Spoiler içeriyor
Okurken gözümde film izliyormuş gibi canlı sahnelerle canlanan kitapları seviyorum. Bu da benim için onlardan birisiydi. Bazarov ne kadar kendinden nefret ettirse de çok güçlü yazılmış bir karakterdi ve antipatikliği asıl onu sevilir yapan şeydi. Çevresindekilere karşı ne kadar sivri…devamıOkurken gözümde film izliyormuş gibi canlı sahnelerle canlanan kitapları seviyorum. Bu da benim için onlardan birisiydi.
Bazarov ne kadar kendinden nefret ettirse de çok güçlü yazılmış bir karakterdi ve antipatikliği asıl onu sevilir yapan şeydi. Çevresindekilere karşı ne kadar sivri dilli olursa olsun onu hep çok sevdiler hatta bu hallerine alışmışlardı. Kitap boyunca ona çok sinirlensem de sonunun bu şekilde olmasını beklememiştim, yüreğim burkuldu açıkçası.
Kitabın başlarında Arkadi’ye odaklı okuyordum ama daha sonra her şeyin Bazarov’un etrafında döndüğünü anladım. Gerçekten o kadar güçlü yazılmış bir karakter ki onun gidişi kitapta her şeyi bir anda silikleştiriyor, evet onun da dediği gib belki Rusya önemli bir adamı kaybetmiyor ama kitap bir anda canlılığını yitiriyor.
Tüm karakterleri benimseyip sevebildim, çok gerçeklerdi.
Bunlar da altını çizdiğim yerler
Aslolan kişiliktir, sayın efendim. İnsanın kişiliği kaya gibi sağlam olmalıdır çünkü her şey onun üstüne kurulur.
Bir insan her şeyden vazgeçmeye, bütün batıl inançlarını bırakmaya hazırdır fakat örneğin, başkasının mendillerini aşıran kardeşinin hırsız olduğunu kabullenmek elinden gelecek iş değildir.
İnsan, rüzgarın esişini, güneşteki değişiklikleri, özetle her şeyi anlayabilecek durumdadır fakat bir başkasının neden burnunu kendisinden başka türlü silebileceğine akıl sır erdiremez.
Buraya geldiğimden beri sanki Gogol’ün Kaluga valisinin karısına yolladığı mektupları okumuşum gibi bir iğrenti duyuyorum.
Sevdiği varlığın gözlerinde böyle gözyaşları görmeyen bir kişi, utançtan ve borçluluk duygularından tıkanarak, bir insanın dünya yüzünde bu kadar mutlu olabileceğini henüz anlamamış demektir.
İnsanların hâlâ sözcüklere inanması olmayacak bir şey… Örneğin, birine aptal deseler ve onu dövmeseler buna üzülür. Ona akıllısın deyip tek kuruş vermeseler buna aldırmaz.
PS: kitabı sahaftan almıştım ilk 8 sayfası yoktu ben de pdften bulup okudum. Arada yazım hataları falan olsa da ilginç şekilde çevirisi kötü değildi. Okunuyordu yani. Ama belli benim okuduğum versiyon bayağı eski basım, ilk sayfalar kopmamış olsaydı öğrenirdim…
Ya neden bilmiyorum ama ben çocuk kitaplarındaki esprilere acaayip gülüyorum, böyle patlamalı çatlamalı gülüyorum. Zaten ağır bir klasik okuduysam hemen arkasından böyle kitaplar okuyorum. Dengeyi çok iyi sağlıyor. Geçen sene bir kitapçıya gidip 5-20 liralık kitaplar sepetini karıştırarak bir sürü…devamıYa neden bilmiyorum ama ben çocuk kitaplarındaki esprilere acaayip gülüyorum, böyle patlamalı çatlamalı gülüyorum.
Zaten ağır bir klasik okuduysam hemen arkasından böyle kitaplar okuyorum. Dengeyi çok iyi sağlıyor. Geçen sene bir kitapçıya gidip 5-20 liralık kitaplar sepetini karıştırarak bir sürü çocuk kitabı alıp gidiyordum. Arada bu tarz kitaplarla eğlenenler varsa Fincan Teyzenin Kurabiyeleri kitabını kesinlikle tavsiye ederim.
