Agatha Christie'nin en kötü kitabı olabilir. Agatha Christie yıllardır çok severek okuduğum bir yazar. Hemen hemen her kitabında kurgusu beni çeker, akıcıdır, merak sürekli tetiklenir. Onun kitaplarını okumak dedektifçilik oynuyorum hissini verir. Yavaş yavaş karakterleri tanır yalanlarını yakalamaya çalışırım katil…devamıAgatha Christie'nin en kötü kitabı olabilir.
Agatha Christie yıllardır çok severek okuduğum bir yazar. Hemen hemen her kitabında kurgusu beni çeker, akıcıdır, merak sürekli tetiklenir. Onun kitaplarını okumak dedektifçilik oynuyorum hissini verir. Yavaş yavaş karakterleri tanır yalanlarını yakalamaya çalışırım katil kim tahminleri yapar pür dikkat okurum. Tabi bunun için süreç içinde karakterlerin ismini halini tavrını çözmek de var. Başlarda, kurguda çok isim bulunduğundan ilk sayfada (genellikle) verilen isim tablosuna bakar sayfayı aşındırırım, ilk 20 sayfa ısınmayla geçer. Ölümün Tam Zamanı'nda böyle bir ısınma süreci mümkün değil çünkü kitap parça parça hikayelerden oluşuyor. Her seferinde mucizevi bir şekilde ortaya çıkan quin ve bay satterwaite karşılaşmasıyla anlıyoruz bir şeyler olacağını. Bu ikili her şeyin içinde ve her seferinde sadece konuşarak olayı çözüveriyorlar. Buna çok takılmamak lazım, bu tarz polisiye kurgulara bir dedektif veya yaşlı bir bilge her zaman yakışır ama üst üste bu kadar olaya sadece bu ikisi tanıklık edince insan ister istemez hep mi sizi bulur diyor.
Kitabı sevmedim çünkü çok hikaye demek olayın kısa tutulması demek. Karakterlere, diyaloglara, yalanlarına daha az yer veriliyor; bana dedektifçilik oynayacak alan kalmamış oluyor bu durumda. Her şeyin çok hızlı çözülmesi, karakterlerle çok iyi tanışamamam benim açımdan kitaba eksi puan demek. Diğer taraftan kısa kısa polisiye hikayeler okuyayım gerek yok uzun uzadıya katili aramaya diyenler için güzel bir kitap olabilir.
Çok beğendim. 2 sezon, hemen bitiririm biraz da gülerim diye izlemeye başlamıştım ama gözlerim dolu dolu buruk gülümsememle izledim. Zaten türü dram/komedi neye şaşırdın derseniz her dramın aurası farklı oluyor. Bazısı vah vah ne hayatlar var çok üzücü dedirtiyor ama…devamıÇok beğendim. 2 sezon, hemen bitiririm biraz da gülerim diye izlemeye başlamıştım ama gözlerim dolu dolu buruk gülümsememle izledim. Zaten türü dram/komedi neye şaşırdın derseniz her dramın aurası farklı oluyor. Bazısı vah vah ne hayatlar var çok üzücü dedirtiyor ama duyguyu geçirmiyor; after life duygu transferansı konusunda çok başarılı. Tony'nin bunalımı çok gerçekçi işlenmiş bu yüzden benzer kayıplar yaşadıysanız yer yer çok hassas olabilir dikkatli olunmalı.
Tony'nin çok kaliteli bir insan olduğunu düşünüyorum. Akıllı, sağduyulu, biraz da patavatsız oluşu karakteri inanılmaz sevdirdi. Felsefe sevenler veya "ben çok düşünüyorum bu kadarı akla zarar" diyen varsa Tony'den kendine dair ufacık bile olsa bir parça bulacaktır.
Diyalogları, mesajları çok iyi, biriyle izlendiği taktirde durdurup durdurup üstünde konuşulabilir. İzlemeyi düşünüp erteliyorsanız bir an önce başlayın. Son olarak özellikle sevdiğim bir sahneyi yazmazsam olmaz. Burada spoiler alarmı vereyim izlemediyseniz okumak istemeyebilirsiniz.
