Aklı uçkurunda Mail, dolandırıcı cinci Nefise, safoz Gülsüm, zavallı Sahibe ve kötü Şöhret'le yeşilçam tadında bir kitaptı. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın cinci hocalara, mistik inançlara karşı hicivli bir tarzı var. Kolayca okunuyor çerezlik
Spoiler içeriyor
ABD nin Japonya'nın beklenmeyen Pearl Harbor saldırısı ile savaşa giriş sürecini hem romantik hem epik bir açıdan ele almış güzel bir film. Savaş arka planında çerezlik bir aşk romanı okuyormuş gibi bir his veriyor.
Spoiler içeriyor
Kötü batılılaşma, kendi milletine ve kültürüne yabancılaşma gibi dönemin yaygın konularını işleyen, zaman zaman feminist atak geçirtebilecek bir kitap. Yeşilçam filmi izliyormuşum gibi bir his bırakıyor çok akıcı ancak objektif bulmadım. Konu, "Sözde Kızlar" gibi niyeti çok çirkin bir yerden…devamıKötü batılılaşma, kendi milletine ve kültürüne yabancılaşma gibi dönemin yaygın konularını işleyen, zaman zaman feminist atak geçirtebilecek bir kitap.
Yeşilçam filmi izliyormuşum gibi bir his bırakıyor çok akıcı ancak objektif bulmadım.
Konu, "Sözde Kızlar" gibi niyeti çok çirkin bir yerden ele alınmış. Peyami Safa dönem kızlarının "serbest" bırakıldığında gezen tozan, iffetsiz, umarsız tavırlarını kötü batılılaşmayı somutlaştırmak üzere kullanmış. Çok da başarılı olmuş ama sormazlar mı adama hırsızın hiç mi suçu yok? Kitapta Hatice'nin dediği gibi "ben sana inandım pişmanım yanlış yaptım, ama sen bana hiç mi yalan vaatlerde bulunmadın, hiç mi oyalamadın?"
Bir tarafta rezil kere rezil bir "sözde adam" olan Behiç, yalanlar, türlü oyunlar yaparak masum kızları kandırıyor ahlaksızın dik alâsı ama kabak evlenip mutlu olacaklarını zanneden kızların başına patlıyor.
Genel itibariyle anlatım, akıcılık ve bütünlük bazında çok güzel bir kitap ama insan içten içe kızıyor işte.
Alt metinlerine ve diyaloglarına bayıldım. Oyuncuları, görüntüleri, müzikleri; Selehattin Eyyübi konusunda gösterilen tarihi dini hassasiyet ve din konusunda verilen mesajlar muhteşemdi. Esas meselenin kutsal atfedilen nesneler veya mekanlar değil insanlık ve onur olduğunu defalarca kere farklı sembollerle çok güzel bir…devamıAlt metinlerine ve diyaloglarına bayıldım. Oyuncuları, görüntüleri, müzikleri; Selehattin Eyyübi konusunda gösterilen tarihi dini hassasiyet ve din konusunda verilen mesajlar muhteşemdi.
Esas meselenin kutsal atfedilen nesneler veya mekanlar değil insanlık ve onur olduğunu defalarca kere farklı sembollerle çok güzel bir biçimde sunmuşlar. Kudüs ne demek? "Hiçbir şey.. Her şey" bu filmi en iyi özetleyen cümle bu olur.
Sinematografisi muhteşem ama hikaye arayanları tatmin etmez. 2.Dünya Savaşında Fransa Dunkirk'ten askerlerin tahliye edilişini siviller, havacılar ve kara kuvvetleri bakışından anlatıyor. Tom Hardy neredeyse hiç yüzünü göstermeden baş rol oynuyor ama bu baş rol hikayesi olan bir baş rol değil.…devamıSinematografisi muhteşem ama hikaye arayanları tatmin etmez.
2.Dünya Savaşında Fransa Dunkirk'ten askerlerin tahliye edilişini siviller, havacılar ve kara kuvvetleri bakışından anlatıyor.
Tom Hardy neredeyse hiç yüzünü göstermeden baş rol oynuyor ama bu baş rol hikayesi olan bir baş rol değil. Cillian Murphy de baş rol mesela hatta Harry Styles bile. Herkesin hem başrol hem hikayesiz yan rol olduğu bir film.