Ortaokulda Hanzade Servi okurken de çok gülerdim, üniversiteye geçtim hâlâ gülüyorum böyle kitaplara. Bir oturuşta bitirdim, çizimler çok güzeldi. Büyüklerin maximalistliğine tatlı bir eleştiri olmuş.
Aynı zamanda e-kitap okuyucumla okuduğum da ilk kitap oldu kendisi, Şermin Yaşar’ın diğer kitaplarını da okumak istiyorum.
Oda arkadaşımla yemek yerken absürt şeyler izlemeyi sevdiğimiz için başladığımız dizi. Her şeyle dalga geçebileceğiniz birisiyle izliyorsanız gerçekten komik yerler vardı. Özellikle son 2 bölüm gerçekten güldüm. Onun dışında aşırı uzatmışlar bazı şeyleri, baydıkça baydı. Kerem Bursin’e tapma sahnelerinde göz…devamıOda arkadaşımla yemek yerken absürt şeyler izlemeyi sevdiğimiz için başladığımız dizi.
Her şeyle dalga geçebileceğiniz birisiyle izliyorsanız gerçekten komik yerler vardı. Özellikle son 2 bölüm gerçekten güldüm. Onun dışında aşırı uzatmışlar bazı şeyleri, baydıkça baydı. Kerem Bursin’e tapma sahnelerinde göz devirmekten bir hal olduk.
Bu sahneleri hangi kafayla yazmışlar ya dediğimiz de çok yer oldu ve final sahnesi de absürttü ama günün sonunda bizi eğlendirdi mi ? Evet.
Tek başınıza izlerseniz hiç sarmaz ama onu söyleyeyim.
Spoiler içeriyor
ilk Leyla öldükten sonra çok eleştiri almıştı ve çoğu kişi hiçbir Leyla’nın ilkinin yerini tutmadığını söyleyerek diziyi bırakmıştı. Ama ben dizinin sonraki kısımlarını daha çok seviyorum. Mecnun’un tek derdinin kavuşmak olmasını, yolculuğunun hiçbir zaman bitmemesini izlemeyi seviyorum. “Çünkü Mecnun’un derdi…devamıilk Leyla öldükten sonra çok eleştiri almıştı ve çoğu kişi hiçbir Leyla’nın ilkinin yerini tutmadığını söyleyerek diziyi bırakmıştı. Ama ben dizinin sonraki kısımlarını daha çok seviyorum. Mecnun’un tek derdinin kavuşmak olmasını, yolculuğunun hiçbir zaman bitmemesini izlemeyi seviyorum.
“Çünkü Mecnun’un derdi Leyla değil, kavuşamamak zaten. Her Leyla aramanın ve kaybetmenin sonsuz döngüsü. Kavuşursa bu yolculuk sona erecek ve karakter de ‘eksiksiz’ olacağı için varoluşun anlamı kalmayacak.”
Diziyi devam ettirme şekilleri ve koşullar ne olursa olsun bize güzel bir seyir keyfi vermeleri L&M ekibi hakkında en takdir ettiğim şey.
Daha bitirmedim ama bu dizinin kalbimde hep özel bir yeri var
Spoiler içeriyor
Mental sağlığım adına okumasa mıydım ben seni... Sinirlerim alt üst oldu. Bu kitapta en çok sevdiğim şey duyguların içime işleyişi ve karakterler ne hissedip söylüyorsa onlara hak verebilişim, onlarla aynı şeyleri hissedebilişimdi. İlk psikolojik roman olmasının hakkı varmış, içime cumburlop…devamıMental sağlığım adına okumasa mıydım ben seni... Sinirlerim alt üst oldu.