Tony'nin intihar etme kararını iş yerinde kath ile konuştuğu sahnede, tony nasıl olsa öleceğinden ve bunun intiharla olacağına karar verdiği için canı istediği gibi yaşadığını işler çözülmez hale gelirse intihar edip kurtulabileceğini söylüyor. Kath şöyle cevap veriyor "öyleyse neden istediğin günahı işlemiyorsun, istediğin kadar tecavüz edip hırsızlık yapmıyorsun?"Tony'nin cevabı muazzam:" istediğim kadar tecavüz ediyorum zaten.. yani hiç. Ben bunu istemiyorum ki" bu diyalog üzerine neler yazılır neler konuşulur... İntihar fikri Tony gibi dini inancı olmayan bir insana sonsuz özgürlük sağlayabilir istediğini ye iç istediğini yap günaha bat, nasıl olsa bunun bedeli olduğuna inanmıyorsun. Bireysel ahlak geliştirmiş bir insan için bunun cevabı çoktan verilmiş durumda. "ben bunu istemiyorum ki"
Sırf cezalandıracağını düşündüğü için kötülük yapmayan birinin ahlak anlayışıyla bu fikir uyuşmuyor, ancak vicdanı gereği iyi olan, kötülük gereksinimi duymayan biri için ahlak cezayla değil vicdanla sağlanır.
Spoiler içeriyor
Agatha Christie en sevdiğim polisiye/gizem yazarıdır çoğu kitabını bir solukta okutturur, pale horse Agatha'nın aynı adıyla diziye uyarlanan kitaplarından biri. Ne yazık ki ben kitabını okumadım eksikliğini de çekiyorum. 2 bölümlük bir mini dizi birer saatten oluşuyor, hemen hemen film…devamıAgatha Christie en sevdiğim polisiye/gizem yazarıdır çoğu kitabını bir solukta okutturur, pale horse Agatha'nın aynı adıyla diziye uyarlanan kitaplarından biri. Ne yazık ki ben kitabını okumadım eksikliğini de çekiyorum.
2 bölümlük bir mini dizi birer saatten oluşuyor, hemen hemen film izlemiş gibi hissettim. Akış yavaş ama öyle etkisi altına alıyor ki, o yavaş adımlar ağır geçişler gözüme hiç batmadı aksine gerilimin dozunu yükseltti. Yer yer korktuğumu da ekleyeyim, korku filmi izleyebilen biri değilim pencere çarpsa ürperirim o yüzden korku seviyesini derecelendirmem doğru olmaz, sadece gerici olduğunu bilerek izleyin.
Dikkat spoiler!
Pata küte gireceğim başka türlüsü bu dizi için mümkün değil. Kitabını okumamanın eksikliğini hissettim demiştim çünkü bazı olayları hala zemine oturtamadım. Delphine'nin ölümünden sorumlu olanın kim olduğu gayet açık ama bunlar yer yer sanrı gibi de gösterilmiş bunun temellendirmesi nedir bilen varsa beni aydınlatsın lütfen.
Mark'ın "delirdiğimi sandım" dediği sahne en sevdiğim sahne oldu. 3 cadının "ya biz aslında sadece çay ve el falı bakan üç kadınsak?" sorusuna öyle emin bir şekilde "hayır sizin özel güçleriniz var" diyor ki başta bilimi çok net bir şekilde savunan rasyonel bir adamın bile gizlediği suçtan nasıl bilinmeyene, daha doğrusu hurafeye sığındığını görüyoruz. İnsanlar açıklayamadıkları, kaçtıkları, bilmek istemedikleri durumlarda, özellikle de suçlayacak birini aradıklarında bu gibi şarlatanca inançlara gerçekten de yaklaşabiliyor. Belki kaçış, bilmemenin rahatlığına sığınmaktır.
İnancın gerçekle insanın arasına nasıl incecik ama opak bir perde indirdiğini göstermesi bakımından dizi çok başarılı olmuş. Kitap kıyasını okuduktan sonra tekrar yaparım şimdilik görüşüm bu yönde.
