Umutsuz, üzücü, rüzgarlı, fakat garip bir şekilde güzel. Rüya gibi, soyut görüntüler ve sıra dışı karakterlerle dolu. Yerlere göklere sığdıralamayacak hikayesi yok, konu basit, fakat konunun işleniş şekli etkileyici ve sarsıcı. Beklemediğim kadar güzeldi, biraz Emir Kusturica, biraz Jim Jarmusch…devamıUmutsuz, üzücü, rüzgarlı, fakat garip bir şekilde güzel.
Rüya gibi, soyut görüntüler ve sıra dışı karakterlerle dolu.
Yerlere göklere sığdıralamayacak hikayesi yok, konu basit, fakat konunun işleniş şekli etkileyici ve sarsıcı.
Beklemediğim kadar güzeldi, biraz Emir Kusturica, biraz Jim Jarmusch filmi izliyormuşum duygusu yaşattı bana, sanki onların yaratdığı dünyalardaymışım gibi. Ama en fazla Depp'in ruhunu fazlasıyla hissetdirdi. Filmde en çok hissedilen neydi ama biliyormusunuz? "Emek".
Kendini buna adadığı, bu film için gecesini gündüzüne katdığı, uğraşdığı filmin her yerinde belli oluyor.
Film boyunca kafamda dolaşan bir soru vardı hep. "Neden Amerikada gösterime sokulmadı ve bu kadar eleştiri alacak ne vardı?".
Herkesin bayıla bayıla izleyeceği bir film değil, sakin ilerliyor. Benim gözümde bu filmin puanı 10/10, daha iyi filmler varmı? Elbette var! O kadar iyi mi? Hayır. Ama üzgünüm bu emeyi göz ardı edemem.
Konusu kısaca: Fedakarlık.
Hepimiz söylüyoruz bazen "Ailem için öldürürüm, ailem için ölürüm". Ama gerçekten yaparmısın? Bu şartlarda gerçekten hayatını feda edermisin? Birini bu kadar fazla seve bilirmisin,gerçekten?
J.D
Henüz 28 yaşında. 1849 yılında gizli bir devrimci örgütün üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanan Dostoyevski ve arkadaşları kurşuna dizilme cezasına çarptırılır. Tam kurşuna dizilmek üzereyken gelen Çar imzalı fermanla cezası Sibirya sürgününe çevrilir. 4 yıl kürek cezası ve 4 yıl zorunlu…devamıHenüz 28 yaşında.
1849 yılında gizli bir devrimci örgütün üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanan Dostoyevski ve arkadaşları kurşuna dizilme cezasına çarptırılır.
Tam kurşuna dizilmek üzereyken gelen Çar imzalı fermanla cezası Sibirya sürgününe çevrilir. 4 yıl kürek cezası ve 4 yıl zorunlu askerlik cezasını çekmek için Omsk ceza evine yani kendi tabiriyle “Ölüler Evine” gönderiliyor.
Orada kaldığı yıllar içinde caniler, katiller arasında yaşamış, onları yakından tanımak fırsatını bulmuştur. "Ölü evden anılar" kitabında da hapishanedeki gözlemlerinden, tanıştığı insanlardan, oradakı yaşamdan, zulümlerden bahseder. Kitap biraz karışıktır, zira çok fazla karakter vardır kitapda. Fakat oldukça da etkileyici ve sarsıcıdır. Hani böyle kafa dağıtmak için okunacak ya da vakit geçirmelik bir kitap değildir. Zamanınızı ayırıp Dostoyevskinin dünyasına dalmanız gerekebilir.
Bu kitap yazarın okuduğum ilk kitabı ola bilir, çok uzun yıllar geçti üzerinden, kaçıncı sınıftım onu bile hatırlamıyorum, daha sonra bir daha bu kitabı okumaya güç bulamadım kendimde. Ve hala kitabın neredeyse çoğu kısmını hatırlıyorum. Hatta yazdıkca daha çok kısmını anımsıyorum. Az önce kitap rafımda gözüme çarptı, birşeyler yazasım geldi, öyle. Kitabı okurken de çok fazla "Esaretin bedeli" filmi canlanmıştı gözümde, bilmem belki de o zamanlar izlediğim doğru-dürüst tek hapishane filmi o olduğundan dolayıdır öyle düşündüğüm. Fakat her ikisine ait ede bileceğim bir replik var: "Umut iyi bir şeydir. Belki de en iyisi. Ve iyi şeyler asla ölmez".