Bu kitapta en çok sevdiğim şey duyguların içime işleyişi ve karakterler ne hissedip söylüyorsa onlara hak verebilişim, onlarla aynı şeyleri hissedebilişimdi. İlk psikolojik roman olmasının hakkı varmış, içime cumburlop diye oturan keder ve hüzünle bugünü Eylül okuyarak kapattım.
Süreyya ve Suat evliler, Necip de Süreyya'nın çok yakın arkadaşı. Kitap boyunca Suat ve Necip'in arasında yavaş yavaş filizlenmeye başlayan bir aşkı ve bunun onlara getirdiği ıstırapları okuyoruz. Hayır sanki ben yaşadım ıstırabı, kitap bitince kitabı bir fırlatışım var (sinirlenmiştim)
Bir Süreyya'yı haklı buluyorsunuz, bir Necip'i, bir Suat'ı. Kitap boyunca görüyorsunuz ki herkesin bakış açısından bakıldığında ve kendi düşünceleri içinde boğulduğunda ne kadar da haklı yanları var. İletişimsizliğin uğursuz bi hava gibi üstlerinde gezindiği bu Türk ev ahalisi de size o kadar yakın geliyor ki. Sanki her gün gördüğünüz acı şeylerin önünüze serilişi gibi.
Ne yazıyorum bilmiyorum da yani bitirdiğim gibi geldim çok ÖFKELİYİM SONUNA.
Spoiler vereceğim şimdi.
NASIL ÖLDÜLER YA NASIL YA NEDEN, neyse zaten sürekli acı çekiyorlardı ama yani olmuyor böyle mehmet rauf beyefendi.
Suat odanın içinde yanıyordu, Süreyya tereddüt etti içeri atlamaya. Necip atladı. Beraber can verdiler. En azından aşkları uğruna ölmenin saadet olacağını söyleyip duruyorlardı, öyle oldu sanırım. AMA NE BİLEYİM BENİ, OKUYUCUYU NEDEN TRAVMATİZE EDİYORSUNUZ EFEM. BİR SÜRE SONRA KAÇTILAR SÜREYYA DA YENİ Bİ KADIN BULDU FALAN DESENE. İLLA TRAJİK OLACAK HE?
ALLAHIM YARABBİM YA SABIR YA.
-spoiler bitti-
Her neyse yani çok güzeldi, biraz elimde süründü çünkü yoğun bir kitap bir çırpıda bitebilecek gibi değildi. Öyle okusam sindiremezdim. Şimdi de üstüne bi soda içerim. Türk edebiyatı hazımsızlığı başka bir şey. İntibahtan sonra da zor toparlanmıştım.
Ee, şey öyle işte. Mental olarak stabil olmadığınız bir dönemde okumayın.
Büyük burunların çok güzel olduğunu, hayatın spontane yaşandığında keyif verdiğini, bazen çok da sorgulamamak gerektiğini ve bir şeyler anlatmak için konuşmanın gerekmediği anlar da olduğunu hatırlatan film. Ayrıca şu dialog içime işlemiştir: a:Sanırım yaraların biraz daha iyileşmesi gerekiyor b:Ama az…devamıBüyük burunların çok güzel olduğunu, hayatın spontane yaşandığında keyif verdiğini, bazen çok da sorgulamamak gerektiğini ve bir şeyler anlatmak için konuşmanın gerekmediği anlar da olduğunu hatırlatan film.
Ayrıca şu dialog içime işlemiştir:
a:Sanırım yaraların biraz daha iyileşmesi gerekiyor
b:Ama az kalmış.
c: Her neyse, sana kesinlikle daha fazla karakter ekleyecek
Şey yani, hani, yaşanmışlıklarınızla güzelsiniz falan. Siz anladınız zaten. Beni ararsanız muhtemelen hindistandaki bi trende tatlı limonata içip bu filmi düşünüyorumdur
Spoiler içeriyor
Aklımı delireceğim gerçekten. Bu kitabın bitişi ağzımı açık bıraktı çünkü böyle bir şey beklemiyordum. Gulliver'in Gezileri'ni ilk defa okuyorum ve ben tatlış tatlış bir çocuk kitabı olduğunu düşünmüştüm. Sonunda at ırkının üstün olduğu bir ülkeye varıp kendi ırkını aşağı görmeye…devamıAklımı delireceğim gerçekten.
