3. bölümün ortasına kadar izledim, daha fazla uzatmak istemiyorum. Çok gereksiz bir depresiflik ve anlamsız gerginlik vardı yani içimi kararttı. Ayrıca Funda ne olacağını bekliyordun ki!!!
Üniversite yıllarımda bir gönül ilişkisi yaşamıştım.O zamanlar fişek gibi delikanlıydım tabi. Marksist öğretiye yeni yoldaşlar çekmek için bu çekiciliğimi sık sık kullanırdım. Solcu bıyığımın cazibesi davamızı ileriye taşıyan bir sancak gibiydi yani hehehe. Bir gün üniversitenin kütüphanesindeydim. Komünist Manifestoyu 7.kez…devamıÜniversite yıllarımda bir gönül ilişkisi yaşamıştım.O zamanlar fişek gibi delikanlıydım tabi. Marksist öğretiye yeni yoldaşlar çekmek için bu çekiciliğimi sık sık kullanırdım. Solcu bıyığımın cazibesi davamızı ileriye taşıyan bir sancak gibiydi yani hehehe.
Bir gün üniversitenin kütüphanesindeydim.
Komünist Manifestoyu 7.kez okuyordum. Kitaba kendimi vermişken oldukça alımlı bir bayan yoldaş yanıma yaklaştı.
-Merhaba, Karl Marx mı?
Başımla onaylayıp ona tatlı tatlı sırıttım. Çünkü bir yoldaş diğerine her zaman iyi davranmalıdır. Stalin'e ve Lenin'e yemin olsun ki o an kadının içindeki faşiste dair hiçbir iz görememiştim.
Bir süre sohbet ettikten sonra birbirimize numaralarımızı verdik. Akşam onu arayacağımı söyledim ve kız hakkında düşünmeye başladım. Makyaj yapmamış olması kapitalist sistemin oyunlarına gelmediğini gösteriyordu. Ayrıca esmer tenliydi,acaba bu işçi olduğunu gösteriyor olabilir miydi? Onu işçi kıyafetleri içinde düşünmek beni çok tahrik etmişti. Bir süre bu tatlı hayalle oyalandıktan sonra beni bekleyen Marx'a ihanet ettiğimi farkedip suçluluk duygusuyla kitabıma geri döndüm.
Akşam onu aradım. Sohbet ettik ve birbirimizi tanımaya başladık. Bundan hoşlandığımı farketmiştim. Tüm o sadeliği ve kapitalist sistemin beyin yıkamalarına kanmadığını düşündüren halleri beni çıldırtıyordu. Onu tekrar görmek istiyordum. Nitekim bir süre sonra birbimizden hoşlandığımızı söyledik ve beni evine davet etti.
Evine gitmek yaptığım en büyük hataydı.
Çünkü kapıdan içeri girer girmez ambiyans için koyduğu radyodan şu sesler yükselmeye başladı…
Spoiler içeriyor
Kitabın en başından beri aklımda karakterimizin ödlek olduğu düşüncesi vardı. Moira gibi bir yakın arkadaşa sahip olmasına rağmen tüm kitap boyunca ona verilen 'normalin' dışına çıkma şanslarını hep geri tepti, sevdiceği ve kızı için pek çok fırsata çekingen yaklaşmasını da…devamıKitabın en başından beri aklımda karakterimizin ödlek olduğu düşüncesi vardı. Moira gibi bir yakın arkadaşa sahip olmasına rağmen tüm kitap boyunca ona verilen 'normalin' dışına çıkma şanslarını hep geri tepti, sevdiceği ve kızı için pek çok fırsata çekingen yaklaşmasını da anlayabilirim fakat kendisine yap denildiğinde safe olacağını bildiği zamanda her türlü olaya evet demesi bana karakteri sorgulattı.
Kitabın sonunu da yazar açık bırakmış, ben şahsen Fredinki'nin bir yere varamadığını düşünüyorum. İsmini de uzun bir süre anlayamamıştım, Türkçe çevirirken mantıklı bir seçim yaparak Offred ismini Fredinki olarak çevirmişler. Bende ana karakteri rus falan sanmıştım.