Yine uzun bir yazı oldu. Kitapdan bir kaç alıntı ile yazımı bitiriyorum:
▪️Hiç insan öldürmediği halde, altı kişinin canına kıymış bir katilden daha cani insanlar gördüm, umudumuzu öldürenleri gördüm.
▪️Bir amaç ve içinde bu amaca ulaşma isteği olmadan hiç kimse yaşayamaz. Amacını, umudunu kaybedenler de çoğu kez korkunç birer canavar kesilirler.
▪️_Bir tutuklu için en önemli, paradan da önemli olan nedir?
+Özgürlük; veya hiç olmazsa onun hayali.
Karantina günlerinde izlenile bilecek en keyifli ve özgün film önerisi ile geldim 🍿 Farklı obsesif kompulsif bozukluk sorunu olan 6 kişi var. Kimi simetri takıntılı ve düz çizgilere basamıyor, kimi virus ve bakterilere aşırı panik yapıyor, kimi istemsizse durmadan küfür…devamıKarantina günlerinde izlenile bilecek en keyifli ve özgün film önerisi ile geldim 🍿
Farklı obsesif kompulsif bozukluk sorunu olan 6 kişi var. Kimi simetri takıntılı ve düz çizgilere basamıyor, kimi virus ve bakterilere aşırı panik yapıyor, kimi istemsizse durmadan küfür ediyor, kimi söylediği her şeyi 2 kere tekrar ediyor, kimi devamlı olarak birşeyleri hesaplıyor, kimi doğrulama bozukluğu yaşıyor. Şimdi bu kişilerin doktor randevusunun aynı saate denk gelmesi ve doktorun uçağının rötar yapması sonucu bir odada kalmak zorunda olduğunu hayal edin - tam bir curcuna, olaylar-olaylar.
▪️Kafasında bir şeyleri sürekli hesaplayarak aklında tutan taksi şoförü bana göre hasta değil, dahi. Eğer mümkünse bu "hastalığı" bana transfer edin, kabulümdür.
▪️Virus ve bakterilere karşı aşırı duyarlı ve panik yapan ablamızı da garipsemiyoruz artık, çünkü tüm dünya olarak son bir kaç aydır aynı durumdayız.
▪️Filmin sonunda da hafifden şaşırmanız mümkün 💥
▪️Özellikle az-buçuk bazı şeylere takıntısı olan kişiler için zaman geçirmelik harika bir film, iyi seyirler🍿
"Jim kimilerine göre ruhu cehennemle cennet arasında sıkışmış bir şair, kimilerine göre ise yere çakılıp sönen bir rock yıldızıydı. Ne olursa olsun şurası gerçek ki bir şeyin sönmesi için önce yanması gerekir". The Doors (1991) biografik film, bu ise belgesel…devamı"Jim kimilerine göre ruhu cehennemle cennet arasında sıkışmış bir şair, kimilerine göre ise yere çakılıp sönen bir rock yıldızıydı. Ne olursa olsun şurası gerçek ki bir şeyin sönmesi için önce yanması gerekir".
The Doors (1991) biografik film, bu ise belgesel ve belgeseli seslendiren Johnny Depp, dublajlı izleyerek kendinizi bu sesten mahrum bırakmamanız tek ricam, ya da beni ilgilendirmez, neyse.
Sanırım bir şeyi fazla sevdiğinde nasıl yorumlayacağını bilemiyorsun, belki de bu yüzdendir benim için özel olan bir çok şeyi burada paylaşmadığım. Şimdi de yorumlamak yerine "The End" parçasının şarkı sözlerini yazacağım. This is the end, beautiful friend This is the…devamıSanırım bir şeyi fazla sevdiğinde nasıl yorumlayacağını bilemiyorsun, belki de bu yüzdendir benim için özel olan bir çok şeyi burada paylaşmadığım. Şimdi de yorumlamak yerine "The End" parçasının şarkı sözlerini yazacağım.
This is the end, beautiful friend
This is the end, my only friend
The end of our elaborate plans
The end of ev'rything that stands
The end
No safety or surprise
The end
I'll never look into your eyes again
Can you picture what will be
So limitless and free
Desperately in need of
some strangers hand
In a desperate land
Lost in a Roman wilderness of pain
And all the children are insane
All the children are insane
Waiting for the summer rain
There's danger on the edge of town
Ride the king's highway
Weird scenes inside the goldmine
Ride the highway West baby
Ride the snake, ride the snake
To the lake, the ancient lake, baby
The snake, he's long, seven miles
Ride the snake
He's old and his skin is cold
The west is the best
The west is the best
Get here and we'll do the rest
The blue bus is calling us
The blue bus is calling us
Driver, where you taking us?
