Selam. Bu aralar bu diziyi izliyorum, daha 25.bölümdeyim. Ben küçükken yayınlanıyordu dublajlı hali tv'de, fakat yaşıma uygun bulmayıp izlememiştim falan :) Şimdi de öyle, bazı sahneleri atlayıp izliyorum ama genel olarak konusu, oyuncu kadrosu, akıcılığı, o eski dönemin giysileri, atlar,…devamıSelam. Bu aralar bu diziyi izliyorum, daha 25.bölümdeyim. Ben küçükken yayınlanıyordu dublajlı hali tv'de, fakat yaşıma uygun bulmayıp izlememiştim falan :) Şimdi de öyle, bazı sahneleri atlayıp izliyorum ama genel olarak konusu, oyuncu kadrosu, akıcılığı, o eski dönemin giysileri, atlar, evler vs... ve tabii ki de dizinin dilinin İSPANYOLCA olması. Şimdi bu diziyi Netfixte bulduğumda ne kadar sevindim anlatamam, altyazı olarak ingilizce ve ispanyolca altyazı seçeneği var ben orjinal dilinde ve ingilizce alt yazıyla izliyorum, çünkü daha İspanyolcayı öğrenme aşamasındayım :) Çok keyif alıyorum çünkü kadro muazzam, Franco favorimsin :)
Ve diziden çok sevdiğim bir alıntıyı bırakarak bitireyim yazımı;
" Kader, bazen bize sevdiklerimize nasıl davrandığımızı öğretmek konusunda acımasız olabiliyor"
(Fate can be cruel sometimes in order to teach us about how we treat our loved ones)
(A veces el destino nos da golpes para que aprendamos sobre cómo tratamos a nuestros seres queridos)
Blutv ücretsiz olmuş, biliyorsunuz cebimizden gitmeyecek çok mutluyum :) Saygı, Yarım Kalan Aşklar ve Masum dışında önerebileceğiniz dizi var mı? Yabancı, yerli farketmez kaliteli olsun yeterli.
Nasıl 2 ay olmuş, farketmedim fakat buraya gelip size dert yakındığımın üzerinden 2 ay geçmiş :) Yardımcı olan herkese çok teşekkür ederim. Çoktan eski düzenime dönmüş bulunmaktayım ve artık burayı da aktif bir şekilde kullanmak istiyorum.
Karşim bu nedir naptınız ya. Anlat anlat bitiremediler 1 sezonu zorla bitirdim sonrasına tahammül edemedim. Yarım bırakma huyum da hiç yoktur. Dayanamam ille de bitiriveririm ama bu kadarı da fazla. Tamam kötü değil, oyunculuklar zaten iyi ama bu kadar mı…devamıKarşim bu nedir naptınız ya.
Anlat anlat bitiremediler 1 sezonu zorla bitirdim sonrasına tahammül edemedim. Yarım bırakma huyum da hiç yoktur. Dayanamam ille de bitiriveririm ama bu kadarı da fazla. Tamam kötü değil, oyunculuklar zaten iyi ama bu kadar mı sarmaz bir dizi. Galiba böyle düşünen tek insanım. İzleyen bayılıyor arkadaş (bu tip dizi filmlerden hoşlanan biriyim normalde)
En sevdiğiniz 3-5 şiir? Ben şiir okumayı çok seviyorum. O yüzden çok fazla var. Aklıma gelen ilk beş tanesini rastgele yazıyorum. 1. Edgar Allan Poe - Kuzgun 2. Edip Cansever - Ben Ruhi Bey Nasılım 3. Şükrü Erbaş - Ömür…devamıEn sevdiğiniz 3-5 şiir?
Ben şiir okumayı çok seviyorum. O yüzden çok fazla var. Aklıma gelen ilk beş tanesini rastgele yazıyorum.
1. Edgar Allan Poe - Kuzgun
2. Edip Cansever - Ben Ruhi Bey Nasılım
3. Şükrü Erbaş - Ömür Hanımla Güz Konuşmaları
4. Charles Bukowski - Yalnızlık
5. Füruğ Ferruhzad - İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına
( buraya 100lük bir liste yazmamak için zor tuttum kendimi seçerken elim ayağım titredi ne çok güzel şiir varmış birini yazarken diğeri durup bakıyor sanki yüzüme😂)
Okumadıklarınız varsa hepsinden 1-2 cümle yazayım da ilginizi çeksinler :)
1. Kuzgun - "... ve üstünden akan lamba ışığı zemine düşürüyor gölgesini. Ve ruhum zeminde dalganan bu gölgeden bir daha asla alamayacak kendisini"
2. Ben Ruhi Bey Nasılım - "Bırakıp gidiyor anılarımı rüzgar denize bırakılmış çöpler gibi, yol kenarlarında birikmiş gereksiz eşyalar gibi, geri veriyor ve çekip gidiyor usulca."