Aynı şekilde kitabın sonuna kadar kadınların sömürüldüğü düzeni içinde yaşayan bir kadının gözünden okuduktan sonra bir anda erkek gözünden ve ileriki bir zamandan yazılar görmek güzeldi. 300 sayfa okuduğumuz caniliğin çoktan geçip gitmiş önemsiz bir şey olduğunu bize vurguladılar.
Ana karakterimizden benim hayatıma değen, belki sizin de hayatınıza değebilecek paragraf.
Keşke Luke burada olsaydı, bu yatak odasında, ben giyinirken, böylece onunla kavga edebilirdim. Saçma, ama istediğim bu. Bir tartışma, bulaşıkları makineye kim koyacak, çamaşırları düzeltme ve tuvaleti temizleme sırası kimde; genelde olayların gidişi göz önüne alındığında gündelik ve önemsiz bir şey. Hatta bunun hakkında, önemliydi, önemsizdi diye bile kavga edebilirdik. Ne büyük bir lüks olurdu bu.
Çünkü kapıdan içeri girer girmez ambiyans için koyduğu radyodan şu sesler yükselmeye başladı. Die Fahne hoch! Die Reihen fest geschlossen! SA marschiert mit mutig-festem Schritt. Kam'raden, die Rotfront und Reaktion erschossen, Marschier'n im Geist in uns'ren Reihen mit. O an…devamıÇünkü kapıdan içeri girer girmez ambiyans için koyduğu radyodan şu sesler yükselmeye başladı.
Die Fahne hoch! Die Reihen fest geschlossen! SA marschiert mit mutig-festem Schritt. Kam'raden, die Rotfront und Reaktion erschossen, Marschier'n im Geist in uns'ren Reihen mit.
O an ne kadar sinirlendiğimi tahmin edersiniz. Kapıyı çarpıp çıktım. Arkamdan söylediği şeyleri duymuyordum sinirden. Kendimi eve zor attım ve hemen biraz gerçek müzik açtım.
Союз нерушимый республик свободных Сплотила навеки Великая Русь. Да здравствует созданный волей народов Единый, могучий Советский Союз!
Marş beni sakinleştirirken Berline girişimizi düşünmeye başladım. Ama istemsizce kız aklımdan çıkmıyordu. Onu Polonyalı bir kadın kendimi de Sovyet askeri olarak hayal ediyor, fanteziler kuruyordum. Bu utancı size anlatamam. Duvardaki Lenin tablosu beni gözleriyle cezalandırıyor gibiydi. Bundan kurtulmak için kızı aramaya karar verdim. Yükselen libidomun etkisiyle kızla barışmam pek zor olmadı. Meğer alm*n marşı sadece tesadüfmüş. Bir süre sonra konuşmamız cinsel bir yöne doğru evrildi. Ve maalesef şu iğrenç sözleri duydum.
-Aşkım, üstünde ne var?
-Ne dedin?
-Üstünde diyorum, ne var?
O an yaptığım hatayı anladım. Kapitalist faşist düzende yetişmiş bu dişi varlık beni giydiğim elbiselere göre yargılayacaktı. Üstümdekileri beğenmezse beni kendine layık görmeyecekti.
O an ona iyi bir ders vermeliydim.
-Üstümde anlı şanlı Sovyet üniforması var,siz iyi bilirsiniz.
-Ne diyorsun anlamıyorum
-Kes sesini kahpe karı, sana yoldaş gözüyle baktığım için utanıyorum kapitalist köpek. Berline girdiğimizde dersinizi almadınız mı? Emperyalizmin uşağı seni. Şimdi git liderin ado*f piçinin resmini yala. Dava senin gibi binlerce kadına sahip.
Dedim ve keyifle telefonu kapattım. Duvardaki Lenin tablosu artık gururlu bakıyordu. Devrim gerçekleştiğinde tüm kadınlar işçi olacaktı nasılsa. O zaman istediğimi alırdım. Küba puromu içip Mao nun davaya ihanetini düşünmeye başladım.