Mark'ın delphine'den sürekli hüzünle büyük bir kayıpmış gibi bahsettiğini ona olan aşkını delphine'nin her sahnesinde gördük. Gerçekte delphine' i öldürdüğünü bilmesine rağmen nasıl böyle ustalıkla böyle yalan söyleyebilir değil mi? Değil. Bunun açıklaması yalanla değil yine inançla yapılır. Suçunu öyle kendine yakıştıramayan öyle inkarcı bir Mark var ki tam tersinin yani delphine'nin onun büyük aşkı büyük kaybı olduğuna inanmış. Söyledikleri kesinlikle yalan değil buna gerçekten inanıyor ta ki cadıların yanına gidip gerçekleri kabullenene kadar. Cadılar en yakın zamanda psikoloji alanında çalışmalı çünkü Mark'a yaptıkları (uygulanıştan bağımsız) enikonu regresyon seansının etkisine uyuyor. Geçmiş anılar düzenlenerek geri geliyor. Yüzleşme sağlanıyor.
Son olarak anlamadığım bir konu var onu yazayım, kitabı okuyan veya fikri olan varsa bana da anlatın lütfen. Hermia'nın suçsuz olduğunu düşünüyordum ta ki son sahneye kadar. Neden hastanede üç cadıyı görüp Mark'a ne olacağını sordu. Bunun açıklaması nedir? Hermia'nın yerini bir türlü konumlandıramıyorum.
Erich Fromm'u az çok tanımış herkes bu kitaptan romantik bir dil beklememesi gerektiğini bilir ancak bilmeyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar fazla ki önsözde bile bu uyarı yapılmış ben de yapayım. Romantik, insanı bulutlara çıkaracak aşk güzellemeleri erich Fromm'un tarzı değil. Kendisi…devamıErich Fromm'u az çok tanımış herkes bu kitaptan romantik bir dil beklememesi gerektiğini bilir ancak bilmeyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar fazla ki önsözde bile bu uyarı yapılmış ben de yapayım. Romantik, insanı bulutlara çıkaracak aşk güzellemeleri erich Fromm'un tarzı değil. Kendisi dünya savaşı etkilerinden, görüp geçirdiklerinden siyasi anlamda etkilenmiş Marksist bir yazar. Sevgiyi realist bir biçimde anlatmak istemiş pek alışıldık değil, bu yüzden ilgi çekmiş hala da çekiyor. Dediğim gibi bulutların üstüne çıkarmaz ama sevgiyle ilgili uç pembe hayalleriniz varsa yere çakabilir. Temelde insan sevmeyi bilmeden sevemez, sevgi ihtiyaçsa gerçek değildir bütüne yayılmalıdır diyor. Muhteşem bir kitap ben alıntılarımı da ekliyorum. Okuyan, okumak isteyen olursa tartışmak da isterim.
◾-olgunlaşmamış sevgi, "seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var" der. Olgunlaşmış sevginin söylediği ise "sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum" dur.
◾eğer birini seviyorsam herkesi seviyorumdur; dünyayı, yaşamayı seviyorumdur. Eğer birine "seni seviyorum" diyebiliyorsam, "sende herkesi seviyorum, seninle tüm dünyayı seviyorum, sende aynı zamanda kendimi de seviyorum" da diyebilmeliyim.
◾sevgi mucizeler yaratabilir ama hiç kimse onun kadar yaralayamaz.
◾Kişinin kendine inancı söz verebilme becerisinin bir sonucudur ve dolayısıyla da Nietzsche nin dediği gibi insan söz verebilme yetisine göre tanımlanabilir, inanç insanın var oluşunun bir koşuludur. Sevgiyle olan ilişkisi açısından bunun anlamı, kişinin kendi sevgisine olan inancı, başkalarında sevgi yaratabilme ve bu sevginin geçerliliğidir.
◾ancak kendine inancı olan birinin başkalarına da inancı olur, çünkü o yarın da bugünkü gibi olacağını, nasıl düşünüp nasıl davanacağını bilir
◾uyum ya da çatışma, neşe ya da üzüntü bile ikincil kalır. Önemli olan iki insanın birbirlerini varlıklarının temelinden yaşaması, kendi kendilerinden kaçmak yerine birbirleriyle bütünleşirken kendi kendileriyle bütünleşmeleridir.