Bu kitabın bitişi ağzımı açık bıraktı çünkü böyle bir şey beklemiyordum. Gulliver'in Gezileri'ni ilk defa okuyorum ve ben tatlış tatlış bir çocuk kitabı olduğunu düşünmüştüm. Sonunda at ırkının üstün olduğu bir ülkeye varıp kendi ırkını aşağı görmeye başlaması ve kitabın sonunda ailesini görmek bile istememesi, onlardan nefret etmesi çok ilginçti. At ırkını bu kadar benimseyip kendisine iki at almış, üstüne de günde dört saat sohbet ediyor Gulliver. Ailesindense alışabildim "arada bir" vakit geçirmek keyifli diye bahsediyor. Hatta öyle ki kendi ırkına yani "yahoolara" dönmektense ölmeyi yeğlediğini söylüyor.
Yani beni çok etkiledi bence işi gücü bırakıp herkesin bu son hakkında konuşması gerekiyor. Ha kitap boyunca ben Gulliver'a da hiç ısınamadım sen git yıllar boyunca gez evde anca 2 ila 5 ay arası dur sonra geri git. Karısı ve çocukları nasıl dayanıyordu bilmiyorum. Madem görmeyeceksin çocuk niye yaptın?
Kitap ateşliyken görülen rüyalara benziyordu biraz yani ben sindiremedim. Filmi varmış bakayım dedim komedi filmiymiş ve sadece ilk gezi anlatılıyormuş zaten.
Son olarak da Gulliver'ın Gezileri bende Evangelion etkisi yarattı diyebilirim.
Yine bir sahaf macerası... Normalde hiç kitap almadığım kitapçıya sevgilimi beklerken vakit geçsin diye girmiştim. İkinci el kitapların olduğu sepette "Feridun Hürel" ismi dikkatimi çekti. Üç Hürel dinlemeye bayılan biri olarak içimden "NEE FERİDUN HÜREL KİTAP MI YAZMIŞ?!" diyerek kasaya…devamıYine bir sahaf macerası... Normalde hiç kitap almadığım kitapçıya sevgilimi beklerken vakit geçsin diye girmiştim. İkinci el kitapların olduğu sepette "Feridun Hürel" ismi dikkatimi çekti. Üç Hürel dinlemeye bayılan biri olarak içimden "NEE FERİDUN HÜREL KİTAP MI YAZMIŞ?!" diyerek kasaya yöneldim. Verdiğim en iyi kararlardan biriymiş.
Hayatıma sürpriz gibi giren kitaplardan birisi. İçinde sanki yakın bir dostunuzdan almışsınızcasına aklınızda yer edinecek hayat dersleri, kendinize bakıp sorgulama seansları yapacağınız sayfalar var. Karakterlerle daha okumaya başladığım ilk andan içli dışlı oluşumu, son sayfalarda bazı karakterler için yazdığım nefret nidalarından anlıyoruz.
"Elindekiyle yetin demek, umut etmeyi bırak demektir ki bu da insanın doğasına aykırıdır. Ben elinizdekiyle yetinin demiyorum. Elinizdekinin kıymetini bilin, onu yaşamayı öğrenin diyorum.
Her zaman söylediğim gibi, mutluluk öğrenilebilir bir şeydir. Yaşama sanatını öğrenmek gerekir.
Umudun bile dozunu kaçırmamalıyız. Başkayı ararken, arayışın içinde kaybolmamalı, kendi hayatımızla başkalaşmamalıyız. Aksi takdirde kendi hayatımızı ıskalar geçeriz. Umudunuzun peşinden koşun ama koşarken etrafı seyretmeyi ihmal etmeyin. "
"Arada bir tümden değişmek iyidir. Bir ömre birden fazla hayat sığdırmış olursun."