Şuan oldukça yaşlıyım. Devrim gerçekleştiğinde yoldaşlar bu hizmetimi göz önünde bulundurup bana da işçi bir bayan yoldaş ayarlar elbet. Dava her şeyden önce gelir. Lenin'e ve Stalin'e selam olsun
Filmde Shazia’nın eşiyle yaşadığı sorunlar, üzerine ona sormadan kuma getirmesi gibi karşılaştığı haksızlıklar hatta kayınvalidesinin bu çok normal bir şeymiş gibi “kocasını paylaşan ilk kadın sen değilsin” diye Shazia’yı azarlaması ve bu durumların sonrasında hakkını aramak için verdiği mücadele filmin…devamıFilmde Shazia’nın eşiyle yaşadığı sorunlar, üzerine ona sormadan kuma getirmesi gibi karşılaştığı haksızlıklar hatta kayınvalidesinin bu çok normal bir şeymiş gibi “kocasını paylaşan ilk kadın sen değilsin” diye Shazia’yı azarlaması ve bu durumların sonrasında hakkını aramak için verdiği mücadele filmin en önemli noktalarından.
Özellikle Shazia’nın yaşadıkları karşısında geri adım atmamasını ve kendi hakkını savunmasını çok başarılı buldum. Bu süreçte babasının her zaman kızının yanında olması ve onu desteklemesi de hikâyenin en güzel taraflarından biriydi. Shazia’nın yalnız bırakılmaması ve babasının onun mücadelesine sahip çıkması olayların gidişatında önemli bir yere sahip.
Film, Shazia ile eşinin hikâyesi üzerinden sadece bir evliliği anlatmıyor; kadın hakları, adalet ve bir insanın kendi hakkını araması gibi önemli konulara da değiniyor. Ben olayların işlenişini, karakterlerin yaşadığı sürecin adım adım gösterilmesini ve özellikle Shazia’nın hakkını arama mücadelesinin merkeze alınmasını çok beğendim. Keşke sonu daha da iyi bitseydi bunun dışında gerçekten kesinlikle izlenmesi gereken filmlerden böylece bir kadın olarak sahip olduğumuz hakların değerini daha iyi anlayabiliriz.
Bir kadın hikayesi. Fleabag (dizi) karakterini sevenler bunu da begenecektir. Aslında bir kadın hikayesi olmanın da ötesinde bir cinsel saldırı mağdurunun travma ile olan ilişkisini anlatmış film. Oyuncu o kadar iyi oynamış ki zihinsel ve ruhsal kopuşlar, kendi içinde yaşadığı…devamıBir kadın hikayesi. Fleabag (dizi) karakterini sevenler bunu da begenecektir. Aslında bir kadın hikayesi olmanın da ötesinde bir cinsel saldırı mağdurunun travma ile olan ilişkisini anlatmış film. Oyuncu o kadar iyi oynamış ki zihinsel ve ruhsal kopuşlar, kendi içinde yaşadığı belki depresyon, korkular ve toplumun geri bildirimleri çok iyi yansıtılmış. Travmadan önce ve sonra farkı hiç abartıya kaçmadan ama çok gerçekçi bir şekilde hem oyuncunun, eşyanın, hem de çevrenin ışığında, duygusunda çok iyi yansıtılmış. Yönetmen ve senarist aynı zamanda başol oyuncusu olan Eva Victor çok yetenekli. Rahatsız edici durumları adeta size de yaşatıyor ama böyle bir derdi hiç yok. O duyguyu çok iyi yansıttığı için içine alıyor sizi ve empati devreye giriyor hemen.
Yer yer aşırı rahatsız edici, sinir bozucu bir atmosfer. Zaten böyle bir konu nasıl sinir bozucu olmasın ki. Sizin başınıza gelmiş bir felaket digerleri için sadece bir vaka, iş, analiz olabilir. En çarpıcı sahne üniversitedeki kadın hocaların hiç anlamadıkları halde biz de kadınız seni anlıyoruz demesiydi. Oysa bir felaketi zihinsel olarak kavramakla onun cehenneminde yanmak aynı şey değildir. Başa gelmeyince anlamıyor yani insan...