3. Ömür hanım... - "ve güz geldi ömür hanım. dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. insanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde.
yağmur ha yağdı ha yağacak. incecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. "
4. Yalnızlık - "Kendimi çok kötü hissettiğim oldu, ama hiçbir zaman birinin odaya girip kendimi daha iyi hissetmemi sağlayacağını düşünmedim, ya da birkaç kişinin."
5. İnanalım... - "ve bu dünya
öyle insanların ayak sesleriyle doludur ki
seni öpüyorken kafalarında seni asacakları urganı örüyorlar."
( kısa bir yazı yazamıyorum galiba😂😂)
Size asla unutamayacağınız bir kitap önermek istiyorum. Ben 3 sene önce okudum ve gördüğünüz gibi unutamadım. Dönüp defalarca okudum. Diğer daha çok sevdiğim kitaplar bile asla bu kitabın yerini tutamaz. " Birbirimize olan sevgimiz gibi anne, hayatın hiç son bulmayacağı…devamıSize asla unutamayacağınız bir kitap önermek istiyorum. Ben 3 sene önce okudum ve gördüğünüz gibi unutamadım. Dönüp defalarca okudum.
Diğer daha çok sevdiğim kitaplar bile asla bu kitabın yerini tutamaz.
" Birbirimize olan sevgimiz gibi anne, hayatın hiç son bulmayacağı bir yerde..."
Her cümlesi işte böyle acıtır yüreği..
Kitabı şu an temin edecek durumda değilseniz pdf olarak okuyun. En fazla 1 saate biter. Bir saate biter de bir ömür unutulmaz. Abartmıyorum.
Sadece 37 sayfa ve içinde neredeyse her sayfada resim var. Bugün yarın okuyup bana dönüp yazın fikirlerinizi lütfen.
Biraz bilgi vereyim; Kitap, yazarı John Berger annesini kaybettikten sonra annesine yazdığı ağıt. İçinde John Berger'in ve kardeşinin çizdiği resimler de var. Bunlar daha da kitabın içine girmemizi sağlıyor.
Bir anneye nasıl veda edilir ki? Herhangi bir şeyi annesiyle artık paylaşamayacak olmanın hüznünü öyle güzel yansıtıyor ki.. Beni çok nadir kitaplar ağlatır, bu kitap öyleydi. John Berger en sevdiğim yazarlardan biri ve bu kendisinin en sevdiğim kitabı.
2016 senesinde karşıma çıkan bu cümle kitabı okumama neden olmuştu;
" Sana çok yakışan güzel giysilerinle canlanıyorsun gözümde, yüreğimde gömülü o kendine has tebessümünle gülümsüyorsun...
Dudaklarından eskilmeyen tebessümünle o yolda yürüyüşünü, köşeyi dönüşünü hayal ediyorum. Pek çok şey eskisi gibi, pek çok şeyse bambaşka. "
Lütfen gidin okuyun. John Berger'i daha önce okumadıysanız ve okuyup da kalemini severseniz diğer kitapları ile ilgili öneriler verebilirim seve seve :)
Şimdi sizinle dün gece izlediğim çok önemli, muazzam bir film hakkında konuşmak istiyorum. Lütfen zaman ayırıp okuyun. * Öncelikle filme puanım 10/10 * (10 puanı da çok çok az filme veririm) Hayat değiştirecek filmler ve kitaplar gerçekten vardır ve onlar…devamıŞimdi sizinle dün gece izlediğim çok önemli, muazzam bir film hakkında konuşmak istiyorum. Lütfen zaman ayırıp okuyun.
* Öncelikle filme puanım 10/10 *
(10 puanı da çok çok az filme veririm)
Hayat değiştirecek filmler ve kitaplar gerçekten vardır ve onlar çok nadirdir ve onlar sizin onlara yaklaşımınıza bakar. Hayatınızı değilse bile bakış açınızı değiştirebilir ve bu da hayat demektir.
Ben artık insanlara bakmaya değil, onları görmeye, hikayeleri okumaya değil anlamaya, bomboş oturmaya değil elimden gelen her şeyi yapmaya karar verdim.
Albert Camus çok sevdiğim yazarlardan ve film Camus alıntısı ile başladı, üstelik bir tahtaya bu alıntı yazılarak;
- "And never have I felt so deeply at one and the same time so detached from myself and so present in the world" -
- "Ve hayatımda aynı anda hiç böylesine kendimden kopmuş ve bir o kadar da kendimde hissetmemiştim."
Muazzam bir alıntı, muazzam bir başlangıç.
Film baştan sona muazzam. Öncelikle içinde gerçekten inanılmaz güzel monologlar, replikler, kitap alıntıları var. Vermek istedikleri mesajlar ve verme şekilleri eksiksiz.
Adrien Brody bakışlarıyla, gözleriyle, yürüyüşüyle, yavaş sesle konuşurkenki sakinliğiyle, öfkelenirkenki o bağıran sesiyle oynuyor.