Bu sene Jack London özellikle dikkatimi çekiyor. Hemen hemen her kitabında bahsettiği aynı cins köpek ve tema örüntüleri, yazarlığı dışında kişisel hayatına olan ilgimi de arttırdı. Genel kanıya göre yazar profilleri -Rus edebiyatı etkisiyle- içe dönük, sosyal becerileri zayıf, toplumun…devamıBu sene Jack London özellikle dikkatimi çekiyor. Hemen hemen her kitabında bahsettiği aynı cins köpek ve tema örüntüleri, yazarlığı dışında kişisel hayatına olan ilgimi de arttırdı.
Genel kanıya göre yazar profilleri -Rus edebiyatı etkisiyle- içe dönük, sosyal becerileri zayıf, toplumun kabul etmediği ya da toplumu kabul etmeyen kalemi güçlü kişilik özelliklerinden oluşuyor. Jack London bu tanıma uygun biri değil. Rus olmayışı dışında kendi coğrafyasında da yazarlık profiline uygun olmayan maceralara atılmış, zaman zaman illegal işler yapmış biri. (Denizde yasak avlanma ve korsan deniz mahsulü yetiştiriciliği gibi) Çok erken yaşlarda çalışmaya başladığını, ticaretle uğraştığını biliyoruz. Kişiliği kitaplarına da yansıyor. En çok Martin Eden'da olmak üzere hepimizin bildiği Beyaz Diş'e kadar gölgesi düşmüş yazılarına. Bunu her yazar için söyleyebiliriz aslında ama kişisel merakımdan ötürü Jack London da bu benzerlikleri fark etmek bana ayrı bir keyif veriyor. Kızıl veba kadar kısa kitabında bile ben yazdım diye bağırıyor adeta. Hiçbir spoiler yazmayacağım kısacık akıcı ama dolu dolu bir kitap. Yorucu değil bir iki saatte bitiyor.
Oblomov ben de dahil tüm okuyucularına kendini sorgulatan, zaman zaman “ben de bazen böyleyim” empatisi yaptıran çok katmanlı bir kitap. Hem sosyolojik hem psikolojik. İlya İlyiç’in bitmek bilmeyen hareketsizliği sadece tembellik gibi durmuyor, bu "oblomovluk" daha çok hayata karşı bir…devamıOblomov ben de dahil tüm okuyucularına kendini sorgulatan, zaman zaman “ben de bazen böyleyim” empatisi yaptıran çok katmanlı bir kitap. Hem sosyolojik hem psikolojik.
İlya İlyiç’in bitmek bilmeyen hareketsizliği sadece tembellik gibi durmuyor, bu "oblomovluk" daha çok hayata karşı bir kırılganlık, baş edememe hali gibi geliyor bana; çünkü ne zaman bir şey yapacak olsa içine bir ağırlık çöküyor ve geri çekiliyor. Bir yandan sinir bozucu çünkü insan “kalk artık” demek istiyor Diğer bir yandan da onu yargılayamıyorum çünkü o kaçış hali hepimize çok tanıdık. Özellikle Ştoltz ve Olga’yla olan karşılaştırmalar bana “potansiyel var ama kullanmamak da bir seçim” fikrini çokça hissettirdi. İnsanın bazen konfor alanında çürümeyi, belirsizliğe adım atmamayı tercih edebiliyor oluşu günümüzde çok tanıdık. Peki yarattığı iç sancısı?
Değersizlik ve güvensizlikle geçen bir hayatın mektupları. Kafka okurken sanki bir seansta onu dinliyor gibi bir samimiyet hissettim. Değersizlik eğer aileden öğrenildiyse mücadele edilecek düşman sevilmesi gereken kişilerle aynı oluyor bu çok büyük bir karmaşa. Beraberinde suçluluk, bunalım ve en…devamıDeğersizlik ve güvensizlikle geçen bir hayatın mektupları. Kafka okurken sanki bir seansta onu dinliyor gibi bir samimiyet hissettim. Değersizlik eğer aileden öğrenildiyse mücadele edilecek düşman sevilmesi gereken kişilerle aynı oluyor bu çok büyük bir karmaşa. Beraberinde suçluluk, bunalım ve en iyi anlatımıyla mektuplar...
