Deniz Göktaş’ın Ölü Deniz (2026) gösterisinin uygulamada yeterince konuşulduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden, üzdüğü her kadın düşmanı yobaz için ünlü komedyen Deniz Göktaş’a teşekkür etmek istiyorum 🫡
Tam anlamıyla The Death of Socrates olmuş. Sosyopolitik esprileri güzeldi. Yer yer durağanlaşsa da bence özlediğimiz, adeta nefes aldıran siyasi şakalarla bu durağanlığı tolere edilebilir bir noktaya taşımış izlerken keyif aldım yalan yok, yobazları ve yobaz adaylarını kudurtması keyfime keyif…devamıTam anlamıyla The Death of Socrates olmuş. Sosyopolitik esprileri güzeldi. Yer yer durağanlaşsa da bence özlediğimiz, adeta nefes aldıran siyasi şakalarla bu durağanlığı tolere edilebilir bir noktaya taşımış izlerken keyif aldım yalan yok, yobazları ve yobaz adaylarını kudurtması keyfime keyif kattı 7/10
Yeni bir hikâye yazıyorum. Hikâye, açıklanamaz bir şekilde Mezopotamya’daki tüm eşek ve koyun popülasyonlarının yok olduğu; mitolojik değerlerin ise insanlığın hafızasından silindiği alternatif bir tarihi konu alacak. Bu evrende insanlar, bir anda ortadan kaybolan hayvanlar ile unutulan mitolojik mimariler arasındaki…devamıYeni bir hikâye yazıyorum. Hikâye, açıklanamaz bir şekilde Mezopotamya’daki tüm eşek ve koyun popülasyonlarının yok olduğu; mitolojik değerlerin ise insanlığın hafızasından silindiği alternatif bir tarihi konu alacak. Bu evrende insanlar, bir anda ortadan kaybolan hayvanlar ile unutulan mitolojik mimariler arasındaki gizemli bağı araştıracaklar (🛸)
Spoiler içeriyor
The Menu (2022) yapımının konusu, entelektüel görünmeye çalışan piskopat ve yobaz bir şefin, insanları gastronomik bir sunum aracılığıyla öldürmesi üzerine kurulu ancak filmde neredeyse hiçbir gerçek motivasyon kaynağı yoktu. Hiçbir insan, ne yaparsa yapsın ölümü hak etmez; fakat Dexter gibi…devamıThe Menu (2022) yapımının konusu, entelektüel görünmeye çalışan piskopat ve yobaz bir şefin, insanları gastronomik bir sunum aracılığıyla öldürmesi üzerine kurulu ancak filmde neredeyse hiçbir gerçek motivasyon kaynağı yoktu. Hiçbir insan, ne yaparsa yapsın ölümü hak etmez; fakat Dexter gibi karakterlerin motivasyonları, en azından ilkel düşünceler düzeyinde bir yere oturabiliyor bu filmde ise maalesef böyle bir motivasyon yoktu.