◾bir insanı sevdiğine inanan ama aynı zamanda yaşamı sevmeyen biri başka birini arzulayabilir, onu isteyebilir ona tutunabilir ama aslında onu sevmez.
Irvın Yalom okuyup da kendisiyle seans yapmak istemeyen bir kişi çıkar mı acaba? Çıkarsa bile ben o kişi olmam. Nietzsche Ağladığında kitabını okuduktan sonra seansa gelen hasta sayısında ciddi artış olduğunu biliyordum sebebini şimdi daha iyi anlıyorum. En derin, kendinizle…devamıIrvın Yalom okuyup da kendisiyle seans yapmak istemeyen bir kişi çıkar mı acaba? Çıkarsa bile ben o kişi olmam. Nietzsche Ağladığında kitabını okuduktan sonra seansa gelen hasta sayısında ciddi artış olduğunu biliyordum sebebini şimdi daha iyi anlıyorum. En derin, kendinizle bile konuşmaktan çekinip halı altına süpürdüğünüz ne varsa gerek acıta acıta gerek rahatlatarak çıkıveriyor. Nietzsche gibi kapalı kutu bir adamın çözümlenişini okumak benim açımdan muhteşemdi. Böyle buyurdu zerdüşt'ü okuduğumda nietzsche'ye reverans yapmışlığım vardır. Müthiş bir fikir adamı gerçek bir deha. Irvın Yalom'u terapistlik becerisi ve yazarlık yeteneğini de hesaba katınca düşünün ortaya nasıl bir eser çıkıyor. Ben bıraksanız günlerce konuşurum buna bir son vermek için kitaptan notlarımı paylaşacağım hükmü siz verin. Amor fati
🔸"kutsal olan gerçekler değil, kişinin kendi gerçeği için çıktığı arayıştır"
🔹"gerçeğin düşmanı yalanlar değil inançlardır"
▫️Korkular da yıldızlar gibi hep oradadırlar ama gün ışığı onları gizler.
▪️Gururlu bir yüceliğe erişmek isteyen ağaç, fırtınalı hava ister.
🔹Dans eden bir yıldız doğurmak isteyen önce kendi içindeki kaos ve taşkınlığı yaşamak zorundadır.
🔸Eğer kimse sizi dinlemiyorsa bağırmak en doğal şeydir
▫️Zaman durdurulamaz: bu bizim sırtımızdaki en büyük yük. Ve en büyük mücadelemiz bu yüke rağmen yaşayabilmek.
▪️Bizler arzu edilenden ziyade arzu etmeye aşığız.
🔸Uzun süre önce kötü şöhretle baş etmenin vicdan azabıyla baş etmekten daha kolay olduğunu öğrendim.
📌"Doğru zamanda ölmek"
🔹Güçlenmek istiyorsan önce köklerini hiçliğin derinlerine gömmeli ve en yalnız yalnızlığınla yüz yüze gelmeyi öğrenmelisin.
▫️İdeal evlilik ilişkisi, her iki insanın da yaşamını sürdürmesi için bu ilişkiye muhtaç olmadığı zaman kurulandır.
Biriyle tam bir ilişki kurabilmen için ilk önce kendinle ilişki kurabilmelisin. Eğer kendi yalnızlığımızı kucaklayamazsak inzivaya karşı kalkan olarak başka birini kullanırız. Yalnızca bir kartal gibi yaşayabilen insan - kimsenin seni seyretmesine ihtiyaç duymadan- başka birine sevgisini verebilir..
▪️Bir başkasının yanında olmak, kendini terk etmekle aynı şey midir?
Aşık olacağınızı hissettiğinizde bundan kaçanlardan mısınız yoksa getireceği yıkım ihtimaline rağmen teslim olanlardan mı? Filmin teması bu soru üstüne, çok da güzel bir soru. Üstünde neler neler yazılır çizilir konuşulur. Keşke film de biraz konuşulacak bir şeyler verseydi. Dinamik bir…devamıAşık olacağınızı hissettiğinizde bundan kaçanlardan mısınız yoksa getireceği yıkım ihtimaline rağmen teslim olanlardan mı?
