Spoiler içeriyor
Bu filmi izlerken en çok Jeanne’ın yüzüne bakarken ne kadar şey hissedebildiğime şaşırdım. Falconetti’nin oyunculuğu gerçekten çok etkileyici; korkusunu, çaresizliğini ve inancını sadece bakışlarından bile anlayabiliyorsun. Bir yandan da Jeanne’ın gerçekten yaşadığı yargılanmayı izlemek, filmin tarihsel tarafını daha ağır hissettiriyor.…devamıBu filmi izlerken en çok Jeanne’ın yüzüne bakarken ne kadar şey hissedebildiğime şaşırdım. Falconetti’nin oyunculuğu gerçekten çok etkileyici; korkusunu, çaresizliğini ve inancını sadece bakışlarından bile anlayabiliyorsun. Bir yandan da Jeanne’ın gerçekten yaşadığı yargılanmayı izlemek, filmin tarihsel tarafını daha ağır hissettiriyor. Müzik de özellikle bu duyguyu tamamlıyor ve bazı sahneleri daha da etkileyici hale getiriyor. Sessiz bir film olmasına rağmen hiç uzak ya da eski hissettirmedi oldukça canlıydı...
Spoiler içeriyor
Kirke benim için sadece bir mitoloji hikâyesi değil, aynı zamanda kendini bulma ve kendi ayakları üzerinde durma hikâyesiydi. Kirke’nin zamanla kimseye ihtiyacı olmadığını, kendi gücünün ve değerinin farkına varmasını okumayı çok sevdim. Özellikle zamanı geldiğinde babasına bile meydan okuyabilecek kadar…devamıKirke benim için sadece bir mitoloji hikâyesi değil, aynı zamanda kendini bulma ve kendi ayakları üzerinde durma hikâyesiydi. Kirke’nin zamanla kimseye ihtiyacı olmadığını, kendi gücünün ve değerinin farkına varmasını okumayı çok sevdim. Özellikle zamanı geldiğinde babasına bile meydan okuyabilecek kadar kendini tanıması çok güzeldi.
Hermes’in hikâyedeki yerini de sevdim. Çıkarları olsa bile Kirke’yle kurduğu dostluğun kendine has bir sıcaklığı vardı. Helios ise tam bir “Ben tanrıyım zaten.” kibriyle zaman zaman sinirlerimi test etti. 😂 Odysseus konusunda da Telemakhos’un düşüncelerine katılıyorum; dışarıdan bir kahraman gibi görünse de savaşla fazlasıyla iç içe ve kibirli bir tarafı vardı.
Ama benim favorilerimden biri Telemakhos oldu. Kirke’den sonra onu okumak en keyif aldığım kısımlardandı. Özellikle Kirke’yle yaptığı sohbetleri çok sevdim. Aralarındaki o sakin ve doğal iletişim, hikâyenin en güzel taraflarından biriydi. Kirke’nin onu dingin bir denize benzetmesi de Telemakhos’un karakterini ve Kirke’nin ona bakışını çok güzel anlatıyordu. 🥹
Kirke’nin kendi oğlu Telegonos’u kaderinden ne kadar uzak tutmaya çalışsa da sonunda bunu tamamen başaramaması da kitabın sevdiğim noktalarından biriydi. Bir annenin çocuğunu korumak istemesine rağmen onun kendi yolunu ve kaderini yaşamak zorunda kalması, hikâyeye bence çok güzel bir anlam katıyordu.
En sevdiğim şeylerden biri de kitabın mitolojiyi anlatma biçimiydi. Keşke Yunan mitolojisinde olduğu gibi Türk mitolojisinin de karakterleri, tanrıları, yaratıkları ve hikâyeleri böyle akıcı, modern ve edebî bir şekilde yeniden anlatılsa. Çünkü kendi mitolojimizde anlatılmayı bekleyen o kadar çok hikâye var ki… Kirke’yi okurken bunu bir kez daha düşündüm.