Tyler karakterinin ezikçe davranması olabildiğince sinirlerimi bozdu diğer yandan, yobaz şefin o el çırpışını her duyduğumda rahatsız oldum. Bir restoranda, savaş ya da kaç tepkisinden bihaber, ses çıkarmayan insanları toplamış; saçma sapan davranıyor ben olsam o tabağı çoktan başında kırmıştım. Damarıma basılmadığı sürece dişlerini gösteren biri değilim gönül rahatlığıyla korkularım olduğunu bile söylerim; ancak bu denli bir organizasyonda, böylesi davranışlar karşısında caydırıcı güç bıçak olmazdı. Margot karakterine gelecek olursak; evet, diğerlerine göre ses çıkardın ama sonuç kocaman bir sıfır The Hunt (2020) ve Kill Bill (2003) yapımlarındaki kadın karakterleri örnek almasını isterdim cheeseburger sonra da yersin. 6/10
Spoiler içeriyor
“Agnostisizm ve İlahi Tragedya” kitabını okurken çoğu yerde Diamond Tema ile aynı düşünceler içinde olsam da zıt olduğumuz birçok noktayı fark ettim. Bir yaratıcı var mı, yok mu henüz bilemiyor olabiliriz; ancak bir tanrının olması benim için önemli değil sonraki…devamı“Agnostisizm ve İlahi Tragedya” kitabını okurken çoğu yerde Diamond Tema ile aynı düşünceler içinde olsam da zıt olduğumuz birçok noktayı fark ettim. Bir yaratıcı var mı, yok mu henüz bilemiyor olabiliriz; ancak bir tanrının olması benim için önemli değil sonraki dünya var mı, yok mu henüz bilemiyor olabiliriz; fakat sonraki dünyanın olmasını istiyorum düşüncesindeyim. Ben kendimi zayıf agnostik olarak görüyorum ve düşüncelerimi savunurken bir pasifistin gerçek dışı dünyasından değil, görünenin malum gerçekleri üzerinden hareket etmek istiyorum buradan yola çıkarak yazarın, yer yer güzel ve mücadeleci kelimeler kullansa bile olabildiğince pasifist olduğunu düşünüyorum. Yazar ile ayrıştığımız bir başka konu ise din kavramı üzerine çünkü yazar, din kavramını dar bir kalıbın içine sokuyor ancak bence din, sonraki dünya ile ilgili herhangi bir şey olabilir ve bu dine inananlar, medeniyetin özgür ilerleyişini engellemediği sürece kendi sosyal yaşamlarında istedikleri gibi özgürce inanmakta özgürdür.
Bence güçlü agnostiklerin, tanrı kavramının asla bilinemeyeceğini iddia etmeleri de teizm ve ateizm kadar bir inançtır; çünkü buradaki inanç, bilinemezliğe inanmaktır bu bakımdan, bir görüşe körü körüne bağlanıp yargıyı askıya almaktansa bilimin ışığında, değişime açık temel gerçekleri savunabiliriz. Kötülük probleminden yola çıkarak düşünüyorum yazar, nasıl oluyor da tanrı’nın kesin bir şekilde iyi olması gerektiğini söyleyebiliyor şöyle de denemez mi: “tanrı, her şeye gücü yetendir ve kötüdür” çünkü iyilik ve kötülük kavramları biz insanların tanımladığı kavramlardır diğer yandan, eğer “imtihan” kavramından bahsedecek olursak, buna gereksinim duyan bir tanrı, tanrı tanımıyla her bakımdan çelişiyordur. Kitap ile ilgili son olarak söyleyebileceklerim şunlar Agnostikler için bir Tanrı Yanılgısı olmuş; ancak pasifist düşünceler ve alıntılarla mücadele boğulmuş ben karşı tarafın rezilliklerini ve agnostik düşüncenin daha detaylı bir şekilde anlatılmasını isterdim. 8/10
Son birkaç bin yıl içinde büyük bir sıçrama yaptık; hâlâ birçok kişinin aklının alamadığı ölçüde geliştik ve birçok dinden kurtulduk öyle ki eskinin hak dinleri, bugünün mitolojileri hâline geldi muhtemelen bugünün hak dinleri de geleceğin mitolojileri olacak. Dindar insanların varlığı, dinin kazandığının göstergesi değildir bunun için dünyada agnostik ve laik yaşayan insanların oranlarına bakmak gerekir benim düşünceme göre din, gün geçtikçe kaybetmektedir; zira kaybetmeye mahkûmdur çünkü bugünün dinleri, yarının mitolojisidir.
Karneades “hiç bir şeyi bilmediğimi de kesin olarak bilemem”
Spoiler içeriyor
Bir Çuval İncir, saçma sapan bir senaryoyla berbat edilmiş sorunlu davranışların aşk kavramı üzerinden pazarlanmasını da ayrıca berbat buldum Nikki isimli karakter, Bear karakterinin ölmüş kedisini kesip ona yediriyor, kendine zarar veriyor; sonra buradan aşk çıkarmaya çalışıyorsunuz, öyle mi ?…devamıBir Çuval İncir, saçma sapan bir senaryoyla berbat edilmiş sorunlu davranışların aşk kavramı üzerinden pazarlanmasını da ayrıca berbat buldum Nikki isimli karakter, Bear karakterinin ölmüş kedisini kesip ona yediriyor, kendine zarar veriyor; sonra buradan aşk çıkarmaya çalışıyorsunuz, öyle mi ? affedersiniz, ancak bu aşk değil.