Yönetmen travma kavramını adeta somut bir şeye dönüştürmüş. Zaman kronolojik değil, çünkü travma sonrası hayatta zaman lineer akmaz. Bu nedenle bir o zamana bir bu zaman götürüyor sizi. İkincisi toplumsal alanların birçoğuna travma mağdurunun gözlerinden bakmış. Mesela hukuk davası sahnesi, üniversite sahnesi, hastane sahnesi market sahnesi, kedi sahnesi ki onun iyileşme serüveninde kedi çok önemli. Çünkü genelde biz onları kurtardık sanırız ama hayvanlar bizi kurtarır. Bunu da o kadar güzel anlatmış ki ağladım tabii ki ❤️
O boğucu, ölümü andıran çok kötü birşeyler yaşanıyor bu sokaklarda evlerde atmosferi ise bence sinema alanında deha göstergesi. Evlerin ışıkları, ormanlık alanlar, ışık daima kasvetli ve hayatın sıradanlığının rahatsız ediciliğini geri yansıtıyor sanki.
Sonunda ise yaralarımızı saranın arkadaşlık, güven, yani yine ötekinden gelecek olan ilişki ve bağ olduğunu çok güzel özetlemiş. Anlaşılmaya ihtiyacım var diyor bir mağdurun gözünden... Didik didik edilmeye, hayretler içinde kalınmasına ya da soğuk imalı yaklaşımlara değil.
Filmin bütünü travmatik bir olay yaşayan kadının iki dünyasını ele alıyor. Olaydan önce ve sonra.
Bence herkes izlemeli böyle filmleri çünkü empati duygusu gelişmeye insanlar zalimleşiyor. İnsanı anlamak için onun hikayelerini dinliyoruz değil mi? 🙂
Şuraya bıraktım, iyi seyirler
Kitabın sonunu bu şekilde beklemiyordum açıkçası, çok ani oldu bir şeyler ve umarım üçüncü kitapta Umay ve Akif Cesur yüzleşiyordur. Bir de bu kitapta birinciye nazaran timi daha az okuduk sanırım, umarım üçüncü kitapta onlara da daha fazla yer verilmiştir.…devamıKitabın sonunu bu şekilde beklemiyordum açıkçası, çok ani oldu bir şeyler ve umarım üçüncü kitapta Umay ve Akif Cesur yüzleşiyordur. Bir de bu kitapta birinciye nazaran timi daha az okuduk sanırım, umarım üçüncü kitapta onlara da daha fazla yer verilmiştir. Okunabilir bir kitap, bu tarz kitapları okuyorsanız sevebilirsiniz.
Bitiş: 23 Eylül 2026
Böyle mızmız adamları izlemeyi hiç sevmiyorum. Ne hikayesi ne karakterler ne teması ne de başka herhangi bir tarafı beni sarmadı. İzlerken inanılmaz sıkıldım.
Dramın içine çok iyi saklanmış erotizmden dolayı unutamadığım bir kitap. Belki de cinsel çekimi en iyi anlatan klasik eser olabilir :) bu kadar iyi anlatmasının sebebi de cinsel ilişki anlatımının hiç olmaması zaten. Tıpkı erotizmin, var olan çıplaklığı direkt göstermek…devamıDramın içine çok iyi saklanmış erotizmden dolayı unutamadığım bir kitap. Belki de cinsel çekimi en iyi anlatan klasik eser olabilir :) bu kadar iyi anlatmasının sebebi de cinsel ilişki anlatımının hiç olmaması zaten. Tıpkı erotizmin, var olan çıplaklığı direkt göstermek değil de dolaylı yoldan hissettirmesi gibi. Balzac'ın bu romanda tam olarak hangi ilişkisini anlattığı bilinmiyor ama sosyetede o kişiyi gizlemek için hikayeyi biraz değiştirdiğini düşünüyorum belki de sonuca ulaştırmama sebebi budur.
Genel Fransız abartısını ve rahatlığını bu kitapta da görmek mümkün. Yani Fransızlar ayrı bir dünya gerek yaşam tarzlarıyla olsun, rahatlıklarıyla olsun bunu başka hiçbir millette görebilmek pek mümkün değil.
Psikolojik derinlik arayanlar için kesinlikle kaçırılmaması gereken bi başyapıt 🤌🏻
Öğretmenliğin en zor yanı; aynı anda hem onlarca farklı hayatın sorumluluğunu yüreğinde taşımak hem de her sabah sınıfa girerken kendi hayatını kapının dışında bırakmak zorunda olmak sanırım.