📽 Buster Keaton - The Great Stone Face Sessiz sinemanın üstadlarından bir tanesi. Çizgi film izleyince çizgi karakterlerin farkında olmadan yaptıkları aptallıkları, saflıkları saf mutluluk ve gülümsemeyle izleriz, içimiz pamuk gibi olur ya sessiz sinema izleyince de aynı duyguları yaşıyorum.…devamı📽 Buster Keaton - The Great Stone Face
Sessiz sinemanın üstadlarından bir tanesi.
Çizgi film izleyince çizgi karakterlerin farkında olmadan yaptıkları aptallıkları, saflıkları saf mutluluk ve gülümsemeyle izleriz, içimiz pamuk gibi olur ya sessiz sinema izleyince de aynı duyguları yaşıyorum.
▪️Sherlock Jr. filminde bir makinistin rüyasında Sherlock Holmes gibi bir dedektif oluşu ve hırsızlık vakasını çözmeye çalışmasını ekstra naiflik ve komedi unsurlarıyla anlatıyor. 1924 filmi olmasına bakmayın, hem bu filmi, hem de diğer filmleri kurgusu ve tekniği yönünden şu anki birçok filme taş çıkartacak niteliktedir doğrusu.
Bu adamın Charlie Chaplin'in gölgesinde kaldığını düşünüyorum. Çoğu filmini kendi yazmış, yönetmiş, editörlüğünü yapmış, üstüne bir de oynamış. Charlie Chaplin bana sessiz sinemayı sevdiren adam, asla hakkını yiyemem, bayılıyorum ona, fakat bu adamın benim gözümde yeri başkadır.
Bir de bu adam filmlerinde gülmüyor, buna rağmen güldürtüyor. Filmlerindeki en karakteristik özelliği mimiksiz duruşu ve asla gülmüyor oluşu ve bu yüzden "Büyük taştan surat" olarak anılıyor. Bu ifadesiz duruşunu kendisi böyle yorumluyor:
"Eğer bir komedi oyuncusuysanız ve sahnede gülüyorsanız, insanlara izledikleri şeyin ciddiye alınmayacak, izlenip geçilecek bir şey olduğu izlenimi bırakırsınız. Komedi rollerinde ise aptal durumuna düşeceğiniz anlar da olur ve siz baştan beri sırıtıyorsanız, sahne ne kadar komik olursa olsun, insanlar gülmeyebilir".
▪️Buster Keaton
Üzerinden 1 asır bile geçse komedisi hala canlı, hala kahkahalar attırıyor. Günümüz filmlerinde halen kullanılan teknikleri ve sahneleri var.
Şimdi yazımı bitiriyor ve Keaton filmlerine hangisi olduğu farketmeden dalmanızı israrla tavsiye ediyorum 📽
▪️Bir klişeden yaratılan harika bir özgünlük, hayal gücünün ötesinde bir gizem. Aslında filmi şu an kelimelerle anlatamam. Spoiler vermeden anlatacağım kelimeler o kadar anlamsız ve boş olacak ki. Ne söylemek istediğimi filmi izlemişseniz ya da izleyeceksiniz yalnız o zaman farkına…devamı▪️Bir klişeden yaratılan harika bir özgünlük, hayal gücünün ötesinde bir gizem.
Aslında filmi şu an kelimelerle anlatamam. Spoiler vermeden anlatacağım kelimeler o kadar anlamsız ve boş olacak ki. Ne söylemek istediğimi filmi izlemişseniz ya da izleyeceksiniz yalnız o zaman farkına varacaksınız.
Görüntü yönetmeni Blasco Giurato genellikle koyu mavi, yeşil ve siyahı kullansa da, flashbacklar renkli ve parlak. Bazen bir saniyeden bile daha az süren çekimleri görürüz. Belli-belirsiz kareler, bir sorgulama, anlayamadığımız olaylar, yazmayan kalemler, durmak bilmeyen yağmur, çarpıcı ve ürpertici müzikler - bir şeyler var burada dedirtiyor. Aslında gözünün önünde, ama görmüyorsun.
Bu filmden önce 2 film açtım, izleyemedim kapattım. Gerçekten etkileneceğim birşey arıyordum. Hatta kendi kendime söylendim bir süredir başyapıt diyebileceğim birşey izleyemedim diye.
Sonra aklıma bu film geldi. Bunu izlemem için ortada 2 sebebim vardı : Roman Polanski ve Ennio Morricone.