Anlıyorum; birtakım şanslı insanlar haricinde, ideallerini bulamayan insanların kolay yoldan tercih ettikleri insanları elde etmek istemelerini ancak unutulmaması gereken konu, bunun karşılıklı seçimlerle ilgili olduğudur. gidilen yolda reddedilmek, aslında uyumsuzluğu göstermektedir yani bundan daha doğal bir şey yoktur işte Bear karakteri bu uyumsuzluğun farkında değildi; zira karakterin isteği de bu değildi bu yüzden çubuğun yeterince güçlü olduğunu düşünmüyorum diğer yandan, yapımda beni en çok rahatsız eden konu seslerin saçma sapan biçimde kullanılması oldu sanki sesler yapıma dublajla sonradan eklenmiş gibi hissettirdi.
Yapımda sevdiğim sahneler, Nikki karakterinin öyle ya da böyle sahiplenici olmasıydı örnek vermek gerekirse, korkutucu davranışları dışında, partideki oyunda Bear karakterinin sol tarafına geçip onu öpmek istemesi dibine kadar sahiplenici bir davranıştır. gore içerikleri izlemek hoşuma gitti; ancak her ne kadar hoşuma gitse de bu senaryoda olmamış 4/10
İspatlayamam ama senarist ve yönetmenin, kafaları güzelken kendi aralarında “Hadi Hababam Sınıfı ve Çılgın Dersane karışımı bir iş yapalım.” diye konuşup bu işi çıkardıklarını düşünüyorum. Yapımı beğenmememe rağmen çok doğal, çok 2005-2009 arası kokuyordu. Günümüz yapımlarındaki estetikli, makyajlı karakterler yerine…devamıİspatlayamam ama senarist ve yönetmenin, kafaları güzelken kendi aralarında “Hadi Hababam Sınıfı ve Çılgın Dersane karışımı bir iş yapalım.” diye konuşup bu işi çıkardıklarını düşünüyorum.
Yapımı beğenmememe rağmen çok doğal, çok 2005-2009 arası kokuyordu. Günümüz yapımlarındaki estetikli, makyajlı karakterler yerine buradaki karakterleri izlemek, öyle ya da böyle hoşuma gitti. Yapımın parçalarını da sevdim son olarak Barış Küçükgüler bir arkadaşıma benziyor :))
Lütfen artık daha fazla şiveye, yapay samimiyete ve seyirciden alkış koparma çabasına maruz kalmak istemiyorum. “hiç gülmedim” demeyeceğim; çünkü seyircilerin bazı tepkilerine ve Yasemin’in arkadaşlarının gösteriyle ilgili eleştirilerine yer yer tebessüm ettim ancak gösterinin genelinde nedenini tam açıklayamadığım ağır bir…devamıLütfen artık daha fazla şiveye, yapay samimiyete ve seyirciden alkış koparma çabasına maruz kalmak istemiyorum. “hiç gülmedim” demeyeceğim; çünkü seyircilerin bazı tepkilerine ve Yasemin’in arkadaşlarının gösteriyle ilgili eleştirilerine yer yer tebessüm ettim ancak gösterinin genelinde nedenini tam açıklayamadığım ağır bir samimiyetsizlik hissi vardı. Stand-up bana doğal, içten ve gerçekten komik gelmek yerine; fazlasıyla zorlama bir performans gibi hissettirdi.
Gösteriyi izledikten sonra Ekşi Sözlük’te Yasemin Sakallıoğlu’nun gösterisiyle ilgili yazılanlara baktım ve benzer duyguların birçok kişi tarafından da dile getirildiğini gördüm bu da izlerken hissettiklerimin yalnızca bana ait olmadığını düşündürdü. gerçekten daha fazla ne yazabilirim bilmiyorum benim için başarısız, samimiyetsiz ve komedi açısından oldukça zayıf bir gösteriydi beğenmedim 1/10