Kitabı ilk okuduğumda, yani üç yıl önce, pek beğenmemiş ve yarısına kadar okuyup bırakmıştım. İki gün önce tekrar okumaya başladım ve bu kez gerçekten çok sevdim. Yine de kitap, hakkında yapılan övgüler kadar etkileyici miydi, emin değilim. Ancak bence kesinlikle…devamıKitabı ilk okuduğumda, yani üç yıl önce, pek beğenmemiş ve yarısına kadar okuyup bırakmıştım. İki gün önce tekrar okumaya başladım ve bu kez gerçekten çok sevdim. Yine de kitap, hakkında yapılan övgüler kadar etkileyici miydi, emin değilim. Ancak bence kesinlikle övgüyü hak ediyor. Özellikle de çoğu insanın kitabı yanlış yorumladığını düşünüyorum.
Bazı yorumları okuduğumda insanların Veronika'nın akıl hastanesine düşmesine ve orada birine âşık olmasına odaklandığını gördüm. Oysa bence kitabın asıl meselesi bu değil. Asıl mesele, Veronika'nın neden intihar etmek istemesi ve sonrasında yaşadıkları sayesinde hayata yeniden tutunması.
Genellikle bir insanın intihar etmek istemesinin ardında yaşadığı kötü olaylar, acılar ya da ağır bir depresyon olduğu düşünülür. Ancak Veronika'nın hayatına baktığımızda dışarıdan bakıldığında her şeyin yolunda olduğunu görüyoruz. Güzel bir kız, düzenli bir hayatı var ve istediği pek çok şeye sahip. Peki, o hâlde neden ölmek istiyor?
Çünkü bazen insanı hayattan soğutan şey, yaşadığı kötü olaylardan ziyade her gün aynı şeyleri yaşamak, aynı döngünün içinde sıkışıp kalmak ve hayatın anlamını yitirmesi olabilir. Veronika'nın sorunu da biraz böyle. Hayatında her şey varmış gibi görünse de aslında yaşamak için bir nedeni kalmamış gibi hissediyor. Üstelik kendi isteklerini de bastırıyor. Piyanist olmak istiyor ama annesi bunu istemediği için hayalinden vazgeçiyor. Kendi hayatını yaşamak yerine başkalarının beklentilerine göre şekillendiriyor. Belki de zamanla onu asıl tüketen şey, tam olarak bu oluyor.
Veronika intihar etmeye karar verdiğinde bile içinde büyük bir öfke ya da nefret taşımıyor. Aksine, ölümü sakinlikle bekliyor. Çünkü onun için mesele yaşadığı korkunç bir olaydan kaçmak değil, artık yaşamaya devam etmek için bir sebep bulamamak.
Fakat hayatta kalıyor ve kendini Villete Akıl Hastanesi'nde buluyor. Burada yaşadıkları, tanıştığı insanlar ve karşılaştığı farklı hayatlar sayesinde dünyaya başka bir gözle bakmaya başlıyor. Ölümün yakınında olduğunu düşünmesi, ona hayatın değerini yeniden hatırlatıyor. Daha önce sıradan ve anlamsız bulduğu şeyler, bu kez farklı bir anlam kazanıyor. En önemlisi de içinde bastırdığı yaşama isteği yeniden ortaya çıkıyor.
Bence kitabın asıl anlatmak istediği şey de tam olarak bu: İnsan, hayatını gerçekten kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya kaldığında yaşamayı yeniden öğrenebilir. Bazen yaşamak için her şeyin yolunda olması değil, hayatın elimizden kayıp gidebileceğini fark etmek gerekir. Veronika'nın hikâyesi de bana bunu düşündürdü.
Sonuç olarak, kitabı üç yıl önce yarım bırakmış olmama rağmen şimdi okuduğumda neden bu kadar sevildiğini daha iyi anladım. Belki de kitap, herkesin anlattığı kadar kusursuz ya da abartıldığı kadar olağanüstü değil ama kesinlikle üzerinde düşünülmesi gereken bir eser. Özellikle de insanın neden yaşamak istediği, ne zaman yaşamaktan vazgeçtiği ve hayata bakışının nasıl değişebileceği üzerine düşündürmesi bakımından bence oldukça değerli. Bir de kitapta altı çizilesi o kadar çok söz var ki! Bazı cümleleri okurken durup düşünmeden edemiyorsunuz.
Sanırım üç yıl önce bu kitabı beğenmememin sebebi, onu anlamaya henüz hazır olmamam ya da anlattıklarına farklı bir gözle bakamamamdı. Bu kez ise Veronika'nın hikâyesinde çok daha fazlasını gördüm.