim ki, benim böyle bir lüksüm olamaz!" trajikomikliğine tutulmuş bir halde, başkalarına okyanuslarca sunduğum o merhametten, kendime bir çay kaşığı bile damlatmıyor oluşum, evrenin en absürt şakası olsa gerek.
Varlığın ve Yokluğun Diyalektiği, Kaosun Gücü Varlığın ve yokluğun diyalektiği, kaosun gücü, evrenin en temel dokusunda süregelen amansız bir çarpışmadır. Bizler varlığı bir doluluk, yokluğu ise bir hiçlik sanma yanılgısına düşeriz; oysa yokluk, varlığın sırtını dayadığı o karanlık tuvaldir. Bir…devamıVarlığın ve Yokluğun Diyalektiği, Kaosun Gücü
Varlığın ve yokluğun diyalektiği, kaosun gücü, evrenin en temel dokusunda süregelen amansız bir çarpışmadır. Bizler varlığı bir doluluk, yokluğu ise bir hiçlik sanma yanılgısına düşeriz; oysa yokluk, varlığın sırtını dayadığı o karanlık tuvaldir. Bir heykel, mermerin içindeki boşluğun (yokluğun) istilasıyla biçim kazanır. Varlık ve yokluk, birbirini iten iki kutup değil, birbirini var eden bir gerilim hattıdır. Bu hat üzerindeki her kıvılcım, statik olanı parçalayan, kuralları büken ve tanımı reddeden o muazzam kuvveti, yani kaosun gücünü açığa çıkarır. Kaos, bir düzensizlik hali değil, düzenin henüz evcilleştiremediği o vahşi ve ham enerjidir.