Kemal Tahir in aynı isimli romanından, Atatürk'e düzenlenen İzmir suikast girişimini konu alan güzel bir film. Tarihe ilgilisi olup iç politika dönemini araştıranlar sevecektir. Kara Kemal, Giritli Şevki, Ziya, Emin Bey gibi isimler filmde yer alıyor. Bana kitap okur gibi…devamıKemal Tahir in aynı isimli romanından, Atatürk'e düzenlenen İzmir suikast girişimini konu alan güzel bir film. Tarihe ilgilisi olup iç politika dönemini araştıranlar sevecektir. Kara Kemal, Giritli Şevki, Ziya, Emin Bey gibi isimler filmde yer alıyor. Bana kitap okur gibi bir his verdi. Çoğu belgeyle ve tarihsel süreçle paralel olmuş. Tabi nihayetinde bir tarih kitabı veya filmi değil içine kurgu giren bir romandan çıktığını unutmadan değerlendirmek lazım. Benden geçti, beğendim.
Spoiler içeriyor
Müzikleri muh te şem! Kitaptan uyarlanmış 12 bölümlük mini bir dizi. Bir var bir yok, sürüncemede kalmiş toksik ilişkilerden geçenler kendinden çok şey bulacaktır. Diyalogları yok denecek kadar az ve zayıf buna rağmen duyguyu çok iyi geçiriyor. Çoğu sahne beni…devamıMüzikleri muh te şem!
Kitaptan uyarlanmış 12 bölümlük mini bir dizi. Bir var bir yok, sürüncemede kalmiş toksik ilişkilerden geçenler kendinden çok şey bulacaktır.
Diyalogları yok denecek kadar az ve zayıf buna rağmen duyguyu çok iyi geçiriyor. Çoğu sahne beni rahatsız etmeyi başardı. Başlarda duygudan yoksun sevişme sahneleri fucbuddy hissiyatı verdi, ki bence tam olarak öyleydi. Sonrasında işin içine duygular, Marianne ın ihmalkar ailesi yüzünden kurduğu çarpık ilişkiler, Connel ın suçluluk bunalımı girince anlam kazandı.
Sık sık duygudan duyguya geçiş yaptım. Herkes gibi ilk bölümlerde "kızın neyi var sanki bu kadar üstüne geliyorlar" diye düşündüm. İlişkisini imajını bozmamak için saklayan Connel a kızdım. Ardından Marianne ın en berbat ilişkisi Jamie den nefret ettim. Hele o İtalya daki yemek masasında yaptığı aptal konuşmalar beni çıldırttı. İletişim kuramıyor olmaları başka bir boyut. Sürekli birbirlerinin zihinlerini okumaya çalişiyor gibi bir halleri var. Yahu konuşsanıza!! Connel ın iyi bir yazım becerisi olmasına rağmen tutuk derecesinde konuşamayan biri olması sinirimi bozdu. E bari yaz. İçini dök anlat kendini be adam!
Marianne a gelince. Tam olarak klinik bir vaka. Connel kadar onun da terapiye ihtiyacı vardı. Ailesi etkisiyle kızcağız kendini bir türlü sevemiyor, lisedeki ukala tavrı kendini korumak için edindiği bir maskeden fazlası değil. Bu kadar görünmez, bu kadar değersiz hisssettirilip sağlıklı ilişki kararları alması beklenemezdi zaten. Adeta kendini cezalandırdı. Ne zaman ailesinden bir darbe yese canını yakacak, kendi değersizliğini besleyen hareketler yaptı. Marianne için çok üzüldüm. Tüm yaşadıklarına rağmen yine de zararı sadece kendisine olan hassas bir kız olarak görüyorum.
Connell için son bölümlerde iyi şeyler düşünmeye başladım. Özellikle Marianne ın aptal abisine ayar çektiği sahne, sonrasında marienne ile arabada yaptığı konuşma hoşuma gitti. İkisi de özünde iyi ama bağlanma problemleri olan insanlar. Gerçek hayat da böyle aslında. Bu bir dizi olduğu için daha uçuk örneklerle anlatılmış olsa da gerçekte de bu şekilde olan çok ilişki var.