Film boyunca her ihtimali kafamda tartışdım, her ihtimale hazırdım, amma o final o ihtimallarin hiçbirine uymuyordu. En garip olanı, film hakkında biraz araştırma yapınca öğrendim, ben bu filmin esinlendiği hikayeyi okumuşum. Tüm bunlara rağmen yine böyle bir şeye ihtimal vermedim.
Iyi ki. Uzun bir süredir bu kadar fevkalade ve hayret etdiren bir şey izlememiştim.
Filmin hikayesi 1985 yılında Texas’ın Dallas şehrinde geçiyor. Ana karakterimiz Ron Woodroof (Matthew McConaughey) AIDS hastalığına yakalanıyor, doktorlar 1 ay ömrü kaldığını söylüyorlar. Ilk önce pek takmıyor, sonra durumun ciddiyetini farkına varıyor ve sonradan kalan zamanının tamamını hastalığın tedavisi için…devamıFilmin hikayesi 1985 yılında Texas’ın Dallas şehrinde geçiyor.
Ana karakterimiz Ron Woodroof (Matthew McConaughey) AIDS hastalığına yakalanıyor, doktorlar 1 ay ömrü kaldığını söylüyorlar. Ilk önce pek takmıyor, sonra durumun ciddiyetini farkına varıyor ve sonradan kalan zamanının tamamını hastalığın tedavisi için harcamaya başlıyor. İlk zamanlarında FDA onaylı AZT isimli ilacını denemeye başlıyor. Sonra bakıyor durum daha da kötüye gidiyor. Bu sefer FDA onaylı olmayan, alternatif tıp diye bileceyimiz ilaçlara başvuruyor. Bunlar işe yarıyor, doktor 1 ay öleceksin dese de adam kendi yöntemleriyle hala yaşıyor. Ron da bu ilaçları kendi gibi ihtiyaç sahiplerine ulaştırmayı hedefleyerek "Dallas Buyers Club"ı açıyor. Filmin ismi de buradan gelmekte.
AİDS, HIV+, homofobi, transseksüellik, sistem eleştirisi gibi bir sürü konuyu ele alıyor.
AIDS zaten başlangıçta sadece eşcinsellerin hastalığı olduğu düşünülüyordu, AIDS hastaları sahip oldukları hastalık nedeniyle suçlanıyorlar ve toplumdan dışlanıyorlardı. Bu durum, sanırım, hala da böyle. Filmde de bunu görüyoruz. Virusu kaptığını öğrenen arkadaşları ona sırtını dönüyor, hatta evini bile elinden alıyorlar. Ron'a kucak açan kendisinin bile ilk zamanlar uzak durduğu Rayon oluyor. Rayonla Ron'un zamanla bir-birine bağlanması kol-kanat germesi filmin en güzel ayrıntılardan bir tanesi.
Rayon transseksüel bir birey ve canlandıran Jared Leto. Baştan ayağa, haraketleri,vücut dili, oyunculuğu inanılmaz. Ron Woodroof'u canlandıran ise Matthew McConaughey. Bu ikisi harika paslasmışlar, kimyalar tutmuş.
Bir de gerçek hayatdan uyarlanmış bir film.
Filmin türk versiyonu yapılsa Erdal Beşikçioğlu çok rahat oynar, sesi kıs, aynı adam dersin.
Yani, I like your style, Ron Woodroof.
Film Modern Amerikan Mafyasınının yaradılışında payı olan, Las Vegas'ın kuruluşuna öncülük eden baba yiğitlerden - Bugsy Siegel'in hayatını konu ediyor. Bugsy'nin kim olduğunu bilmeyenler için bu filmi tavsiye etmem, çünkü film onun hayatının sadece bir dönemini - Virginia Hills'le ilişkisi…devamıFilm Modern Amerikan Mafyasınının yaradılışında payı olan, Las Vegas'ın kuruluşuna öncülük eden baba yiğitlerden - Bugsy Siegel'in hayatını konu ediyor. Bugsy'nin kim olduğunu bilmeyenler için bu filmi tavsiye etmem, çünkü film onun hayatının sadece bir dönemini - Virginia Hills'le ilişkisi olan dönemleri anlatıyor. Aşk hayatı dışındakı diğer konular geri planda kalmış, keşke o meselelere de işık tutulsaydı.
Genel olarak bakıldığında film güzel ve sürükleyiciydi, bana göre, kendisi hakkında daha detaylı bilgi edinmek, dönemi daha iyi anlamak için izlenile bilir.