Kısacası; Kirke’nin güçlenmesini, kendini bulmasını ve kendi hikâyesinin merkezine geçmesini okumayı çok sevdim. 🧡
Kendinden daha genç ve daha iyi bir versiyonunu yaratma fikri üzerinden ilerlemesi çok hoşuma gitti. Özellikle yaşlanma ve toplumun güzellik algısını ele alış şekli bayağı etkili olmuş . Rahatsız edici sahneleri fazlasıyla vardı ama bence filmin atmosferine ve anlatmak istediği…devamıKendinden daha genç ve daha iyi bir versiyonunu yaratma fikri üzerinden ilerlemesi çok hoşuma gitti. Özellikle yaşlanma ve toplumun güzellik algısını ele alış şekli bayağı etkili olmuş . Rahatsız edici sahneleri fazlasıyla vardı ama bence filmin atmosferine ve anlatmak istediği konuyu cok iyi desteklemiş. İzlemesi rahatsız edici sahnelerden dolayı zorluyor ama sonunu büyük bir merakla izledim.
Yanlış zamanda mı izledim yoksa gerçekten beğenmedim mi bilmiyorum. İki karakterin uyumunu beğendim, fight club tarzı bir şey çıkmış ortaya, kırmızı ceket de olunca. :D Genel anlamda olay akışını beğenmedim, dövüş kısımları güzel, jenerik güzel, sonu da güzel. Ama inanılmaz…devamıYanlış zamanda mı izledim yoksa gerçekten beğenmedim mi bilmiyorum.
İki karakterin uyumunu beğendim, fight club tarzı bir şey çıkmış ortaya, kırmızı ceket de olunca. :D Genel anlamda olay akışını beğenmedim, dövüş kısımları güzel, jenerik güzel, sonu da güzel. Ama inanılmaz sıktı izlerken. 7/10
Günlerce koca balık için kendini heba ettikten sonra ondan geriye bir sey kalmamasi beni çok üzdü ve bu his bana yabanci gelmedi. Tutkuyla ve hevesle başladığımız bir işi tamda tutturmuşken her şey çok güzel oldu derken bir anda mahvolmasi dehşet…devamıGünlerce koca balık için kendini heba ettikten sonra ondan geriye bir sey kalmamasi beni çok üzdü ve bu his bana yabanci gelmedi. Tutkuyla ve hevesle başladığımız bir işi tamda tutturmuşken her şey çok güzel oldu derken bir anda mahvolmasi dehşet verici bir his...
Anya Taylor-Joy’un canlandırdığı zeki ve biraz da burnu havada Emma Woodhouse’un başkalarının aşk hayatına müdahale ederken kendi kalbini keşfetmesini konu alıyor. Pastel renk tonları, şekerci dükkanını andıran büyüleyici kostümleri ve kıvrak mizahıyla tam bir görsel şölen gibiydi. Özellikle Emma ile…devamıAnya Taylor-Joy’un canlandırdığı zeki ve biraz da burnu havada Emma Woodhouse’un başkalarının aşk hayatına müdahale ederken kendi kalbini keşfetmesini konu alıyor.
Pastel renk tonları, şekerci dükkanını andıran büyüleyici kostümleri ve kıvrak mizahıyla tam bir görsel şölen gibiydi. Özellikle Emma ile Mr. Knightley arasındaki o tatlı-sert çekim ise filmin temposunu harika tutuyor. İçinizi ısıtacak, gözlerinizi bayram ettirecek ve yüzünüzde sıcacık bir tebessüm bırakacak çok tatlı bir Jane Austen uyarlaması. Özellikle benim gibi Jane Austen hayranı bir genç kızsanız çok hoşunuza gidecektir😍
Ortalamaydı. İzlenebilir mi evet ama çok da abartılacak bir şey değildi. Büyük beklenti ile izlenmeye başlamadığı sürece sıkıntı yok. Bloom beni çoğunlukla sinir etti evde ki ergen kardeşim gibi iki tane ağzına çarpsam düzelir mi dediğim yerler çok oldu ...