Yunanistan’da geçen Attenberg, uzun zamandır izlediğim en tuhaf ve beni en çok etkileyen filmlerden biri oldu. Filmi izlerken sürekli Dogtooth’un devam filmini izliyormuşum gibi hissettim. Aslında iki film arasında doğrudan bir devamlılık yok ama bu hissin bir nedeni var: Attenberg’in…devamıYunanistan’da geçen Attenberg, uzun zamandır izlediğim en tuhaf ve beni en çok etkileyen filmlerden biri oldu.
Filmi izlerken sürekli Dogtooth’un devam filmini izliyormuşum gibi hissettim. Aslında iki film arasında doğrudan bir devamlılık yok ama bu hissin bir nedeni var: Attenberg’in yönetmeni Athina Rachel Tsangari, Dogtooth’un yapımcılarından biri. Yorgos Lanthimos da bu filmde rol alıyor. İki filmin görüntü yönetmenliğini ise Thimios Bakatakis üstleniyor. Dolayısıyla iki filmin dünyaları arasındaki o tuhaf akrabalığı hissetmek çok da tesadüf değil.
Ama Attenberg kendi dünyasını kuruyor. Özellikle karakterleriyle…
Filmdeki insanlar o kadar sıra dışı ve akılda kalıcı ki, bazen onları izlerken insan davranışlarına değil de hayvanların davranışlarına bakıyormuşum gibi hissettim. Zaten film de insan olmakla hayvan olmak arasındaki o garip sınırla sürekli oynuyor. Hayvanları taklit etmek, bedeni keşfetmek, cinsellik, yakınlık kurmak, sevmek… Bütün bunların bizi ne kadar “insan” yaptığı üzerine tuhaf ama bir o kadar da eğlenceli sorular soruyor.
Filme eşlik eden şarkılar ise benim için filmin en özel taraflarından biri oldu. Bazı şarkılar tam olarak filmin beni en çok etkileyen sahnelerinde karşıma çıktı. Sanki sahnenin söyleyemediği şeyi müzik söylüyordu. Filmin o mesafeli, garip ve zaman zaman komik atmosferinin altında çok daha güçlü bir duygusal katman olduğunu müzik sayesinde daha fazla hissettim.
Bir de bir babaya vedanın belki de izleyebileceğiniz en garip hâllerinden birine şahit oluyoruz.
Film, ölümü alıştığımız gibi büyük bir dramla anlatmıyor. Çok daha tuhaf, mesafeli ve yer yer rahatsız edici bir yerden bakıyor. Ama tam da bu nedenle etkileyici geliyor. Çünkü karakterlerin yaşadığı şeyleri bizim alıştığımız duygusal kalıplara sokmaya çalışmıyor.
Sanırım Attenberg’de beni en çok etkileyen şey de bu oldu.
Çok garip bir film. Ama hiç duygusuz değil.
Hatta tam tersine, bütün o tuhaflığın, mesafenin ve karakterlerin alışılmadık davranışlarının altında insan olmaya, hayata, ölüme ve vedaya dair oldukça güçlü bir şey var.
Attenberg, herkesin seveceği bir film olmayabilir. Ama ben bittikten sonra uzun süre karakterlerini, sahnelerini ve özellikle müziklerini düşünmeye devam ettim. Ve sanırım bazı filmler için bundan daha iyi bir şey söylemek zor.
Bir spiderman hayranı olarak bu dizinin normal bir dizi olarak gayet güzel bir yapım olduğunu ama spiderman dizisi olarak bence çok eksik ve spidermanlik göremiyoruz adamın ağ attığını 3 kere falan görüyoruz.
League of Legends oynayan oynamayan herkesin hikayeyi yoksaysan bile animasyon kalitesi olsun müzikleri olsun kesinle izlemesi gereken bir dizi hikayesini seven var sevmeyen var bence gerçekten muazzam 10/10 bir dizi sadece ekkoyu daha çok görmek onun arka hikayesini görmek cok…devamıLeague of Legends oynayan oynamayan herkesin hikayeyi yoksaysan bile animasyon kalitesi olsun müzikleri olsun kesinle izlemesi gereken bir dizi hikayesini seven var sevmeyen var bence gerçekten muazzam 10/10 bir dizi sadece ekkoyu daha çok görmek onun arka hikayesini görmek cok isterdim ama yinede 10/10 bir dizi
Stajyer 7.1/10 İnsana iyi gelen filmlerden. Sıcacık hikâyesi, samimi karakterleri ve özellikle Robert De Niro’nun hayat verdiği Ben karakteriyle yaşın, tecrübenin ve hayata yeniden tutunmanın ne kadar değerli olduğunu gösteriyor. Film boyunca dostluk, iş hayatı, güven ve insan ilişkileri üzerinden…devamıStajyer 7.1/10
İnsana iyi gelen filmlerden. Sıcacık hikâyesi, samimi karakterleri ve özellikle Robert De Niro’nun hayat verdiği Ben karakteriyle yaşın, tecrübenin ve hayata yeniden tutunmanın ne kadar değerli olduğunu gösteriyor.
Film boyunca dostluk, iş hayatı, güven ve insan ilişkileri üzerinden güzel mesajlar verirken yüzünüzde tebessüm bırakmayı da başarıyor.
Bazı filmler bittiğinde sadece hikâyesini değil, hissettirdiği duyguyu da hatırlarsınız. Stajyer de tam olarak böyle bir film.
Tecrübe asla modası geçmeyen bir şeydir..
Roman aslında sersefil bi hayatın içinden gelen eğitimsiz ve fakir bir gencin, farklı bir sınıfa ait tanrıça olarak gördüğü kadına duyduğu aşkla hayatını dönüştürmesini anlatıyor. Sevdiği kadına ulaşmak için gösterdiği insanüstü çaba onu geçmişte kendisini hor görenlerin özendiği ünlü bir…devamıRoman aslında sersefil bi hayatın içinden
gelen eğitimsiz ve fakir bir gencin, farklı bir sınıfa ait tanrıça olarak gördüğü kadına duyduğu aşkla hayatını dönüştürmesini anlatıyor. Sevdiği kadına ulaşmak için gösterdiği insanüstü çaba onu geçmişte kendisini hor görenlerin özendiği ünlü bir yazar yapsa da, bu dünyanın içine girdikçe o sınıfın yozlaşmışlığını ve hayran olduğu insanların yapmacıklığını fark eder. Tanrıçalaştırılan kadının aslında sıradan biri olduğunu anlaması ve bildikçe tükendiğini görmesiyle aşkı, inancı ve yaşama sevinci yok olur zekâsı ve iradesiyle kendi sonunu hazırlar. Arzulanan hedeflere ulaşıldığında gelen bu boşluk ve anlamsızlık duygusu, ülkemizde çoğunlukla üniversite sınavı sonrasında görülse de işe girme, terfi alma veya evlenme gibi hayatın ilerleyen basamaklarında da kendini hissettirir. Bu sendromdan kurtulmanın iki yolu vardır Ya kişinin kendine hedefler koymayıp anın ve elindekilerin kıymetini bilmesi ya da uğruna ömrün adanacağı bir yolun, örneğin sosyalizmin yolcusu olması bu kadar net ve
açık.
Okumadıysanız bu hayat dersi niteliğindeki başyapıtı muhakkak listenizin başına ekleyin çünkü hedeflere ulaşıldığında gelen o büyük boşlukla yüzleşmek ve hayatı yeniden sorgulamak için mükemmel bir fırsat sunuyor.