Ha bir de bir sayfada şarap nasıl içilir diye muazzam bir bilgilendirme var (lol)
Ben çok sevmiştim, eğer şarap içersem deneyeceğim. Ertan hocam anlatmış bize de uygulamak düşer.
Ayrıca son olarak, Aysel git başımızdan.
Spoiler içeriyor
Sanırım ergenliğimizi yaşarken hepimizin kafası karmakarışık oluyor. Ben 18ime bastım ve hâlâ öyle hissediyorum ama birkaç sene önceki kadar değil. Eski günlüğüm ne kadar kötü hissettiğimi anlatmamla, kafamın içinden çıkamadığımı söylemelerimle ve kim olduğumu anlayamadığım için sürekli dile getirdiğim serzenişlerle…devamıSanırım ergenliğimizi yaşarken hepimizin kafası karmakarışık oluyor. Ben 18ime bastım ve hâlâ öyle hissediyorum ama birkaç sene önceki kadar değil. Eski günlüğüm ne kadar kötü hissettiğimi anlatmamla, kafamın içinden çıkamadığımı söylemelerimle ve kim olduğumu anlayamadığım için sürekli dile getirdiğim serzenişlerle dolu. Bu kitap da öyle. Çünkü ana karakter kendisini çözmeye çalışan bir ergen ve sürekli iniş çıkışlarını anlatıyor. Erkek olma sürecini, vücudunu keşfedişini, ailesiyle yakınlaşmasını ve aşkı bulmasını okuyoruz. Benim için çok keyifliydi okumak. Sadece bir bölüm okuyacağımı söylemiştim ama son bölümü okuyup kitabın kapağını kapattığımda saat çoktan 3 olmuştu. Baktım uykum da yok rafta yorum yazma güdülerime boyun eğip buraya geldim.
Spoilerlı kısmı yazacağım şimdi.
Dante ve Aristo'nun ailelerinin tepkileri gözümü yaşarttı. Mutlu oldukları ve kendilerini sevebildikleri sürece istedikleri kişiyi sevmelerine izin verdiler. Bu senaryo şu anda benim için çok uzak geldi. Sanırım kendi ailemden duyamayacağım şeyi kitap karakterlerinin ailesinden duymak, "bu normal" denilmesi biraz yüreğimi burktu.
Aristo'nun kafası çok karışıkken Dante'ye olan aşkını kabullendikten sonra sorunlarının çoğunun çözümlenmesini sevmedim. Birden aradığı her şeyi bulmuş gibi hissetti. Belki benim kabullenmekte zorlandığım şeyler olduğundan, belki de aşk, hayatımda hiçbir zaman bu kadar önemli bir yer kaplamadığından sinirlendim. Kitabı okurken sürekli iç yüzleşme yaptığımı itiraf edeyim. Bazen karakterler size çok benzer de nefret edersiniz ya. Öyle bir şey. Ama Ari herkesin kendinden bir parça bulabileceği bir karakter bence. Kendisinin bir şarkı hakkında söylediği gibi
"I Still Haven't Found What I'm Looking For. İşte o iyi bir şarkıydı. Benim şarkım. Ama muhtemelen herkesin şarkısıydı zaten."
3 gün boyunca her gece rüzgar eşliğinde şekilden şekle girerek okuduğum o kitap. Muhtemelen 2023 yazının en akılda kalıcı anılarından olacak.
"Belki de can acısı ile iyileşmenin arasında yaşıyorduk."
Bir de, çok kötü şeyler atlatmamıza rağmen neden bazen hiç ağlayamadığımızı düşünürdüm. En azından kendim için. Sonra kitap bir bölümde cevap verdi. "Ve acı o kadar derindi ki gözyaşlarının çok ötesindeydi ve o yüzden gözleri kuruydu."
Bence okuyun. Hepimiz zaman zaman kaybolmuş hissediyoruzdur. Uzaklardan birinin elinizden tuttuğunu hissetmek güzel. Aristo ve Dante'nin el ele tutuştuğunu görmek de güzel.