Öğretmenin ders dediği sınıf, okul, diğer öğretmenler, hepsinin hikayeleri, "hepimizin sorunlarımız var"ın canlı kanıtları, aşırıya kaçmış bir cümlenin insan hayatındaki etkisini, çocukların becerilerini görmezden gelmenin onlara nasıl tesir ettiğini, insanların iç dünyalarına uzanan eller ve bu ellerin onlara ne kadar acımasızca dokunduğunu, insanları yargılayarak dışlayarak ne içlerinde, ne dışlarında onlara yaşayacak bir alanı nasıl bırakmadığımızı, insanların gündelik sorunlarını nasıl bir eve, nasıl bir işe, nasıl bütün bir topluma taşıdığını ve bunların bir toplumu ne kadar körelttiğini, ne kadar duyarsızlaştırdığını, çocukken yaşadıklarımızın bütün bir hayatımıza nasıl yayıldığını, birini sadece anlayarak ve sadece elimizden gelen küçücük şeyleri yaparak nasıl hayata kazandırdığımızı veya anlamayarak, ya da anlamakla hiçbir şeyi değiştiremeyerek nasıl hayattan mahrum bıraktığımızı, elimizden gelen her şeyi yapmamız gerektiğini ya da yapsak bile bir şeylerin asla değişemeyeceyini yüzümüze çarpan, bütün bu mesajları ve dahasını sadece 1.5 saate sığdıran bir başyapıt bu.
Yaşanacak bir hikaye kalmamışsa, yeni bir anı biriktiremiyorsak yazacak bir şeyimiz kalmaz, buna dair bir sahne vardı ve çok vurucuydu.
Öğretmenin yazılarında kullandığı cümleler, sınıfta anlattıkları çok etkileyiciydi. O kadar çok ekran görüntüsü aldım ki gerçekten kitap okuyormuşsunuz da altını çiziyormuşunuz gibi bir film bu. Sanat dediğimiz şeyin kanıtı.
Ayrıca Ray LaMontagne - Empty çok sevdiğim bir şarkıdır ve tam zamanında bir anda çalmaya başladı. Harikaydı.
İnsan hayatı ucuza alınmamalıdır, sadece etten ve kemikten ibaret değilizdir, okumalıyız, öğrenmeliyiz, birine küçük bir yardımımız dokunabilecekse eğer bunu yapmalıyız çünkü yaptığımız ve yapmadığımız en küçük şeylerin bile bir hayatı kurtardığını ve mahvettiğini bilmeliyiz. Bunları duyuyoruz ama film gözümüze sokuyor, ruhumuza kazıyor.
İzlerken ağlamadım, bittikten sonra ağladım, bir saat oturup düşündüm, sonrasında hiçbir şey yapamadım sadece Edgar Allan Poe okudum, filmdeki sahneleri, özellikle son sahneyi defalarca izledim. Çok fena sarsıldım hala da kendime gelemiyorum..
Biraz ayrıntılardan bahsetmek istiyorum, bundan sonrasında hafif spoiler var, bence tat kaçıracak şeyler değil ama yine de izlemeyenler nasıl uygun görürlerse öyle yapsınlar okuyup okumama konusunda.
Edgar Allan Poe en sevdiğim yazar ve şairlerdendir. Son sahnedeki Usher Evinin Çöküşü hikayesinden alıntı gerçekten tüylerimi diken diken etti, gözümde yaşlar bıraktı. 5 kez izledim sahneyi. Bazı cümlelerin kısaltılması, ilave edilmiş 1-2 cümle, Adrien Brody'nin okurkenki ses tonu, yavaş yavaş okuması, cümlelerin zaten anlatılamayacak kadar kusursuz oluşu, okulun yıkılışı eşliğinde bir çöküş öyküsünü dinlememiz... her şey eksiksizdi. İzlediyim en güzel son sahneydi.
Elimde olsa her sahneyi ayrı ayrı yorumlardım. Öğretmen Henry ile yolda bulduğu hayatı mahvolmuş kızın baba kız ilişkisi de harikuladeydi.
Henry ile dedesinin anıları, şimdi yaşananlar ve onu affettiğine/ affetmediğine dair verilen mesajlar beni o kadar etkiledi ki.
Bu filmin her sahnesi üzerinde bir kitap yazılır, bir film çekilir. Her filmin bir ya da birkaç güzel sahnesi olur ama bence bunun her sahnesi muazzamdı.
Camus ile başlayıp Poe ile bitti...
Sevmediğim tek şey çekim olabilir. Bazen birinin peşinde koşuyormuş gibi az kalsın titreyen kamera, mekanı tam yansıtamamak, bir anda zoom yapmak filan filmin büyüsünü bozar gibiydi ama belki de bunlar da bir teknikdir ve "Kopma" bunu gerektiriyordur. Kim bilir.
Eğer sonuna kadar okuyan olursa lütfen yorum bıraksın. Burada yeniyim ve 1-2 kişiden fazlasına ulaşacağını sanmıyorum bu gönderinin ama içimden yazmak geldi, engel olamadım, umarım boş yapmadım :)