Filmin teması bu soru üstüne, çok da güzel bir soru. Üstünde neler neler yazılır çizilir konuşulur. Keşke film de biraz konuşulacak bir şeyler verseydi. Dinamik bir yapım olmadığını bilerek o yavaş akışa hazır bir şekilde başlamama rağmen çok sıkıldım. Sürekli bir şey olacak beklentisiyle izledim ama tık yok. Kabul, felsefesi güzel oyuncuları iyi ama hani o his vardır ya iyi bir film izledikten sonra gelen o keyif hissi, bu film onu vermedi bana. Ne duyguyu hissettirdi ne diyaloglarına hayran bıraktı. Beğenmedim maalesef. Tema bu kadar iyiyken işlenecek konuşulacak milyar şey çıkardı, çıkmamış. Geçmedi benden.
Spoiler içeriyor
Hem bilim kurgu hem mistisizm birleştirilmiş. Reankarnasyon teması zaten başlı başına ilgi çekiciyken bilimi harmanlamak, filmin dalaı lama üzerinden verdiği bilimle inanç karşı karşıya gelirse hangisini seçerdiniz diyaloğu çok iyi olmuş. Felsefesi iyi, akış hiç sıkmıyor soran olursa önereceğim filmlerden…devamıHem bilim kurgu hem mistisizm birleştirilmiş. Reankarnasyon teması zaten başlı başına ilgi çekiciyken bilimi harmanlamak, filmin dalaı lama üzerinden verdiği bilimle inanç karşı karşıya gelirse hangisini seçerdiniz diyaloğu çok iyi olmuş. Felsefesi iyi, akış hiç sıkmıyor soran olursa önereceğim filmlerden biri oldu.
Son sahnesini ayrıca beğendim. Sophie ile Ian'ın "kapıyı açmaya korkuyorsun" diyaloğunu Ian'ın küçük kızla birlikte kapıyı açıp ışığı görüşüyle sonlandırmak muh te şem olmuş. Film etkiledi beni. 👍
Hangi ruh halinde hayatınınızın hangi aşamasında olursanız olun bu filmi izlemelisiniz. Pişman olmayacaksınız. Beğenmezseniz gelin konuşalım. Animasyonlara oldum olası bayılmışımdır, Soul en beğendiklerim arasına girdi. Yetişkinler animasyon izler miymiş diyenlere "neden izlenmesin?" i çok güçlü hissettirecek bir film. Hayattan, zorluklardan,…devamıHangi ruh halinde hayatınınızın hangi aşamasında olursanız olun bu filmi izlemelisiniz. Pişman olmayacaksınız. Beğenmezseniz gelin konuşalım.
Animasyonlara oldum olası bayılmışımdır, Soul en beğendiklerim arasına girdi. Yetişkinler animasyon izler miymiş diyenlere "neden izlenmesin?" i çok güçlü hissettirecek bir film.
Hayattan, zorluklardan, en çok da gözümüzde dağ ettiğimiz sorunlarımızdan sıyrılıp rüzgarın saçımızı savuruşunu, güneşin tenimizi ısıtışını, bir yemeğin tadını, bir gülümsemenin sıcaklığını hatırlamak lazım. Yaşam a dan z ye iyisiyle kötüsüyle zorlayıcı bir maraton bunda emimin hemfikirizdir. Kimse benim hayatım muhteşem hiç üzülmem, hiç kafaya takmam, hiç gelecek kaygım yok diyemiyor diyemez. İnsan olmanın yapısında yok. Öyleyse nasıl mutlu olacağız? Mutlu olan nasıl oluyor?
Tüm derdin sıkıntının, hayat telaşının arasında durup kafayı gökyüzüne kaldırmak gerekiyor. Kafamın içindekiler 1 saniye olsun beklesin, ben ben olmanın, yaşıyor olmanın, yaptıklarımın yapmadıklarımın tadına varayım diyebilmeli. Telaşa hatta bazen kendi karanlığımıza perde çekip bekletebilmeli. Güzel şeyler de oluyor bunların hazzına varabilmeli. Demem o ki siz bu filmi izleyin arkadaşlar konuşulacak düşünecek gülümseyerek çok şey bulacaksınız buna eminim.